İçeriğe geç
Yöntemler

AuDHD'li birinin yakını olmak: ne işe yarıyor?

Hem otizm hem DEHB tanısı olan birinin partneri, arkadaşı ya da iş arkadaşıysan ne yardımcı oluyor, ne zarar veriyor? Somut cümleler ve pratik düzenlemeler.

6 dakika okumaOrta
Bu yazıda 9 bölüm var

Yakınında hem otizm hem DEHB tanısı olan biri varsa, muhtemelen en çok zorlandığın şey tutarsızlık gibi görünen kısımdır.

Plan yapmayı seviyor ama plana uymuyor. Kalabalıktan bunalıyor ama evde durmaktan sıkılıyor. Bir konuya aylarca gömülüyor, sonra o konudan hiç bahsetmiyor. Bir sürprizi coşkuyla karşılıyor, bir başkasında günü mahvoluyor.

Bende otizm tanısı yok, kendime koyacak da değilim. Bu yazıyı hem DEHB tarafını içeriden bilen biri olarak hem de araştırmayı okuyarak yazıyorum. Amaç bir sabır listesi vermek değil; hangi düzenlemenin gerçekten işe yaradığını anlatmak.

Önce çelişkinin kaynağı

Bu tabloda iki ihtiyaç aynı anda masada duruyor ve birbirine ters yöne çekiyor.

Otizm tarafı öngörülebilirlikten fayda görüyor: ne olacağını bilmek, aynı anda işlenecek bilgi miktarını düşürüyor. DEHB tarafı ise aynı düzen tanıdık hale gelir gelmez ondan sıkılıyor ve motivasyon düşüyor.

Antshel ve Russo'nun (2019) derlemesi bu birlikteliğin istisnai olmadığını ve tek yöne göre kurulmuş desteklerin neden yetmediğini anlatıyor.

Pratik sonucu şu: gördüğün tutarsızlık genellikle bir karakter özelliği değil, iki ihtiyacın sırayla konuşması. Ayrıntısını AuDHD yazısında ele aldım.

Anlaşılamama çift taraflı

Bu, yakınlar için en önemli bilgi olabilir.

Milton (2012), otizmli ve otizmli olmayan insanlar arasındaki anlaşılamamanın tek taraflı bir yetersizlik olmadığını, karşılıklı bir uyumsuzluk olduğunu öne sürdü. Crompton ve arkadaşlarının (2020) çalışması bunu deneysel olarak destekledi: bilgi aktarımı otizmli kişilerden oluşan zincirlerde de otizmli olmayan zincirlerde de benzer biçimde korunurken, karma zincirlerde belirgin biçimde bozuldu.

Bunun senin için anlamı şu: "ben normal konuşuyorum, o anlamıyor" cümlesi eksik. İki taraf da birbirini okumakta zorlanıyor.

Uyum tek taraflı olduğunda bütün yük karşı tarafta kalıyor ve o yükün adı maskeleme. Cage ve Troxell-Whitman (2019), maskelemenin yoğunluğunun ve bağlamlar arasında sürekli mod değiştirmenin ruh sağlığında daha kötü sonuçlarla ilişkili olduğunu bildiriyor.

Yani evde maskelemek zorunda kalmamak, gerçek ve ölçülebilir bir fark yaratıyor.

En çok işe yarayan beş şey

Bunları işe yaradığını gördüğüm sıraya göre yazıyorum.

Belirsizliği düşür. Planı erken söyle. Saat, yer, süre ve kimlerin olacağı. "Akşam bir şeyler yapalım" cümlesi belirsiz; "sekizde şu kafede, üç kişiyiz, on birde kalkarız" cümlesi kullanılabilir.

Değişikliği önceden haber ver. Sürpriz iyi niyetli olabilir ama hazırlığı bozuyor. Değişiklik kaçınılmazsa mümkün olan en erken anda ve sebebiyle birlikte söyle.

İma etme, söyle. "İstersen gelme" cümlesi iki tarafta da yanlış anlaşılıyor. Ne istediğini açıkça söylemek kabalık değil, kolaylık.

