Derse oturamamak: DEHB'de ilk beş dakika sorunu
Çalışman gerektiğini biliyorsun ama masaya oturamıyorsun. DEHB'de başlama anını kolaylaştıran yöntemleri ve arkasındaki araştırmaları yazdım.
Bu yazıda 8 bölüm var
Sınav on gün sonra. Ne çalışman gerektiğini biliyorsun. Kitap masada, defter açık, telefon uzakta. Oturman gereken sandalye tam orada duruyor.
Ve oturmuyorsun.
Bu sahnenin en zalim tarafı, dışarıdan bakan hiç kimsenin onu anlamaması. "Otur işte" cümlesi kadar doğru ve kadar işe yaramaz bir cümle az bulunur. Çünkü senin de tek isteğin oturmak.
Bu yazı DEHB ile sınava nasıl çalışılır serisinin en temel parçası, çünkü başlayamadığın sürece diğer yedi yazının hiçbir önemi yok.
Başlamak neden bir beceri
"Başlamak" gündelik dilde bir karar gibi konuşuluyor. Araştırma tarafında ise ayrı bir yürütücü işlev olarak ele alınıyor: görev başlatma.
Barkley'in modeli DEHB'yi ketleme merkezli açıklıyor ve buradan içsel konuşma, çalışma belleği ve kendine yönerge verme gibi işlevlere bağlanıyor (Barkley, 1997). Bunu masaya oturma anına çevirince şu çıkıyor: nörotipik bir kafada "şimdi otur" yönergesi içeriden verilip uygulanabiliyor. DEHB'de o yönerge veriliyor ama davranışa dönüşmüyor. Sesi duyuyorsun, sonucu görmüyorsun.
Buna bir de şu ekleniyor: DEHB'de motivasyon "önemli" olandan değil, "ilginç, yeni ya da acil" olandan besleniyor. Sınav on gün sonraysa acil değil. Konu tekrarı ilginç değil. Bu ikisi birleşince ortada harekete geçirecek bir kuvvet kalmıyor. Panik verimliliği yazısında anlattığım döngü tam burada başlıyor: sınav bir gün kala acil hale geliyor ve o zaman gerçekten oturabiliyorsun.
Eğer-o zaman cümlesi
Başlamaya dair en iyi belgelenmiş araç, sosyal psikolojiden geliyor ve adı uygulama niyeti.
Fikir çok basit. "Daha çok çalışacağım" bir hedef. "Yarın akşam yemeği bitince tabağı koyup doğrudan masaya oturup matematik defterini açacağım" bir uygulama niyeti. İkincisi, davranışı bir duruma bağlıyor: eğer şu olursa, o zaman şunu yapacağım.
Gollwitzer ve Sheeran'ın meta analizi 94 bağımsız testi bir araya getirdi ve uygulama niyetlerinin hedefe ulaşma üzerinde orta-büyük bir etki gösterdiğini buldu (d = 0,65) (Gollwitzer ve Sheeran, 2006). Bu, davranış değişikliği alanında küçümsenecek bir büyüklük değil.
DEHB tarafında da doğrudan veri var. Gawrilow ve Gollwitzer'in çalışmasında, bir baskılama hedefini eğer-o zaman planıyla donatan DEHB'li çocukların Go/No-Go görevindeki ketleme performansı, DEHB'si olmayan çocuklarınkiyle aynı düzeye çıktı (Gawrilow ve Gollwitzer, 2008). Örneklem çocuk ve görev laboratuvar görevi; ders çalışmaya birebir taşınmıyor. Ama mekanizma umut verici: planı önceden duruma bağladığında, o anda karar vermek zorunda kalmıyorsun.
Kendi cümleni kurarken üç şeyi net yaz: tetikleyici (ne olduğunda), yer (nerede) ve ilk hareket (tam olarak ne yapacaksın). "Ders çalışacağım" değil; "Sabah kahvaltı bitince mutfaktan çıkıp odaya gideceğim ve deneme kitabının 42. sayfasını açacağım."
İşi gülünç derecede küçültmek
İkinci yöntem, başlangıç eşiğini düşürmek.
Zihin "üç saat matematik" ile karşılaşınca kaçıyor. "Bir soru" ile karşılaşınca kaçmıyor, çünkü bir soru tehdit değil.
Burada işe yarayan şey bir kandırmaca değil, gerçek bir fizik kuralı: hareket halindeki bir işe devam etmek, duran bir işi başlatmaktan çok daha kolay. Bir soru çözdükten sonra ikincisini çözmek neredeyse kendiliğinden geliyor. İki dakika kuralı yazısında bunun genel halini anlattım.
Sınav çalışmasına uyarlanmış birkaç küçültme örneği:
"Kitabı aç ve içindekiler sayfasına bak." Çalışmak değil, sadece açmak.
"Bir soru oku, çözme." Okuma çoğu zaman çözmeyi getiriyor.
"Beş dakika çalış, sonra bırakabilirsin." Bu vaadi gerçekten tut. Beş dakika sonra bırakmana izin verdiğin için ertesi gün de beş dakikaya güvenebiliyorsun.
Bu sözün adı sözlükte beş dakika sözü. İşin sırrı, beş dakikanın sonunda kalmayı istemen değil; beş dakikayı başlatmanın bedava olması.
Fiziksel ilk adım
Zihinsel bir başlangıç ("odaklan") emri, beden hareketsizken çoğu zaman tutmuyor. Bedenle başlayan bir adım daha güvenilir çalışıyor.
Denemeye değer birkaç hareket: ayağa kalkıp odayı bir tur dolaşmak ve dönüşte oturmak, kalemi eline alıp tarihi ve ders adını defterin üstüne yazmak, dünkü konunun son sorusunu sesli okumak, sayacı kurup çalıştırmak.
