DEHB'de dinliyorum ama dinlemiyor gibi görünüyorum
Yüzüne bakıyorum, başımı sallıyorum, sonra son iki cümleyi duymadığımı fark ediyorum. DEHB'de dinlemenin neden kopuk göründüğünü ve ne yapılabileceğini yazdım.
Bu yazıda 8 bölüm var
Biri bana bir şey anlatıyor. Yüzüne bakıyorum. Başımı sallıyorum. Hatta arada "hı hı" diyorum.
Sonra bir soru geliyor ve fark ediyorum: son iki cümleyi duymamışım.
Nereye gittiğimi de tam bilmiyorum. Bir kelime başka bir kelimeyi çağırmış, o kelime bir yarın planına bağlanmış, o plan da başka bir şeye. Dönüp geldiğimde karşımdaki insan cevap bekliyor ve ben cevabı olmayan bir sorunun ortasındayım.
İnsan bazen dinlediği hâlde dinlemiyor gibi görünüyor. Bunu yaşayan biri için en yorucu kısım da açıklamanın ne kadar bahane gibi duyulduğu.
Tanı kitabında bile yazıyor
Bu davranış o kadar tipik ki DSM-5-TR'de dikkatsizlik belirtilerinden biri olarak yer alıyor: kendisiyle doğrudan konuşulduğunda çoğu zaman dinlemiyor gibi görünmek. Ölçütün açıklamasında, belirgin bir dikkat dağıtıcı olmadığında bile zihnin başka yerde görünmesinden söz ediliyor (APA, 2022).
Bunu ilk okuduğumda garip bir rahatlama hissettim. Yıllarca "ilgilenmiyorsun" diye duyduğum şeyin, milyonlarca insanda aynı şekilde görüldüğü için bir tanı ölçütüne yazılmış olması.
Ama rahatlamanın hemen arkasından şu soru geldi: madem biliniyor, neden hâlâ bu kadar kişisel algılanıyor?
Sanırım cevap şu: dinlemek, bir ilişkide sevginin en görünür biçimlerinden biri. Kimse bir beyin mekanizmasıyla konuşmuyor; bir insanla konuşuyor. O insan uzaklaştığında gördüğü şey bir mekanizma olmuyor; uzaklaşmanın kendisi oluyor.
Zihin nereye gidiyor
Yıllarca bu anlara "dalmak" dedim. Araştırmadaki adı zihin gezinmesi.
Zihin gezinmesi herkeste var. Ama DEHB'li bireylerin, günlük hayatı aksatan, kendiliğinden başlayan ve çoğu zaman farkında olunmadan süren aşırı bir zihin gezinmesi tarif ettiği biliniyor. Bu konudaki bir derleme, dinlenme hâlinde etkin olan varsayılan mod ağının DEHB'de gerektiği anda yeterince susmadığını ve yürütücü kontrol ağıyla etkileşiminin aksadığını öne sürüyor. Aynı derleme, zihin gezinmesini normalde bağlama göre ayarlayan süreçlerin, yani ne zaman içe dönülüp ne zaman dışarıya kulak verileceğine karar veren süreçlerin DEHB'de zayıf kaldığını tartışıyor (Bozhilova ve ark., 2018).
Bir de kendimde fark ettiğim bir şey var: zihnimin en kolay gittiği anlar, konuşmanın en tanıdık anları. Yeni bir bilgi, bir soru ya da bir hikâyenin sürprizli yeri beni tutuyor. Ama daha önce duyduğum bir derdin tekrarı, uzun bir ayrıntı listesi ya da ne söyleneceğini tahmin ettiğim bir cümle, kapıyı aralıyor. Bu da yakın ilişkilerde işi zorlaştırıyor, çünkü yakın biriyle konuşmanın çoğu tanıdık şeylerden oluşuyor. Bu yüzden yakınlarımın beni en az dinlenmiş hissettiği konuşmaların, onlar için en önemli olan tekrar eden dertler olabileceğini düşünüyorum.
Bu bir hipotez ve alanda hâlâ tartışılıyor. Ama deneyimi çok iyi anlatıyor: zihin gitmeye karar vermiyor, gitmiş oluyor. Gittiğini de ancak döndüğünde anlıyorsun.
Dalıp gitmek bir tercih gibi görünüyor ama içeriden bakınca bir kapının kendiliğinden açılması gibi.
Tutmak ve cevap hazırlamak aynı anda
İkinci mekanizma daha az konuşuluyor ama bence ilişkilerde en az birincisi kadar belirleyici.
Dinlemek pasif bir iş değil. Karşındaki insanın ilk cümlesini akılda tutarken ikinci cümleyi alıyorsun, ikisini birleştirip anlamı çıkarıyorsun, bir yandan da kendi cevabını hazırlıyorsun. Bu, çalışma belleğinin tam olarak yaptığı iş.
Yetişkinlerde yapılmış 38 çalışmayı bir araya getiren bir meta analiz, DEHB'li yetişkinlerde hem sözel hem görsel-uzamsal çalışma belleğinde, sağlıklı kontrollere göre orta büyüklükte farklar bulmuş. Yani bu güçlük çocuklukta kalmıyor, yetişkinlikte de sürüyor (Alderson ve ark., 2013).
Gündelik hayatta bu şöyle görünüyor: aklıma bir cevap geliyor ve onu kaybetmemek için tutuyorum. Tutarken karşımdaki konuşmaya devam ediyor. Ben cevabımı korurken yeni gelen cümleleri kaçırıyorum. Sonunda ya söz kesiyorum ya da artık alakasız hâle gelmiş bir cevap veriyorum.
