İçeriğe geç
Yöntemler

DEHB'li ortaokul öğrencisi nasıl çalışır: veli ve genç

Beşinci sınıfla öğretmen, ödev ve sınav sayısı katlanıyor. DEHB'li ortaokul öğrencisi için planlayıcı, çalışma blokları, telefon ve veli rolünün küçülmesi.

12 dakika okumaUzun
Bu yazıda 13 bölüm var

Diyelim ki beşinci sınıfın ilk haftası. Bir önceki yıl çocuk her sabah aynı sınıfa, aynı öğretmene gidiyordu. Şimdi ders başına ayrı bir öğretmen var, yarısı öğrencinin adını bile henüz bilmiyor. Matematik defteri, Türkçe dosyası, fen için ayrı bir kitap. Dört ayrı ödev ve her birinin teslim günü farklı.

İlkokulu idare ederek geçiren DEHB'li çocuklar için ortaokul tam bu noktada kırılıyor. Çocuk aniden tembelleşmedi. Eskiden başkası taşıdığı yükü şimdi kendisi taşımak zorunda. Çalışma düzeninin genel çerçevesini DEHB'li öğrenciler için çalışma nasıl yapılır yazısında topladım; burada yalnızca ortaokul çağına bakıyorum. Yazıyı hem veli hem öğrenci okuyabilsin diye iki sesle yazıyorum. Ben ebeveyn değilim, o yüzden "ben böyle yaptım" diyen bir veli anlatısı beklemeyin; anlattıklarım araştırmalardan ve ebeveyn eğitimi programlarının ilkelerinden geliyor; kanıtın zayıf olduğu yerde bunu söyleyeceğim.

İlkokuldan ortaokula geçerken ne değişiyor

Değişiklik tek bir şey değil, birkaç şeyin aynı anda gelmesi.

İlkokulda ödevi, malzemeyi, sınav tarihlerini çoğunlukla bir öğretmen yönetiyor ve veli o öğretmenle konuşarak neyin olup bittiğini biliyor. Ortaokulda her ders için başka bir kişi var ve her biri kendi ödev ritmini, kendi sınav sıklığını getiriyor. Çocuk sınıf değiştiriyor, teneffüste eşyasını bir yerde bırakıyor, kitabı sırada unutuyor. Yazılı sınavlar sıklaşıyor. Sekizinci sınıfa doğru LGS gölgesi de ekleniyor (LGS ile hazırlık yazısında bunu ayrıca anlattım).

Bunların hepsi aynı beceri grubuna yükleniyor: planlama, başlatma, hatırlama, eşyayı takip etme, zamanı hissetme. Yürütücü işlevler denen bu grup DEHB'de zaten geriden gelen yer. Barkley gibi araştırmacılar DEHB'li çocuklarda bu becerilerin akranlarına göre geç olgunlaştığını, yani çocuğun takvim yaşından daha küçük bir yaşın becerileriyle çalıştığını söylüyor (Barkley, 2015). Bu gecikmeyi tam bir yıl ya da üç yıl diye sayıyla vermek istemiyorum, rakama güvenmiyorum. Ama pratik sonucu açık: on bir yaşındaki DEHB'li çocuktan, bir ortaokul sisteminin on bir yaşındaki herkesten beklediği bağımsızlığı beklemek çoğu zaman erken oluyor.

Bir de yaş meselesi var. Ortaokul aynı zamanda ergenliğin başlangıcı. Ergenlikte DEHB'in nasıl göründüğünü ayrı bir yazıda yazdım; kısaca, hareketlilik azalırken dikkat, düzen ve zaman sorunları öne çıkıyor ve bağımsızlık isteği artıyor. İki şey birbirine çarpıyor: çocuk "kendim yapacağım" demek istiyor, ama kendi başına yapmak için gereken beceriler henüz oturmamış.

Veli rolü küçülüyor ama bir anda değil

En sık gördüğüm hata iki uçta duruyor. Birinde veli, çocuk ortaokula geçti diye "artık büyüdü, kendi hallederse" diyerek bir gecede çekiliyor. Ötekinde veli sekizinci sınıfa kadar ödevin başında oturuyor ve çocuk hiç taşımayı öğrenmiyor.

Bence işe yarayan, bu aralığı basamaklara bölmek. Yaşlar kutsal değil; çocuğa göre kayabilir.