Bunların hepsinin ortak noktası, karar gerektirmemesi. Karar gerektiren her adım bir erteleme fırsatı. "Hangi konudan başlasam" sorusu, tek başına bir saatlik bir gecikme üretebiliyor. Bu yüzden ne çalışacağına bir önceki akşam karar vermek, sabahki başlangıcı kolaylaştıran en ucuz hamle. Defteri açık, sayfayı işaretli bırakmak da aynı işi görüyor.
Yanında biri olunca
Tek başına başlayamadığın işe, yanında biri varken başlayabiliyorsan bu bir tesadüf değil.
Buna eşlikçi çalışma deniyor: yanında sessizce kendi işini yapan biri olması. Kimse seni denetlemiyor, kimse bir şey söylemiyor. Sadece orada biri var ve bu, dışarıdan gelen bir çerçeve kuruyor.
Kütüphanenin gücünün de büyük kısmı bundan geliyor. Sessizlikten çok, etrafındaki herkesin bir şey yapıyor olmasından. Ders çalışma ortamı yazısında ev, kafe ve kütüphane karşılaştırmasını yaptım.
Uzaktan da kuruluyor. Bir arkadaşınla görüntülü bağlan, iki dakika konuşun, sonra ikiniz de mikrofonu kapatıp kendi işinizi yapın. Bir saat sonra tekrar açıp ne yaptığınızı söyleyin. Bunun için özel uygulamalar da var, ama bir arkadaş yetiyor.
Bitişi de tasarlamak
Başlamaya odaklanırken sık atlanan bir şey var: nasıl bitirdiğin, bir sonraki sefer nasıl başlayacağını belirliyor.
Çalışmayı tükenerek bitirdiğinde, ertesi gün masayı hatırladığında hissettiğin şey o tükenme oluyor ve bu, başlamayı zorlaştırıyor. Bloğu hala çalışabilecekken bitirmek kulağa verimsiz geliyor ama ertesi günün başlangıcını ucuzlatıyor.
İkinci bir teknik, işi bilerek yarım bırakmak. Bir soruyu çözmeye başlayıp bitirmeden kalkmak, ertesi gün masaya oturduğunda seni bekleyen somut ve küçük bir iş bırakıyor. Boş bir sayfa yerine yarım bir soru. Bu, sıfırdan başlamanın maliyetini büyük ölçüde kaldırıyor.
Üçüncüsü, bitişi görünür kılmak. Bloğun sonunda yaptığın işi tek satırla bir deftere yaz: "23 soru, paragraf, 40 dakika". Bu satır iki iş görüyor. Birincisi, bitişe bir nokta koyuyor. İkincisi, birkaç hafta sonra geriye baktığında yaptığın işin kanıtı oluyor. DEHB'de ilerleme hissi çok zayıf; "hiçbir şey yapmadım" cümlesi, aslında yapılmış on beş bloğun üstüne rahatça kurulabiliyor.
Ödül tarafına da bir not. Çalışma sonrası ödül olarak telefona ya da bir diziye geçmek yaygın ama sorunlu, çünkü o ödül bloğun kendisinden çok daha çekici ve bloğu kısaltmak için baskı yapıyor. Daha küçük ve daha yakın ödüller (bir kahve, kısa bir yürüyüş, bir şarkı) bu baskıyı yaratmıyor. Ödül ile işin arasındaki çekim farkı açıldıkça, işin kendisi daha da itici hale geliyor.
Kaçındığın şey sadece ders olmayabilir
Bazen başlayamamanın sebebi işin sıkıcılığı değil, işin ne olduğunu bilmemek.
"Matematik çalış" bir iş değil, bir alan. Zihin böyle tanımsız bir şeyin nereden tutulacağını bilemiyor ve donuyor. Bunun adı görev felci ve çaresi işi tanımlanabilir hale getirmek: "Matematik çalış" yerine "42-46. sayfalardaki on soruyu çöz".
Bazen de altta bir korku var. Bu konuyu açtığında ne kadar geride olduğunu göreceksin. Yarım bildiğini anlayacaksın. O yüzden açmıyorsun. Kaçınmanın bu biçimi sınav döneminde çok yaygın ve rahatlatıcı tarafı da var: açmadığın sürece kötü haberi almıyorsun. Sınav kaygısı yazısında bu kaçınmanın nasıl büyüdüğünü anlattım.
Burada işe yarayan hamle, işi bilerek eksik yapmak. Konuyu öğrenmek için değil, sadece durumu görmek için aç. On soru çöz, kaçını yaptığına bak, kapat. Amacın öğrenmek değil ölçmek olduğunda, kötü sonuç bir başarısızlık değil bir veri oluyor.
Başlayamadığın gün ne yapmalı
Bütün bunları denediğin halde başlayamadığın günler olacak. O günlerde en kötü yapılacak şey, akşama kadar masanın etrafında dolanıp ne çalışmak ne dinlenmek.
O gün için küçük bir kaçış planı hazırla. Üç maddelik olsun: konuyu okumadan sadece video izlemek, sadece eski bir denemenin yanlışlarına bakmak, ya da tamamen bırakıp gerçekten dinlenmek. Üçü de meşru. Bekleme modunda geçirilen bir gün ise ne iş ne dinlenme oluyor; akşam hem yorgun hem suçlu oluyorsun.
Bir de kendine söyleyeceğin cümle var. "Bugün de yapamadım, ben zaten böyleyim" cümlesi ertesi güne taşınıyor ve ertesi günü de zorlaştırıyor. Onun yerine daha dar bir cümle kurmak mümkün: "Bugün başlayamadım. Yarın masayı bir gece önceden kuracağım." Birincisi bir hüküm, ikincisi bir plan. Sadece ikincisi değiştirilebiliyor.