DEHB ve sınav kaygısı: bildiğini sınavda unutmak
Çalıştığın konunun kağıdı görünce silinmesi tesadüf değil. Kaygının DEHB'li dikkati nasıl zorladığını ve sınava nasıl hazırlanılabileceğini yazdım.
Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français
Kısa cevap
Sınav kaygısı dikkati görevden alıp tehdide yöneltir; çalışma belleği zaten zorlanan DEHB'li biri için bu, bildiği bilginin o anda erişilemez hale gelmesi demek olabilir.
Uzun cevap
DEHB'li üniversite öğrencileri akranlarına göre daha fazla kaygı, özellikle de akademik kaygı bildiriyor. Ek süre tek başına yetmeyebilir; DEHB belirtisi fazla olan öğrencilerin ek süreden daha az yararlandığı gösterildi. Önceden kendini test etmek ve bedendeki uyarılmayı tehlike yerine hazırlık olarak yorumlamak denemeye değer iki yol.
Bu yazıyı dinle
Yapay zeka sesiyle okunuyor (Google Gemini). Tablolar ve kaynakça okunmuyor.
Bu yazıda 8 bölüm var
Kağıt önüme konuyor, ilk soruyu okuyorum ve bir saniye önce orada olan bilgi yok.
Çalışmadığım bir konu da sayılmaz. Dün gece tekrar ettim, hatta birine anlatabilirdim. Ama şimdi zihnimde beyaz bir alan var ve o alanın ortasında tek bir cümle dönüyor: “Bunu biliyordun.”
Çocukken notlarım düşük değildi. Ödevlerimi son gece yapıyordum ama yapıyordum; sınavlarda sıkıştığımda hızlanıyordum. Dışarıdan bakan biri beni sınav kaygısı yaşayan bir öğrenci olarak görmezdi. Sessiz sunumun bir yan etkisi de bu: panik içeride oluyor, kimse görmüyor, sen de ona bir ad koymuyorsun.
Bu yazıda o beyaz alanı konuşmak istiyorum. Neden oluyor, DEHB bunun neresinde duruyor ve sınav günü elimde ne kalıyor.
Kaygı dikkati nereye çekiyor
Sınav kaygısını anlamak için en kullanışlı bulduğum çerçeve dikkat kontrolü kuramı. Kurama göre kaygı, hedefe yönelik dikkat sistemini zayıflatıyor ve dikkatin dışarıdan gelen uyaranlara kayma ihtimalini artırıyor (Eysenck ve ark., 2007). Kaygılı zihin “şu soruyu çöz” demekte zorlanıyor; “kalbin hızlandı, saat ilerliyor, yan sıradaki yazmaya başladı” sinyallerine ise daha kolay kapılıyor.
Şimdi bunu DEHB'nin üstüne koyalım. DEHB'de zorlanan alanların başında zaten dikkati istediğin yerde tutmak ve çalışma belleği geliyor. Kaygı da aynı kaynaktan pay istiyor. Bu iki yükün sınav anında birbirini büyüttüğünü doğrudan ölçen bir çalışmaya ulaşamadım; bu yüzden şunu kendi yorumum olarak söylüyorum: DEHB'li biri için kaygının bedeli, aynı kaygıyı yaşayan birine göre daha erken gelebilir, çünkü masada paylaşılacak kaynak baştan daha az.
Bilgi silinmiyor. Ona giden yol bir süreliğine kapanıyor.
Kaygı gerçekten notu etkiliyor mu
Etkiliyor. Otuz yıllık araştırmayı bir araya getiren bir meta analiz 238 çalışmanın verisine baktı. Sınav kaygısı, standart testlerden not ortalamasına kadar pek çok başarı ölçüsüyle olumsuz ilişkili çıktı. Aynı analizde öz saygı, sınav kaygısının güçlü yordayıcılarından biri çıktı; sınavın algılanan zorluğu ve sonuçlarının ağırlığı da kaygıyla ilişkiliydi (von der Embse ve ark., 2018).
Öz saygı bulgusu bende bir yere dokundu. DEHB'li biri sınava girerken yanında o dönemin konusuyla birlikte yıllar içinde biriken “yine unutacağım” beklentisini de taşıyor. Sözlükte buna yakın bir kavram var: beklenti kaygısı.
DEHB'ye özgü veriye gelince, Prevatt ve arkadaşları 473 DEHB'li ve 200 DEHB'si olmayan üniversite öğrencisini karşılaştırdı. DEHB'li öğrenciler anlamlı biçimde daha fazla kaygı bildirdi ve bu kaygı genel hayattan çok akademik alanda yoğunlaşıyordu. Birinci sınıf öğrencileri, üst sınıflara göre daha kaygılıydı (Prevatt ve ark., 2015). Burada ölçülen şey sınava özgü kaygıdan çok akademik kaygı; ama işaret ettiği yön aynı.
Hazırlıksızlığın alarmını ayırmak
Bir şeyi dürüstçe söylemem gerekiyor: benim sınav öncesi kaygımın bir kısmı haklıydı.
Son gece çalışan biri sabah sınava gerçekten eksik bilgiyle giriyor. O zaman kalbin hızlanması, durumu doğru okuyan bir alarm. Panik verimliliği yazısında anlattığım döngü tam burada kapanıyor: son dakikanın aciliyeti başlamamı sağlıyor, aynı aciliyet sınav anında beni kilitliyor.
