İçeriğe geç
Yöntemler

DEHB'de ders çalışma ortamı: ev mi, kütüphane mi, kafe mi

Evde masa hazır ama çalışamıyorum, kafede gürültünün ortasında yazabiliyorum. DEHB'de çalışma ortamı seçerken araştırmaların ne söylediğini yazdım.

Cansu6 dakika okumaOrta

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Kısa cevap

Tek bir doğru ortam yok; iyi ortam yapılacak işe ve kişiye göre değişiyor.

Uzun cevap

DEHB'li yetişkinler çevredeki ilgisiz uyaranlardan daha çok etkileniyor, ama iş yeterince yoğun olduğunda bu dağılma belirgin biçimde azalıyor. Telefonun bildirim sesi, telefona hiç dokunmasan bile dikkati bozabiliyor. Kafe gibi orta düzey gürültülü ortamlar yaratıcı işlerde yardımcı olabilirken, ayrıntı ve ezber gerektiren işler için sessiz bir köşe daha uygun olabilir.

Bu yazıda 9 bölüm var

Evde her şey hazır: masa, lamba, sessizlik, çay. Oturuyorum ve bir saat sonra masayı düzenlemiş, iki çamaşır katlamış, bir e-postaya cevap vermiş ama asıl işe başlamamış oluyorum.

Aynı işi bir kafede, fincan sesleri ve arkada konuşan insanlar arasında bitirebiliyorum.

Bir süre bunu kendi tutarsızlığım olarak gördüm. Sonra “Nerede çalışmalıyım” sorusunu bir karakter meselesi gibi sorduğumu fark ettim. Oysa bu daha çok bir ayar sorusu: hangi iş, hangi saatte, hangi ortamda.

Sessizlik neden herkese iyi gelmiyor

Bu kısmı kısa tutacağım, çünkü müzik ve odaklanma yazısında ayrıntısıyla anlattım. Özü şu: dikkat belirli bir uyarım aralığında en iyi çalışıyor. Ortam bu aralığın altında kaldığında zihin kendi uyaranını üretmeye başlıyor. Sözlükte uyarılma düzeyi.

Evdeki sessiz oda bu yüzden bazen en zor çalıştığım yer oluyor. Sessizlik çağırıyor ama beni tutmuyor.

Dağıtıcı ile iş yükü arasındaki denge

Bu alanda beni en çok düşündüren bulgulardan biri Forster ve arkadaşlarının çalışmasında. 17 DEHB'li yetişkin ve 17 kontrol katılımcısı ekranda bir hedef harf ararken, ara sıra beliren ilgisiz çizgi film görsellerini görmezden gelmeye çalıştı. Görev iki zorlukta sunuldu: kolay aramada hedef harf küçük “o” harflerinin arasındaydı, zor aramada birbirine benzeyen köşeli harflerin arasında.

Dağıtıcı, DEHB'li yetişkinleri kontrol grubunun iki katından fazla etkiledi. Ama görev zorlaştığında, yani algısal yük arttığında, dağılma DEHB grubunda da kontrol grubundaki kadar azaldı. Zor görevdeki DEHB'li katılımcıların dağılması, kolay görevdeki kontrol grubununkiyle aynı düzeye indi (Forster ve ark., 2014).

Bu bir laboratuvar görevi; gündelik ders çalışmaya birebir taşımak doğru olmaz. Ama benim için bir sezgiyi destekliyor: iş yeterince doluysa çevre beni daha az çekiyor. Masamdaki sorun bazen çevrenin kalabalığı değil, işin fazla boşluk bırakması. Bir metni yalnızca okumak yerine kalemle işaretleyerek, kenarına soru yazarak okumak işi doldurmanın bir yolu.

Bazen ortamı sadeleştirmek yerine işi doldurmak gerekiyor.

Telefon masadaysa

Bu bulgunun DEHB'yle doğrudan ilgisi yok ama benim için belki en uygulanabilir olanı. Stothart ve arkadaşları, dikkat gerektiren bir görev sırasında katılımcıların telefonuna bildirim gönderdi. Katılımcılar telefona dokunmadı bile. Yine de bildirimin kendisi performansı anlamlı biçimde bozdu ve bu bozulma, telefonda konuşanlarda ya da mesajlaşanlarda görülen etkiye yakın büyüklükteydi (Stothart ve ark., 2015). Yazarlara göre kısa bir bildirim bile görevle ilgisiz düşünceleri tetikleyebiliyor.

DEHB'de zihin zaten kendiliğinden kaymaya yatkınken bir de dışarıdan bu tetikleyiciyi eklemek istemiyorum. Telefonu sessize almak bende yetmiyor; görüş alanımdan çıkarmam gerekiyor. Ortamı dikkat dağıtıcılardan böyle arındırmaya uyaran kontrolü deniyor. Dijital tarafın geri kalanını dijital dağınıklık yazısında topladım.