Yazılı kanalı meşru say. Zor konuyu yazarak açmak kaçış değil. Yazıda işlem yükü düşük, geri dönüp okuma imkanı var ve anlık tepki baskısı yok.

Toparlanma süresini tanı. Yoğun bir günün ardından gelen sessizlik bir küslük değil. Bunun ne olduğunu erime, kapanma ve DEHB'deki duygu patlaması yazısında anlattım.

Bu beş maddenin ortak noktası şu: hiçbiri fedakarlık istemiyor. Hepsi bilgi akışıyla ilgili. En çok işe yarayan müdahaleler genellikle duygusal değil, lojistik oluyor ve bu, konuyu konuşmayı da kolaylaştırıyor. "Sana daha çok anlayış göstereceğim" cümlesi ölçülemez ve bir hafta sonra unutuluyor; "planı en geç bir gün önceden söyleyeceğim" cümlesi ölçülebilir ve tutulabilir.

En çok zarar veren beş şey

Bunlar iyi niyetle yapılıyor ve tam da bu yüzden fark edilmiyor.

"Bu kadar şeye bu kadar tepki mi?" Bu cümle olayın tetikleyicisini son olay sanıyor. Oysa tepki, gün boyunca birikmiş yükün faturası.

Sözlü emir yağmuru. Kapıdan girer girmez arka arkaya üç iş söylemek. Çalışma belleği o an zaten dolu; üçünden biri kalıyor ve unutulan ikisi tartışma konusu oluyor. Yazmak bunu çözüyor.

Sürpriz misafir, sürpriz plan. Niyet güzel, sonuç hazırlığın çökmesi.

"Ama az önce iyiydin." Maskeleme yorucu olduğu için bir süre sonra düşüyor. İyi olmak, kapasitenin sınırsız olduğu anlamına gelmiyor.

Bitmeyen "neden" soruları. Zorlanma anında açıklama isteme, çünkü dil işleme o an en pahalı iş. Açıklama sakin bir günde yapılır.

Yakınına en büyük iyiliği, kriz anında değil, kriz olmadığı günlerde yapıyorsun. O günlerde kurulan anlaşmalar kriz anında iş görüyor.

Ev düzeni için somut öneriler

Mekanizma farkı, düzen farkına çevriliyor. İkisini birden gözeten birkaç şey:

  • İskelet sabit, içerik serbest. Yemek saati sabit, yemek ne olacağı serbest. Yürüyüş saati sabit, rota serbest. Öngörülebilirliğe ihtiyaç duyan tarafı da yeniliğe ihtiyaç duyan tarafı da aynı anda idare eden ender formül bu.
  • Bir oda ya da bir köşe hiç değişmesin. Duyusal olarak dinlendiren şey tanıdıklık. Eşyaların yerini habersiz değiştirmemek küçük ama büyük bir şey.
  • Sessiz alan olsun. Kulaklık takılıyken konuşmamak gibi basit bir anlaşma, gün içinde birçok yüklenmeyi engelliyor.
  • Görev listesi yazılı olsun. Sözlü hatırlatma hem unutuluyor hem denetleniyormuş hissi veriyor. Ortak bir liste ikisini birden çözüyor.
  • Çıkış hakkı olsun. Bir ortamdan erken çıkmanın önceden kabul edilmiş bir yolu olsun. Bu, kalabildiği süreyi uzatıyor.

Bu düzenlemelerin rutin tarafını otizmde ve DEHB'de rutin farkı yazısında, duyusal tarafını otizmde ve DEHB'de duyusal farklar yazısında ayrıntılandırdım.

İletişimde kullanılabilecek cümleler

Somut cümleler soyut tavsiyelerden daha çok işe yarıyor, o yüzden birkaç tane bırakıyorum.

