DEHB'li öğrenciler için çalışma nasıl yapılır
DEHB'li öğrenci için ders çalışma: yer ve saat kurulumu, başlamak, süre ve mola, kanıtı olan öğrenme teknikleri, ödev, sınav, veli ve kötü gün planı.
Bu yazıda 12 bölüm var
"Masaya otur, telefonu kapat, iki saat çalış, mola ver." Bu cümleyi her öğrenci duyuyor. DEHB'li öğrenci için bu cümlenin içinde tam üç ayrı zor iş var: masaya oturmak, iki saat kalmak ve molayı bitirmek. Üçü de, hem de zeki ve istekli bir öğrencide bile, tam DEHB'nin zorlandığı yerlerde.
Kısa cevap şu: DEHB'li öğrenci için çalışma, zor olan kısımları, yani başlamayı, sürdürmeyi ve zamanı hissetmeyi, dışarıdan yapılandırarak kolaylaştırmak demek. Bunun için yer, saat ve araçlar sabitleniyor; iş küçük parçalara bölünüyor; kısa blokların arasına mola yazılıyor; öğrenme tekniği olarak okumak yerine kendini test etmek tercih ediliyor; ve yapı yalnızca öğrencinin omzuna bırakılmıyor, veli, öğretmen ve araçlar tarafından paylaşılıyor. Aşağıda bunu ilkokuldan üniversiteye, parça parça yazdım. Her parçanın ayrıntısı için ayrı yazılarım var, onlara bağlantı veriyorum.
Standart tavsiye neden tutmuyor
Standart çalışma tavsiyesi, işin başlatılmasının ve sürdürülmesinin hala kolay olduğunu varsayıyor; yani öğrencinin elinde "yapmak istiyorum, ama" noktasında sadece biraz iradeyi bekleyen bir iş olduğunu. DEHB'de bu varsayım çoğu zaman tutmuyor, çünkü zorluk irade değil, başlatma ve sürdürmeyi düzenleyen yürütücü işlevler denen beceri grubunda.
Barkley'in çerçevesi DEHB'yi, davranışı geleceğe ve kurala bağlamak için gereken kapasitenin gecikmesi olarak tarif ediyor (Barkley, 2015). Bunu sınav masasına çevirince tablo net: öğrenci konuyu anlayabiliyor, ama doğru saatte başlamak, başladıktan sonra kalmak, üç gün sonra tekrarı hatırlamak ve geçen süreyi hissetmek zayıf halkalar. Dolayısıyla aynı çalışma saati, DEHB'siz bir öğrenciyle aynı verimi üretmiyor.
Bir de sonuç tarafı var. Üniversitedeki DEHB'li öğrencileri inceleyen bir derleme, bu öğrencilerin akranlarına göre daha düşük not ortalaması ve daha fazla akademik güçlük bildirdiğini topluyor. Ama yine de bu bir yazgı değil; bu, aynı çalışmanın başka bir yapıyla taşınması gerektiğini gösteriyor.
Yaşa göre ne değişiyor
Aynı ilke, yaşa göre farklı yerlerde duruyor.
İlkokul. Yapı büyük ölçüde dışarıdan geliyor: tek öğretmen, ödev takibi, velinin yanında oturduğu çalışma saati. Burada çalışma çoğunlukla "veli ile birlikte" yapılıyor ve amaç, çocuğa kısa bir rutin ve küçük başarılar kazandırmak. Bloklar kısa: on beş dakika, ardından hareket.
Ortaokul. Öğretmen sayısı, ödev ve sınav takvimi birden artıyor; yürütücü işlev yükü katlanıyor. Veli rolü küçülüyor, ama bir gecede değil. Planlayıcı, akşamdan hazırlanan çanta ve tek bir ödev saati devreye giriyor. Bu dönemi ayrı yazdım: DEHB'li ortaokul öğrencisi nasıl çalışır.
