İçeriğe geç
Yöntemler

DEHB'de damgalanma ve kendini savunmak

Herkes biraz öyle. Bahane arıyorsun. Bu ilaçlar bağımlılık yapar. Sık duyulan cümleler, arkalarındaki yanlış bilgi ve cevap verme biçimleri.

5 dakika okumaOrta

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Bu yazıda 6 bölüm var

“Herkes biraz öyle.”

Bu cümleyi tanıdan sonra çok duydum. Neredeyse hep iyi niyetle söylendi. Söyleyen kişi yakınlık kuruyor, beni yalnız bırakmamaya çalışıyor.

Ama duyduğum şey başka oluyor: az önce anlattığım şeyin geçersiz sayılması. Yıllarca sakladığım bir zorlanmayı ilk kez açık açık söylüyorum ve cevap olarak “boş ver, öyle bir şey yok” anlamına gelen bir cümle geliyor.

Damgalanma çoğu zaman böyle görünüyor. Düşmanca değil, farkında olmadan.

İki yönlü işliyor

Mueller ve arkadaşlarının (2012) derlemesi, DEHB ile ilgili damgalanmanın hem toplumsal düzeyde hem de kişinin kendi içinde işlediğini gösteriyor.

Dışarıdan gelen. Tanının ciddiye alınmaması, ilaç kullanımının yargılanması, davranışların karaktere yorulması. “Tembel”, “dağınık”, “sorumsuz” etiketleri genelde bu koldan geliyor.

İçselleştirilen. Zamanla bu yargıların kendi sesine dönüşmesi. Masuch ve arkadaşlarının (2019) çalışması, DEHB'li yetişkinlerde içselleştirilmiş damgalanmanın ölçülebilir düzeyde bulunduğunu ve ayrımcılık beklentisiyle birlikte gittiğini bildiriyor.

İkincisi bence daha ağır, çünkü ona cevap verecek kimse yok. Dışarıdan gelen cümleyi tartışabiliyorsun; kendi sesinle söylenen cümleyle tartışmak için önce onun senin cümlen olmadığını fark etmen gerekiyor. Sözlükte içselleştirilmiş damgalanma başlığı altında.

Dışarıdan gelen cümleye cevap verebiliyorsun. Kendi sesinle söylenen cümleye vermek yıllar alıyor.

Sık duyulan cümleler ve gerçek durum

“Herkes biraz öyle.” Herkes bazen unutuyor, dağılıyor, erteliyor. DEHB'de belirleyici olan sıklık, süre ve yol açtığı işlev kaybı. Tanı ölçütlerinin merkezinde tam olarak bu duruyor: belirtilerin çocukluktan beri sürmesi, birden fazla ortamda görülmesi ve hayatı gerçekten zorlaştırması. Benim cevabım genelde şu oluyor: “Evet, herkeste var. Bende işimi etkileyecek kadar var.”

“Bahane arıyorsun.” Açıklama ile bahane farklı şeyler. Açıklama neyin olduğunu söylüyor, bahane sorumluluğu kaldırıyor. Tanı benim sorumluluğumu ortadan kaldırmadı; neyi nasıl yapacağımı değiştirdi. Tanıdan sonra daha az söz veriyorum ve verdiklerimi daha çok tutuyorum.

“Bu ilaçlar bağımlılık yapar.” En yaygın yanlış bilgilerden biri. Dünya Federasyonu uzlaşı metni (Faraone ve ark., 2021), DEHB ilaçlarının hekim gözetiminde ve uygun dozda kullanımının güvenlik profilinin iyi olduğunu, tedavi edilen kişilerde madde kullanım riskinin arttığına dair bir kanıt bulunmadığını belirtiyor. Kullanım ve izlem hekimin işi; ama bu cümle olduğu gibi doğru değil. Ayrıntısını DEHB ilaçları bağımlılık yapar mı yazısında ele aldım.

“DEHB modası çıktı.” Farkındalığın artması ve tanı sayılarının yükselmesi, tanının uydurma olduğu anlamına gelmiyor. Bunu tanı abartılıyor mu ve DEHB gerçek bir hastalık mı yazılarında ayrıntılı tartıştım.

