İçeriğe geç
Yöntemler

Erime, kapanma ve DEHB'deki duygu patlaması farkı

Meltdown ve shutdown nedir, DEHB'deki ani duygu patlamalarından nasıl ayrılıyor? Tetikleyiciler, seyir, toparlanma süresi ve o anda ne yapılacağı.

7 dakika okumaOrta
Bu yazıda 9 bölüm var

Üç farklı sahne var ve üçü de dışarıdan "kendini kaybetti" diye okunuyor.

Birincisinde biri ağlıyor, bağırıyor, kendini yere atıyor ya da odayı terk ediyor. İkincisinde biri hiçbir şey yapmıyor: konuşmuyor, hareket etmiyor, soruya cevap vermiyor. Üçüncüsünde biri bir anda parlıyor, on dakika sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor.

Bu üç sahnenin adları ayrı ve mekanizmaları da ayrı. Karıştırıldığında yanlış müdahale yapılıyor ve yanlış müdahale hepsini uzatıyor.

Bende otizm tanısı yok, kendime koyacak da değilim. Üçüncü sahneyi kendi DEHB tanım üzerinden biliyorum; ilk ikisini araştırmadan aktarıyorum.

Erime (meltdown) nedir

Erime, otizm bağlamında tarif edilen ve kapasitenin aşılmasına verilen bir tepki. Duyusal yük, sosyal yük, belirsizlik ve birikmiş yorgunluk üst üste geldiğinde ortaya çıkıyor.

En sık karıştırıldığı şey öfke nöbeti ve aradaki fark kritik: öfke nöbeti amaca yönelik, yani bir şey elde etmek için yapılıyor ve izleyici gerektiriyor. Erime amaca yönelik değil. Kimse izlemiyorken de oluyor ve kişi onu durdurmayı en az çevresi kadar istiyor.

Phung ve arkadaşlarının (2021) çalışmasında otizmli çocuk ve gençlerle yapılan görüşmelerde bu ayrım doğrudan dile getiriliyor. Küçük bir nitel çalışma, yani genelleme yapmak için değil anlamak için değerli. Anlatılanların ortak noktası şu: uyarılar önceden var, ama fark edilmiyor ve bir eşik geçildikten sonra geri dönüş mümkün olmuyor.

Kapanma (shutdown) nedir

Kapanma, aynı aşırı yüklenmenin içe doğru giden hali.

Dışa vuran bir şey yok. Konuşma duruyor, hareket azalıyor, soruya cevap gelmiyor, kişi çekiliyor. Dışarıdan bakan biri küslük, ilgisizlik ya da inat görüyor.

Bu yüzden kapanma erimeden daha az anlaşılıyor ve daha az destek alıyor. Erimede en azından bir şey olduğu belli oluyor; kapanmada hiçbir şey olmuyormuş gibi görünüyor.

Kapanma sırasında en sık yapılan hata konuşmayı artırmak oluyor. "Bir şey söyle", "ne oldu", "bana kızgın mısın" gibi sorular, dil işlemenin zaten en pahalı olduğu anda daha çok dil işleme talep ediyor. Sonuç genellikle kapanmanın uzaması.

İki tablo aynı kişide sırayla da görülebiliyor: bir erime, ardından saatlerce süren bir kapanma. Yani ikisi birbirinin alternatifi değil, aynı aşırı yüklenmenin iki farklı ucu olabiliyor.

Phung ve arkadaşlarının (2021) görüşmelerinde bu tabloların bir ataletle ve daha uzun süreli bir tükenmeyle iç içe anlatılması dikkat çekici. Yani tek tek olaylar değil, bir birikmenin görünen ucu.

DEHB'deki duygu patlaması nedir

Buradan kendi tarafımdan konuşabiliyorum.

Duygu düzenleme DEHB tanı ölçütlerinde madde olarak yer almıyor, ama araştırmada merkezi bir yer tutuyor. Shaw ve arkadaşlarının (2014) derlemesi, duygu düzenleme güçlüğünün DEHB'de yaşam boyu yaygın olduğunu ve işlevselliğe önemli bir katkı yaptığını ortaya koyuyor.

