İçeriğe geç
Yöntemler

DEHB'li biriyle nasıl iletişim kurulur?

Yakınında DEHB'li biri olanlar için pratik bir yazı: neyin gerçekten işe yaradığı, hangi cümlelerin geri teptiği ve sınırın nerede durduğu.

5 dakika okumaOrta

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Bu yazıda 7 bölüm var

Bu yazıyı masanın öbür tarafından yazıyorum. DEHB'li olan benim; anlatacaklarım, bana söylenen hangi cümlelerin işe yaradığını ve hangilerinin bir konuşmayı bir saniyede bitirdiğini bilmemden geliyor.

Baştan bir şey söyleyeyim: burada yazanların hiçbiri “her şeye katlan” anlamına gelmiyor. Sınır meselesine sonda geleceğim ve orada oldukça net olacağım.

Bir de şunu kabul edeyim: bu yazıyı yazarken kendimi savunma isteğiyle uğraştım. Çünkü bu konuda okuduklarımın çoğu, DEHB'li kişiyi yönetilmesi gereken bir şey gibi anlatıyor. Öyle bir metin yazmak istemedim.

İşe yarayan üç şey

1. Sözlü söylediğini yazılı da gönder.

Listede en çok işe yarayan madde bu.

Kofler ve arkadaşlarının (2010) çalışması, DEHB'de çalışma belleği kapasitesinin daha sınırlı olduğunu gösteriyor. Sözlü verilen bilgi, gerektiği kadar akılda kalmayabiliyor. Bana söylenen bir şeyi duyuyorum, anlıyorum, hatta o anda tekrar edebiliyorum. Yirmi dakika sonra orada olmuyor.

Yazılı olan bilgi bu sorunu tamamen ortadan kaldırıyor. Bir mesaj, bir not, bir takvim daveti.

Bunu birini çocuk yerine koymak diye okuma. İletişimi işe yarayan kanala taşımak diye oku.

2. Tek seferde tek konu.

“Çıkarken çöpü at, dönüşte ekmek al, bir de kargoyu sor” üç ayrı iş ve büyük ihtimalle biri kaybolacak. Kaybolan da genelde ortadaki oluyor.

Üçünü ayrı ayrı ve yazılı söylemek, üçünün de yapılmasını sağlıyor. Farkı yaratan çabanın miktarı değil; bilginin elde tutulabilir halde olması.

3. Unutmayı umursamamakla karıştırma.

İlişkilerdeki en büyük yanlış anlama bu ve en çok canımı yakan da bu.

Bir şeyi unutmak, o şeyin önemli olmadığı anlamına gelmiyor. Hatırlamak ve önemsemek farklı sistemler; biri aksarken diğeri gayet çalışıyor olabiliyor. Ben en çok önemsediğim şeyleri de unutuyorum ve unuttuğumu fark ettiğim an, karşımdakinden çok daha sert bir cümleyi kendime söylüyorum.

“Unuttuysan demek ki umursamıyorsun” cümlesi karşı tarafta savunma doğurmuyor; utanç doğuruyor ve utanç konuşmayı bitiriyor.

“Unuttum” bir mazeret gibi duyuluyor. Çoğu zaman bir tarif.

Geri tepen şeyler

Uzun ve çok maddeli talimatlar. Üçüncü maddeden sonrası kayboluyor. Konuşurken ilk maddeyi tutmaya çalışıyorum ve o çabayla gerisini kaçırıyorum.

Ani konu değişikliği. Bir konudan diğerine geçmek DEHB'de ayrı bir iş ve o geçişin bir bedeli var. Ayrıntısını geçiş güçlüğü yazısında anlattım.

Odaklanmışken bölmek. Karşındaki hiperodak halindeyse bölünme neredeyse fiziksel bir rahatsızlık gibi geliyor. Acil değilse beklemek ya da “on dakikaya bir şey soracağım” demek büyük fark yaratıyor.

