DEHB ve deneme sınavı: süreyi salonda yönetmek
Soruları biliyorsun ama süre yetmiyor. DEHB'de zaman körlüğünün sınav salonundaki halini ve deneme çözerken kurulabilecek süre sistemini yazdım.
Bu yazıda 8 bölüm var
Deneme bitiyor, cevap anahtarına bakıyorsun ve boş bıraktığın on iki sorunun yedisini aslında yapabileceğini görüyorsun.
Bu, bilgi eksikliğinden çok daha sinir bozucu bir kayıp. Çünkü emeği verilmiş, sadece o kırk dakikada başka bir yere harcanmış.
Bu yazı DEHB ile sınava nasıl çalışılır serisinin süre bölümü. Konu okumak değil, saatle kurduğun ilişki.
Zamanın hissedilmemesi
Sınav salonunda olup biten şeyi anlamak için önce bir şeyi kabul etmek gerekiyor: DEHB'de geçen süreyi içeriden ölçmek güvenilir değil.
Çocuk ve ergenlerde yapılan bir meta analiz, DEHB grubunun süre tahmini, süre üretme ve özellikle bir süreyi yeniden üretme görevlerinde belirgin biçimde daha fazla saptığını buldu (Zheng ve ark., 2022). Örneklem yetişkin değil, bu yüzden sonucu doğrudan sınav salonuna taşımak temkinli olmayı gerektiriyor. Ama tarif tanıdık: bir soruya "iki dakika" verdiğini sanıyorsun, gerçekte yedi dakika geçmiş oluyor.
Buna zaman körlüğü deniyor ve sınav salonu onun en pahalı sahnesi. Salonda ne telefon var ne alışkın olduğun sayaç. Elinde bir duvar saati var, o da sadece baktığında bilgi veriyor.
Bir de hiperodak tarafı var. Zor bir soru ilginç geldiğinde, DEHB'li bir kafa oraya kilitlenebiliyor. Dışarıdan bu "çok çalışkan" görünüyor; sonuçta ise arkadaki on beş kolay soru boş kalıyor. Hiperodak yazısında bu iki yüzlü durumu anlattım.
Süreyi hissetmek yerine görünür kılmak
Buradan çıkan temel ilke şu: süreyi hissetmeye çalışma, süreyi işaretlere çevir.
Sınavı baştan bölümlere ayır ve her bölüm için bir saat işareti belirle. Örnek olarak 120 dakikalık 80 soruluk bir deneme için:
0-30. dakika: ilk 25 soru. 30. dakikada nerede olman gerektiğini biliyorsun.
30-60. dakika: 26-50. sorular.
60-95. dakika: 51-75. sorular.
95-115. dakika: işaretlediğin sorulara dönüş.
115-120. dakika: kodlama kontrolü.
Sınav başında bu işaretleri kitapçığın köşesine yaz. Sonra her bölüm sınırında saate bak: geride misin, ilerde misin? Bu, saate her beş dakikada bir bakmaktan hem daha az yorucu hem daha bilgilendirici.
İşin sırrı şurada: hedefi "hızlı çöz" gibi bir hisse değil, "30. dakikada 25. soruda ol" gibi bir kontrol noktasına bağlıyorsun. Kontrol noktası dışarıdan ölçülebiliyor; his ölçülemiyor.
Takıldığın soruyu bırakma kuralı
Süre kaybının en büyük kaynağı, tek bir soruda kalmak. Ve bu, bilmediğin soruda değil, "neredeyse çözdüğüm" soruda oluyor.
Kendine sayısal bir kural koy ve bu kuralı denemede uygula, sınavda değil. Örnek: bir soruya iki dakikadan fazla veremezsin. İki dakika sonunda hala yolu göremiyorsan soruyu işaretle ve geç.
Bu kuralı uygulanabilir kılan şey, "iki dakika"yı nasıl ölçtüğün. İçeriden ölçemiyorsan dışarıdan bir işaret gerekiyor. Denemelerde bunu masanın üstündeki bir saatle çalış: soruya başlarken saate bak, dakikayı kitapçığın kenarına yaz. Bir süre sonra kendi hızın hakkında gerçek bir fikrin oluyor.
Geri dönüş için de bir işaretleme dili kur. İki farklı işaret yeter: "bakarsam yaparım" ve "hiç bilmiyorum". Zaman kalınca sadece birinciye dönüyorsun. Tek tip işaret kullanırsan, dönüş zamanında hangisine bakacağına yeniden karar vermek zorunda kalıyorsun ve bu karar da zaman yiyor.
Deneme sadece ölçmek değil, öğrenmek
Deneme sınavını çoğu öğrenci bir termometre gibi kullanıyor: durumu ölçüyor, sonucu görüyor, kapatıyor.
Oysa denemenin kendisi bir öğrenme aracı. Roediger ve Karpicke'nin çalışması, bilgiyi hafızadan çağırmanın, aynı bilgiyi tekrar tekrar çalışmaya göre uzun vadede belirgin biçimde daha kalıcı öğrenme sağladığını gösterdi (Roediger ve Karpicke, 2006). Deneme çözmek tam olarak bu: hafızadan çağırma alıştırması.
Bu yüzden deneme sayısını azaltıp aralarını konu çalışmasıyla doldurmak yerine, denemeyi tekrar planının içine yerleştirmek daha mantıklı. Konu tekrarı yazısında anlattığım karışık çalışma mantığını deneme zaten kendiliğinden yapıyor: sorular konulara göre sıralanmış gelmiyor.