Lise. Yük artıyor, sınav baskısı (YKS yolu) başlıyor ve ergenlikteki bağımsızlık isteği, becerilerin henüz olgunlaşmamasıyla çarpışıyor. Veli rolü danışmana dönüşüyor; uyku ve telefon kavgası öne çıkıyor.
Üniversite. Dışarıdan gelen yapı çoğunlukla kalkıyor. Haftada az ders, çok boş zaman, uzak teslimler ve sınavlar. Dönem ölçeğinde nasıl planlanacağını DEHB'li üniversite öğrencisi dönemi nasıl götürür yazısında yazdım.
Bu ayrımda dikkat edilmesi gereken bir şey var: yaş, öğrencinin yapı ihtiyacını tam göstermiyor. DEHB'li bir lise öğrencisi, bazı konularda ortaokul düzeyi desteğe ihtiyaç duyabilir. Bu bir geri kalmışlık değil, becerilerin akranlarından geç olgunlaşması. Yardımı yaşa değil ihtiyaca göre ayarlamak daha mantıklı.
Kurulum: yer, saat, araçlar
Çalışmaya başlamadan önce bir kez yapılan ve her gün işe yarayan şey, kurulum.
Yer. Mümkünse tek bir yer ve o yer başka şey için kullanılmasın. Masada telefon, açık oyun sekmesi ya da yarım kalmış başka bir iş durmasın. Evde sessiz bir odanın herkese iyi geldiğini varsaymıyorum: bazı öğrenciler tam sessizlikte kayıyor, bazıları kafe benzeri bir arka planla daha iyi kalıyor, bazıları da yalnız başına başlayamıyor ve yanında birinin bulunmasına ihtiyaç duyuyor. Ders çalışma ortamı yazısında bunu araştırmalarla birlikte yazdım. Özü, ortamı işin türüne göre seçmek ve bunu bir kez deneyerek bulmak.
Saat. Her gün aynı saatte, ya da en azından haftanın belli günlerinde aynı saatte çalışmak, "ne zaman başlayacağım" kararını ortadan kaldırıyor. Hangi saatin kişiye uyduğunu bulmak için bir hafta boyunca, farklı saatlerde aynı türde iş yapıp kaç dakikada başlayabildiğini ve ne kadar süre kalabildiğini not etmek işe yarıyor. Ders çalışma saatini okul ve kurs çıkışına göre değil, enerjinin gerçekten olduğu aralığa göre koymak mümkün olduğunda daha iyi.
Telefon. Tek başına en önemli ayar bu olabilir. Sessizde bile masada duran telefon dikkati çekiyor. Çalışma bloğu boyunca telefonu başka bir odaya koymak, aklında "şimdi bakmam gerekir mi" sorusunun açılmasını engelliyor. Bilgisayarda gerekli değilse bildirimler kapalı, kullanılmayan sekmeler kapalı. Bunlar küçük şeyler, ama başlama anını kolaylaştırıyor.
Araçlar. Zamanlayıcı (görünür, çoğu zaman kum saati ya da mutfak sayacı gibi fiziksel olanı daha iyi), planlayıcı ya da tek bir yapılacaklar kağıdı, bir su şişesi ve çalışma bloğu için gereken malzemenin masada önceden hazır durması. Malzeme aramak, başlamayı ertelemek için yeni bir bahane oluyor.
Başlamak
Çalışmanın en zor kısmı genellikle ilk beş dakika. Bu konuyu ders başında ilk beş dakika yazısında ayrıca yazdım; burada çalışan birkaç ilkeyi anlatıyorum.
Birincisi, işi saçma derecede küçük bir ilk adıma bölmek. "Biyoloji çalışacağım" yerine "kitabı açıp ilk başlığı okuyacağım." İşin tamamı büyüdükçe kaçınma da büyüyor; ilk adım küçülünce direnç düşüyor. İkincisi, o ilk adımı bir tetikleyiciye bağlamak. "Akşam yemeğinden sonra, çay bardağımı masaya koyunca, matematik defterini açıp ilk soruyu okuyacağım." Böyle önceden belirlenmiş "eğer-o-zaman" planlarının hedefe ulaşmayı artırdığı genel olarak gösterilmiş (Gollwitzer ve Sheeran, 2006). Bu çalışmaların DEHB'li öğrencilerle özel olarak yapıldığını bilmiyorum.
