İçeriğe geç
Yöntemler

Dikkat dağınıklığı ve ders çalışma: telefon, ev, kütüphane

Telefonu sessize almak neden yetmiyor? DEHB'de ders çalışırken dikkat dağıtıcıları azaltmanın araştırmaya dayanan yollarını ve ortam karşılaştırmasını yazdım.

7 dakika okumaOrta
Bu yazıda 8 bölüm var

Masada oturuyorsun, telefon yüzü kapalı, sessizde. Dört saat çalışacaksın. Kırk dakika sonra elin telefona gitmiş oluyor ve nasıl gittiğini hatırlamıyorsun.

Bu, çoğu sınav dönemine dair anlatının "irade" başlığı altında topladığı şey. Oysa burada olan biteni irade ile açıklamak, hem yanlış hem işe yaramaz.

Bu yazı DEHB ile sınava nasıl çalışılır serisinin dikkat dağıtıcılar bölümü.

Sessize almak neden yetmiyor

Stothart ve arkadaşları dikkat gerektiren bir görev sırasında katılımcıların telefonuna bildirim gönderdi. Katılımcılar telefona dokunmadı bile; sadece bildirim geldi. Buna rağmen performans anlamlı biçimde bozuldu ve bu bozulma, telefonla aktif olarak konuşan ya da mesajlaşan kişilerde görülen etkiye yakın büyüklükteydi (Stothart ve ark., 2015).

Yazarların yorumu şu: kısa bir bildirim bile görevle ilgisiz düşünceleri tetikleyebiliyor. Yani telefonun sesi kapalı olsa da titreşim hissedildiğinde ya da ekran yandığında zihin zaten gitmiş oluyor.

DEHB'de bu maliyetin daha yüksek olmasını beklemek makul, çünkü dikkatin dışarıdan gelen uyaranlara kayması zaten temel zorluk alanlarından biri. Buradan çıkan pratik sonuç sade: telefon sessizde masada değil, başka odada olmalı. Uyaranı ortamdan çıkarmanın adı uyaran kontrolü.

Bölünmenin görünmeyen faturası

İkinci mesele, bölünmenin kendisinden çok geri dönüşün maliyeti.

Mark ve arkadaşlarının çalışması, kesintiye uğrayan işlerin aslında daha kısa sürede bitirildiğini ama bunun bir bedeli olduğunu gösterdi: katılımcılar kesintiyi telafi etmek için daha hızlı çalıştı ve daha fazla stres, zaman baskısı ve zorlanma bildirdi (Mark ve ark., 2008).

Bir de dikkatin arkada kalan kısmı var. Telefona bakıp geri döndüğünde bedenin masada ama zihnin bir kısmı hala az önce gördüğün şeyde. Sözlükte dikkat kalıntısı diye geçiyor. Kırk beş dakikalık bir bloğu üç kere bölerseniz, ortaya kırk beş dakikalık bir çalışma değil, üç tane parçalanmış giriş çıkıyor.

Bu yüzden "sadece bir dakika bakayım" cümlesi gerçekten yanlış bir hesap. Bir dakika telefonda geçmiyor; bir dakika telefonda, sonra dört dakika geri dönmekte geçiyor.

Sosyal medyanın kendine özgü sorunu

Bir e-postaya bakmak ile sosyal medyaya bakmak aynı şey değil. Sosyal medya bitmiyor.

Ders kitabının bir sonu var; sayfa bitiyor, konu bitiyor. Akış bitmiyor ve bitmediği için de "şimdi kalkayım" kararını senin vermen gerekiyor. DEHB'de o kararı verme anı tam olarak zorlanılan yer. Sonsuz kaydırma yazısında bu tasarımın nasıl çalıştığını anlattım.

Sınav dönemi için denemeye değer birkaç sınır var.

Uygulamayı telefondan silmek. Hesabı kapatmak zorunda değilsin; tarayıcıdan girmek bile yeterli sürtünme ekliyor.

