İçeriğe geç
Yöntemler

Özel ilgi alanı ile hiperodak arasındaki fark

Otizmdeki özel ilgi alanı ile DEHB'deki hiperodak dışarıdan benziyor. Süre, seçilebilirlik, kimlikle ilişki ve sönme biçimi üzerinden ayrımı anlatıyorum.

6 dakika okumaOrta
Bu yazıda 9 bölüm var

Bir konuya gömülüp saatlerce başını kaldırmamak, iki tabloda da anlatılan bir şey. Dışarıdan aynı görünüyor: masa dağınık, saat geçmiş, yemek unutulmuş, telefon susmuş.

Ama bir yıl sonra bakınca fark ortaya çıkıyor. Bir tarafta o konu hala orada ve derinleşmiş durumda. Diğer tarafta konu bir sabah ölmüş ve geriye satın alınmış malzemeler ile yarım kalmış bir kurs kalmış.

Bende otizm tanısı yok, kendime koyacak da değilim. Hiperodak tarafını kendi DEHB tanım üzerinden biliyorum ve yarım kalmış kurs listem uzun. Özel ilgi alanı tarafını araştırmadan aktarıyorum.

Hiperodak: kavramın durumu

Önce dürüst bir not: hiperodak, klinik bir tanı terimi değil.

Ashinoff ve Abu-Akel'in (2021) derlemesi bu noktayı açıkça koyuyor. Kavram otizm, DEHB ve şizofreni bağlamlarında sık anılıyor, ama tanımı çalışmadan çalışmaya değişiyor ve üzerinde uzlaşılmış bir ölçüm yöntemi yok. Derleme, hiperodağı bir göreve tam kapılma ve bu sırada geri kalan her şeyi dışarıda bırakma hali olarak tarif ediyor ve alanın standart bir tanıma ihtiyacı olduğunu vurguluyor.

Yani hiperodak gerçek bir deneyim, ama üzerine kurulu iddiaların bir kısmı araştırmanın önünde koşuyor. Bunu bilmek, internetteki kesin cümlelere karşı bir tampon.

Deneyim tarafını hiperodak nedir yazısında ayrıntılı yazdım.

Özel ilgi alanı: otizm tarafında ne biliniyor

Otizm tanı ölçütlerinde yoğunluğu ya da odağı olağandışı olan kısıtlı ilgi alanları yer alıyor. Burada anahtar kelime "kısıtlı" değil, "yoğunluk".

Grove ve arkadaşlarının (2018) çalışması bu alana somut bir katkı yaptı. Otizmli yetişkinlerde yaklaşık üçte iki oranında özel ilgi alanı bildirildi. Daha önemlisi şu: özel ilgi alanına içsel bir motivasyonla bağlanmak, daha yüksek öznel iyilik hali ve sosyal ilişki ile boş zaman gibi alanlarda daha yüksek doyumla ilişkili çıktı.

Aynı çalışmada bir sınır da göründü: çok yüksek yoğunlukta bağlanma, iyilik haliyle olumsuz ilişkiliydi. Yani ilgi alanının kendisi bir sorun değil, ama her şeyin yerine geçmesi bir sorun.

Bu bulgu, özel ilgi alanlarını "düzeltilmesi gereken bir davranış" olarak gören eski yaklaşımın neden yanlış olduğunu gösteriyor.

Aynı çalışmada erkeklerin kadınlardan daha sık özel ilgi alanı bildirdiği de görülüyor. Bu farkın gerçek mi yoksa bildirime mi bağlı olduğu tartışmalı: içeriği daha alışıldık görünen bir ilgi alanı, hem çevre tarafından hem kişinin kendisi tarafından "özel" sayılmayabiliyor. Bir kadının yıllarca süren edebiyat ya da hayvan ilgisi çoğu zaman bir kişilik özelliği gibi okunuyor. Bunu kadınlarda otizm ve DEHB yazısında ayrıca ele aldım.

Monotropizm: neden bu kadar derine iniliyor

Murray, Lesser ve Lawson (2005), otizmde dikkatin az sayıda kanala yoğun biçimde aktığını öne sürdüler ve buna monotropizm adını verdiler.