Üçüncüsü, başlamak için bir "geçiş" kurmak. Bir şeyden diğerine geçmek zihin için ayrı bir iş, ve ekran başında ya da oyunda olan bir öğrencinin birden ders masasına geçmesi bu yüzden zor. Beş dakika önceden verilen bir uyarı, kısa bir hareket, bir bardak su geçişi yumuşatıyor.
Dördüncüsü, yanında birinin olması. Bir arkadaşın, velinin, ya da çevrimiçi bir çalışma odasının aynı odada kendi işini yapması, başlamayı birçok kişide kolaylaştırıyor. Buna eşlikçi çalışma deniyor. Bunu bir hile olarak değil, bir araç olarak görüyorum.
Ne kadar çalışılır, mola nasıl verilir
"Günde kaç saat" sorusunun sayıyla cevabını vermek yanıltıcı. Masada geçen dört saatin iki saati dağınık geçtiyse, o gün iki saatlik gün sayılır. Daha iyi ölçü, tamamlanan iş: bugün hangi üç şey bitti? Bunu günde kaç saat ders yazısında ayrıntıladım.
Blok uzunluğu için kaba bir başlangıç noktası verebilirim, ama bir araştırmaya dayandıramıyorum. İlkokulda 10-15 dakika, ortaokulda 15-25, lisede 25-40, üniversitede 30-50 dakika bir başlangıç olabilir. Bunlardan birini seçip bir hafta dene; blok ortasında koptuğunu hissediyorsan kısalt, blok bittiğinde rahatça devam edebilecek durumdaysan uzat. Blokları bir "pomodoro" kalıbına tam uydurmak da şart değil. Bu kalıbın DEHB'de neden bazen tutmadığını ayrı yazıda yazdım; en sık sebep, sabit sürenin kişiye uymaması.
Mola, plana yazılan bir şey olmalı. "Biraz ara vereyim" demek çoğu zaman yirmi dakikalık bir telefon kaydırmasına dönüşüyor. Bunun yerine, molada ne yapılacağını önceden seçmek: ayağa kalkmak, su içmek, pencereden bakmak, kısa bir yürüyüş. Hareket tarafında küçük bir kanıt var: 8-10 yaş aralığında DEHB'li çocuklarla yapılan bir çalışmada yirmi dakikalık tempolu yürüyüş sonrası dikkat ve okuduğunu anlama testlerinde iyileşme görüldü (Pontifex ve ark., 2013). Örneklem küçük ve etki tek seferlik; ama molayı ekrana değil harekete çevirmek denemesi bedava bir değişiklik.
Bir de sürelerin içinde "sıkıcı olan kısım" var. Çalışmanın çoğu sıkıcı, ve DEHB'de sıkıcı olan işi sürdürmek ayrıca zor. Bloğa küçük, görünür bir bitiş çizgisi koymak (12 soru, 3 sayfa, bir bölümün özeti) bu zorluğu azaltıyor.
Ne çalışılır: kanıtı olan teknikler
Çalışmanın "nasıl" kısmında, genel öğrenme araştırmalarından iyi haberler var. Dunlosky ve arkadaşları on öğrenme tekniğini yüzlerce çalışmanın ışığında değerlendirdi. Kendini test etmek (hafızadan çağırmak) ve çalışmayı zamana yaymak yüksek yarar verenler arasında çıktı. Metni tekrar tekrar okumak ve altını çizmek ise düşük yarar kategorisinde kaldı (Dunlosky ve ark., 2013).