Gündelik hali şöyle: duygu hızlı geliyor, büyük geliyor ve ara basamak atlanıyor. Rahatsızlıktan öfkeye giden yolda orta seviye yok. Sonra genellikle hızlı sönüyor ve geriye utanç kalıyor.

Tetikleyiciler tanıdık: beklemek, engellenmek, sözünün kesilmesi, işin yarıda kalması, eleştiri ve özellikle reddedilme hissi. Bu sonuncusunun ayrı bir adı var: disforik reddedilme duyarlılığı.

Bu tarafı DEHB'de duygu düzenleme ve DEHB'de öfke patlamaları yazılarında ayrıntılı yazdım.

Farklar nerede

Dört başlıkta toplanıyor.

Tetikleyici. Erime ve kapanmada tetikleyici genellikle birikmiş yük: duyusal girdi, belirsizlik, sosyal yorgunluk. Son olay çoğu zaman küçük ve orantısız görünüyor, çünkü asıl yük öncesinde birikmiş. DEHB'deki patlamada tetikleyici genellikle o anki olay: engellenme, bekleme, reddedilme hissi.

Hız. DEHB'de patlama çok hızlı geliyor. Erime ve kapanmada genellikle bir tırmanma dönemi var, fark edilse müdahale edilebilir bir pencere bulunuyor.

Sönme. DEHB'de duygu hızlı geçiyor. Bunun garip bir yan etkisi var: sen unutuyorsun, karşındaki unutmuyor. Erime ve kapanmada sönme çok daha yavaş.

Toparlanma. En ayırt edici fark burada. DEHB'de olay bitince kapasite büyük ölçüde geri geliyor. Erime ve kapanmada sonrasında saatler, bazen günler süren bir tükenme bildiriliyor.

Bu dört başlığın hiçbiri tek başına ayırt edici değil ve hiçbiri bir tanı ölçütü değil. Ama birlikte bakıldığında bir örüntü çıkıyor ve o örüntü, o an ne yapılacağını belirlemeye yetiyor. Zaten pratikte ihtiyaç duyulan şey de tanı değil, doğru müdahale.

Ayrımı yapmanın en pratik yolu şu soru: olay bittikten sonra kişi ne kadar sürede yeniden işlevsel hale geliyor?

Duyusal tarafın payı

Erime ve kapanma tartışmasının en somut kısmı bu.

Robertson ve Baron-Cohen'in (2017) derlemesi, otizmde duyusal işlemenin farklılaştığını ve gelen bilginin ayıklanmasının zorlaşabildiğini anlatıyor. Bunun bir sonucu, gün boyunca sessizce biriken bir yük.

Bu birikim görünmüyor. Kişi gün boyunca iyi idare ediyor gibi görünüyor ve akşamüstü küçük bir şey her şeyi devirebiliyor. Dışarıdan "bu kadar şeye bu kadar tepki mi?" diye görünen sahne, aslında bütün günün faturası.

DEHB'de de duyusal yüklenme oluyor ama anlatılan seyir genellikle farklı: yüklenme, o an tahammülü düşürüyor ve patlama eşiğini aşağı çekiyor. İki tabloda duyusal tarafın nasıl ayrıştığını otizmde ve DEHB'de duyusal farklar yazısında, gündelik halini duyusal aşırı yüklenme yazısında ele aldım.

O anda ne yapmalı

Bu bölüm hem kendin hem yakının için.

Erime ya da kapanma sırasında:

  • Konuşmayı azalt. Soru sorma, açıklama isteme, mantık yürütme. Dil işleme o an zaten zorlanıyor ve her cümle yükü artırıyor.
  • Uyaranı düşür. Işığı kıs, sesi kapat, kalabalıktan uzaklaştır.
  • Dokunma, izin almadan yaklaşma.
  • Güvenliği sağla ve bekle. Hızlandırmaya çalışmak uzatıyor.
  • Sonrasında hemen konuşma. Çözümleme için ertesi güne bırak.

