İçeriğe geç
Yöntemler

DEHB'de günde kaç saat ders çalışılmalı?

Saat hedefi neden işe yaramıyor: DEHB'de verimli sürenin ölçüsü, oturum uzunluğu, mola düzeni, kendi kapasitenizi ölçmek ve sayıya değil döngüye bağlı plan kurmak.

10 dakika okumaUzun
Kendi süreni bulmak5 adım
  1. Bir hafta ölçüm yapın. Her oturumda başlangıç ve bitiş saatini, bir de o sürenin ne kadarının gerçekten çalışma olduğunu yazın. Tahmin değil gözlem.
  2. Oturum uzunluğunuzu bulun. Dikkatin düştüğü ana bakın. Çoğu kişide bu yirmi ile kırk dakika arasında ve sabit bir kalıba uymuyor.
  3. Günlük hedefi saat değil iş olarak yazın. Dört saat çalışacağım yerine, türev konusunu bitirip on soru çözeceğim. Saat ölçülebiliyor ama bir şey söylemiyor.
  4. Kötü gün sürümünü belirleyin. Yirmi dakikalık en küçük hali önceden yazılsın. Tam sürüm yapılamadığında bırakmak yerine bu sürüme geçiliyor.
  5. İki haftada bir ölçümü tekrarlayın. Kapasite dönemsel değişiyor. Sınav yaklaştıkça, uyku bozuldukça ve ilaç ayarı değiştikçe sayı da değişiyor.
Bu yazıda 20 bölüm var

Bu soru internette en çok sorulan ders çalışma sorusu ve verilen cevapların neredeyse tamamı bir sayı.

Sekiz saat. On saat. Sınava altı ay kaldıysa şu kadar.

Bu cevapların hepsi aynı hatayı yapıyor: masada geçen süreyi çalışma sanıyorlar. DEHB'de bu iki şey arasındaki fark, başka hiçbir yerde olmadığı kadar büyük.

Saat neyi ölçüyor

Dört saat masada oturan bir öğrenciyi düşünün.

İlk kırk dakika iyi geçti. Sonra telefon bir kez açıldı, kapandı. Yarım saat bir konunun üstünde dolaşıldı ama kayıt olmadı. Bir ara su almaya gidildi, dönüşte on dakika geçti. İki saat sonra dikkat geri geldi ve bir saat daha iyi geçti.

Bu gün "dört saat çalıştım" olarak kaydediliyor. Gerçekte yapılan iş bir saat kırk dakika.

Sorun, kaydın yanlış olması değil. Sorun, ertesi gün yine dört saat hedefi konması ve yine aynı sonucun çıkması. Sayı aynı kaldığı sürece hiçbir şey değişmiyor.

Bu yüzden DEHB'de saat hedefi işe yaramıyor: ölçtüğü şey masada kalma süresi ve masada kalma, zorlanılan şey değil.

Peki ne ölçülmeli

Ölçülmesi gereken şey tamamlanmış iş.

"Bugün dört saat çalışacağım" yerine "bugün türev konusunu bitirip on soru çözeceğim". İkisi arasındaki fark şu: birincisi saatle ölçülüyor ve bitip bitmediği belli olmuyor; ikincisi bittiğinde belli oluyor.

Bitiş noktasının görünür olması DEHB'de kritik. Görev felci yazısında yazdığım gibi sonu belli olmayan iş başlamıyor; ayrıca bitişi belirsiz bir oturum, dikkat düştüğünde devam etmek için hiçbir gerekçe üretmiyor.

İkinci fayda: iş bazlı hedef, verimli günü ödüllendiriyor. İşi iki saatte bitiren bir öğrenci günü tamamlamış oluyor ve kalan zaman kendisinin. Saat hedefinde bu mümkün değil; iş bitmiş olsa bile masada kalmak gerekiyor.

Günde tek bir ana iş

Bu, planın en önemli kuralı ve en çok direnç gören kuralı.

