DEHB ve hiperodak: kendi kendine öğrenmek, sonra bırakmak
Bir konuya günlerce dalıp sonra hiç açmamak. Hiperodakla kendi kendine öğrenmenin iyi tarafını, merakın neden söndüğünü ve bırakınca kalan suçluluğu yazdım.
Bu yazıda 7 bölüm var
Bir konuya giriyorum. İlk gün iki makale okuyorum. İkinci gün o konunun kendi terimleriyle düşünmeye başlıyorum. Dördüncü gün aklımda altı açık sekme, üç not dosyası ve o konuda kurmak istediğim bir şey var.
Üç hafta sonra o dosyaları açmıyorum.
Bu döngü hayatımın büyük kısmında vardı ve uzun süre onu bir karakter özelliği sandım: hevesli ama sebatsız. Bugün daha karışık bir yerden bakıyorum. Bildiğim birçok şeyi bana kimse öğretmedi, kendim buldum. O bulmanın motoru da çoğu zaman bu dalışlardı.
Bu yazı hiperodakla kendi kendine öğrenmenin iyi tarafını, bırakınca kalan suçluluğu ve ikisinin arasında bir yer bulma denemesini anlatıyor. Hiperodağın ne olduğunu genel olarak hiperodak yazısında anlatmıştım; burada yalnızca öğrenme tarafına bakıyorum.
Hiperodak ölçülebiliyor mu
Önce dürüst bir not. Hiperodak kelimesi DEHB topluluğunda çok kullanılıyor ama bilimsel tarafı ince. Konuyu derleyen bir gözden geçirme, hiperodağın otizm, şizofreni ve DEHB bağlamında sık anılmasına rağmen bilişsel ve nöral işleyişine dair araştırmanın sınırlı olduğunu vurguluyor (Ashinoff ve Abu-Akel, 2021).
Ölçmeye çalışan çalışmalar da var. Yetişkin Hiperodak Anketi adıyla yeni bir ölçek geliştiren araştırmacılar, biri pilot biri tekrar olmak üzere iki ayrı örneklemde, DEHB belirtisi yüksek yetişkinlerin daha fazla hiperodak bildirdiğini buldu. Bu fark okul, hobiler ve ekran başında geçen zaman gibi farklı alanlarda görüldü (Hupfeld ve ark., 2019). Veriler öz bildirime dayanıyor, yani insanların kendi deneyimlerini nasıl anlattığını ölçüyor. Yine de "bende böyle oluyor" cümlesinin boşlukta durmadığını gösteriyor.
Kendi kendine öğrenmenin bana uyan tarafı
Okulda öğrenmek bir sıraya bağlıydı: önce bu ünite, sonra şu ünite, sınav şu tarihte. Kendi kendine öğrenmede sıra yok. Merakın gittiği yere gidebiliyorsun.
Bu, DEHB'li bir zihin için büyük bir rahatlama. İlginin olduğu yerde dikkat kendiliğinden geliyor. Sıkıcı bir giriş bölümünü atlayıp en çok merak ettiğin soruya doğrudan gidebiliyorsun. Geri bildirim de hızlı: bir şeyi okuyup hemen denediğinde işe yarayıp yaramadığını görüyorsun.
Mesleki olarak başarılı DEHB'li yetişkinlerle yapılan küçük bir nitel çalışmada katılımcıların anlattığı olumlu yanlar arasında yüksek enerji, yaratıcılık ve hiperodak da yer alıyor (Sedgwick ve ark., 2019). Çalışma altı kişiyle yapılmış; bir genelleme sayılmaz, bir tanıklık sayılır. Bu tür tanıklıkların ne kadar kolay bir "süper güç" anlatısına dönüşebildiğini güçlü yanlar meselesi yazısında tartışmıştım.
Kendi kendine öğrenirken dikkatimi zorlamıyorum. Dikkatimin gittiği yolu takip ediyorum.
Merak neden sönüyor
Beni en çok rahatlatan açıklama DEHB literatüründen gelmedi; merak üzerine yazılmış eski bir makaleden geldi. George Loewenstein merakı, bilgimizde bir boşluk fark ettiğimizde doğan bir yoksunluk hissi olarak tanımlıyor. Aynı makale merakın bazı özelliklerine de dikkat çekiyor: yoğun olması, geçici olması, dürtüsellikle ilişkisi ve giderildiğinde çoğu zaman hayal kırıklığı bırakması (Loewenstein, 1994).
Bu tarif benim dalışlarımı neredeyse birebir anlatıyor. Bir konuya girdiğimde boşluk büyük ve çekici. Birkaç gün içinde en merak ettiğim sorular cevaplanıyor. Boşluk kapanınca yoksunluk hissi de gidiyor. Geriye kalan şey, o alanda gerçekten iyi olmak için gereken yavaş ve tekrarlı kısım. Sözlükte bunun bir karşılığı var: yeniliğin sönmesi.
Yani bırakmak bir irade çöküşünden çok merakın doğal ömrünün bitmesi olabiliyor. Loewenstein'ın makalesi bütün insanlar için yazılmış, DEHB'ye özel bir iddiası yok. DEHB'deki fark belki şurada: yenilik ve ilgi, sürdürmeyi taşıyan neredeyse tek yakıt olduğunda, merak bittiğinde devam etmek için başka bir şey kalmıyor.
Bırakmak bir başarısızlık mı
Uzun süre her bırakılan konuyu bir kayıp olarak saydım. Yarım projeleri, açılmayan not dosyalarını, bir daha bakılmayan kitapları. Hobi mezarlığı yazısında bu suçluluğun malzeme tarafını anlatmıştım.