Beşinci sınıf: birlikte. Veli ödev saatinde yakında. Planlayıcıyı birlikte dolduruyorlar, çanta akşamdan birlikte hazırlanıyor. Veli yapmıyor, yanında bulunuyor ve "şimdi ne yapıyoruz" sorusunu soruyor.

Altıncı sınıf: yan yana. Çocuk planlayıcıyı kendisi dolduruyor, veli akşam bakıyor. Çocuk ödeve başlıyor, veli başka bir işle aynı odada. Çocuk takılınca çağırıyor.

Yedinci sınıf: kontrol. Veli ödev sırasında odada değil. Hafta içi iki akşam planlayıcıya, çantaya ve yapılan işe birlikte bakıyorlar, geri kalan günler çocuk yönetiyor.

Sekizinci sınıf: danışman. Çocuk programı kendisi kuruyor. Veli sorulunca fikir veriyor, haftada bir "bu hafta nasıl gidiyor" konuşması yapıyorlar.

Bu basamakların hiçbirinin altında doğrudan "ortaokuldaki DEHB'li çocukta şu sırayla çekilmek işe yarıyor" diyen bir çalışma yok. Ergenlikte bağımsızlığı kademeli devretmek, ebeveyn eğitimi programlarının ve klinik yaklaşımların ortak ilkesi (Daley ve ark., 2018). Basamakları da bu ilkeden ben türettim. Çocuk bir üst basamakta zorlanırsa bir alta dönmek de utanılacak bir şey değil, planın parçası. Sınav haftaları gibi yoğun dönemlerde geri dönmek mantıklı olabilir.

Planlayıcı: tek yer, üç dakika

Ortaokulda en çok işe yarayan tek araç bence bu. Ama çoğu aile planlayıcı alıyor, iki hafta kullanıyor ve çekmecede kalıyor. Sebep çoğunlukla planlayıcının kendisi değil, doldurma anının belli olmaması.

Kuralları basit tutmak gerekiyor. Tek bir yer olsun: kağıt ajanda, telefonun not uygulaması ya da duvardaki bir takvim. Birden fazla yer olunca hangisine yazıldığı da unutuluyor. Doldurma saati sabit olsun: son ders bitmeden önce, çantayı toplamadan, üç dakika. Her ödev için tek satır: ders, ne, ne zamana. Öğretmen tahtaya yazdıysa tahtanın fotoğrafını çekmek de bir çözüm, ama bunu önce öğretmenle konuşmak ve fotoğrafı yalnızca okul içinde ödev için kullanmak gerekiyor.

Burada eğer-o-zaman planı işe yarıyor: "Son ders zili çalınca, çantayı kapatmadan önce ajandayı açıp bugünün ödevlerini yazacağım." Böyle önceden kurulmuş, belirli bir tetikleyiciye bağlanmış planların hedefe ulaşmayı artırdığı genel olarak gösterilmiş (Gollwitzer ve Sheeran, 2006). Bunun DEHB'li ortaokullularda denendiğini bilmiyorum; genel bir ilke olarak aktarıyorum.

Evde de aynı tek yer ilkesi geçerli. Okuldan gelen kağıtlar, imzalanacak belgeler, sınav duyuruları için tek bir kutu ya da dosya. Veli ile çocuk arasında "o kağıt nerede" kavgasının yarısı bu kutuyla bitiyor.

Çanta ve ders programı

Çanta çoğu ortaokullu için küçük bir kaos. Akşam yatmadan önce, ertesi günün ders programına bakarak hazırlanması iki işe yarıyor: sabah karar sayısını azaltıyor ve unutulan kitap sayısını düşürüyor.

Ders programını çantanın kapağına ya da kapı yanına asmak, "yarın hangi gün" sorusunu sormayı gereksiz kılıyor. Her ders için ayrı klasör ya da tek bir akordeon dosya, hangisi çocuğa kolay geliyorsa. Ben olsam renk kodlamasını çocuğa seçtirirdim, çünkü kendi seçtiği sistemi daha çok kullanıyor. Kaybolan eşyalar için giriş noktası kuralı çocuğun çantası için de uygulanabilir: eve girince çanta hep aynı yere gidiyor.

Çalışma blokları: kaç dakika, hangi sırayla

Ortaokulda kaç dakika çalışılması gerektiğine dair kesin bir sayı yok. Ben başlangıç olarak 15-25 dakikalık bloklar, ardından 5 dakikalık mola önereceğim. Bunun nedeni, bu aralığın çoğu çocuk için başlamayı gözünde büyütmeyecek kadar kısa, bir şeyi bitirmeye yetecek kadar uzun olması. Ama bu bir deney başlangıcı; çocuk kendi süresini bulana kadar ayarlanıyor.