“Herkes biraz öyle.” İyi niyetle söyleniyor ve bir kapıyı kapatıyor. Bu cümleyi duyduğumda anlatmayı bırakıyorum, çünkü devam edersem kendimi savunuyormuşum gibi hissediyorum.

“Sadece biraz daha çabalasan.” Zaten çabalıyor. Görünmeyen şey sonuç değil, çabanın kendisi.

Geçmişi listelemek. Bir tartışmada bütün eski unutmaları saymak, o an çözülebilecek bir meseleyi çözülemez hale getiriyor. Liste başladığı anda konuşma bir savunmaya dönüşüyor.

Dinlemiyor gibi görünmeyi ciddiye almak. Gözün kaçması, başka bir yere bakmak, ayak sallamak; bunlar çoğu zaman dinlemeyi sürdürme çabasının parçası. O tarafı ilişkide dinlemiyor gibi görünmek yazısında anlattım.

Duygusal tarafı

Beheshti ve arkadaşlarının (2020) meta analizi, yetişkin DEHB'de duygu düzenleme güçlüklerinin belirgin biçimde daha yaygın olduğunu ortaya koyuyor. Wehmeier ve arkadaşlarının (2010) derlemesi de sosyal ve duygusal alandaki zorlanmanın yaşam kalitesi üzerindeki etkisini özetliyor.

Pratikte bu şu demek: bir eleştiri, söyleyenin beklediğinden çok daha sert karşılanabiliyor ve tepki daha uzun sürebiliyor. Bende bir cümlenin etkisi bazen iki gün kalıyor.

İşe yarayan şeyler:

  • Zamanlamayı seç. Yorgunken ya da kapıdan yeni girilmişken zor bir konuşma açmamak.
  • Davranışı konuş, kişiyi değil. “Bugün faturayı kaçırdık” ile “sen hep böylesin” arasında dağlar kadar fark var. Birincisi çözülebilir bir şey tarif ediyor.
  • Duygu yükseldiğinde ara ver. Tepki büyüdüğünde konuşmayı sürdürmek işe yaramıyor. Aynı konuşma bir saat sonra bambaşka gidiyor ve bu, konuşmaktan kaçmak sayılmıyor.
  • Tepkiden sonrasına yer bırak. Sert bir tepkinin ardından pişmanlık genelde çok hızlı geliyor. O aralıkta “geçti mi” diye sormak, kapıyı açık tutuyor.

Sınır kısmı

Bu bölümü atlarsam yazı dürüst olmaz.

Anlayış göstermek, evin bütün yükünü üstlenmek anlamına gelmiyor. DEHB bir açıklama sunuyor; sorumluluğu ortadan kaldırmıyor. Bunu DEHB'li taraf olarak yazıyorum ve arkasında duruyorum.

Sağlıklı olan ayrım şu:

  • Yöntem esnetilebilir. Nasıl hatırlayacağı, hangi kanalla iletişim kuracağı, işi hangi sırayla yapacağı.
  • Sorumluluk esnetilmez. İşin yapılıp yapılmadığı.

Yani “sana her seferinde ben hatırlatırım” uzun vadede yürümüyor. “Bunu hatırlatacak bir sistem kur” yürüyor. Birincisi bir süre sonra iki tarafı da yoruyor.

Sürekli hatırlatan taraf olmak, ilişkiyi ebeveyn-çocuk ilişkisine çeviriyor ve bu ikisi için de kötü. Sözlükte ilişki asimetrisi diye geçiyor. Bu dinamiğin nasıl kurulduğunu evlilikte DEHB ve ebeveyn-çocuk dinamiği yazısında ele aldım.

İş yerinde çalışıyorsa

Bu yazının çoğu yakın ilişkiler için yazıldı ama aynı ilkeler iş ortamında da geçerli ve orada uygulanması daha kolay, çünkü zaten yazılı bir kültür var.