Kafe gürültüsü neden bazen işe yarıyor

Kafede neden yazabildiğimi açıklayabilecek bir çalışma var. Mehta ve arkadaşları beş deneyde ortam gürültüsünün etkisine baktı. Orta düzey gürültü (70 desibel), düşük düzeye (50 desibel) göre yaratıcı görevlerdeki performansı artırdı; yüksek gürültü (85 desibel) ise yaratıcılığı düşürdü (Mehta ve ark., 2012).

Burada iki şeye dikkat ediyorum. Birincisi, katılımcılar DEHB'li değildi. İkincisi, ölçülen şey yaratıcı düşünmeydi; ayrıntıya dikkat ya da ezber ölçülmedi. Bu yüzden kafeyi fikir üretme, taslak yazma, bir konuyu kafamda kurma işleri için kullanıyorum. Bir formülü ezberlemek ya da bir metni satır satır kontrol etmek için kafeye oturmuyorum.

Duyusal hassasiyeti yüksek biri için kafe tam tersi etki yapabilir. O tarafı duyusal aşırı yüklenme yazısında anlattım.

Kütüphane ve başkalarının varlığı

Kütüphanenin gücü bence sessizliğinden çok etrafta çalışan insanlardan geliyor. Herkes bir şey yapıyor ve kimse bir şey söylemeden ortada bir çerçeve oluşuyor. Bunun adı eşlikçi çalışma ve evde yalnız başlayamadığım işlere kütüphanede başlayabilmemin sebebi büyük ihtimalle bu.

Kütüphaneye gidemediğim günlerde aynı etkiyi çevrimiçi kurmak için DEHB Çalışma Odam sitesini açtım: herkes kendi işine çalışıyor, sayaç ortak, konuşma yok.

Molayı nerede verdiğin de ortamın parçası

Yürümeyi sevdiğimi günlüğümde yazmıştım. Bunun dikkatle bir ilgisi olabileceğini düşündüren küçük bir çalışma var. DEHB tanılı 17 çocuk üç farklı ortamda yirmişer dakikalık rehberli yürüyüş yaptı: bir şehir parkında ve iki düzenli kentsel alanda. Her yürüyüşten sonra konsantrasyon ölçüldü. Parktaki yürüyüşün ardından sonuçlar diğer iki yürüyüştekinden daha iyiydi (Faber Taylor ve Kuo, 2009).

Örneklem küçük ve katılımcılar çocuk. Ama molayı telefonda geçirmek yerine kısa bir yeşil alan yürüyüşüne çevirmek, denemesi kolay bir değişiklik.

Ortam dışarıdan da kurulabiliyor: kurs, etüt ve tek başına çalışma karşılaştırmasını ayrı bir yazıda yaptım.

Evde çalışmayı mümkün kılmak

Her gün kafeye ya da kütüphaneye gitmek mümkün olmuyor. Evde çalışmam gereken günler için birkaç şeyi denemeye değer buldum.

Tek işe ayrılmış bir köşe. Yatakta, yemek masasında, kanepede çalıştığımda ev her yerde biraz iş, hiçbir yerde tam iş oluyor. Küçük de olsa yalnızca çalışmak için oturduğum bir yer, oturduğum anda zihne “şimdi bu” mesajını veriyor.

Göz hizasını boşaltmak. Masamdan görünen katlanmamış çamaşır, bekleyen bir fatura ya da yarım bir iş, sessizce dikkatimi çağırıyor. Bütün masayı düzenlemeye kalkmak başka bir erteleme biçimine dönüşebildiği için yalnızca görüş alanımdakileri kaldırıyorum.

Başlama işareti. Evde işe başlamanın dışarıdan bir işareti yok: kapıdan çıkmıyorum, yola düşmüyorum. Bunun yerine küçük bir geçiş ritüeli kuruyorum. Aynı çay, aynı çalma listesi, aynı ışık. Tekrarlandıkça ritüel bir kapı gibi çalışmaya başlıyor.

Yer değiştirmenin görünmeyen bedeli

Kafeye ya da kütüphaneye gitmek her zaman kazanç sayılmaz. Hazırlanmak, yola çıkmak, yer bulmak, internete bağlanmak, oturduktan sonra ne içeceğine karar vermek... DEHB'de bu küçük adımların her biri başlamayı biraz daha geciktirebiliyor. Bir saatlik iş için kırk beş dakikalık hazırlık, kafenin getirdiği avantajı yiyebiliyor.

Bu yüzden yer değiştirmeyi daha çok uzun çalışma blokları için kullanıyorum. Yarım saatlik bir iş için evden çıkmıyorum. Çantayı önceden hazır tutmak da işe yarıyor: bilgisayar, şarj aleti, kulaklık ve defter aynı çantada duruyorsa, “gideyim mi” kararı ile kapıdan çıkmak arasındaki mesafe kısalıyor.