Sıra konusunda iki kural işe yarıyor. Birincisi, en çok direnç doğuran dersi ilk bloğa koymak ya da, o ders çok ağırsa, çocuğun sevdiği kısa bir işle ısınıp hemen ardından koymak. Zor işi akşamın sonuna bırakınca hem çocuk yorgun oluyor hem de iş hiç yapılmama riskine giriyor. İkincisi, bloğun içinde tek iş. "Matematik ödevi" değil, "matematikte 12. sayfadaki ilk altı soru". Neyin bittiğinin bilinmesi çocuğa bir bitiş çizgisi veriyor.

Okuldan geldikten hemen sonra mı ödev, yoksa dinlenip sonra mı? Çoğu çocukta okul günü zaten yorucu geçiyor ve bir saat kadar serbest zaman sonra başlamak daha az kavga çıkarıyor. Ama bazı çocuklar bir kere oyuna girince çıkamıyor; onlar için "önce kısa bir atıştırma, sonra ödev, sonra serbest" sırası daha iyi. Bunu ilaç kullanan çocuklarda ilacın etki saatiyle birlikte düşünmek gerekiyor; o konuyu hekimle konuşmak lazım, ilaç ve ders çalışma yazısı da bu saat mantığını anlatıyor.

Başlamanın kendisi tıkanıyorsa ilk beş dakika yazısındaki fikirler ortaokul çağına da uyuyor: çocuğun ilk adımı "kitabı açmak ve ilk soruyu okumak" kadar küçük tutulursa direnç düşüyor.

Örnek bir hafta içi akşamı

Aşağıdaki, varsayımsal bir ortaokul altıncı sınıf öğrencisi için kurulmuş bir örnek; saatleri kendi evine göre kaydır. Çocuğun ilaç kullanıp kullanmadığına, servis saatine, kursuna göre bütün bunlar değişir.

Saat Ne oluyor
15.30 Eve geliş. Çanta kapının yanında kalıyor, atıştırmalık ve su
15.45-16.45 Serbest zaman, ekran dahil, ama bitiş saati çocukla birlikte söylenmiş
16.45 Planlayıcıya bakmak, bugünün işlerini üçe bölmek
17.00-17.20 Blok 1: en çok direnç doğuran ödev, telefon rafta
17.20-17.25 Mola: ayağa kalkmak, su, pencereye bakmak
17.25-17.45 Blok 2: ikinci ödev
17.45-18.00 Mola ve kısa bir hareket
18.00-18.15 Blok 3: kısa ve kolay iş, ertesi günün çantasının hazırlanması
18.15 Veli ile üç dakikalık bakış, sonrası serbest

Bu tabloda iki şeye dikkat ediyorum. Serbest zamanın bir bitiş saati var, çünkü açık uçlu serbest zaman çoğu çocukta ödeve geçişi zorlaştırıyor. Ve ödev blokları toplam bir saati geçmiyor. Üç blok sığmayan günde, ikinci bloğu yarıda bırakıp öğretmene yazılı not düşmek mümkün olmalı.

Ödev savaşları

Akşam kavgası genellikle ödevden çıkmıyor; ödevin etrafındaki zincirin bir halkasından çıkıyor. Çocuk ödevi not etmemiş olabilir, kitabı okulda bırakmış olabilir, ödev olduğunu akşam yedide hatırlamış olabilir. Hangi halkanın koptuğunu bulmadan yapılan her müdahale tartışma üretiyor. Bu zinciri ödev takibi yazısında parça parça yazdım ve burada tekrar etmiyorum.

Ortaokula özgü olan şu: ödevin miktarı çocuğun taşıyabileceğini aşabiliyor. Bir DEHB'li çocuk için ödev, diğer çocuklarda yarım saat süren işin bir buçuk saate uzaması demek olabiliyor ve bu süre çocuğun o günkü bütün dikkat kapasitesini aşıyor. Böyle durumda tek çare "daha çok çabala" olmuyor. Öğretmenle görüşmek gerekiyor: ödev miktarını azaltmak, bir soru tipinden birkaç örnek yeterli saymak, kesin bir süre tavanı koymak gibi isteklerle. "Akşam dokuzdan sonra ödev kapanır, yarım kalanı öğretmene yazılı not düşerim" gibi bir aile kuralı da öğretmen onaylıyorsa işe yarıyor.

