DEHB'de ders çalışma ortamı: ev mi, kütüphane mi, kafe mi
Evde masa hazır ama çalışamıyorum, kafede gürültünün ortasında yazabiliyorum. DEHB'de çalışma ortamı seçerken araştırmaların ne söylediğini yazdım.
Bu yazıda 9 bölüm var
Evde her şey hazır: masa, lamba, sessizlik, çay. Oturuyorum ve bir saat sonra masayı düzenlemiş, iki çamaşır katlamış, bir e-postaya cevap vermiş ama asıl işe başlamamış oluyorum.
Aynı işi bir kafede, fincan sesleri ve arkada konuşan insanlar arasında bitirebiliyorum.
Bir süre bunu kendi tutarsızlığım olarak gördüm. Sonra "Nerede çalışmalıyım" sorusunu bir karakter meselesi gibi sorduğumu fark ettim. Oysa bu daha çok bir ayar sorusu: hangi iş, hangi saatte, hangi ortamda.
Sessizlik neden herkese iyi gelmiyor
Bu kısmı kısa tutacağım, çünkü müzik ve odaklanma yazısında ayrıntısıyla anlattım. Özü şu: dikkat belirli bir uyarım aralığında en iyi çalışıyor. Ortam bu aralığın altında kaldığında zihin kendi uyaranını üretmeye başlıyor. Sözlükte uyarılma düzeyi.
Evdeki sessiz oda bu yüzden bazen en zor çalıştığım yer oluyor. Sessizlik çağırıyor ama beni tutmuyor.
Dağıtıcı ile iş yükü arasındaki denge
Bu alanda en çok düşündüren bulgulardan biri Forster ve arkadaşlarından geliyor. 17 DEHB'li yetişkin ve 17 kontrol katılımcısı ekranda bir hedef harf ararken, ara sıra beliren ilgisiz çizgi film görsellerini görmezden gelmeye çalıştı. Görev iki zorlukta sunuldu: kolay aramada hedef harf küçük "o" harflerinin arasındaydı, zor aramada birbirine benzeyen köşeli harflerin arasında.
DEHB'li yetişkinlerin dağıtıcıdan etkilenme maliyeti, kontrol grubununkinin iki katından fazlaydı. Ama görev zorlaştığında, yani algısal yük arttığında, dağılma DEHB grubunda da kontrol grubundaki kadar azaldı. Zor görevdeki DEHB'li katılımcıların dağılması, kolay görevdeki kontrollerinkiyle aynı düzeye indi (Forster ve ark., 2014).
Bu bir laboratuvar görevi; gündelik ders çalışmaya birebir taşımak doğru olmaz. Ama benim için bir sezgiyi destekliyor: iş yeterince doluysa çevre beni daha az çekiyor. Masamdaki sorun bazen çevrenin kalabalığı değil, işin fazla boşluk bırakması. Bir metni yalnızca okumak yerine kalemle işaretleyerek, kenarına soru yazarak okumak işi doldurmanın bir yolu.
Bazen ortamı sadeleştirmek yerine işi doldurmak gerekiyor.
Telefon masadaysa
Bu bulgunun DEHB'yle doğrudan ilgisi yok ama benim için belki en uygulanabilir olanı. Stothart ve arkadaşları, dikkat gerektiren bir görev sırasında katılımcıların telefonuna bildirim gönderdi. Katılımcılar telefona dokunmadı bile. Yine de bildirimin kendisi performansı anlamlı biçimde bozdu ve bu bozulma, telefonla aktif olarak konuşanlarda ya da mesajlaşanlarda görülen etkiye yakın büyüklükteydi (Stothart ve ark., 2015). Yazarların açıklaması, kısa bir bildirimin bile görevle ilgisiz düşünceleri tetikleyebilmesi.
DEHB'de zihin zaten kendiliğinden kaymaya yatkınken bir de dışarıdan bu tetikleyiciyi eklemek istemiyorum. Telefonu sessize almak bende yetmiyor; görüş alanımdan çıkarmam gerekiyor. Ortamı dikkat dağıtıcılardan bu şekilde arındırmaya uyaran kontrolü deniyor. Dijital tarafın geri kalanını dijital dağınıklık yazısında topladım.
Kafe gürültüsü neden bazen işe yarıyor
Kafede yazabilmemin bir açıklaması olabilecek bir çalışma var. Mehta ve arkadaşları beş deneyde ortam gürültüsünün etkisine baktı. Orta düzey gürültü (70 desibel), düşük düzeye (50 desibel) göre yaratıcı görevlerdeki performansı artırdı; yüksek gürültü (85 desibel) ise yaratıcılığı düşürdü (Mehta ve ark., 2012).
Burada iki şeye dikkat ediyorum. Birincisi, katılımcılar DEHB'li değildi. İkincisi, ölçülen şey yaratıcı düşünmeydi; ayrıntıya dikkat ya da ezber ölçülmedi. Bu yüzden kafeyi fikir üretme, taslak yazma, bir konuyu kafamda kurma işleri için kullanıyorum. Bir formülü ezberlemek ya da bir metni satır satır kontrol etmek için kafeye oturmuyorum.
Duyusal hassasiyeti yüksek biri için kafe tam tersi etki yapabilir. O tarafı duyusal aşırı yüklenme yazısında ele aldım.