Saat de ortamın parçası. Aynı kafe sabah sessiz, öğleden sonra kalabalık olabiliyor. Benim için bir yeri seçmek kadar, o yeri hangi saatte kullandığımı seçmek de önemli.

İşe göre yer seçmek

Bugün kullandığım kaba bir eşleştirme var.

Fikir ve taslak işleri: kafede, arka planda orta düzey sesle.

Ayrıntı, kontrol ve ezber: kütüphanenin sessiz bir köşesinde ya da evde telefonsuz bir odada.

Başlaması zor, kaçındığım işler: yanımda biri olan bir yerde.

Kısa idari işler: evde, masada.

Bu eşleştirme sabit bir kural sayılmaz. Kendi eşleştirmeni bulmanın en kısa yolu, bir hafta boyunca aynı türde bir işi farklı yerlerde yapıp her seferinde iki şeyi not etmek: kaç dakika sonra başlayabildin ve ne kadar süre kalabildin. Birkaç gün sonra hangi yerin hangi işe iyi geldiğini tahmin etmek zorunda kalmıyorsun.

Bir de yerlerin eskimesi var. Bir kafede ilk haftalarda çok iyi çalışabiliyorum; birkaç ay sonra aynı masada aynı etkiyi bulamıyorum. Yeniliğin etkisi bende, uğraşlarda olduğu gibi mekanlarda da sönüyor. Bu yüzden iki üç yeri dönüşümlü kullanmak, tek bir “iyi yere” bağlanmaktan daha uzun süre işe yarıyor. Bu gözlemi bir araştırmaya dayandıramıyorum; kendi deneyimim olarak yazıyorum.

İnsan bazen mükemmel çalışma odasını bulunca her şeyin düzeleceğini sanıyor. Ev mi, kütüphane mi, kafe mi sorusunun cevabı bende “hepsi, sırasına göre” oluyor. Tek bir kusursuz yer aramayı bıraktığımda elimdeki yerleri daha iyi kullanmaya başladım.

Sık sorulanlar

DEHB'de en iyi çalışma ortamı neresi?
Tek bir doğru ortam yok; iyi ortam yapılacak işe ve kişiye göre değişiyor.
Tam sessizlik neden herkese iyi gelmiyor?
Uyarım düştüğünde zihin kendisi uyaran üretmeye başlıyor. Orta düzey bir arka plan sesi bazı kişilerde bu boşluğu dolduruyor.
Telefon masada dururken çalışılır mı?
Zor. Bildirim sesi, telefona hiç dokunulmasa bile dikkati bozabiliyor. En güvenilir çözüm telefonu fiziksel olarak başka odaya koymak.
Kafe gürültüsü neden bazen işe yarıyor?
İş yeterince yoğun olduğunda çevredeki uyarandan dağılma belirgin biçimde azalıyor. Kafe, o yoğunluğu kuramadığın işlerde ise zararlı oluyor.

Bu yöntem sende ne yaptı?

İşaretin bu tarayıcıda saklanıyor. Sunucuya yalnızca sayı gidiyor, kim işaretledi tutulmuyor.

Yazar hakkında

Cansu, DEHB ile yaşayan bir yetişkin. Uzmanlığı yok; elindeki tek şey kendi denediği yöntemler ve kendi gündelik deneyimi. Bir yöntem onda tuttu diye sende tutar mı, bilinmez. Ondan gitmeyen bir şey senin işine yarayabilir.

Buradaki hiçbir şey tıbbi tavsiye, tanı ya da tedavi yerine geçmez. İlaç, doz ve tedavi kararları hekiminle konuşulacak şeyler. Daha fazlası.

Kaynaklar4
  1. Forster, S., Robertson, D. J., Jennings, A., Asherson, P., & Lavie, N. (2014). Plugging the attention deficit: Perceptual load counters increased distraction in ADHD. Neuropsychology, 28(1), 91-97.↩
  2. Stothart, C., Mitchum, A., & Yehnert, C. (2015). The attentional cost of receiving a cell phone notification. Journal of Experimental Psychology: Human Perception and Performance, 41(4), 893-897.↩
  3. Mehta, R., Zhu, R., & Cheema, A. (2012). Is noise always bad? Exploring the effects of ambient noise on creative cognition. Journal of Consumer Research, 39(4), 784-799.↩
  4. Faber Taylor, A., & Kuo, F. E. (2009). Children with attention deficits concentrate better after walk in the park. Journal of Attention Disorders, 12(5), 402-409.↩

Bu yazı 15 Ekim 2026 tarihinde güncellendi.

Yeni yazılardan haberdar ol

Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.