Birlikte çalıştığın kişi için en çok fark yaratan üç şey şunlar:

  • Toplantı çıktısını yaz. Konuşulanları üç madde halinde mesajla göndermek, kimin neyi üstlendiğini net kılıyor ve bu herkesin işine yarıyor.
  • Sözlü işi tek başına bırakma. Koridorda söylenen bir iş, kaydedilmemiş bir iş demek. Bunu bir kusur saymak yerine kanalın zayıflığı olarak düşün.
  • Teslim tarihini aralık olarak değil nokta olarak ver. “Bu hafta içinde” belirsiz bir ifade; “perşembe 17.00” bir çapa.

Tanıyı yeni öğrendiysen

Yakınındaki kişi tanıyı yeni aldıysa bir süre her şey DEHB'ye bağlanacak. Bu geçici bir dönem ve iki taraf için de kafa karıştırıcı.

O dönemde işe yarayan tek şey, neyin ne olduğunu birlikte ayırmak. “Bu DEHB mi, yoksa ikimizin anlaşamadığı bir konu mu?” sorusunu sormak, tanıyı bir kalkan olmaktan çıkarıyor.

Tanının nasıl anlatıldığı ve karşı tarafın ne beklemesi gerektiği ayrı bir konu; partnerine DEHB'ni anlatmak yazısı ona ayrılmış.

Son bir şey

Bana en çok iyi gelen cümle, anlayışlı bir cümle olmadı. Pratik bir cümle oldu: “Yazıyorum, unutursan diye.”

O cümlede suçlama yok, acıma yok, ders verme yok. Yalnızca durumu kabul etmek ve ona göre davranmak var.

İletişimde aradığım şey sanırım bu: halimin anlaşılması değil, halime göre davranılması.

Sık sorulanlar

DEHB'li biriyle iletişimde ne işe yarıyor?
Üç şey: sözlü söylenen her şeyi yazılı da göndermek, tek seferde tek konu konuşmak ve unutmayı umursamamakla karıştırmamak.
Ne geri tepiyor?
Uzun ve çok maddeli talimatlar, ani konu değişiklikleri, herkes biraz öyle gibi geçiştirici cümleler ve unutulan bir şeyi karakter meselesi yapmak.
Unutmak umursamamak mı?
Değil. Unutma, hatırlamayı sağlayan sistemle ilgili; niyetle değil. İkisini ayırmak ilişkiyi koruyan en önemli ayrım.
Sınır koymak gerekir mi?
Gerekiyor. Anlayış göstermek, bütün yükü üstlenmek anlamına gelmiyor; sınır iki tarafı da koruyor.

Bu yöntem sende ne yaptı?

İşaretin bu tarayıcıda saklanıyor. Sunucuya yalnızca sayı gidiyor, kim işaretledi tutulmuyor.

Yazar hakkında

Cansu, DEHB ile yaşayan bir yetişkin. Uzmanlığı yok; elindeki tek şey kendi denediği yöntemler ve kendi gündelik deneyimi. Bir yöntem onda tuttu diye sende tutar mı, bilinmez. Ondan gitmeyen bir şey senin işine yarayabilir.

Buradaki hiçbir şey tıbbi tavsiye, tanı ya da tedavi yerine geçmez. İlaç, doz ve tedavi kararları hekiminle konuşulacak şeyler. Daha fazlası.

Kaynaklar3
  1. Wehmeier, P. M., Schacht, A., & Barkley, R. A. (2010). Social and emotional impairment in children and adolescents with ADHD and the impact on quality of life. Journal of Adolescent Health, 46(3), 209-217.↩
  2. Kofler, M. J., Rapport, M. D., Bolden, J., Sarver, D. E., & Raiker, J. S. (2010). ADHD and working memory. Journal of Abnormal Child Psychology, 38(2), 149-161.↩
  3. Beheshti, A., Chavanon, M.-L., & Christiansen, H. (2020). Emotion dysregulation in adults with ADHD: A meta-analysis. BMC Psychiatry, 20, 120.↩

Bu yazı 16 Eylül 2026 tarihinde güncellendi.

Yeni yazılardan haberdar ol

Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.