İçeriğe geç
Yöntemler

Otizmde ve DEHB'de sosyal iletişim: aynı görünen farklar

Sosyal zorluk otizmde ve DEHB'de dışarıdan benziyor ama sebebi ayrı. İki tabloda iletişimin nerede takıldığı, çift yönlü anlaşılamama ve pratik karşılıkları.

7 dakika okumaOrta
Bu yazıda 9 bölüm var

Bir toplantıdan çıkıyorsun ve içinde bir şeyin yanlış gittiğini biliyorsun ama nerede olduğunu bulamıyorsun. Ya çok konuştun, ya hiç konuşmadın, ya yanlış zamanda güldün, ya birinin yüzündeki ifadeyi geç okudun.

Bu duyguyu hem otizm tanılı hem DEHB tanılı insanlar anlatıyor. Aynı cümleyle anlatıyorlar. Altındaki mekanizma aynı değil.

Bende otizm tanısı yok. DEHB tanım var ve sosyal tarafta yaşadığım şeyi yıllarca "terbiyesizlik" diye okudum. Bu iki başlığın sosyal iletişim farkını öğrenmek, o okumayı değiştirdi. Aşağıda araştırmanın söylediğini yazıyorum; kendi tarafımı ayrıca işaretliyorum.

Aynı sahne, iki farklı sebep

En kullanışlı ayrım davranışta değil, davranışın altındaki sebepte duruyor.

DEHB'de sosyal zorluğun büyük kısmı dürtüsellik ve dikkatten çıkıyor. Sözü kesiyorsun, karşındakinin cümlesinin yarısını kaçırıyorsun, konudan konuya atlıyorsun, sıranı bekleyemiyorsun. Kuralı biliyorsun. Bilmek durdurmuyor.

Otizmde ise sosyal ipuçlarının okunması, karşılıklılığın kurulması ve söylenmeyenin çıkarılması merkezde duruyor. Kural belli değil, örtük ve bağlama göre değişiyor. Zorluk uygulamada değil, kuralın kendisinin görünmez olmasında.

Bu ikisi birbirini dışlamıyor. Antshel ve Russo'nun (2019) derlemesi, iki tablonun birlikte bulunmasının istisnai olmadığını ve birlikte olduğunda sosyal tablonun daha karmaşık hale geldiğini anlatıyor.

Nerede takılıyor: DEHB tarafı

Kendi tarafımdan konuşabildiğim yer burası.

Sıra beklemek. Cümlenin sonunu tahmin ediyorum ve tahmin ettiğim an konuşmaya başlıyorum. Sözü kestiğimi kestiğim anda biliyorum. Sözü kesmek yazısında bunun neden bir ilgisizlik göstergesi olmadığını yazdım.

Dinlerken kaçırmak. Karşındakinin ilk cümlesi bir çağrışım tetikliyor, o çağrışımın peşine düşüyorsun ve döndüğünde konuşma üç adım ilerlemiş oluyor. Dışarıdan bu tam olarak "dinlemiyor" gibi görünüyor. İlişkide dinlemiyor gibi görünmek yazısı bu kısmı anlatıyor.

Çok konuşmak. Heyecan yükseldiğinde konuşma hızlanıyor ve durma noktası kaçıyor. Sonrasında gelen şey genellikle utanç oluyor.

Sonradan gelen fatura. Ortamda iyi idare ediyorsun, eve gelince çöküyorsun. Bunun adı sosyal pil ve DEHB'de bitme hızı sanılandan yüksek.

Nerede takılıyor: otizm tarafı

Buradan üçüncü ağızdan konuşuyorum, çünkü yaşamadığım bir şeyi yaşamış gibi anlatmanın kimseye faydası yok.

Otizmle ilgili literatürde sık geçen başlıklar şöyle: söylenmeyeni çıkarmanın zorlayıcı olması, mecaz ve ima gibi dolaylı anlatımların ayrı bir işlem gerektirmesi, göz temasının rahatlatıcı değil yorucu olması, karşılıklı konuşmada sıranın ne zaman değiştiğini kestirmenin belirsizliği.

Bir de şu var: sosyal ortamda konuşmanın kendisi tek başına gelmiyor. Aynı anda ışık, ses, koku ve bedensel duruş da işleniyor. Duyusal yük sosyal performansı doğrudan düşürüyor. Bu bağı otizmde ve DEHB'de duyusal farklar yazısında ayrıntılı ele aldım.

