DEHB'de sınav düzenlemeleri: Türkiye'de genel çerçeve
Türkiye'de sınav düzenlemeleri nasıl işliyor? ÖSYM başvurusu, üniversitelerin engelli öğrenci birimi ve DEHB'li öğrencinin izleyebileceği yolu yazdım.
Bu yazıda 8 bölüm var
"DEHB'm var, sınavda ek süre alabilir miyim?"
Bu soruya internette verilen cevapların çoğu ya çok kesin ya çok belirsiz. Kesin olanlar genelde yanlış, çünkü kurallar değişiyor. Belirsiz olanlar ise işe yaramıyor.
Bu yazıda bir orta yol denemek istiyorum: sistemin nasıl kurulduğunu anlatmak, ama hangi tanının hangi düzenlemeyi getireceğine dair hüküm vermemek. Çünkü o hükmü ben veremem, bir yazı da veremez. Bunu ancak raporu düzenleyen sağlık kurulu ve başvurduğun kurumun güncel kılavuzu söyleyebilir.
Bu yazı DEHB ile sınava nasıl çalışılır serisinin son parçası.
İki ayrı kanal var
Kafa karışıklığının büyük kısmı, iki farklı sistemin aynı kelimelerle konuşulmasından geliyor.
Birinci kanal: merkezi sınavlar. YKS, KPSS, DGS gibi sınavlar ÖSYM tarafından yapılıyor. Buradaki düzenleme talepleri ÖSYM'nin kendi başvuru sistemi üzerinden, sağlık raporuna dayanarak iletiliyor.
İkinci kanal: üniversite içi sınavlar. Vizeler, finaller, ders içi uygulamalar. Burada muhatabın ÖSYM değil, okuduğun üniversitenin engelli öğrenci birimi.
Bu ikisi birbirinden bağımsız işliyor. Merkezi sınavda bir düzenlemeden yararlanmış olman, üniversitedeki vizende otomatik olarak aynı düzenlemeyi getirmiyor; tersi de doğru.
Üniversitedeki birim ne yapıyor
Yükseköğretim Kurumları Engelliler Danışma ve Koordinasyon Yönetmeliği (Resmi Gazete, 14 Ağustos 2010, sayı 27672) üniversitelerde kurulan engelli öğrenci birimlerinin görevlerini tanımlıyor.
Bu görevler arasında öğrencilerin eğitim, barınma ve sosyal alanlardaki ihtiyaçlarını belirlemek, öğretim elemanlarına yönelik bilinçlendirme çalışmaları yapmak ve kampüsün erişilebilirliğini sağlamak var. Sınavlarla ilgili kısım ise doğrudan yazılmış durumda: engelli öğrencinin sınavlarıyla ilgili süre, mekan, materyal ve refakatçi okuyucu sağlamak.
Yani üniversite içindeki bir sınav düzenlemesi talebinin gideceği yer belli: engelli öğrenci birimi. Çoğu üniversitede bu birimin adı "Engelli Öğrenci Birimi" ya da "Engelsiz Üniversite Koordinatörlüğü" gibi bir şey oluyor ve web sitesinden başvuru formuna ulaşılabiliyor.
Burada önemli bir pratik nokta var: hocanla tek tek konuşmak yerine birim üzerinden gitmek. Hocayla konuşmak da faydalı ama kişiye bağlı kalıyor; birim üzerinden giden bir talep kayda geçiyor ve sonraki dönemlerde tekrar açıklamak zorunda kalmıyorsun. Okulda ve üniversitede DEHB yazısında bu ilişkinin gündelik tarafını yazdım.
Merkezi sınavlarda süreç
Merkezi sınavlar tarafında iki şey belirleyici oluyor: elindeki rapor ve başvuru anında yaptığın talep.
Rapor tarafında, yetişkinler için erişkinler için engellilik sağlık kurulu raporu (ESKR), on sekiz yaş altındakiler içinse çocuklar için özel gereksinim raporu (ÇÖZGER) esas alınıyor. Raporun Sağlık Bakanlığı sisteminde kayıtlı ve başvuru tarihinde geçerli olması bekleniyor.