Bir güne beş madde yazıldığında olan şey şu: üçü bitiyor, ikisi kalıyor, gün başarısız sayılıyor. Ertesi gün aynı plan, aynı sonuç. Üçüncü günde plan bırakılıyor.

Ya hep ya hiç düşüncesi yazısında bu döngüyü ele aldım. Çıkış, günün tanımını değiştirmekten geçiyor: bir ana iş, bir de varsa ek işler.

Ana iş bittiğinde gün tamamlanmış sayılıyor. Ek işler bonus.

Bunun bir yıl boyunca birikimli etkisi çok büyük. Her gün "yapamadım" diye biten bir yıl, çalışma miktarından bağımsız olarak kişinin kendisi hakkındaki inancını değiştiriyor ve o inanç çalışmayı daha da zorlaştırıyor.

Oturum uzunluğu

Burada en yaygın öneri yirmi beş dakikalık çalışma ve beş dakikalık mola. Bu kalıp DEHB'de çoğu zaman tutmuyor ve iki ayrı sebeple.

Bazılarında çok kısa. Dikkat yerleşmesi uzun sürüyorsa, tam yerleştiği anda mola geliyor ve oturum bölünüyor. Üstelik bölünen çalışmaya geri dönmek dakikalar alıyor.

Bazılarında çok uzun. Dikkat on beş dakikada düşüyorsa, kalan on dakika masada geçirilen ama çalışılmayan süre oluyor.

Doğru uzunluk kişiye ve işe göre değişiyor. Soru çözmek ile konu okumak aynı süreyi kaldırmıyor; aktif iş daha uzun sürdürülebiliyor.

Pomodoro yazısında bu kalıbın neden tutmadığını ve nasıl uyarlanacağını yazdım.

Kendi sürenizi ölçmek

Bu, bir haftalık bir iş ve sonraki aylara yayılan bir getirisi var.

Bir hafta boyunca her oturumda üç şey yazın: başlangıç saati, bitiş saati ve o sürenin ne kadarının gerçekten çalışma olduğu.

Üçüncüsü tahmin değil gözlem olmalı. Oturum bittiğinde "bu kırk dakikanın yaklaşık yirmi beşi gerçekti" demek yeterli.

Bir hafta sonunda iki bilgi çıkıyor.

Birincisi, dikkatin düştüğü nokta. Çoğu kişide bu belirli bir dakika aralığında tekrar ediyor ve oturum uzunluğu buna göre ayarlanıyor.

İkincisi, günün hangi diliminde en verimli olduğunuz. Bu, planın hangi saate kurulacağını belirliyor ve çoğu kişide şaşırtıcı çıkıyor.

Ölçümü iki haftada bir tekrarlamak gerekiyor, çünkü kapasite sabit değil. Sınav yaklaştıkça, uyku bozuldukça ve tedavi değiştikçe sayı da değişiyor.

Mola nasıl verilmeli

Molanın uzunluğundan çok nereye gittiği önemli.

Telefona giden mola, moladan dönmeyi neredeyse imkansız hale getiriyor. Sebebi sonsuz kaydırma yazısında yazdığım şey: hemen gelen, öngörülemez ve çabasız uyaran. Beş dakikalık mola kırk dakika oluyor.

İşe yarayan mola türleri şunlar: ayağa kalkmak, su içmek, kısa yürüyüş, pencereden bakmak, esnemek. Ortak özellikleri ekran içermemeleri ve kendiliğinden bitmeleri.

Hareket içeren molanın ayrı bir faydası var. Egzersizin dikkat üzerindeki etkisi ölçülmüş durumda ve en pratik kullanımı bir zamanlama aracı olarak: zor bir işten önce yapılan kısa hareket, o iş için bir pencere açıyor. Egzersiz yazısında bunu ele aldım.

Bir de mola kuralı gerekiyor: mola bitiş saati, mola başlarken belirleniyor. Belirlenmemiş mola bitmiyor.