Diğer önemli konu, ödevi velinin yapması. Çocuk yapamadığında devralmak kolay ve çok cazip. Ama bu, çocuğa "bunu taşıyamazsın" mesajı veriyor ve öğretmene çocuğun gerçek durumunu göstermiyor. Takıldığı yerde ipucu vermek, ilk adımı birlikte atmak, kontrol ederken önce iyi olanı söylemek, sonra düzeltilecek tek şeyi göstermek daha iyi. Ödül ve geri bildirim tarafı için ayrı bir yazım var, ödül sistemi üzerine.

Telefon ve ekran

Ortaokul çağında telefon çoğu ailede bir sınır meselesine dönüşüyor. Önce işin bilinen kısmı: ekran kullanımı ile DEHB belirtileri arasında küçük ama tutarlı bir ilişki bildiriliyor, ama bu ilişkinin yönü net değil ve ekranın DEHB'ye yol açtığı kanıtlanmış değil (çocuklarda ekran ve DEHB yazısında ayrıntılı). Yani suçlu aramanın bir anlamı yok. Ama çalışma sırasında telefon, zaten kayan dikkat için kolay bir kaçış yolu.

Pratik öneri sade: çalışma bloğu süresince telefon başka odada. Sessize almak çoğu çocuğa yetmiyor, çünkü mesaj gelip gelmediğini merak etmek de dikkati bozuyor. Bunu bir ceza olarak değil, bir çalışma düzeni olarak sunmak gerekiyor: "Çalışırken telefon bu rafta durur, blok bitince alırsın." Evdeki yetişkinler aynı sırada kendi telefonlarını bırakıyorsa çocuk bunu adil buluyor ve itiraz azalıyor. Ödevin telefondan ya da tabletten yapılması gerekiyorsa, bildirimleri kapatmak ve yalnızca gereken uygulamayı açık bırakmak gerekiyor.

Bir de çatışmayı baştan kuralla çözmek yerine birlikte kurulmuş bir anlaşmayla çözmek var. "Hafta içi çalışma saatlerinde telefon rafta, hafta sonu serbest" gibi bir anlaşma, çocuk da söz sahibi olduğu için daha uzun yaşıyor.

Nasıl konuşulur

Aynı konu iki farklı cümleyle açıldığında iki farklı akşam çıkıyor. "Ödevini yaptın mı?" bir denetim sorusu, cevabı çoğu zaman "yaptım" ya da "sonra". "Bugün hangi dersin ödevi var, hangisinden başlamak istersin?" bir plan sorusu.

Bazı örnekler. Kızgın bir anda "Neden hep unutuyorsun?" yerine, sakin bir saatte: "Bu hafta unuttuğun şeylerde ortak bir şey var mı, sabah mı akşam mı, çanta mı not mu?" Çocuğa suçlama değil bir araştırma ortağı olma davetidir bu. "Tembellik yapıyorsun" yerine: "Başlaması mı zor, devam etmesi mi?" İki cevap da meşru ve ikisinin çözümü ayrı.

Konuşma zamanı da önemli. Ödevin tam ortasında, kavga sürerken, konuşmak çoğu zaman işe yaramıyor. Hafta sonu sakin bir anda, çocuk yorgun değilken, on dakikalık bir konuşma daha çok iş görüyor. Çocuk kapanıyorsa yürürken ya da arabada, yüz yüze oturmadan konuşmak bazen kapıyı açıyor. Bu da genel bir gözlem; kanıtı yok, ama denemesi bedava.

Yazılı sınavlara hazırlanmak

Ortaokulda yazılı sınavlar sık geliyor ve çoğu çocuk için hazırlık "kitabı bir daha okumak" demek. Bu yöntemin zayıf olduğu, yetişkinler ve üniversite öğrencileriyle yapılmış çalışmalarda gösterilmiş durumda; kendini sınamak ve çalışmayı günlere yaymak daha iyi sonuç veriyor (Dunlosky ve ark., 2013). Ortaokul sınıflarında yapılmış çalışmalar da olduğunu biliyorum, ama DEHB'li çocuklarda bunun için ayrı bir kanıt göremedim. Yine de maliyeti düşük bir deneme.