Kütüphane ve başkalarının varlığı
Kütüphanenin gücü bence sessizliğinden çok etrafta çalışan insanlardan geliyor. Herkes bir şey yapıyor ve bu, kimse bir şey söylemeden bir çerçeve kuruyor. Bunun adı eşlikçi çalışma ve evde yalnız başlayamadığım işlere kütüphanede başlayabilmemin sebebi büyük ihtimalle bu.
Molayı nerede verdiğin de ortamın parçası
Yürümeyi sevdiğimi günlüğümde yazmıştım. Bunun dikkatle bir ilgisi olabileceğini düşündüren küçük bir çalışma var. DEHB tanılı 17 çocuk üç farklı ortamda yirmişer dakikalık rehberli yürüyüş yaptı: bir şehir parkında ve iki düzenli kentsel alanda. Her yürüyüşten sonra ölçülen konsantrasyon, parktaki yürüyüşün ardından diğer iki yürüyüşe göre daha iyiydi (Faber Taylor ve Kuo, 2009).
Örneklem küçük ve katılımcılar çocuk. Ama molayı telefonda geçirmek yerine kısa bir yeşil alan yürüyüşüne çevirmek, denemesi kolay bir değişiklik.
Evde çalışmayı mümkün kılmak
Her gün kafeye ya da kütüphaneye gitmek mümkün olmuyor. Evde çalışmam gereken günler için birkaç şeyi denemeye değer buldum.
Tek işe ayrılmış bir köşe. Yatakta, yemek masasında, kanepede çalıştığımda ev her yerde biraz iş, hiçbir yerde tam iş oluyor. Küçük de olsa yalnızca çalışmak için oturduğum bir yer, oturduğum anda zihne "şimdi bu" mesajını veriyor.
Göz hizasını boşaltmak. Masamdan görünen katlanmamış çamaşır, bekleyen bir fatura ya da yarım bir iş, sessizce dikkatimi çağırıyor. Bütün masayı düzenlemeye kalkmak başka bir erteleme biçimine dönüşebildiği için yalnızca görüş alanımdakileri kaldırıyorum.
Başlama işareti. Evde işe başlamanın dışarıdan bir işareti yok: kapıdan çıkmıyorum, yola düşmüyorum. Bunun yerine küçük bir geçiş ritüeli kuruyorum. Aynı çay, aynı çalma listesi, aynı ışık. Tekrarlandıkça ritüel bir kapı gibi çalışmaya başlıyor.
Yer değiştirmenin görünmeyen bedeli
Kafeye ya da kütüphaneye gitmek her zaman kazanç sayılmaz. Hazırlanmak, yola çıkmak, yer bulmak, internete bağlanmak, oturduktan sonra ne içeceğine karar vermek... DEHB'de bu küçük adımların her biri başlamayı biraz daha geciktirebiliyor. Bir saatlik iş için kırk beş dakikalık hazırlık, kafenin getirdiği avantajı yiyebiliyor.
Bu yüzden yer değiştirmeyi daha çok uzun çalışma blokları için kullanıyorum. Yarım saatlik bir iş için evden çıkmıyorum. Çantayı önceden hazır tutmak da işe yarıyor: bilgisayar, şarj aleti, kulaklık ve defter aynı çantada duruyorsa, "gideyim mi" kararı ile kapıdan çıkmak arasındaki mesafe kısalıyor.
Saat de ortamın parçası. Aynı kafe sabah sessiz, öğleden sonra kalabalık olabiliyor. Benim için bir yeri seçmek kadar, o yeri hangi saatte kullandığımı seçmek de önemli.
İşe göre yer seçmek
Bugün kullandığım kaba bir eşleştirme var.
Fikir ve taslak işleri: kafede, arka planda orta düzey sesle.
Ayrıntı, kontrol ve ezber: kütüphanenin sessiz bir köşesinde ya da evde telefonsuz bir odada.
Başlaması zor, kaçındığım işler: yanımda biri olan bir yerde.
Kısa idari işler: evde, masada.
Bu eşleştirme sabit bir kural sayılmaz. Kendi eşleştirmeni bulmanın en kısa yolu, bir hafta boyunca aynı türde bir işi farklı yerlerde yapıp her seferinde iki şeyi not etmek: kaç dakika sonra başlayabildin ve ne kadar süre kalabildin. Birkaç gün sonra hangi yerin hangi işe iyi geldiğini tahmin etmek zorunda kalmıyorsun.
Bir de yerlerin eskimesi var. Bir kafe ilk haftalarda çok iyi çalışabildiğim bir yer oluyor; birkaç ay sonra aynı masada aynı etkiyi bulamıyorum. Yeniliğin sönmesi bende uğraşlarda olduğu gibi mekânlarda da oluyor. Bu yüzden iki üç yeri dönüşümlü kullanmak, tek bir "iyi yere" bağlanmaktan daha uzun süre işe yarıyor. Bu gözlemi bir araştırmaya dayandıramıyorum; kendi deneyimim olarak yazıyorum.
İnsan bazen mükemmel çalışma odasını bulunca her şeyin düzeleceğini sanıyor. Ev mi, kütüphane mi, kafe mi sorusunun cevabı bende "hepsi, sırasına göre" oluyor. Tek bir kusursuz yer aramayı bıraktığımda elimdeki yerleri daha iyi kullanmaya başladım.