  • "Planı değiştirmem gerekiyor. Sebebi şu. Yeni hali şu. Ne zaman konuşabiliriz?"
  • "Şimdi konuşalım mı, yoksa yazıp göndereyim mi?"
  • "Şu an cevap vermen gerekmiyor. İstediğinde dön."
  • "Bunu senin için mi yapayım, birlikte mi yapalım, yoksa sen mi hallediyorsun?"
  • "Bugün kapasiten ne durumda?"

Son soru bana en çok yarayanı. Tek başına bir gün planını kurtarabiliyor, çünkü tahmin etmeyi bırakıp sormayı öne alıyor.

İletişim tarafının DEHB'ye özgü kısmını DEHB'li biriyle nasıl iletişim kurulur yazısında yazdım.

Kendi sınırını da koru

Bu bölümü atlamak kolay ama atlanmaması gerekiyor.

Yakını olmak bir bakım rolü değil. Her şeyi sen üstlenirsen iki şey birden oluyor: sen tükeniyorsun ve karşındaki de kendi sistemini kurmuyor.

Birkaç somut sınır: her hatırlatmayı sen yapma, bunun yerine dışarıdan bir sistem kurulmasını destekle. Her sosyal ortamda çevirmenlik yapma. Kendi dinlenme sürene sahip çık. Ve anlaşmazlıkları tanıya yıkma alışkanlığından kaçın; her tartışma bir belirti değil, bazıları sadece tartışma.

İlişki tarafında yükün nasıl dağıldığını iki DEHB'li bir ilişki ve evlilikte ebeveyn çocuk dinamiği yazılarında ele aldım.

Bu dinamik sinsi bir biçimde kuruluyor. Önce yardımcı olmak için bir işi üstleniyorsun, sonra o iş kalıcı olarak sana geçiyor, sonra hatırlatan kişi oluyorsun ve bir noktada ilişkinin tonu değişiyor. Karşındaki denetlenen, sen denetleyen konumuna düşüyor ve ikiniz de bundan mutsuz oluyorsunuz. Bunu engelleyen şey, işleri kişiye değil sisteme devretmek: ortak bir liste, takvim uyarısı, otomatik ödeme, yazılı bir anlaşma. Sistem hatırlatınca ilişkide kimse denetçi olmuyor.

Tanı senin işin değil

Bunu net yazayım.

Yakınında bu yazıdaki tabloları görüyor olman bir tanı anlamına gelmiyor ve tanıyı sen koyamazsın. Bir kişiye "bence sende otizm var" demek, iyi niyetle söylense bile genellikle kapıyı kapatıyor.

İşe yarayan şey gözlem paylaşmak: "Kalabalık yerlerden sonra toparlanman uzun sürüyor gibi geliyor, bunu sen de fark ediyor musun?" Bu cümle bir teşhis değil, bir kapı.

Değerlendirmeyi merak ediyorsa sürecin nasıl işlediğini yetişkinlikte otizm tanısı nasıl konur ve yetişkin DEHB tanısı nasıl konur yazılarında anlattım. İki başlığın nerede ayrıştığını da DEHB ile otizm aynı şey mi yazısında yazdım.

Son olarak

Bu yazıdaki hiçbir öneri, karşındakini rahat ettirmek için kendini silmen anlamına gelmiyor.

İşe yarayan şeylerin çoğu aslında herkes için iyi: erken haber vermek, açık konuşmak, yazılı iletişim, gerçekçi planlar. Bu düzenlemeler bir ayrıcalık değil, iyi bir ilişkinin zaten olması gereken hali.

Bir de beklentiyi doğru kurmakta fayda var. Bu düzenlemeler her şeyi çözmüyor. Zor günler yine olacak, planlar yine bozulacak, bazı akşamlar yine kimse konuşamayacak. Hedef sıfır sürtünme değil; sürtünmenin sebebini doğru okumak ve gereksiz olanını azaltmak. Bunu yapabilen ilişkilerde asıl değişen şey olayların sayısı değil, olaylardan sonra ne kadar sürede toparlandığınız oluyor.

Ve bir cümleyle bitireyim: karşındaki insanın sana en çok ihtiyaç duyduğu şey anlayış gösterisi değil, tahmin edilebilir olman.