Kendini test etmek. Konuyu okuduktan sonra kitabı kapat, boş bir kağıda hatırladıklarını yaz, sonra açıp eksikleri tamamla. Roediger ve Karpicke'nin klasik çalışmasında, bir metni tekrar okuyan öğrenciler beş dakika sonra daha iyi hatırlarken, bir hafta sonra metni hafızadan yazmaya çalışarak çalışanlar daha çok şey hatırladı (Roediger ve Karpicke, 2006). Bu çalışma üniversite öğrencileriyle yapıldı. Ortaokul sınıflarında yapılmış çalışmalar da olduğunu biliyorum.
Aralıklı tekrar. Aynı süreyi tek günde değil, günlere yaymak. Tekrar aralığının ne kadar uzun olması gerektiği sınava ne kadar kaldığına bağlı: sınav uzaksa aralık uzuyor (Cepeda ve ark., 2006). Ayrıntı için konu tekrarı yazısı var.
Karıştırmak. Aynı türden soruyu kırk kez arka arkaya çözmek yerine, farklı konulardan sorular karıştırılabilir. Karıştırarak çalışmak daha zor ve yavaş hissettiriyor ama sınav koşuluna daha yakın. Bu teknik Dunlosky derlemesinde orta yarar kategorisinde yer alıyor.
Burada dürüst olmam gereken bir yer var. Bu tekniklerin DEHB'li öğrencilerde ayrı ve güçlü bir karşılaştırmasını ben bulamadım. Bulgular çoğunlukla DEHB'siz öğrenci gruplarında. DEHB için çıkarımım şu: pasif okumada zihin kolayca başka yere gidiyor, gözler satırda ilerlemeye devam ediyor; kendini testte kaçacak yer yok, ya hatırlıyorsun ya hatırlamıyorsun. Bu bir çıkarım, kanıtlanmış bir sonuç değil. DEHB'de asıl zorluk yöntemi bilmek değil, aralıklı tekrarı hatırlamak; bu yüzden tekrar tarihlerini kafaya değil takvime ya da kart sistemine bırakmak gerekiyor.
Ödev
Ödev, çocukluktan üniversiteye kadar DEHB'li öğrencinin en çok çatışma yaşadığı alanlardan biri. Ödev tek bir iş değil, bir zincir: not etmek, eve getirmek, hatırlamak, yapmak, geri götürmek. Zincirin hangi halkasında koptuğunu bulmadan yapılan müdahaleler çoğunlukla tartışmaya dönüşüyor. Bunu ödev takibi yazısında parça parça yazdım.
Genel çerçeve olarak üç şey söylemek istiyorum. Ödevin yapılacağı saat belli olsun ve her gün aynı olsun. Ödev başlamadan önce bir "ne var" turu yapılsın: bugün hangi dersten ne var, hangisi önce. Ve ödevin miktarı öğrencinin taşıyabileceğinin çok üstündeyse, bu bir motivasyon sorunu olarak değil bir düzenleme konusu olarak öğretmenle konuşulsun. Sınıf içi müdahaleler (günlük rapor kartı gibi) hem öğretmen hem öğrenci açısından DEHB'li çocuklarda iyi desteklenen yaklaşımlar arasında (DuPaul ve ark., 2011).
Üniversitede "ödev" yerini dönem ödevlerine ve projelere bırakıyor; bunlarda en işe yarayan, işi aşamalara bölmek ve her aşamaya kendi tarihini koymak.
Sınavlar
Sınav hazırlığının kendi başına büyük bir konu olduğunu biliyorum; genel çerçeveyi DEHB ile sınava nasıl çalışılır yazısında yazdım. Burada üç ayrı ana bakıyorum.
Aylar önce: kapsamı bölmek, tekrar takvimini kurmak. Erken dönemde kazanılan şey hız değil, tekrarların yerleşeceği bir iskelet. Haftalar önce: eksik listesi çıkarmak, "biliyorum / yarım biliyorum / bilmiyorum" diye işaretlemek ve zamanını yarım bilinenlere ayırmak. Son hafta: yeni kaynak yok, yeni yöntem yok, gün gün küçük bir plan; bunu sınava son bir hafta yazısında saatleriyle yazdım.