Süreklilik mi yoğunluk mu

Bu sorunun cevabı DEHB'de net: süreklilik.

Haftada iki gün üç saat çalışmak ile her gün kırk dakika çalışmak toplamda yakın. Sonuçları yakın değil ve ikincisi üç sebeple öne geçiyor.

Aralıklı tekrar. Aynı süreyi zamana yaymak, tek oturuma yığmaktan daha kalıcı öğrenme üretiyor. Bu, kanıtı en güçlü çalışma bulgularından biri.

Başlama maliyeti. Her gün yapılan iş daha kolay başlıyor. Üç gün ara verildiğinde masaya oturmak yeniden bir eşik haline geliyor.

Serinin korunması. DEHB'de bırakılan bir sistem geri kurulmuyor, baştan kuruluyor ve baştan kurmanın maliyeti çok yüksek.

Yani soru "kaç saat" değil, "her gün kaç dakika sürdürebilirim" olmalı. O sayı küçük olabilir; küçük olması sorun değil.

Kötü gün sürümü

Her planın yazılı bir küçük hali olmalı ve bu madde planın kalıcılığını belirleyen tek şey.

Hasta olacaksınız. Uykusuz bir gece geçecek. Kötü bir deneme sonucu gelecek, motivasyon kesilecek.

O günlerde tam sürüm yapılamıyor ve yapılamadığında iki seçenek kalıyor: bırakmak ya da küçük sürüme geçmek. Küçük sürüm önceden yazılmadıysa, bırakmak seçiliyor.

Kötü gün sürümü şöyle görünüyor: yirmi dakika, tek ders, tek konu, soru çözme yok. Amacı ilerlemek değil, seriyi korumak.

Bu sürümün değeri öğrendiğiniz şeyde değil, ertesi gün masaya oturmanın kolaylığında.

Karşılaştırma tuzağı

Sınav dönemlerinde en çok zarar veren şey başkasının saatini duymak.

"Günde on saat çalışıyorum" cümlesi iki sebeple yanıltıcı.

Birincisi, söylenen sayı genellikle masada geçen süre ve bu herkeste gerçek çalışmadan büyük. İkincisi, DEHB'li bir öğrencide fark daha da büyük olduğu için karşılaştırma baştan haksız.

Karşılaştırma yapılacaksa saat değil, bitirilen iş karşılaştırılmalı. "Bu hafta kaç konu bitirdin" sorusu, "kaç saat çalıştın" sorusundan hem daha doğru hem daha kullanışlı.

Bu, DEHB'de ayrıca önemli çünkü yıllarca akranlarıyla kıyaslanmış bir kişi, kıyası kendiliğinden yapıyor. Utanç ve öz şefkat yazısında bu birikimi yazdım.

Günün hangi saatinde

Toplam süre kadar önemli bir soru bu ve cevabı kişiye göre değişiyor.

Çoğu kişide en verimli dilim sabah. Bir kısım için öğleden sonra. Gece geç saat ise neredeyse hiç kimsede en verimli dilim değil, çünkü o saatte alınan verim ertesi günden çalınıyor.

Uyku kaybının öğrenme ve akademik performansla olumsuz ilişkili olduğu iyi belgelenmiş durumda. DEHB'de buna ek bir katman biniyor: uykusuzluk dikkati, dürtü kontrolünü ve duygu düzenlemeyi doğrudan bozuyor, yani belirtileri hem taklit ediyor hem ağırlaştırıyor.

Pratik sonuç: gece bir saate kadar uzayan çalışmanın kazandırdığı iki saat, ertesi günün dört saatini götürüyor. Uyku yazısında bu ilişkiyi ele aldım.

İlaç kullanıyorsanız

Tedavi altındaysanız çalışma saatini belirleyen ek bir değişken var.

