İçeriğe geç
Yöntemler

DEHB'de tartışırken söz kesmek: ani tepki ve onarma

Tartışmanın ortasında sözü kesiyorum, karşımdaki 'beni hiç dinlemiyorsun' diyor ve konu değişiyor. Söz kesmenin arkasındaki fren gecikmesi ve onarma yolları.

Cansu6 dakika okumaOrta

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Kısa cevap

Tartışırken söz kesmek DEHB'de çoğu zaman saygısızlıktan çok, başlamış bir tepkiyi durdurmayı sağlayan ketleme sistemindeki gecikmeden kaynaklanıyor.

Uzun cevap

Duygunun yükseldiği anlarda bu fren daha da geç devreye giriyor. Söz kesmek karşı tarafa dinlenmediği mesajını veriyor ve tartışmanın konusu kaymaya başlıyor. Söz kesmeyi tamamen önlemek zor olsa da bunu fark edip hemen onarmak, düşünceyi bir kağıda bırakmak ve duygu çok yükseldiğinde mola vermek tartışmanın yıkıcı hale gelmesini azaltıyor.

Bu yazıda 8 bölüm var

Karşımdaki bir cümleye başlıyor. Cümlenin ilk yarısında ne diyeceğini anladığımı düşünüyorum. İkinci yarısını beklemeden cevap veriyorum.

“Bitirmeme izin verir misin?”

Ve tartışmanın konusu bir anda değişiyor. Az önce ne konuştuğumuzun artık önemi kalmıyor. Şimdi konu benim onu dinlemediğim.

İnsan bazen tartışmayı söylediği şey yüzünden değil, onu söylediği an yüzünden kaybettiğini fark ediyor.

Bu yazının yeri

Söz kesmenin genel mekanizmalarını DEHB'liler neden çok konuşur yazısında, dürtüselliğin bütün yüzlerini de DEHB'de dürtüsellik yazısında anlatmıştım. Burada daha dar ve bence daha acıtan bir ana bakmak istiyorum: sakin bir sohbette değil, iki kişinin gerildiği bir konuşmada söz kesmek.

Çünkü sakin bir sohbette söz kesmek biraz kabalık gibi görünüyor. Bir tartışmada ise karşı tarafa başka bir mesaj ulaşıyor: “Senin ne düşündüğün benim için önemli değil.”

Fren neden geç basıyor

Russell Barkley'nin DEHB modelinin merkezinde davranışsal ketleme var: bir tepkiyi başlamadan önce tutabilmek, başlamış bir tepkiyi durdurabilmek ve bu arada dikkati dağıtan şeylere karşı koyabilmek. Barkley'ye göre bu ketleme kapasitesi zayıfladığında, onun üzerine kurulan diğer yürütücü işlevler de aksıyor (Barkley, 1997).

Bu modelin tamamı hala tartışılıyor. Ama DEHB'de ketlemenin zorlandığını gösteren ölçülmüş bir bulgu var. Laboratuvarda yaygın kullanılan “dur sinyali” görevinde kişi bir tuşa basmaya hazırlanırken ekranda bir işaret beliriyor ve hareketi durdurması gerekiyor. Bu görevleri bir araya getiren bir meta analiz, durdurma için gereken sürenin DEHB'li çocuklarda da yetişkinlerde de kontrollere göre anlamlı biçimde uzun olduğunu bulmuş (Lijffijt ve ark., 2005).

Tuşa basmayı durdurmakla bir cümleyi durdurmak aynı şey değil elbette. Ama deneyim çok benziyor. Cevap zaten yola çıkmış oluyor. Frene bastığında araba çoktan kavşağın ortasında.

Sözlükte buna tepki ketlemesi deniyor.

Tartışma, freni daha da zayıflatıyor

Sakin bir anda belki cümlenin sonunu bekleyebiliyorum. Tartışmada bekleyemiyorum. Bunun üç sebebi olduğunu düşünüyorum.

Birincisi duygunun hızı. DEHB'de duygu düzenleme güçlüğü yaygın. Yükselen bir duygu da ketleme sisteminin zaten sınırlı olan kapasitesini tüketiyor. Sözlükteki karşılığı duygusal taşkınlık.

İkincisi kaybetme korkusu. Tartışmada aklıma gelen cevap bana çok önemli görünüyor ve çalışma belleğimin onu tutamayacağını biliyorum. Karşımdaki konuşmaya devam ettikçe cevabım silinecek. Silinmesin diye araya giriyorum.

Üçüncüsü tahmin. Tartıştığım insanı iyi tanıyorsam, cümlesinin nereye gideceğini bildiğimi düşünüyorum. Çoğu zaman da aşağı yukarı biliyorum. Ama tartışmada asıl önemli olan, tam da cümlenin sonundaki o küçük fark. “Geç kaldın” diye başlayan bir cümlenin “ve beni aramadın” diye bitmesi ile “ve bu yüzden kaygılandım” diye bitmesi aynı şeyi anlatmıyor. Tahminle cevap verdiğimde, karşımdakinin hiç kurmadığı bir cümleye cevap vermiş oluyorum.