Bu çerçeveye göre kısıtlı ilgi örüntüsü ayrı bir belirti değil, dikkatin çalışma biçiminin doğal sonucu. Bir kanala girdiğinde çok derine iniyorsun; çıkmak ise pahalı, çünkü kanal değiştirmek gerekiyor.

Bu bir tanı ölçütü değil, açıklayıcı bir çerçeve ve hala tartışılıyor. Ama iki şeyi aynı anda açıklaması işe yarıyor: hem ilgi alanının derinliğini hem geçişlerin zorluğunu. Geçiş tarafını otizmde ve DEHB'de yürütücü işlevler yazısında ele aldım.

Beş ayrım noktası

Pratikte ayrımı yapan şeyler şunlar.

Süre. Özel ilgi alanları yıllarca, bazen ömür boyu sürebiliyor. Hiperodak dönemleri haftalar ya da aylar sürüyor. Bende en uzunu dört ay dayandı.

Seçilebilirlik. İkisi de tam olarak seçilemiyor, ama farklı biçimde. Hiperodakta hangi konuya kapılacağını seçemiyorsun ve gerekli olan işe kapılamıyorsun; bu, sınav haftasında mutfak dolabını düzenlemenin sebebi. Özel ilgi alanında ise konu zaten belli, mesele ondan çıkabilmek.

Sönme biçimi. Hiperodak söner ve genellikle ani söner. Bir sabah kalkıyorsun ve konu ölmüş oluyor. Özel ilgi alanları daha istikrarlı, dönem dönem yoğunluğu değişse de geri dönülüyor. Bu farkın gündelik halini hobi mezarlığı ve yarım kalan kurslar yazılarında yazdım.

Kimlikle ilişki. Özel ilgi alanı çoğu zaman kişinin kim olduğunun parçası haline geliyor. Hiperodak konuları geçtikten sonra geriye çoğu zaman bir kimlik bırakmıyor, malzeme bırakıyor.

İçerik. Hiperodak konuları genellikle yeniliğe bağlı, yani yeni olduğu için ilginç. Özel ilgi alanları yeni olduğu için değil, kendisi için ilginç olmaya devam ediyor.

En kullanışlı soru şu: bu konuyu bir yıl sonra hala anlatıyor olacak mısın? Yoksa bir yıl sonra o konudan bahsedilince şaşıracak mısın?

İkisi aynı kişide olursa

Burada tablo karmaşıklaşıyor ve tanıdık bir çelişki üretiyor.

Aynı kişi yıllardır süren derin bir ilgi alanına sahip olabiliyor ve aynı zamanda her ay yeni bir hevese kapılıp bırakabiliyor. İkisi çelişmiyor: biri zemin, diğeri dalga.

Bu birleşim bazen şöyle de görünüyor: özel ilgi alanının içinde hiperodak dönemleri yaşamak. Konu sabit kalıyor, ama alt konular hızla değişiyor ve her biri bir süre sonra sönüyor. Bu tabloyu AuDHD yazısında ele aldım.

Bir başka birleşim biçimi daha var ve kendine has bir acısı oluyor: derin bir ilgi alanına sahip olup ona düzenli olarak dönememek. Konu duruyor, sevgi duruyor, ama başlatma ve geçiş zorluğu araya giriyor. İnsan kendi sevdiği şeyden mahrum kalıyor ve bunun sebebi ilgisizlik değil. Bu tabloyu anlatanların sık kurduğu cümle şu: "En çok sevdiğim şeye aylardır dokunmadım ve neden bilmiyorum."

Üstün zeka bu tabloyu nasıl bulanıklaştırıyor

Bu kısmı kendi tanım üzerinden yazabiliyorum, çünkü bende DEHB'nin yanında üstün zeka tanısı da var.