İlacın gün içindeki etki seyri, hangi saatte hangi işin yapılabileceğini doğrudan etkiliyor. Etki akşamüstü sönümleniyorsa, akşam saatlerine konu öğrenme gibi ağır bir iş koymak gerçekçi olmuyor.

İşe yarayan kurgu, işleri ağırlığına göre dağıtmak: yeni konu etkinin en yüksek olduğu dilime, tekrar ve soru çözme daha sonraki dilimlere.

Bu dağılımı kendi gözleminizle çıkarmak gerekiyor ve hekiminizle paylaşmak faydalı oluyor. Doz ve saat ayarı bu tür somut gözlemlere bakılarak yapılıyor.

İlaç ve ders çalışma ilişkisini ayrı bir yazıda daha ayrıntılı ele aldım.

Çalışamadığınız günler

Hiç çalışamayan bir gün geçirmek, planın bittiği anlamına gelmiyor ama çoğu kişi öyle davranıyor.

Burada iki hata yaygın.

Telafi etmeye çalışmak. Ertesi gün iki katı çalışmak. Bu plan ikinci günde de bozuluyor ve her bozulma bir suçluluk bırakıyor.

Planı sıkılaştırmak. Çöken planın yerine daha dolu bir plan koymak. Daha dolu plan daha hızlı çöküyor.

İşe yarayan tek şey, ertesi gün normal plana dönmek. Kaçan gün kaçmıştır; geri gelmiyor ve telafi edilmeye çalışıldığında bir gün değil üç gün kaybediliyor.

Sayı isteyenler için

Buraya kadar okuyup hala bir sayı isteyenler olacak ve bu anlaşılır bir istek. O yüzden bir çerçeve vereyim, ama sınırlarıyla.

Durum Gerçekçi başlangıç Ölçü
Hiç düzen yoksa Günde 20-30 dakika Her gün yapılabilmesi
Düzen oturduysa Günde 1-2 saat, bölünmüş Bir ana işin bitmesi
Sınava hazırlanırken Günün en iyi diliminde 2-3 oturum Bitirilen konu sayısı
Kötü gün 20 dakika, tek ders Serinin korunması

Bu tablodaki sayılar hedef değil başlangıç. Asıl ölçü sağ sütun: süre dolduğunda değil, iş bittiğinde gün tamamlanmış oluyor.

Ve şunu eklemek gerekiyor: tabloda yazan süreler düşük geliyorsa, bunun sebebi düşük olmaları değil. Gerçekten yapılan çalışmanın, sanılandan kısa olması.

Okul ve çalışma toplamı

Öğrencilerde en çok gözden kaçan hesap bu: okulda geçen süre de dikkat harcıyor.

Altı saat okul, dört saat ödev ve hazırlık demek, günde on saat dikkat tutmak demek. Bu, hiçbir yetişkinin yapmadığı bir şey ve DEHB'li bir öğrenciden bekleniyor.

Gerçekçi hesap şöyle kurulur: okuldan sonra kalan kapasite, okul öncesi kapasitenin yarısı kadar. Bu yüzden akşama konan plan, sabaha konan planın yarısı olmalı.

Hafta içi ile hafta sonunun aynı plana tabi olmaması da bu yüzden. Hafta içi gün kısa, hafta sonu gün uzun; ikisine aynı hedefi yazmak hafta içini baştan kaybettiriyor.

Hafta sonu ve tatil

Hafta sonu iki yanlış biçimde kullanılıyor.

Birincisi telafi. Hafta içi kaçanı hafta sonuna yığmak. Bu plan ilk hafta sonunda çalışıyor, ikincide bozuluyor ve her bozulma suçluluk üretiyor.

İkincisi tamamen boş bırakmak. İki gün ara verildiğinde pazartesi masaya oturmak yeniden bir eşik haline geliyor.

Ortadaki yol, hafta sonuna ayrı bir iş koymak. Hafta içi yapılamayan ama hafta sonuna gerçekten uyan tek iş deneme çözmek ve analiz etmek.