“Ama sen çok başarılısın.” Bu cümle genelde iltifat olarak söyleniyor ve bir kapı kapatıyor. Bana en çok bu dokunuyor, çünkü görünen sonuca bakıp arkasındaki maliyeti yok sayıyor. Arkada duran şeyin adı maskeleme.

“Ben de biraz DEHB'liyim herhalde.” Bu cümle kötü niyetli olmuyor ama konuyu bir kişilik özelliğine indiriyor. Karşılık olarak tartışmaya girmek yerine soru sormayı tercih ediyorum: “Sende ne oluyor?” Bazen gerçek bir konuşma açılıyor, bazen konu kendiliğinden kapanıyor.

Damgalanmanın görünmeyen maliyeti

Damgalanma yalnızca canını sıkmıyor; kararlarını değiştiriyor.

En belirgin etkisi yardım istememek oluyor. Yargılanacağını bekleyen biri, hekime gitmeyi erteliyor, iş yerinde basit bir düzenleme talep etmiyor, arkadaşına neden geç kaldığını anlatmıyor. Ben tanı öncesi yıllarda hiçbir yerde “bunu yapmakta zorlanıyorum” cümlesini kurmadım. Kuramamamın sebebi bilgisizlik değildi; o cümleyi kurunca ne duyacağımı tahmin ediyor olmamdı.

İkinci etki fazla çalışmak. Yargıyı baştan engellemek için herkesten daha hazırlıklı gitmek, iki kez kontrol etmek, her işi fazlasıyla yapmak. Bu bir süre işe yarıyor ve sonra tükenme olarak geri geliyor.

Üçüncüsü de sessizlik. Zorlanmayı saklayan biri, iyi giden şeyleri de saklamaya başlıyor, çünkü ikisi aynı hikayenin parçası. Bir süre sonra kimse senin nasıl çalıştığını bilmiyor ve sen de bunu kimseye anlatamayacak hale geliyorsun.

Bunları yazmamın sebebi şu: “boş ver, insanların ne dediği önemli değil” cümlesi bana hiç yardım etmedi. Önemliydi. Önemli olduğunu kabul edince ne yapacağıma karar verebildim.

Cevap verme biçimleri

Tartışmaya girme, deneyimini söyle. “Herkes biraz öyle” cümlesine istatistikle cevap vermek nadiren işe yarıyor. Somut bir sonuç anlatmak daha çok iş görüyor, çünkü tartışılacak bir şey bırakmıyor.

Cevap vermemek de bir seçenek. Herkesi eğitmek zorunda değilsin. Sözlükte tavsiye yorgunluğu tam bunu anlatıyor: sürekli açıklamak yorucu ve her ortam bu emeği hak etmiyor. Ben bunu öğrenmekte geciktim; bir dönem her masada sunum yapar gibi anlatıyordum ve akşamları bitkin oluyordum.

Konuyu kapatma cümlesi hazırla. “Bunu konuşmak istemiyorum” ya da “bu benim için çözülmüş bir konu” gibi bir cümle, tartışmayı büyütmeden bitiriyor.

Kimden geldiğine bak. Yakın birinden gelen cümle konuşmayı hak ediyor, çünkü o ilişki devam edecek. Uzaktan gelen cümle genelde etmiyor.

Ortamı hesaba kat. İş yerinde verilen cevabın maliyeti, bir arkadaş sofrasındakinden farklı. Tanıyı kime, nerede ve ne kadar açacağın ayrı bir karar; onu tanını açmak yazısında ele aldım.

Kendi içindeki sesle çalışmak

İçselleştirilmiş damgalanma dışarıdan gelenden daha inatçı. Bende işe yarayan birkaç şey oldu.

Kaynağını sormak. Kendine söylediğin cümle kimin cümlesi? Çoğu zaman bir öğretmenin, bir yöneticinin ya da bir karne yorumunun. Cümlenin sahibi belli olunca gücü azalıyor.