Evde şöyle uygulanabilir. Yazılıdan üç gün önce çocuk konuyu açıyor, defteri kapatıyor ve veli ya da kendisi birkaç soru soruyor, çocuk cevaplıyor. Bilemediği yer işaretleniyor ve ertesi gün yalnızca o yerlere dönülüyor. Velinin bilmediği bir dersin sorularını sormak gerekmiyor; çocuğun kendi yazdığı soru kartları da aynı işi görüyor. Sınav haftası için daha geniş bir çerçeveyi sınava nasıl çalışılır yazısında topladım, ama ortaokul düzeyinde hedef, çocuğun sınavdan önceki akşam ilk kez konuya bakmadığı bir düzen kurmak.

Çocuğa, yani sana

Bu bölümü ortaokuldaki öğrenciye yazıyorum, çünkü yazıyı yanında okuyorsundur belki.

Okulda zorlanmanın seninle ilgili bir şey söylemediğini bilmeni isterim. Aynı sınıfta oturan biri üç soruyu hemen yapıp çıkıyorsa, bu onun bir özelliği. Senin bir özelliğin de çok şeyi aynı anda aklında tutmakta ve işe başlamakta zorlanman. Bunun adı tembellik değil. Planlayıcı, telefonun rafta durması, kısa bloklar hile değil, işi senin beynine uyduran araçlar.

Ben de ödevi son geceye bırakırdım ama yapardım. Bu, o yöntemi sana öneriyorum demek değil; o yöntemin bedelini bildiğimi söylemek. Son geceye kalan iş kaygı ve yorgunlukla yapılıyor ve bu yüzden iki kat zor geliyor. Küçük, erken ve sıkıcı bir başlangıç, o geceden çok daha az yoruyor.

Bir şey daha. Anne babanla ödev konusunda tartıştığınızda, ikinizin de kötü bir şey yapmadığını düşün. Onlar seni kaygıyla izliyor, sen de kendini baskı altında hissediyorsun. Onlara "bana ne zaman, nasıl yardım ettiğiniz işe yarıyor" demek, bunu kavga etmeden söylemenin yolu.

Öğretmenler, destek ve ne zaman başka birine gitmek gerekir

Veli olarak okulla ilişkiyi yılın başında kurmak, sorun çıktığında kurmaktan çok daha kolay. Her öğretmenle ayrı konuşmak ortaokulda zor, bu yüzden bir ya da iki kişi seçmek mantıklı: okulun rehber öğretmeni ve sınıf rehber öğretmeni. Onlardan diğerlerine bilgi akışını başlatmalarını istemek mümkün.

Çocuğun ödevlerinde ve sınavlarında ciddi sorun sürüyorsa, ya da yalnızca öğretmen değil ev de dahil her yerde zorlanma varsa, BEP ve destek eğitim odası gibi kurumsal desteklerin neler olduğuna bakmak gerekebilir. Bu, her DEHB'li çocuk için gerekli değil, ama çocuk bir yıldır tıkanıyorsa sorulmaya değer.

Ortaokul çağında not düşüşüne, içe kapanmaya, okula gitmeyi reddetmeye ya da duygu patlamalarının belirginleşmesine bir de kaygı ve depresyon eşlik edebiliyor. Bunların DEHB'den ayrı değerlendirilmesi gereken yönleri var. Böyle bir tablo görürsen, çocuğu izleyen hekimle konuş.

Bana kalan

Ortaokulu DEHB'li bir çocuk için bir "yük değişimi" dönemi olarak görüyorum. Çocuk aynı çocuk, ama yapı çekildi ve onun yerine konan yapı henüz yok. Bu yapıyı kurmak velinin ve çocuğun ortak işi. Okula bırakmak da, çocuğa tamamen bırakmak da yetmiyor.

Bana kalırsa en çok işe yarayan iki şey şunlar: ödevi ve planlamayı taşıyan sistemleri (planlayıcı, kutu, akşam çantası) küçük ve sıkıcı tutmak, ve çocukla bu konuyu suçlama olmadan konuşmak. Birincisi işi kolaylaştırıyor, ikincisi çocuğun yardım istemesini kolaylaştırıyor.

Yazdıklarımın büyük kısmının DEHB'li ortaokullularda tek tek test edilmediğini bir kez daha söyleyeyim. Davranışsal ebeveyn eğitimi ve sınıf içi müdahaleler için sağlam kanıt var (Daley ve ark., 2018; DuPaul ve ark., 2011). Basamak basamak çekilmek, planlayıcı saati, blok uzunluğu gibi ayrıntıları ise genel ilkelerden ben çıkardım. O yüzden her birini iki haftalık bir deney say, çocuğa sor, işe yaramayanı bırak. Düzen ortaokul boyunca bir kez kurulup biten bir şey değil, çocukla birlikte büyüyen bir şey.