Bir de sınav ortamına alışma tarafı var. Denemeyi kanepede, telefon elinin altında, üç kere mola vererek çözersen ölçtüğün şey sınav performansın olmuyor. Haftada en az bir denemeyi gerçek koşullarda çöz: masada, telefonsuz, tek oturuşta, gerçek süreyle. Bu, aynı zamanda sınav gününü daha az yabancı bir sahne haline getiriyor. Sınav kaygısı yazısında bunun kaygıyı azaltan tarafını anlattım.
Ek süre her şeyi çözmüyor
DEHB'de en bilinen sınav düzenlemesi ek süre ve haklı olarak çok isteniyor.
Lovett ve Leja'nın çalışması bu beklentiye bir şerh düşüyor. Üniversite öğrencilerinin farklı süre sınırları altında okuduğunu anlama performansına baktılar. DEHB belirtisi ve yürütücü işlev sorunu daha fazla olan öğrenciler ek süreden daha az yararlandı; öğrencilerin kendi süre ihtiyaçlarına dair tahmini de yararı öngörmedi (Lovett ve Leja, 2015).
Bunu "ek süre gereksiz" diye okumuyorum. Süre bir hak ve birçok kişi için gerçekten fark yaratıyor. Okuduğum şey şu: fazladan kırk dakika, o kırk dakikayı nasıl kullanacağını bilmiyorsan dağılmak için de kırk dakika. Bu yüzden ek süren varsa, süre planını ek süreyi de kapsayacak şekilde kur ve denemelerde o uzun süreyle çalış. Düzenlemelerin Türkiye'deki çerçevesini sınav düzenlemeleri yazısında ele aldım.
Salonda dikkat dağıldığında
Süre kaybının ikinci kaynağı, salonun kendisi. Öksüren biri, kağıt hışırtısı, erken çıkan bir aday, kalorifer sesi. DEHB'de bu uyaranlar sadece rahatsız etmiyor; dikkati alıp götürüyor ve geri dönüş zaman alıyor.
Denemeye değer birkaç şey var.
Geri dönüş çapası. Dikkatin kaydığını fark ettiğinde soruyu baştan okuma; parmağını satırın başına koyup sesli olmadan tekrar oku. Fiziksel bir işaret, göz gezinmesini kısaltıyor.
Kitapçığı işaretleyerek okumak. Soruda "aşağıdakilerden hangisi değildir" gibi kritik kelimelerin altını çizmek hem dikkati işe bağlıyor hem de en sık yapılan okuma hatasını azaltıyor.
Salonun kendisiyle mücadele etmemek. Sesi engellemeye çalışmak, sese dikkat vermek demek. Bunun yerine işi doldurmak daha iyi çalışıyor; bu mantığı ders çalışma ortamı yazısında anlattım.
Dikkatsizlik hataları ve son beş dakika
Denemede kaybedilen soruların bir kısmı süreyle değil, okumayla ilgili. Ve bu kayıp DEHB'de çok yaygın.
En sık görülen dört hata şöyle: sorudaki olumsuzu atlamak, verilen bilgiyi yanlış okumak, doğru cevabı bulup yanlış şıkkı işaretlemek, ve soruyu tam okumadan tanıdık geldiği için cevaplamak. Dördü de bilgi eksikliği değil.
Bunlara karşı işe yarayan şey, kaleme iş vermek. Soruyu okurken kritik kelimenin altını çizmek, verilen sayıları kenara yazmak, şıkları elediğinde üstünü çizmek. Elin sayfada hareket ettiğinde göz daha az atlıyor. Bu, deneme çözerken alışkanlık haline getirilmesi gereken bir şey; sınav günü ilk kez denenen bir teknik işe yaramıyor.
Kodlama tarafı ayrı bir risk. Cevapları tek tek kodlamak dikkat açısından güvenli ama yavaş; hepsini sona bırakmak hızlı ama süre biterse felaket. Orta yol olarak her sayfa ya da her on soru sonunda kodlamak iyi çalışıyor. Kaydırma hatasına karşı da her kodlamada soru numarasını sesli olmadan tekrarlamak yardımcı oluyor.
Son beş dakika için ayrı bir plan yap. O beş dakikada yeni soru çözmeye çalışmak genelde kötü sonuç veriyor, çünkü acele altında verilen cevapların isabeti düşük. Bunun yerine: kodlamayı kontrol et, boş bıraktığın soruları gözden geçir ve elemeyle bir şık kaldıysa işaretle.
Bir de erken bitirme durumu var. Süre kalmışken çıkmak DEHB'de çok cazip, çünkü salonda oturmak yorucu. Ama kontrol etmeden verilen kağıt, çoğu zaman iki üç net götürüyor. Kendine bir kural koy: süre bitmeden salondan çıkma, kalan zamanı işaretlediğin sorulara ayır.
Kendi sayılarını toplamak
Bütün bu kuralların işe yarayıp yaramadığını anlamanın tek yolu, ölçmek.
Üç haftalık küçük bir kayıt yeter. Her denemeden sonra dört sayı yaz: toplam net, boş soru sayısı, süre yüzünden kaybettiğin tahmini soru sayısı ve en uzun kaldığın sorunun süresi. Üçüncü haftanın sonunda hangi kuralın işe yaradığını tahmin etmek zorunda kalmıyorsun.
Bu kaydın bir yan faydası daha var. DEHB'de ilerleme hissi çok zayıf; iyi giden bir dönemi bile "hiçbir şey değişmedi" diye hatırlayabiliyorsun. Kağıtta duran sayılar bu his ile tartışmıyor, sadece ne olduğunu gösteriyor.
Süre yönetimi bir hız meselesi gibi konuşuluyor ama değil. Aynı süre içinde daha çok soru çözmenin yolu, daha hızlı düşünmek değil; yanlış yerde geçirdiğin dakikaları geri almak. O dakikaların çoğu, bir soruda ne kadar kaldığını fark etmediğin anlarda gidiyor.