Hangi sağlık koşullarının hangi sınav uygulamalarına karşılık geldiği ise ayrı bir yönetmelikle düzenlenmiş durumda: Engelli Bireylere Yönelik Sınav Uygulamalarında ve Engelli Kontenjanında Aranacak Sağlık Şartlarına Dair Yönetmelik (Resmi Gazete, 8 Mart 2022, sayı 31772). Bu yönetmelik zaman içinde değişiklik geçirdi ve geçirmeye devam edebilir.
Talep tarafında ise süreç aday başvuru sistemi üzerinden ilerliyor. Sisteme girdiğinde kayıtlı raporun, engel grubun ve mevzuata göre yapılabilecek sınav uygulamaları görünüyor. Okuyucu, işaretleyici ve benzeri talepler burada iletiliyor.
Buraya bir uyarı koymam gerekiyor. Kimin hangi düzenlemeden yararlanabileceği, ek sürenin ne kadar olacağı ve başvuru takvimi her sınavın kendi kılavuzunda ayrı ayrı yazılı ve dönem dönem güncelleniyor. Bu yüzden burada sayı ya da kesin koşul yazmıyorum. Gireceğin sınavın o yılki kılavuzunu okumak ve gerekirse ÖSYM'ye doğrudan sormak, internetteki her anlatımdan daha güvenilir.
DEHB özelinde ne söyleyebilirim
Dürüst cevap şu: DEHB tanısının tek başına hangi düzenlemeyi getireceğine dair genel bir cümle kuramam.
Sebebi şu. Düzenleme kararı tanının adına değil, sağlık kurulunun düzenlediği rapordaki değerlendirmeye ve mevzuatın o rapor için öngördüğü karşılığa bağlı. Aynı tanıyla farklı raporlar çıkabiliyor; aynı raporla farklı sınavlarda farklı uygulamalar olabiliyor.
Bu yüzden yapabileceğim en işe yarar şey, doğru soruyu doğru yere sormanın yolunu göstermek.
Rapor için: tanını koyan ya da takip eden hekimine, engellilik sağlık kurulu raporu sürecinin nasıl işlediğini sor. Değerlendirmenin hangi hastanelerde yapılabildiğini de aynı yerden öğrenebilirsin.
Merkezi sınav için: gireceğin sınavın güncel başvuru kılavuzundaki engelli adaylar bölümünü oku. Belirsiz kaldığın yerde ÖSYM'nin kendi iletişim kanallarından sor ve sorduğun tarihi not et.
Üniversite sınavları için: okulunun engelli öğrenci birimine yaz. Talebini yazılı ilet, cevabı yazılı iste.
Zamanlama için: bu süreçlerin hiçbiri hızlı değil. Rapor almak randevu zinciri gerektiriyor, başvurunun kendi takvimi var. Sınavdan iki hafta önce başlanan bir süreç genelde yetişmiyor.
Düzenleme almak her şeyi çözmüyor
Bir düzenleme aldığını varsayalım. Bunun tek başına sonucu değiştirmesini beklemek gerçekçi değil.
Lovett ve Leja'nın çalışması üniversite öğrencilerinin farklı süre sınırları altında okuduğunu anlama performansına baktı. DEHB belirtisi ve yürütücü işlev sorunu daha fazla olan öğrenciler ek süreden daha az yararlandı; öğrencilerin kendi süre ihtiyaçlarına dair tahmini de yararı öngörmedi (Lovett ve Leja, 2015).
Bu bulguyu "ek süre gereksiz" diye okumak yanlış olur. Okuduğum şey şu: fazladan süre, o süreyi kullanacak bir planın yoksa fazladan dağılma süresi oluyor. Ek süren varsa denemelerini o uzun süreyle çözmek ve süreyi bölümlere ayırmak gerekiyor. Bunu deneme sınavı ve süre yönetimi yazısında ayrıntısıyla yazdım.
Aynı şey ayrı salon için de geçerli. Daha az uyaran gerçekten yardımcı olabiliyor ama tek başına çalışma eksiğini kapatmıyor. Sözlükte sınav düzenlemesi ve makul düzenleme maddelerine bakabilirsin.
Neden istemekte zorlanıyoruz
Teknik süreci bir kenara koyup bir şey daha söylemek istiyorum, çünkü pratikte en büyük engel çoğu zaman bürokrasi olmuyor.