Kişi öncelikli dile geçmek. “DEHB'liyim” ile “DEHB ile yaşıyorum” arasında bir fark var ve bu fark bazı insanlar için gerçek. Sözlükte kişi öncelikli dil. Benim için ikisi de yeri geldiğinde doğru; hangisini kullandığıma o günkü ihtiyacıma göre karar veriyorum.

Kanıt toplamak. İçimdeki ses “hiçbir şeyi bitiremiyorsun” diyor. Bitirdiğim işleri yazmaya başladım. Liste kısa değildi ve bunu görmek tartışmayı benim lehime çevirdi.

Kendi tarafından insan bulmak. Aynı yoldan geçen biriyle konuşmak, içselleştirilmiş yargıyı en hızlı zayıflatan şey oldu. Birinin “benim de anahtarım kayboluyor” demesi, hiçbir makalenin yapamadığını yaptı.

Şunu hatırlamaya çalışıyorum

Damgalanma genelde kötü niyetle gelmiyor ve tam bu yüzden yorucu. Kötü niyetli bir cümleye kızabiliyorsun; iyi niyetli olana kızamıyorsun ve içinde kalıyor.

Bana en çok yarayan fikir şu oldu: her cümle bir görev değil. Bazılarını düzeltiyorum, bazılarını geçiyorum, bazılarına hiç cevap vermiyorum. Hangisini seçeceğime o günkü enerjime bakarak karar veriyorum ve bu seçimi yapabildiğimi bilmek tek başına rahatlatıcı.

Utancın nereden geldiğini günlükte ayrıca yazdım: Utana sıkıla yaptıklarımız.

Sık sorulanlar

DEHB'de damgalanma nasıl işliyor?
İki yönlü: dışarıdan gelen yargılar ve zamanla içselleştirilen inançlar. İkincisi daha uzun kalıyor.
Yanlış cümlelere nasıl cevap vermeli?
Tartışmaya girmek yerine kendi somut deneyiminizi söyleyerek ve gerekiyorsa konuyu kapatarak. Her cümleye cevap vermek zorunda değilsiniz.
Bu cümleler kötü niyetli mi?
Çoğu zaman değil. Eksik bilgiden geliyor ve bu, cevabı daha kolay hale getiriyor.
İçselleştirilen damgalamayla ne yapılır?
Kendi iç sesinizdeki cümlelerin kime ait olduğunu sormak. Çoğu, bir zamanlar başkasının söylediği ve sonra devralınan cümleler oluyor.

Bu yöntem sende ne yaptı?

İşaretin bu tarayıcıda saklanıyor. Sunucuya yalnızca sayı gidiyor, kim işaretledi tutulmuyor.

Yazar hakkında

Cansu, DEHB ile yaşayan bir yetişkin. Uzmanlığı yok; elindeki tek şey kendi denediği yöntemler ve kendi gündelik deneyimi. Bir yöntem onda tuttu diye sende tutar mı, bilinmez. Ondan gitmeyen bir şey senin işine yarayabilir.

Buradaki hiçbir şey tıbbi tavsiye, tanı ya da tedavi yerine geçmez. İlaç, doz ve tedavi kararları hekiminle konuşulacak şeyler. Daha fazlası.

Kaynaklar3
  1. Mueller, A. K., Fuermaier, A. B. M., Koerts, J., & Tucha, L. (2012). Stigma in attention deficit hyperactivity disorder. ADHD Attention Deficit and Hyperactivity Disorders, 4(3), 101-114.↩
  2. Masuch, T. V., Bea, M., Alm, B., Deibler, P., & Sobanski, E. (2019). Internalized stigma, anticipated discrimination and perceived public stigma in adults with ADHD. ADHD Attention Deficit and Hyperactivity Disorders, 11(2), 211-220.↩
  3. Faraone, S. V., Banaschewski, T., Coghill, D. ve ark. (2021). The World Federation of ADHD International Consensus Statement. Neuroscience & Biobehavioral Reviews, 128, 789-818.↩

Bu yazı 16 Eylül 2026 tarihinde güncellendi.

Yeni yazılardan haberdar ol

Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.