Söz kesmek bazen karşımdakini susturmak için yapılmıyor; kendi düşüncemi kaybetmemek için yapılan bir hamle oluyor. Ama karşıdaki bunu bilemez.

Çiftlerde ne görülmüş

Genç yetişkin çiftlerle yapılan bir gözlem çalışması burada çok aydınlatıcı. Araştırmacılar partnerlerden birinde bileşik tip DEHB olan çiftleri, birinde dikkatsiz tip DEHB olan çiftleri ve DEHB tanısı olmayan çiftleri bir çatışma çözme görevinde karşılaştırmış. Bileşik tip DEHB olan çiftlerin konuşmasında daha çok olumsuzluk, daha az olumluluk görülmüş. Bu tablo, çiftlerin ilişki doyumuyla da örtüşmüş. Dikkatsiz tip DEHB olan çiftlerin davranışları ise tanısız çiftlere büyük ölçüde benzemiş (Canu ve ark., 2014).

Bu fark bence önemli. Bileşik tipte dikkatsizliğin yanında dürtüsellik ve hiperaktivite de var. Yani çatışmayı zorlaştıran şeyin bir kısmı, dalıp gitmekten çok, tam da bu yazının konusu olan ani tepki olabilir.

Şunu da ekleyeyim: çalışma genç yetişkin çiftlerle ve sınırlı bir örneklemle yapıldı. Her DEHB'linin tartışmada böyle davrandığını söylemiyor. Ama bir risk alanını gösteriyor.

Olumsuzluğu önlemekten daha önemli bir şey

Çift araştırmalarının en bilinen isimlerinden John Gottman ve arkadaşları, 130 yeni evli çifti altı yıl boyunca izlemiş ve çatışma konuşmalarındaki yedi farklı etkileşim modelini sınamış. Bu modellerle ayrılık ya da birlikte kalma yüzde 83, evlilik doyumu yüzde 80 isabetle öngörülebilmiş. Doyumu öngören unsurlardan biri, çatışmanın içinde de korunabilen olumlu duygu olmuş. Çalışmanın bir diğer dikkat çekici gözlemi, terapide sıkça öğretilen, duyulanı geri yansıtma biçimindeki “aktif dinleme” kalıbının gerçek çatışma konuşmalarında çok nadir görülmesiydi (Gottman ve ark., 1998).

Bu bulguyu ilk okuduğumda içim rahatladı.

Çünkü söz kesmeyi tamamen bırakabileceğimi düşünmüyorum. Ketleme sistemim bir tartışmada birden kusursuz çalışmaya başlamayacak. Ama tartışmanın içinde sıcaklığı korumak, bir hatayı fark edip hemen onarmak, bir anlığına gülümseyebilmek bana daha ulaşılabilir geliyor. Tartışmada ders kitabı cümleleri kurmak zorunda olmadığımı bilmek de ayrıca rahatlatıcı.

Onarma: kesilen sözü geri vermek

Benim için anlamlı olan, denemeye değer bulduğum şeyler şunlar.

Fark ettiğin anda geri ver. Sözü kestiğini fark ettiğin an, cümleni yarıda bırak ve “Pardon, sözünü kestim, devam et” de. Bu kısa cümle, çoğu zaman uzun bir özrün yapamadığını yapıyor. Karşı taraf, fark ettiğini ve onun sözünü önemsediğini görüyor.

Düşünceni kağıda bırak. Tartışacağını bildiğin bir konuşmada yanına bir kağıt ya da telefonunda açık bir not al. Aklına cevap geldiğinde tek kelimeyle yaz. Böylece cevabını kaybetme korkusu azalıyor ve bekleyebiliyorsun. İlk başta tuhaf görünebilir; önceden açıklamak işe yarıyor: “Not alıyorum çünkü sözünü kesmek istemiyorum.”

Konuşma sırasını görünür yap. Çok gergin konuşmalarda, sırası gelenin elinde tuttuğu bir nesne kullanmak çocukça görünebilir. Ama DEHB'li biri için dışarıdan görünen bir işaret, içeride çalışmayan frenin işini bir süreliğine üstleniyor.

Karşının son cümlesini söyleyerek başla. Sıra sana geçtiğinde, kendi cevabından önce karşının son söylediğini kısaca tekrarla. Bu hem dinlediğini gösteriyor hem de bir saniyelik bekleme yaratıyor.

Duygu tavan yaptığında mola. Artık hiçbir şeyi tutamayacağını hissettiğinde konuşmaya devam etmek genelde en kötüsü. “Şu an çok doluyum, yirmi dakika sonra devam edelim” demek, frene yeniden çalışması için süre tanımak demek. Önemli olan geri dönmek. Öfkenin yükseldiği anlar için öfke patlamaları yazısındaki erken işaretler burada da işe yarıyor.