Telefonu başka odaya koymak. Görüş alanının dışı yetmiyorsa, kapının arkası.

Çalışma saatlerinde ayrı bir kullanıcı ya da odak modu. Çalışırken sadece ders uygulamalarının açık olduğu bir profil.

Molayı ekransız tanımlamak. Mola olarak açılan uygulama, molanın sonunu belirsizleştiriyor.

Bunların hiçbiri irade istemiyor, hepsi önceden verilmiş kararlar. Dikkat dağıtıcılarla mücadelenin genel halini dijital dağınıklık yazısında topladım.

Bilgisayarla çalışmak

Sınav çalışmasının bir kısmı ekranda geçiyor: video ders, dijital kaynak, çevrimiçi soru bankası. Burada telefonu uzaklaştırmak yetmiyor, çünkü dağıtıcı aynı ekranda.

Ravizza ve arkadaşları giriş düzeyindeki bir psikoloji dersinde öğrencilerin ders sırasındaki gerçek internet kullanımını bir sunucu üzerinden izledi. Ders dışı internet kullanımı yaygındı ve sınav performansıyla ters yönde ilişkiliydi; ders amaçlı kullanım ise performansı yordamadı (Ravizza ve ark., 2017).

Bu bir ilişki çalışması, neden-sonuç kurmuyor. Ama ekranda çalışırken sekmelerin sayısını azaltmak, ucuz ve mantıklı bir önlem. Tek pencere, tam ekran, bildirim kapalı. Video derslerde ayrıca oynatma hızını biraz artırmak işe yarayabiliyor; işin temposu yükseldiğinde zihnin kaçacak boşluğu azalıyor. Online ders yazısında bu tarafı ayrıntısıyla yazdım.

İşin doluluğu bir dağıtıcı kalkanı

Burada araştırma tarafından gelen en ilginç bulgulardan biri, DEHB'ye özgü.

Forster ve arkadaşları 17 DEHB'li yetişkin ve 17 kontrol katılımcısıyla çalıştı. Katılımcılar ekranda bir hedef harf ararken ara sıra beliren ilgisiz görselleri görmezden gelmeye çalıştı. Görev iki zorlukta sunuldu. DEHB'li yetişkinlerin dağıtıcıdan etkilenme maliyeti kontrol grubunun iki katından fazlaydı; ama görev zorlaştığında, yani algısal yük arttığında, dağılma DEHB grubunda da kontrol düzeyine indi (Forster ve ark., 2014).

Bu bir laboratuvar görevi ve ders çalışmaya birebir taşınmıyor. Ama bir sezgiyi destekliyor: dağılmanın sebebi her zaman ortam değil, bazen işin fazla boşluk bırakması.

Sınav çalışmasına çevirisi şu. Pasif okuma boşluk bırakıyor, kalemle işaretleyerek okumak bırakmıyor. Video izlemek boşluk bırakıyor, izlerken not almak bırakmıyor. Konu tekrarı boşluk bırakıyor, kendini test etmek bırakmıyor. Konu tekrarı yazısında anlattığım aktif yöntemlerin bir yan faydası da bu.

Ev, kütüphane, kafe

Ortam seçimine dair uzun bir yazıyı ders çalışma ortamı başlığı altında yazdım; burada sınav çalışmasına özgü kısmı özetliyorum.

Kütüphane. Gücü sessizliğinden çok, etrafında çalışan insanlardan geliyor. Bu, eşlikçi çalışma etkisi. Başlaması zor işler ve uzun bloklar için iyi. Dezavantajı: gitmek zaman alıyor ve gitme kararı başlı başına bir erteleme fırsatı.

Ev. Yol maliyeti yok, karşılığında dikkat dağıtıcı çok. Evde çalışacaksan sadece çalışmak için oturduğun bir köşe belirlemek, göz hizasını boşaltmak ve küçük bir başlama ritüeli kurmak fark yaratıyor.