Sınavın kendisinde sorun çoğu zaman bilgi değil süre ve dikkat hatası oluyor. Süreyi sınav kağıdında bölümlere ayırmak, takıldığın soruyu bir kuralla bırakmak ve dikkat hatalarının kendi listeni bilmek, bilgi kadar puan getirebiliyor.
Veli ve öğretmen
Çalışma düzenini öğrenci tek başına kurmuyor; kuramaz da, çünkü kurmak için gereken beceri tam zayıf olan beceri. Veli ve öğretmenin rolü, bu yapıyı kurmaya yardım edip sonra yavaş yavaş geri çekilmek.
Veli için işe yarayan bazı şeyler: ödevi yapmadan yanında oturmak (eşlik), planı birlikte kurmak, hatırlatmayı sözlü tekrar yerine görünür bir sisteme bırakmak, suçlamak yerine "hangi adımda takıldın" diye sormak. Davranışsal ebeveyn eğitimi programlarının DEHB'li çocuklarda iyi desteklendiğini söyleyebilirim, ama bu çalışmaların ortaokul sonrasında ne kadar işlediği daha az net.
Öğretmen için en pratik şeyler: yazılı yönergeler, ödevi tahtaya yazarak bırakmak, uzun işleri aşamalara bölmek, öğrenciyi dikkat dağıtıcılardan uzağa oturtmak, sınavlarda ek süre ve ayrı oda gibi düzenlemelerin mümkün olup olmadığına bakmak. Görüşmeye nasıl gidileceğini öğretmenle görüşmek yazısında yazdım. Genel olarak istek az sayıda, uygulanabilir ve somut olduğunda daha çok sonuç veriyor.
İlaç ve çalışma saati
İlaç ders çalıştırmıyor; çalışmayı kolaylaştıran bir pencere açabiliyor. O pencerenin günün hangi saatine denk geldiğini bilmek, plan açısından önemli. Ama etki süresi kişiye ve ilacın biçimine göre değişiyor; bu yüzden tek doğru saat yok.
Ben bu başlıkta doz, marka ya da zamanlama önermiyorum. Çalışma planını ilaçla uyumlu hale getirmek istiyorsan, hekimle ilacın etki saatlerini konuş, kendi günlük seyrini birkaç gün not et ve planı ona göre kur. Ayrıntıyı DEHB ilacı ve ders çalışma yazısında yazdım. Sınav haftasında ilaç düzenini kendi kafana göre değiştirme.
Kötü günde
Her öğrencinin plan dışı günleri olacak: yorgun, hasta, kaygılı ya da hiçbir sebebi olmayan günler. Bunlar için önceden yazılmış bir minimum sürüm olması, planın çökmemesinin en önemli şartı.
Minimum sürüm küçük ve tek satırlık olmalı. Örneğin: tek bir kısa blok ve on dakikalık bir tekrar. Ya da "yalnızca defteri aç, ilk soruyu oku." Hedef o günü kurtarmak değil, zinciri koparmamak. Ya hep ya hiç düşüncesi bu noktada tuzak kuruyor: tam gün yapılamıyorsa hiç yapılmasın düşüncesi, bir kötü günü bir kötü haftaya çeviriyor.
Kötü günün ertesi günü de önemli. Düne dair suçluluk ve "yetişmem lazım" baskısı, ertesi günün yükünü artırıyor. Bunun yerine, dünden kalan işleri tek bir sayfaya yazıp bugünün işlerine ekleyerek değil, öncelik sırasına koyarak ilerlemek daha iyi. Hangi iş gerçekten bugün gerekli, hangisi biraz bekleyebilir?