Sık sorulanlar

Ortaokulda DEHB'li öğrenci neden birden zorlanmaya başlıyor?
İlkokulda sınıf öğretmeni ödevi, malzemeyi ve takvimi tek elde tutuyor. Ortaokulda her ders için ayrı bir öğretmen, ayrı bir ödev ve sınav ritmi var. Planlama, hatırlama ve başlama gibi yürütücü işlevlerin yükü birden artıyor ve daha önce idare edebilen çocuk bu yükü taşıyamıyor.
Veli ödev başında oturmaya devam etmeli mi?
Beşinci ve altıncı sınıfta çoğu zaman evet, yan yana oturmak işe yarıyor. Ama amaç bunu zamanla azaltmak. Önce birlikte başlanır, sonra çocuk yalnız yapar ve veli yalnızca başında ve sonunda bakar, sonra haftada iki kontrole inilir.
Çocuk planlayıcıyı kullanmıyor, ne yapmalı?
Planlayıcı gerçekten tek bir yerde ve çocuğun seçtiği biçimde olmalı. Kağıt, telefon notu ya da tahtanın fotoğrafı olabilir. Her gün aynı saatte, örneğin okuldan çıkmadan önce üç dakikada doldurulan basit bir sistem, süslü ama doldurulmayan bir planlayıcıdan çok daha iyi çalışıyor.
Çalışma sırasında telefon yanında durabilir mi?
Sessizde bile masada duran telefon çoğu çocukta dikkati çekiyor. En güvenilir yöntem, çalışma süresince telefonu başka bir odada tutmak. Bunu çocuğa dayatmak yerine, aynı kuralı evdeki yetişkinler de uyguluyorsa daha az çatışma çıkıyor.
Ödev yüzünden akşamlar kavgayla geçiyor, ne değişmeli?
Önce ödevin hangi aşamasında tıkandığına bakmak gerekiyor: not etmek, eve getirmek, başlamak mı? Her aşamanın çözümü ayrı. Bir de ödev miktarı ve süresi çocuğun taşıyabileceğinin çok üstündeyse, bunu öğretmenle konuşmak daha önemli oluyor.

Bu yöntem sende ne yaptı?

İşaretin bu tarayıcıda saklanıyor. Sunucuya yalnızca sayı gidiyor, kim işaretledi tutulmuyor.

Yazar hakkında

Cansu, DEHB ile yaşayan bir yetişkin. Uzmanlığı yok; elindeki tek şey kendi denediği yöntemler ve kendi gündelik deneyimi. Bir yöntem onda tuttu diye sende tutar mı, bilinmez. Ondan gitmeyen bir şey senin işine yarayabilir.

Buradaki hiçbir şey tıbbi tavsiye, tanı ya da tedavi yerine geçmez. İlaç, doz ve tedavi kararları hekiminle konuşulacak şeyler. Daha fazlası.

Kaynaklar5
  1. Daley, D. ve ark. (2018). Practitioner review: Current best practice in the use of parent training and other behavioural interventions in the treatment of children with attention-deficit/hyperactivity disorder. Journal of Child Psychology and Psychiatry, 59(9), 932-947.↩
  2. DuPaul, G. J., Weyandt, L. L. ve Janusis, G. M. (2011). ADHD in the classroom: Effective intervention strategies. Theory Into Practice, 50(1), 35-42.↩
  3. Pelham, W. E. ve Fabiano, G. A. (2008). Evidence-based psychosocial treatments for attention-deficit/hyperactivity disorder. Journal of Clinical Child and Adolescent Psychology, 37(1), 184-214.↩
  4. Barkley, R. A. (2015). Attention-Deficit Hyperactivity Disorder: A Handbook for Diagnosis and Treatment (4. baskı). Guilford Press.↩
  5. Gollwitzer, P. M. ve Sheeran, P. (2006). Implementation intentions and goal achievement: A meta-analysis of effects and processes. Advances in Experimental Social Psychology, 38, 69-119.↩

Bu yazı 15 Ekim 2026 tarihinde güncellendi.

Yeni yazılardan haberdar ol

Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.