Kafe. Fikir üretmek, taslak yazmak, bir konuyu kafanda kurmak için işe yarayabiliyor. Ayrıntı, ezber ve kontrol işleri için genelde iyi bir yer değil. Duyusal hassasiyeti yüksek biri içinse tam tersi etki yapabiliyor.

Seçimi karakter meselesi yapmamak önemli. "Ben evde çalışamıyorum" bir kimlik değil, bir gözlem. Ve o gözlem işe göre değişiyor.

Ev ortamı ve etrafındaki insanlar

Evde çalışmanın en zor tarafı çoğu zaman telefon değil, evin kendisi ve içindeki insanlar.

Aynı evde yaşayan biri kapıyı açıp "bir şey soracağım" dediğinde, o soru otuz saniye sürüyor ama geri dönüş dakikalar alıyor. Bu kesintiler sınav döneminde birikiyor ve genelde kimsenin kötü niyeti yok; sadece senin çalıştığın belli değil.

Denemeye değer birkaç şey var.

Görünür bir işaret koymak. Kapıya asılan basit bir kart, "45 dakika" yazan bir kağıt. Konuşmaktan daha az yorucu ve her seferinde yeniden açıklamak gerekmiyor.

Saatleri önceden duyurmak. "Bugün akşam sekizden dokuza kadar çalışacağım" cümlesi, o saatteki kesintileri belirgin biçimde azaltıyor. Belirsiz bir "ders çalışıyorum" bunu yapmıyor.

Kesintiyi toplu hale getirmek. Ev halkından gelen soruların mola saatlerine denk gelmesini istemek, her birine ayrı ayrı cevap vermekten çok daha ucuz.

Kulaklık. Müzik dinlemesen bile takılı bir kulaklık, sosyal bir işaret olarak çalışıyor.

Ev halkına DEHB'yi anlatmak her zaman mümkün ya da gerekli olmuyor. "Bölünürsem baştan başlamam gerekiyor" cümlesi genelde yeterli ve tanı konuşmasına girmiyor. Konuyu açmak istiyorsan aileye DEHB anlatmak yazısında bunun nasıl kurulabileceğini yazdım.

Bir de evin kendi dağıtıcıları var: masanın üstündeki yarım işler, göz hizasındaki dağınıklık, mutfaktan gelen ses. Bütün evi toplamaya kalkmak yeni bir erteleme biçimine dönüşebildiği için, sadece oturduğun yerden görünen alanı boşaltmak daha gerçekçi bir hedef.

İki haftalık bir deney

Hangi ortamın hangi işe uyduğunu tahmin etmek yerine ölçmek daha hızlı sonuç veriyor.

İki hafta boyunca her çalışma bloğundan sonra üç şey yaz: nerede çalıştın, kaç dakika sonra başlayabildin, kaç dakika kalabildin. Üç sayı, günde on saniye.

Ölçüm yaparken bir noktaya dikkat et: aynı ortamı farklı iş türleriyle dene. Bir gün ezber, bir gün soru çözümü, bir gün okuma. Aynı kütüphane, ezber için mükemmel olup soru çözümü için sıradan çıkabiliyor. Tek bir iş türüyle yapılan ölçüm, ortamı olduğundan iyi ya da kötü gösteriyor.

İki haftanın sonunda elinde tahmin değil veri oluyor. Kütüphanede ortalama beş dakikada başlıyorsan ve evde otuz beş dakikada başlıyorsan, yola harcadığın yarım saat aslında kazanç. Ya da tersi çıkıyor ve evde kalmanın daha mantıklı olduğunu görüyorsun.

Dikkat dağıtıcılarla mücadelede insanı yoran şey, her seferinde yeniden karar vermek zorunda kalmak. Telefonu her oturuşta nereye koyacağına, hangi odada çalışacağına, molada ne yapacağına yeniden karar veriyorsan, gün boyunca onlarca küçük karar veriyorsun demektir ve bunların her biri kaybedilebilecek bir savaş. Bu kararları bir kere verip ortamı ona göre kurmak, aynı işi otuz kere yapmaktan çok daha ucuz.