Bir de zamanlama meselesi var. Karşılıklı konuşma, saniyenin altında verilen kararlarla yürüyor: ne zaman söze gireceğin, ne zaman susacağın, ne zaman başını sallayacağın. Bu kararların çoğu düşünülerek değil, otomatik olarak veriliyor. Otomatik olmadığında, aynı işi bilinçli olarak yapmak gerekiyor ve bu, kırk beş dakikalık bir sohbeti kırk beş dakikalık bir hesaplamaya çeviriyor.

Bunun sonucu şu tuhaf tabloyu üretiyor: ortamda hiçbir sorun görünmüyor, sonrasında kişi günlerce toparlanamıyor. Dışarıdan bakan biri başarılı bir sohbet gördü, içeriden bakan biri bir mesai yaptı.

Dikkat edilmesi gereken şey şu: bu başlıklar bir eksiklik listesi olarak okunduğunda yanlış anlaşılıyor. Son on yılın araştırması tam da bu noktada yön değiştirdi.

Anlaşılamama çift taraflı

Alandaki en önemli kavramsal değişiklik burada oldu.

Milton (2012), otizmli ve otizmli olmayan insanlar arasındaki anlaşılamamanın tek taraflı bir yetersizlik olmadığını, karşılıklı bir uyumsuzluk olduğunu öne sürdü. Buna çift yönlü empati sorunu adını verdi. Yani otizmli kişi karşısındakini okumakta zorlanırken, karşısındaki de otizmli kişiyi okumakta aynı ölçüde zorlanıyor.

Bu iddia sonradan deneysel olarak da sınandı. Crompton ve arkadaşlarının (2020) çalışmasında bir hikaye zincir halinde kişiden kişiye aktarıldı. Otizmli kişilerden oluşan zincirlerde bilgi kaybı, otizmli olmayan zincirlerdekiyle benzer çıktı. Bilgi asıl olarak karma zincirlerde kayboldu ve karma eşleşmelerde katılımcıların birbirine hissettiği yakınlık da daha düşük bildirildi.

Sasson ve arkadaşlarının (2017) çalışması ise meselenin bir başka yüzünü gösterdi: otizmli kişiler hakkında saniyeler içinde oluşan ilk izlenimler belirgin biçimde daha olumsuz çıkıyor ve bu izlenimler karşı tarafın iletişimi sürdürme isteğini düşürüyor. İlginç olan şu: aynı içerik yazılı olarak sunulduğunda bu olumsuz fark ortadan kalkıyor.

Sosyal zorluğun bir kısmı kişinin içinde değil, iki kişinin arasında duruyor. Bu, sorumluluğu tek tarafa yıkmayı zorlaştırıyor ve iyi ki zorlaştırıyor.

Bu ayrım pratikte neye yarıyor

Soyut bir kavram tartışması gibi görünüyor ama gündelik sonucu çok somut.

Eğer zorluk yalnızca kişinin içindeyse, çözüm "daha iyi sosyalleş" oluyor. Yani kişiye daha çok maskeleme yaptırmak. Bunun bedelinin ne olduğunu otizmde ve DEHB'de maskeleme yazısında yazdım.

Eğer zorluk arada duruyorsa, çözüm ortamın kendisini değiştirmek oluyor: gündemi önceden paylaşmak, yazılı iletişimi meşru saymak, ima yerine açık cümle kurmak, göz temasını zorunlu tutmamak.

Bu ikinci yol daha az yorucu ve daha çok işe yarıyor.

Karıştırılmaması gereken iki şey

Sosyal kaygı ile sosyal zorluk aynı şey değil. Sosyal kaygıda beceri yerinde, engel olan şey değerlendirilme korkusu. Ayrım bazen şu soruyla netleşiyor: ortamda kimse seni yargılamayacağını garanti etse rahatlar mıydın? Kaygıda cevap çoğunlukla evet, diğerinde tablo değişmiyor.

Yalnız kalma isteği ile tükenme aynı şey değil. Bir insan insanları sevebilir ve yine de üç saatlik bir buluşmadan sonra iki gün toparlanamayabilir. İstememek ile dayanamamak farklı şeyler.