Hızlı öğrenen biri bir konuya girdiğinde kısa sürede çok yol alıyor. Dışarıdan bu, derin ve istikrarlı bir ilgi gibi görünüyor. Ama gerçekte olan şey bazen şu: konu hızlı tükendiği için ilgi de hızlı ölüyor. Öğrenecek yeni bir şey kalmadığında motor duruyor.

Bu, benim yıllarca kendimi yanlış okumama sebep oldu. "Her şeye ilgim var" diye düşünüyordum; olan şey hiçbir şeye uzun süre ilgim olmamasıydı. Farkı DEHB zekayı etkiler mi yazısında ayrıca tartıştım.

Zararlı olan ne, olmayan ne

Bu ayrım önemli, çünkü iki tarafta da "bu iyi mi kötü mü" sorusu yanlış kuruluyor.

Grove ve arkadaşlarının (2018) bulgusu net: özel ilgi alanları genel olarak iyilik haliyle olumlu ilişkili. Yani bir konuya derinlemesine bağlı olmak kendi başına bir sorun değil, çoğu zaman bir kaynak.

Hiperodak da öyle. İşimin bir kısmını hiperodak sayesinde yapıyorum ve dijital strateji işinde bir konuya günlerce gömülebilmek doğrudan bir avantaj.

Sorun olan şey ikisinde de aynı: ihmal. Yemeğin, uykunun, randevunun, insanların ve diğer işlerin dışarıda kalması. Zarar konudan değil, konunun her şeyin yerine geçmesinden geliyor.

Yönetmek için ne işe yarıyor

Ortadan kaldırmayı hedeflemiyoruz. Kenarlarını çiziyoruz.

  • Dışarıdan sınır koy. İçeriden alarm kurmak işe yaramıyor, çünkü alarmı kapatıp devam ediyorsun. Başka birinin araya girmesi, evden çıkmayı gerektiren bir randevu ya da fiziksel bir kesinti daha etkili.
  • Temel ihtiyaçları önceden hallet. Yemeği önceden hazırlamak, suyu masaya koymak. Gömüldükten sonra bunlar yapılmıyor.
  • Girmeden önce bitiş belirle. "Bu bölümü bitirince kalkacağım" cümlesi, saate kurulan alarmdan daha çok tutuyor.
  • Geçişe süre ayır. Çıkmak bir anda olmuyor. Araya on beş dakikalık bir tampon koymak, sonraki işi kurtarıyor. Geçiş güçlüğü yazısında bunu anlattım.
  • İlgiyi işe bağla. Konuyu tamamen bırakmak yerine, işinin bir parçası haline getirebiliyorsan hem yoğunluk hem verim kalıyor. Hiperodakla kendi kendine öğrenmek yazısı bu tarafı ele alıyor.
  • Söndüğünde kendini suçlama. Hiperodağın sönmesi bir karakter kusuru değil. Geriye kalan malzemeyi elden çıkarmak da bir yenilgi değil.

Değerlendirmede bu nasıl soruluyor

Tanı sürecinde bu başlık doğrudan sorulan şeylerden biri ve sorulma biçimi de anlamlı.

Sorulan şey genellikle "neye ilgin var" değil. Sorulan şey şu: bu ilgi ne kadar sürdü, çocukluktan beri mi var, gündelik hayatını kısıtlıyor mu, konu dışına çıkabiliyor musun, başkalarıyla ilişkinde nasıl bir yer tutuyor.

Süreklilik ve kısıtlayıcılık burada belirleyici oluyor. Sürecin genelini yetişkinlikte otizm tanısı nasıl konur yazısında anlattım.

Bir de şu var: bu sorular bir sınav değil. Kendi cevaplarını önceden yazmak, odada hazırlıksız yakalanmayı engelliyor ve unutulan şeyleri azaltıyor. Bir konuya ne zaman başladığını, kaç yıl sürdüğünü ve hayatının hangi kısmını kapladığını hatırlamak, o an düşünülerek yapılabilecek bir şey değil.

İkisinin neden karıştırıldığını DEHB ile otizm aynı şey mi yazısında, yakının bu yoğunluğa nasıl davranabileceğini AuDHD'li birinin yakını olmak yazısında ele aldım.