DEHB'deki patlama sırasında:

  • Mesafe koy. Fiziksel olarak odadan çıkmak en işe yarayan şey.
  • O anda karar verme, mesaj atma, konuşmayı sürdürme.
  • Sönmesini bekle. Dakikalar içinde geçiyor ve o dakikalarda söylenen her şey sonra pahalıya mal oluyor.
  • Sonrasında konuş ve mutlaka onar. Sen unutuyor olabilirsin, karşındaki unutmuyor.

İkisinde de işe yaramayan şey aynı: "Sakin ol" demek.

Öncesinde ne yapmalı

Asıl iş burada. Üçü için de en etkili müdahale, o an değil, öncesinde yapılan.

  • Yükü ölç. Bir hafta boyunca gün içinde neyin biriktiğini yaz. Çoğu insan tetikleyicinin son olay olmadığını bu listede görüyor.
  • Uyarı işaretlerini öğren. Kulakların çınlaması, cümle kurmanın zorlaşması, elin titremesi, sese tahammülün düşmesi. Bu işaretleri tanımak müdahale penceresi açıyor.
  • Bütçe kur. Yoğun bir günün ardına iş koyma. Toparlanma süresi takvimin kalemi.
  • Çıkış planı olsun. Bir ortama girerken nasıl çıkacağını bilmek, orada kalabildiğin süreyi uzatıyor.
  • Bir kaçış odası belirle. Evde, işte, mümkünse her yerde. Nereye gideceğini önceden bilmek, o anda karar vermek zorunda kalmamayı sağlıyor.
  • Yakınına önceden anlat. Kriz anında açıklama yapılamıyor. Açıklama sakin bir günde yapılır.

Son maddenin nasıl yapılacağını AuDHD'li birinin yakını olmak ve partnerine DEHB'ni anlatmak yazılarında yazdım.

Sonrasındaki utanç

Üç tabloda da ortak olan şey bu ve en az konuşulan kısım.

Olaydan sonra gelen şey genellikle utanç oluyor. "Yine yaptım", "herkes gördü", "beni böyle bilecekler". Bu utanç, bir sonraki olayın eşiğini düşürüyor, çünkü sürekli tetikte olmak kapasiteyi tüketiyor.

Buradan çıkmanın yolu olayı yok saymak değil, onarmayı öğrenmek. Kısa ve somut bir onarım cümlesi, uzun bir özür metninden daha işe yarıyor: ne olduğu, neyin tetiklediği, bir sonraki sefer için ne yapılacağı.

Bu tarafı utanç ve öz şefkat yazısında ele aldım.

Ayrımı neden yapıyoruz

Bunu bir sınıflandırma merakı için yazmadım. Ayrım pratik bir işe yarıyor: müdahale seçimine.

Erime ve kapanmada en işe yarayan şey uyaranı düşürüp beklemek. DEHB'deki patlamada en işe yarayan şey mesafe koyup sönmesini beklemek ve sonra onarmak. İkisi birdeyse ikisi de gerekiyor ve hangisinin devrede olduğunu anlamak zaman alıyor.

İkisinin bir arada bulunduğu tabloyu AuDHD yazısında, iki başlığın genel farklarını DEHB ile otizm aynı şey mi yazısında ele aldım.

Pratikte en çok işe yarayan şey, bu ayrımı olayın ortasında değil öncesinde yapmak. Kendi örüntünü bir kez yazıya dökmek, o an düşünmek zorunda kalmamayı sağlıyor. Tek bir kağıt yeter: hangi işaretler geliyor, ne yapılmalı, ne yapılmamalı. Kriz anında kimse yeni bir şey öğrenemiyor; ancak daha önce yazılmış olanı uygulayabiliyor.

Ve şunu ekleyeyim: bu yazı bir tanı rehberi değil. Kendinde ya da yakınında bu tabloları görüyor olman bir tanı anlamına gelmiyor. Değerlendirme uzmanın işi ve tekrar eden, hayatı kısıtlayan bir örüntü varsa o kapıyı çalmak makul.