Öğrenme tarafında bugün kendime başka bir soru soruyorum: bu konuyu ne için öğreniyordum?
Bazı dalışlar zaten yalnızca merak içindi. Bir alanın nasıl çalıştığını anlamak istedim, anladım, çıktım. Bu tamamlanmış bir iş. Geriye kalan bilgi başka bir yerde, başka bir soruda karşıma çıkıyor ve çoğu zaman beklemediğim bir bağlantı kuruyor.
Bazı dalışlar ise gerçekten ihtiyaç duyduğum bir beceri içindi. O zaman bırakmak bir bedel üretiyor ve orada merak dışında bir yapı kurmam gerekiyor.
İki türü birbirine karıştırmamak, suçluluğun büyük kısmını ortadan kaldırıyor.
Dalışı işe yarar kılmak
Hiperodağı durdurmaya çalıştım; tutmadı. Denemeye değer bulduğum şey, dalışın başına ve sonuna küçük işaretler koymak.
Girmeden önce soru yaz. "Bu konuyu öğreneceğim" yerine "şu üç soruya cevap arıyorum". Sorular cevaplandığında dalışın bir bitiş çizgisi oluyor ve bıraktığımda neyi tamamladığımı biliyorum.
Tek sayfalık harita. Onlarca not dosyası yerine tek bir sayfa: öğrendiğim ana fikirler, hâlâ açık sorular, bir sonraki adım. Üç hafta sonra döndüğümde bu sayfa beni sıfırdan başlamaktan kurtarıyor.
Çıkış notu. Konuyu bıraktığımı fark ettiğimde iki satır: nerede kaldım, dönersem ilk ne yaparım. Bırakmak bir kopuş olmaktan çıkıp bir duraklamaya dönüşüyor.
Bir çıktı. Öğrendiğimi birine anlatmak, bir sayfa yazmak ya da küçük bir şey yapmak. Çıktısı olan dalış zihinde bir yere yerleşiyor.
Dışarıdan bir süre işareti. Dalış sırasında zaman tamamen kayboluyor. Bir alarm ya da başka birinin "saat kaç oldu" demesi, gecenin üçünü bulmamı engelliyor.
Hızlı öğrenmenin bıraktığı boşluklar
Hiperodakla öğrenmenin bir de az konuşulan tarafı var: hızlı öğrenilen şeyde delikler kalıyor.
Merakın gittiği yere gittiğimde en ilginç soruya doğrudan atlıyorum. Temel kavramları, sıkıcı giriş bölümlerini, "bunu herkes bilir" diye geçilen kısmı çoğu zaman atlıyorum. Birkaç gün sonra o alanın ileri düzey bir tartışmasını takip edebiliyorum ama çok basit bir soruya takılabiliyorum. Dışarıdan bakan biri için bu tuhaf bir tablo. Benim için de bazen utanç verici.
Bir de erken güven meselesi var. Bir konuya yoğun biçimde birkaç gün dalınca o konuyu bildiğimi hissediyorum. Bu his çoğu zaman gerçek bilgiden hızlı geliyor. Öğrendiğim şeyi birine anlatmaya kalktığımda ya da bir işte uygulamaya çalıştığımda nerede boşluk olduğunu görüyorum.
Bu yüzden dalışın sonuna iki küçük kontrol eklemeyi denemeye değer buluyorum.
Temeller listesi. O alanda yeni başlayan birinin mutlaka bilmesi gereken beş on kavramı bir kaynaktan bulup kendime sormak. Bildiklerimi geçiyorum, bilmediklerime kısa bir zaman ayırıyorum. Bu, dalışın atladığı yerleri sonradan doldurmanın en ucuz yolu.
Anlatarak sınamak. Konuyu hiç bilmeyen birine beş dakikada anlatmaya çalışmak. Anlatırken tökezlediğim yer, anlamadığım yer oluyor. Karşımda biri yoksa yazarak da oluyor; tek sayfalık harita bu işi de görüyor.
Bu kontroller merakı öldürmüyor. Tersine, bazen yeni bir boşluk gösterip merakı yeniden uyandırıyor. Boşluğun görülmesi, Loewenstein'ın tarifindeki gibi yeni bir çekim üretiyor.
Bir de hiperodağın bedenden aldığı pay var. Öğrenme dalışları bende çoğu zaman geceye kayıyor; yemek, su ve uyku unutuluyor. Ertesi gün öğrendiğim şeyin yarısını hatırlamıyorum, çünkü yorgun bir zihin yeni bilgiyi iyi yerleştiremiyor. Dalışın süresini sınırlamak bu yüzden yalnızca sağlığım için değil, öğrendiğimin kalıcı olması için de işe yarıyor.
Sürdürmek istediğim bir şey olduğunda
Bazen merak bittiği hâlde devam etmek istiyorum. O durumda merakı yeniden üretmeye uğraşmak yerine başka yakıtlar arıyorum: birlikte öğrenen biri, dışarıdan bir tarih, küçük ama düzenli bir tekrar.
Bir de ölçüyü düşürüyorum. Hiperodak dönemindeki temponun sürmesini beklemek, kendime kurduğum en sık tuzak. Günde üç saatlik dalıştan sonra haftada iki kez yirmi dakika bir düşüş gibi görünüyor. Oysa sürdürülebilir olan bu.
Kendi kendine öğrenmek bende galiba hep böyle olacak: yoğun başlangıçlar, sessiz aralar, beklenmedik dönüşler. Artık bunu düzeltilmesi gereken bir kusur gibi görmemeye, üzerine sistem kurulabilecek bir ritim olarak okumaya çalışıyorum.