Bu yöntemlerin hepsi sakin anlarda kurulan şeyler. Tartışmanın ortasında hiçbirini hatırlamayabilirsin. O yüzden en az birini, en basit olanını, bir alışkanlığa dönüştürmek daha gerçekçi. Çoğu insan için bu, sözü kestiğini fark ettiği anda “pardon, devam et” demek oluyor. Tek bir cümle, ezberlenecek kadar kısa.

Sözü kesilen taraf için

Sözünün kesilmesi insanı küçültüyor ve bunu söylemek hakkın. “Sen hep böylesin” yerine “Şu an bitirmek istiyorum” demek daha çabuk sonuç veriyor, çünkü kişinin karakterini değil, o anı konu ediyor.

Bir de şunu denemeye değer buluyorum: önemli bir şey söyleyeceksen bunu en başta duyurmak. “Bitirmem biraz sürecek, sonuna kadar dinlemeni istiyorum” gibi bir cümle, DEHB'li partnerin ketleme sistemine önceden bir uyarı veriyor. Asıl cümleyi uzun bir girişin sonuna saklamak yerine öne almak da işe yarıyor, çünkü dikkat en çok başta tutunuyor.

Şunu da ekleyeyim: söz kesmeyi mekanizmayla açıklamak, onu senin sorunun yapmıyor. Karşı tarafın bunu onarma sorumluluğu devam ediyor.

Aklımda kalan

Uzun zaman “bir dahaki sefere sözünü kesmeyeceğim” diye kendime söz verdim. Her seferinde tuttuğumu sandım, her seferinde tutamadım. Sonra utandım.

Artık başka bir söz veriyorum: sözünü keseceğim, ama fark ettiğim anda geri vereceğim.

Bu söz daha az iddialı. Ama tutulabilir.

Onarmanın güzel bir yanı daha var: her seferinde yeniden yapılabiliyor. Kusursuz bir tartışma bir kez kaçırıldığında geri gelmiyor. Ama kesilen bir söz, bir cümle sonra geri verilebiliyor.

Sık sorulanlar

Tartışırken neden söz kesiyorum?
Çoğu zaman saygısızlıktan değil, başlamış bir tepkiyi durdurmayı sağlayan ketleme sistemindeki gecikmeden.
Tartışma neden daha da zorlaştırıyor?
Duygunun yükseldiği anlarda fren daha da geç devreye giriyor. Sakin bir sohbette tutulan söz, tartışmada tutulamıyor.
Söz kesmeyi tamamen önleyebilir miyim?
Tamamen önlemek gerçekçi bir hedef değil. Daha işe yarayanı, kesildikten sonra onarmak.
Onarma nasıl yapılır?
Kesilen sözü geri vererek: durup karşı tarafa cümlesini tamamlatmak. Bu, tartışmanın konusunun kaymasını engelliyor.

Bu yöntem sende ne yaptı?

İşaretin bu tarayıcıda saklanıyor. Sunucuya yalnızca sayı gidiyor, kim işaretledi tutulmuyor.

Yazar hakkında

Cansu, DEHB ile yaşayan bir yetişkin. Uzmanlığı yok; elindeki tek şey kendi denediği yöntemler ve kendi gündelik deneyimi. Bir yöntem onda tuttu diye sende tutar mı, bilinmez. Ondan gitmeyen bir şey senin işine yarayabilir.

Buradaki hiçbir şey tıbbi tavsiye, tanı ya da tedavi yerine geçmez. İlaç, doz ve tedavi kararları hekiminle konuşulacak şeyler. Daha fazlası.

Kaynaklar4
  1. Barkley, R. A. (1997). Behavioral inhibition, sustained attention, and executive functions: Constructing a unifying theory of ADHD. Psychological Bulletin, 121(1), 65-94.↩
  2. Lijffijt, M., Kenemans, J. L., Verbaten, M. N., & van Engeland, H. (2005). A meta-analytic review of stopping performance in attention-deficit/hyperactivity disorder: Deficient inhibitory motor control? Journal of Abnormal Psychology, 114(2), 216-222.↩
  3. Canu, W. H., Tabor, L. S., Michael, K. D., Bazzini, D. G., & Elmore, A. L. (2014). Young adult romantic couples' conflict resolution and satisfaction varies with partner's attention-deficit/hyperactivity disorder type. Journal of Marital and Family Therapy, 40(4), 509-524.↩
  4. Gottman, J. M., Coan, J., Carrere, S., & Swanson, C. (1998). Predicting marital happiness and stability from newlywed interactions. Journal of Marriage and the Family, 60(1), 5-22.↩

Yeni yazılardan haberdar ol

Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.