Düzenleme istemek, DEHB'li birçok insan için "ayrıcalık istemek" gibi hissettiriyor. Üstüne bir de tanısız geçen yıllardan kalan bir alışkanlık biniyor: idare etmek, telafi etmek, kimseye söylememek. Yıllarca kendi başına ayakta kalmış biri için yardım istemek, beceriksizliği kabul etmek gibi geliyor.
Üniversitedeki DEHB'li öğrencileri inceleyen derlemeler, bu öğrencilerin akranlarına göre daha düşük not ortalaması ve daha fazla akademik zorluk bildirdiğini gösteriyor (DuPaul ve ark., 2009). Yani zorluk gerçek ve ölçülebilir. Düzenleme, bu zorluğu telafi etmeye çalışan bir eşitleme aracı; kimseden bir şey çalmıyor.
Bir de açıklama kararı var: kime söyleyeceğin, ne kadar anlatacağın. Birime başvurmak bütün hocalara tanını anlatmayı gerektirmiyor; çoğu durumda birim, sınavın nasıl yapılacağını iletiyor, tanının ayrıntısını değil. Damgalanma yazısında bu kararın duygusal tarafını yazdım.
Talebi nasıl yazmalı
Süreçlerin en çok takıldığı yer, çoğu zaman başvurunun kendisi değil, talebin nasıl yazıldığı. DEHB'de bir e-posta yazmak başlı başına bir engel olabiliyor; e-posta ve mesaj felci yazısında bunun üstüne yazdım.
Kısa bir iskelet, o e-postayı yazmayı kolaylaştırıyor.
Kim olduğun. Adın, bölümün, numaran. Tek cümle.
Ne istediğin. "Bilgi almak istiyorum" yerine somut bir talep: hangi sınav, hangi dönem, hangi uygulama. Belirsiz talepler belirsiz cevap getiriyor.
Elindeki belge. Raporun var mı, yok mu, alma sürecinde misin. Varsa tarihi.
Ne zaman ihtiyacın olduğu. Sınav tarihi. Bu cümle, sürecin ne kadar aciliyeti olduğunu karşı tarafa gösteriyor.
Tek soru. Cevaplaması kolay, net bir soruyla bitir: "Bu talep için hangi belgeleri ve hangi tarihe kadar iletmem gerekiyor?"
Beş maddelik bir e-posta, uzun ve açıklayıcı bir e-postadan daha hızlı cevap alıyor. Kendi hikayeni anlatma ihtiyacı duyabilirsin ve bu anlaşılır bir şey; ama başvuru e-postası bunun yeri değil.
Cevap gelmezse takip etmek gerekiyor ve bu takip DEHB'de en sık düşen halka. Gönderdiğin gün takvime bir hatırlatıcı koy: bir hafta sonra cevap gelmediyse aynı e-postayı kibarca yeniden gönder. Takibi kafanda tutmaya çalışmak, sürecin sessizce ölmesinin en yaygın sebebi.
Aldığın her cevabı sakla. Sözlü olarak verilen bilgiyi de yazıya çevir: "Görüşmemizde şunu anladım, doğru mu?" diye kısa bir e-posta gönder. Bu bir güvensizlik değil; birkaç ay sonra kimin ne dediğini hatırlamak zorunda kalmamanın en ucuz yolu.
Bu yazının sınırı
Son olarak açıkça söylemem gereken bir şey var. Ben hukukçu değilim ve burada yazdıklarım bir mevzuat yorumu değil.
Anlattığım şey, sistemin genel iskeleti: hangi kurumun ne için muhatap olduğu ve sorularını nereye yöneltebileceğin. Güncel koşullar, oranlar, belge listeleri ve takvimler için tek geçerli kaynak, gireceğin sınavın o yılki kılavuzu ve kendi kurumunun yazılı cevabı. Bir şey internette okuduğunla farklı çıkıyorsa, doğru olan kurumun yazdığıdır.
Senden istediğim tek şey şu: emin olmadığın için hiç sormamayı seçme. Sorunun cevabı "hayır" olsa bile, sormak için harcanan yirmi dakika, dört yıl boyunca merak etmekten daha ucuz.