Kötü günler sık oluyorsa, ya da çocuk ve ergende hem derste hem evde ve ruh halinde bir değişim varsa, bu çalışma düzeninden öte bir şey söylüyor olabilir: uyku, kaygı, depresyon ya da tedavinin yeniden değerlendirilmesi gerekebilir. Bunu çocuğu ya da seni izleyen hekimle konuşmak lazım.
Bana kalan
Bana kalırsa DEHB'li öğrenci için çalışma, bir irade ve disiplin meselesi değil, bir yapı meselesi. Aynı öğrenci, dışarıdan yapı varken başka, yokken başka biri gibi görünüyor. Bunun öğrenciye karakter eksikliği olarak yüklenmesi bence yanlış ve zararlı, çünkü öğrencinin kendisi hakkında verdiği "ben çalışmayı bilmiyorum" hükmüne dönüşüyor. Çalışmayı bilmemek bir karakter özelliği değil, öğrenilmemiş bir beceri.
Yazıdaki önerilerin çoğunu bir deney gibi kullanmanı isterim. İki hafta dene, ne işe yaradığını ve neyin yaramadığını not et, yaramayanı bırak. Hepsini aynı anda uygulamaya çalışmak, yeni bir sistem kurma uğraşına ve bir erteleme türüne dönüşebiliyor. Birini seç: masaya oturamıyorsan başlamayı, oturup unutuyorsan tekrarı, ödevden kavga çıkıyorsa ödev zincirini.
Bir de kanıt konusunda dürüst olayım. DEHB'li öğrencilerin çalışma tekniklerini doğrudan karşılaştıran araştırma sınırlı. Elimizde genel öğrenme bilimi ve DEHB'in nasıl işlediğine dair bilgi var; ben ikisini birleştirip öneriyorum. Bazılarını kendim de deniyorum: kahveyle çalışıyorum, yürüyüşe çıkıyorum, işi küçültüyorum. Ama senin için neyin işe yarayacağını sen kendi denemelerinle bulacaksın. Önemli olan, çalışamamanın sebebinin sen olmadığını bilmek ve yapıyı senin için çalışacak şekilde kurmak.
Sık sorulanlar
- DEHB'li öğrenci günde kaç saat çalışmalı?
- Bunun tek bir doğru sayısı yok. Süreden çok, o sürenin ne kadarının gerçekten çalışma olduğu önemli. Kısa bloklara bölünmüş, tek bir net işi olan 2-3 saatlik bir gün çoğu öğrenci için masada geçen beş dağınık saatten daha değerli.
- En etkili ders çalışma yöntemi hangisi?
- Genel öğrenci araştırmalarında en sağlam kanıt, kendini test etmek ve tekrarları günlere yaymak için var. Metni tekrar tekrar okumak ya da altını çizmek düşük yarar veriyor. DEHB'li öğrencilerde bu tekniklerin ayrı bir karşılaştırması sınırlı, ama mantığın DEHB'de bozulması için bir neden görmüyorum.
- Çalışmaya başlayamıyorum, ne yapmalı?
- İşi beş dakikalık bir ilk adıma indirmek ve o adımı önceden yazılmış bir tetikleyiciye bağlamak ("akşam yemeğinden sonra, masaya oturunca ilk işim şu") çoğu zaman yardım ediyor. Başlama anı çok zorsa yanında biri olması da fark yaratıyor.
- İlaç ders çalışmayı kolaylaştırır mı?
- İlaç bazı öğrencilerde çalışmayı kolaylaştıran bir pencere açabiliyor. Ama ders çalıştırmıyor ve etkisi kişiye göre değişiyor. Doz ve saat konusu hekimle konuşulacak bir şey; çalışma planını bu saate göre kurmak mümkün.
- Kötü bir günde ne yapmalı?
- Önceden yazılmış bir minimum sürüm olması gerekiyor: örneğin tek bir kısa blok ve on dakikalık bir tekrar. Hedef o günü kurtarmak değil, zinciri koparmamak. Bir gün aksaması, planın bittiği anlamına gelmiyor.
Yeni yazılardan haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.