Uzun tatillerde de aynı mantık geçerli. Tatilde tam plan uygulamak gerçekçi değil ama tamamen durmak da pahalıya geliyor. Günde yirmi dakika, tek konu; amacı ilerlemek değil, dönüşü kolaylaştırmak.

Aşırı çalışmanın maliyeti

Bu başlık nadiren yazılıyor ama DEHB'de gerçek bir risk.

Uzun süre kapasitesinin üstünde çalışan bir öğrencide tükenmişlik, akranlarından daha erken geliyor. Sebebi tükenmişlik yazısında yazdığım şey: sıradan bir gün bile telafi çabasıyla geçiyor, yani aynı iş iki kat enerjiyle yapılıyor.

Erken işaretler şunlar: hafta sonu tamamen boş geçmeye başlıyor, en basit işler yapılamaz hale geliyor, sinirlilik artıyor, daha önce keyif veren hiçbir şey keyif vermiyor.

Bu işaretler göründüğünde yapılacak şey planı sıkılaştırmak değil, günlük payı küçültmek. Küçültülen plan devam ediyor; sıkılaştırılan plan bırakılıyor.

Saat tutmanın kendisi bir tuzak olabiliyor

Uygulamayla süre ölçmek yaygın bir alışkanlık ve iki yüzü var.

Faydası: gerçekten ne kadar çalışıldığını gösteriyor ve tahmin hatasını ortadan kaldırıyor.

Zararı: sayı bir hedefe dönüştüğünde, masada kalmak çalışmanın yerini alıyor. Sayacı durdurmamak için ekranın başında oturmak, ölçümü anlamsız kılıyor.

İkinci zarar daha sinsi: sayaç tutmak, kayıt tutmak ve istatistik bakmak kendi başına bir uğraşa dönüşebiliyor. Bu, uygulama avcılığının ölçüm hali.

Kural: ölçüm bir hafta yapılıyor, sonra bırakılıyor. Sürekli ölçmek gerekmiyor; iki haftada bir tek günlük kontrol yeterli.

Ailenin saat baskısı

Öğrencilerde bu, çalışmayı doğrudan azaltan bir etken.

"Kaç saat çalıştın" sorusu her akşam sorulduğunda iki şey oluyor. Birincisi, saat bir performans ölçüsüne dönüşüyor ve masada kalmak teşvik ediliyor. İkincisi, çalışma bir hesap verme konusu haline geliyor ve direnç üretiyor.

İşe yarayan değişiklik soruyu değiştirmek: "kaç saat çalıştın" yerine "bugün ne bitirdin".

İkinci soru hem daha doğru bilgi veriyor hem çocuğa gerçekten yaptığı şeyi anlatma imkanı tanıyor. Ayrıca bitirilen iş somut olduğu için tartışmaya kapalı.

Dönemsel değişim

Kapasite sabit değil ve plan bunu hesaba katmazsa düzenli olarak çöküyor.

Değişimi yapan etkenler şunlar: uyku düzeni, sınav yakınlığı, hastalık, tedavi değişikliği ve kadınlarda döngünün evresi. Sonuncusu az konuşuluyor ama bildirilen bir şey; hormonlar yazısında ele aldım.

Pratik karşılığı şu: iki haftada bir ölçümü tekrarlamak ve planı ona göre ayarlamak.

Bu, planın başarısız olduğu anlamına gelmiyor. Sabit bir plana sabit bir kapasiteyle uymak zaten mümkün değil; değişen tek şey bunun kabul edilip edilmediği.

Bana kalan

Saat hedefi koymak, DEHB'li bir öğrencinin ilk başvurduğu yöntemlerden biri ve hedef tutturulamadığında varılan sonuç çoğu zaman aynı: yeterince disiplinli değilim. Ertesi gün hedef yükseltiliyor, çünkü yetmediği düşünülüyor.