İçe dönüklük ile sosyal zorluk aynı şey değil. İçe dönük biri sosyal ortamdan enerji almıyor olabilir ama o ortamda ne yapacağını biliyor. Buradaki mesele enerji tercihi değil, işlem yükü.

Bu üç ayrım pratikte önemli, çünkü her birine farklı bir şey yardım ediyor. Kaygıda kaygıya yönelik yaklaşımlar, tükenmede bütçe ve toparlanma süresi, işlem yükünde ise ortamın yapısını değiştirmek işe yarıyor. Yanlış kutuya konan bir zorluk, yıllarca yanlış çözümle uğraşmaya sebep oluyor. Bende bu, yıllarca sosyal kaygı sandığım şeyin aslında dürtüsellikten doğan bir utanç döngüsü olduğunu görmemle sonuçlandı.

Değerlendirmede neye bakılıyor

Sosyal tarafta ayrım yapmak tek bir görüşmeyle olmuyor, çünkü yetişkinler görüşme odasında en iyi hallerini gösteriyor.

Bakılan şeylerin bir kısmı şöyle: çocukluktaki akran ilişkilerinin nasıl geliştiği, ortak dikkat ve karşılıklı oyun geçmişi, arkadaşlığın nasıl kurulduğu ve nasıl bittiği, zorlanmanın hangi bağlamda ortaya çıktığı. Gelişimsel öykü burada belirleyici oluyor.

Bir de sıra meselesi var: bir tanı zaten varsa ikincisi çoğu zaman gölgede kalıyor. DEHB tanısı olan birinin sosyal zorluğu otomatik olarak dürtüselliğe yazılabiliyor. Bunu açıkça sormak makul. Değerlendirme sürecinin genel çerçevesini yetişkinlikte otizm tanısı yazısında anlattım.

Gündelik hayatta işe yarayanlar

Mekanizma farklı olsa da bazı düzenlemeler iki tarafta da işe yarıyor:

  • Gündem önceden. Ne konuşulacağını bilmek, hem hazırlığı mümkün kılıyor hem anlık işlem yükünü düşürüyor.
  • Yazı meşru bir kanal. Zor konuyu yazarak açmak kaçış değil, kanal tercihi. Sasson ve arkadaşlarının (2017) bulgusu bu tercihi destekliyor.
  • Açık cümle iste. "İstersen gelme" cümlesi iki tarafta da yanlış anlaşılıyor. "Gelmeni tercih ederim ama gelmezsen de sorun olmaz" daha uzun ve daha ucuz.
  • Çıkış vakti belirle. Bitiş saati belli olan buluşmalar daha uzun sürüyor, çünkü belirsizlik yükü kalkıyor.
  • Sonrasını boşalt. Yoğun bir sosyal günün ardına iş koyma. Toparlanma süresi bir kapris değil, takvimin kalemi.

Ben bu listede en çok "gündem önceden" maddesinden fayda gördüm. Kendi şirketimde müşteri görüşmelerine gündemi yazılı yolluyorum ve bunu profesyonellik diye sunuyorum; işin doğrusu kendi işlem yükümü düşürmek için yapıyorum. Yan etkisi de güzel oldu: görüşmeler kısaldı ve karşı taraf da daha hazırlıklı geliyor.

İkinci en çok işime yarayan şey "sonrasını boşalt" maddesi oldu. Eskiden yoğun bir görüşmenin hemen ardına başka bir görüşme koyuyordum ve ikincisinde neredeyse hiç faydalı olamıyordum. Şimdi araya en az bir saat koyuyorum ve o saati kimseyle konuşmadan geçiriyorum. Bu, takvimde kaybedilmiş bir saat gibi görünüyor; gerçekte kurtarılmış bir gün.

Toparlarsak

Sosyal zorluk iki tabloda da gerçek, ama aynı şey değil. DEHB'de daha çok kuralı uygulayamamak, otizmde daha çok kuralın örtük olması öne çıkıyor. Ve araştırmanın son yıllarda eklediği şey şu: anlaşılamamanın bir kısmı ikisinin arasında duruyor.

İkisinin birlikte olabileceğini ve o zaman tablonun nasıl karmaşıklaştığını AuDHD yazısında, ikisinin neden karıştırıldığını DEHB ile otizm aynı şey mi yazısında ele aldım. Yakınına nasıl davranılacağını merak ediyorsan AuDHD'li birinin yakını olmak yazısı o tarafı anlatıyor.