Sözlükte buna dinlerken kaçırma deniyor. Bunun söz kesme tarafını DEHB'liler neden çok konuşur yazısında, bellek tarafını çalışma belleği ve unutkanlık yazısında daha ayrıntılı anlattım.
Karşı taraf ne görüyor
Bunu biraz da dinlenmek isteyen tarafın gözünden düşünmek istiyorum.
Bir şey anlatıyorsun. Belki önemli, belki yalnızca günün yorgunluğu. Karşındaki insanın gözü bir anlığına kayıyor. Sonra "ne demiştin?" diye soruyor. Bir kez olunca bir şey olmuyor. Haftada beş kez olunca, anlattığın şeylerin değersiz olduğunu hissetmeye başlıyorsun.
Burada mekanizmayı anlatmak tek başına yetmiyor. Çünkü dinlenmemiş olmanın acısı mekanizmadan bağımsız. İyi haber şu: dinlenmiş hissetmek için kusursuz bir dikkat gerekmiyor.
Anlaşıldığını hissettiren şey
Tanımadıkları biriyle konuşan 115 katılımcıyla yapılan bir deneyde, karşılarındaki kişi üç farklı biçimde yanıt vermiş: aktif dinleme (duyulanı kendi cümleleriyle geri yansıtmak ve soru sormak), tavsiye vermek ya da yalnızca kısa onaylar ("anlıyorum", "hı hı"). Aktif dinleme yanıtı alanlar, diğer iki gruba göre kendilerini daha çok anlaşılmış hissetmiş (Weger ve ark., 2014).
Bu çalışma ilk tanışma konuşmalarında yapıldı; yakın ilişkileri ölçmüyor. Ama bende çok yankı buldu, çünkü DEHB'li birinin en sık yaptığı şey tam olarak kısa onay: başını sallamak ve "hı hı" demek. Ve bu, karşı tarafa en az anlaşılmışlık hissi veren yanıt çıkmış.
Denemeye değer bulduğum küçük bir düzen
Geri yansıt. Karşındaki bir şey anlattığında, cevap vermeden önce bir cümleyle duyduğunu söyle: "Yani bugün asıl yoran şey toplantının uzaması değil, kimsenin önceden haber vermemesi." Bu hem karşı tarafa duyulduğunu gösteriyor hem de senin zihnini konuşmaya geri bağlıyor. Yanlış anladıysan da hemen düzeltme şansı doğuyor.
Kaçırdığını saklamadan söyle. En çok zarar veren şey dalmak değil, dalmayı gizlemeye çalışmak. "Pardon, son kısımda aklım bir anlığına gitti, tekrar eder misin?" demek utandırıcı geliyor. Ama yanlış bir cevap vermekten ya da anlamış gibi yapmaktan çok daha az aşındırıyor.
Tuttuğun cevabı bir yere bırak. Cevabını kaybetme korkusu dinlemeyi engelliyorsa, bir kelimeyi telefonuna ya da bir kâğıda yaz. Böylece çalışma belleğini boşaltıp dinlemeye dönebilirsin.
Konuşmanın zamanını seç. Önemli bir konuşma, ekranın açık olduğu, yorgun olunan ya da bir şeyin ortasında yapıldığında dinleme kapasitesi zaten düşük. "Bunu duymak istiyorum, beş dakika sonra bilgisayarı kapatıp tamamen dinleyebilir miyim?" demek, yarım dinlemekten daha saygılı.
Ellerine bir şey ver. Bazı DEHB'liler için hareket etmek dinlemeyi zorlaştırmıyor, kolaylaştırıyor. Yürüyüşte konuşmak ya da elde bir nesne tutmak işe yarayabiliyor. Partnerine bunun ilgisizlik olmadığını önceden söylemek iyi olur.
Bu önerilerin hiçbiri her gün işe yaramayacak. Yorgun olduğum, uykusuz kaldığım ya da kafamın işle dolu olduğu günlerde dinleme kapasitem belirgin biçimde düşüyor. O günlerde en dürüst şey, kapasiteni baştan söylemek: "Bugün kafam çok dolu, önemli bir şeyse yarın sabah konuşalım mı?" Bu cümle bir kaçış gibi görünebilir ama yarım dinlenmiş bir konuşmanın bırakacağı kırgınlığı önlüyor.
Partnerine ne söylemek istersin
DEHB'li biriyle nasıl iletişim kurulur yazısında karşı tarafa dönük önerileri topladım. Burada yalnızca bir şey eklemek istiyorum.
DEHB'li biri olarak dinleyememe anlarımı açıklamak istediğimde en işe yarayan cümlenin şu olduğunu düşünüyorum: "Seni duymak istiyorum ve bazen zihnim buna rağmen gidiyor. Gittiğinde bana söylemen beni suçüstü yakalamıyor, geri getiriyor."
Dinlemek bir beceri
Uzun yıllar kendime "iyi bir dinleyici değilim" dedim. Sonra fark ettim ki bu cümle, benim yapabileceğim hiçbir şey bırakmıyor.
Şimdi başka bir şekilde düşünüyorum: dinlemek benim için kendiliğinden olmuyor, kurulması gereken bir şey. Kurulabilen bir şey olduğu için de biraz umutlu.
Dalıp gitmek bende hep olacak. Ama geri dönmenin, döndüğümü söylemenin ve karşımdakine duyduğumu göstermenin bir yolu var.