Bu yazıdan çıkardığım şey, değişmesi gerekenin hedef değil ölçü olduğu. Bir hafta boyunca gerçekten ne kadar çalışıldığını ölçmek şaşırtıcı bir sayı verebiliyor. O küçük sayı yıllardır aynı kalmış olabilir, hedef ise onun üç katı.

Hedef gerçek sayının biraz üstüne çekildiğinde tutturulabiliyor. Tutturulduğu hafta çalışılan saat değişmiyor; değişen, günün nasıl bitirildiği.

Buradaki bilgi genel bir çerçevedir. Tanı ve tedavi kararları hekiminizle verilir.

Sık sorulanlar

Sabit bir günlük çalışma süresi neden işe yaramıyor?
Çünkü masada geçen süre ile gerçekten çalışılan süre aynı şey değil ve bu fark DEHB'de daha büyük. Sayı aynı kaldığı sürece masada kalmak çalışmanın yerini alıyor; belirleyici olan toplam saat değil, bitirilen iş.
Sekiz saat çalışan arkadaşım var, ben neden çalışamıyorum?
Masada geçen süre ile çalışılan süre aynı şey değil ve bu fark DEHB'de daha büyük. Karşılaştırma yapılacaksa saat değil, günde kaç iş bitirildiği karşılaştırılmalı.
Bir oturum kaç dakika olmalı?
Kişiye göre değişiyor. Yirmi beş dakikalık sabit kalıp herkese uymuyor; bazılarında kısa kalıyor, bazılarında uzun. Kendi süresini ölçmek gerekiyor.
Mola nasıl verilmeli?
Molanın telefona gitmemesi en önemli kural. Ekrana giden mola, moladan dönmeyi zorlaştırıyor. Hareket içeren kısa mola daha iyi sonuç veriyor.
Az çalışmak yeterli olur mu?
Her gün tekrarlanabilen küçük bir pay, haftada iki gün yapılan büyük bir yüklemeden daha çok ilerletiyor. Süreklilik toplam saatten önemli.
Hiç çalışamadığım günlerde ne yapmalı?
Günü tamamen kaybetmemek için önceden yazılmış bir küçük sürüme geçmek. Yirmi dakikalık kötü bir gün, hiç yapılmamış mükemmel bir günden daha çok şey koruyor.

Bu yöntem sende ne yaptı?

İşaretin bu tarayıcıda saklanıyor. Sunucuya yalnızca sayı gidiyor, kim işaretledi tutulmuyor.

Yazar hakkında

Cansu, DEHB ile yaşayan bir yetişkin. Uzmanlığı yok; elindeki tek şey kendi denediği yöntemler ve kendi gündelik deneyimi. Bir yöntem onda tuttu diye sende tutar mı, bilinmez. Ondan gitmeyen bir şey senin işine yarayabilir.

Buradaki hiçbir şey tıbbi tavsiye, tanı ya da tedavi yerine geçmez. İlaç, doz ve tedavi kararları hekiminle konuşulacak şeyler. Daha fazlası.

Kaynaklar4
  1. Dunlosky, J., Rawson, K. A., Marsh, E. J., Nathan, M. J. ve Willingham, D. T. (2013). Improving students' learning with effective learning techniques. Psychological Science in the Public Interest, 14(1), 4-58.↩
  2. Cepeda, N. J., Pashler, H., Vul, E., Wixted, J. T. ve Rohrer, D. (2006). Distributed practice in verbal recall tasks. Psychological Bulletin, 132(3), 354-380.↩
  3. Faraone, S. V., Banaschewski, T., Coghill, D. ve ark. (2021). The World Federation of ADHD International Consensus Statement. Neuroscience & Biobehavioral Reviews, 128, 789-818.↩
  4. Ariga, A. ve Lleras, A. (2011). Brief and rare mental breaks keep you focused. Cognition, 118(3), 439-443.↩

Bu yazı 12 Ekim 2026 tarihinde güncellendi.

Yeni yazılardan haberdar ol

Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.