Bu yüzden kendime iki ayrı soru sormayı öğrendim. Birincisi: gerçekten hazır mıyım? İkincisi: hazır olduğum halde de bu kadar korkuyor muyum? İkinci sorunun cevabı sık sık “evet” ise mesele çalışma düzeninden fazlası olabilir. DEHB ile kaygının nasıl iç içe geçtiğini DEHB ve anksiyete yazısında ayrıca anlattım. Kaygı sınav dışındaki hayatını da daraltıyorsa bir uzmanla konuşmak gerçekten iyi bir adım.
Ek süre her şeyi çözer mi
DEHB'de en bilinen sınav düzenlemesi ek süre. Ben de uzun süre onu sihirli bir çözüm sandım.
Lovett ve Leja'nın çalışması bu düşünceyi biraz sarstı. Üniversite öğrencilerinin farklı süre sınırlarında okuduğunu anlama başarısına baktılar. DEHB belirtisi ve yürütücü işlev sorunu daha fazla olan öğrenciler ek süreden daha az yararlandı; öğrencilerin ne kadar süreye ihtiyaç duyduklarına dair kendi tahminleri de ek sürenin yararını öngörmedi (Lovett ve Leja, 2015).
Bunu “ek süre işe yaramaz” diye okumuyorum. Süre bir hak ve kimi insan için gerçekten fark yaratıyor. Benim çıkardığım sonuç şu: fazladan kırk dakika, o kırk dakikayı nasıl kullanacağını bilmiyorsan dağılmak için de kırk dakika demek. Düzenlemelerin genel listesi okulda ve üniversitede DEHB yazısında var; burada daha çok o süreyi dolduracak yapıya bakmak istiyorum.
Sınava hazırlanırken işe yarayabilecek iki şey
Kendini önceden test etmek. Ortaokul ve lise öğrencileriyle yapılan bir çalışmada, derslerde düzenli olarak geri getirme alıştırması (kısa sorularla bilgiyi hafızadan çağırma) yapan öğrencilerin büyük çoğunluğu bunun hem öğrenmelerine yardım ettiğini hem de sınavlarda kendilerini daha az gergin hissettirdiğini bildirdi (Agarwal ve ark., 2014). Mantığı bana çok yakın geliyor: sınavın ilk kez sınavda yaşanmaması. Bilgiyi hafızadan çıkarma hareketini daha önce yirmi kez yaptıysan, sınav anı yabancı bir sahne olmaktan çıkıyor. Bu yöntemin ayrıntısını ezber ve aralıklı tekrar yazısında anlattım.
Bedendeki uyarılmayı yeniden yorumlamak. Jamieson ve arkadaşları, lisansüstü giriş sınavına (GRE) hazırlanan katılımcıların bir kısmına sınav öncesi uyarılmanın performansa yardım edebileceğini söyledi. Bu bilgiyi alan grup, deneme sınavının matematik bölümünde kontrol grubundan daha iyi sonuç aldı; sonradan bildirdikleri gerçek sınav puanları da matematik bölümünde kontrol grubundan yüksekti (Jamieson ve ark., 2010). Kalp çarpıntısını durdurmaya çalışmak yerine ona başka bir anlam verme fikri DEHB'li bir örneklemde denenmedi; yine de denemenin maliyeti neredeyse sıfır.
Sınav anında kendime söylediklerim
Beyaz alan geldiğinde yaptığım en kötü şey, o soruda inatla beklemekti. Bekledikçe kaygı büyüyor, büyüdükçe bilgi daha da uzağa gidiyor.
Şimdi bir kuralım var: bir soruya iki dakika bakıp hiçbir şey çıkmıyorsa işaretleyip geçiyorum. Başka bir soruyu çözmek hem zamanı kurtarıyor hem de zihne “bir şeyler hala çalışıyor” mesajı veriyor. Çoğu zaman geri döndüğümde yol yeniden açılmış oluyor.
Bir de kendime söylediğim bir cümle var: “Kalbim hızlı, çünkü bedenim bu işi önemsiyor.” Saçma gelebilir. Ama “Neden sakin olamıyorsun” cümlesinden çok daha az yoruyor.
Sınavdan önceki hafta
Kaygıyı sınav sabahı yönetmeye çalışmak bana hep geç kalmak gibi geldi. Asıl iş bir hafta önce başlıyor ve DEHB'de bu haftanın en büyük düşmanı, sınavın hala “şimdi olmayan” bölgede durması.
Denemeye değer bulduğum düzen kabaca şöyle. Sınava bir hafta kala konuları tek bir kağıda yazıyorum; hepsini değil, yalnızca başlıklarını. Her başlığın yanına üç işaretten birini koyuyorum: biliyorum, yarım biliyorum, hiç bilmiyorum. Bu kağıt kaygıyı somutlaştırıyor. “Hiçbir şey bilmiyorum” duygusu genelde “şu üç başlığı bilmiyorum” gerçeğine dönüşüyor ve üç başlık, her şeyden çok daha az korkutucu.
Sonraki günlerde her oturumun sonunda kitabı kapatıp o günün konusundan kendime birkaç soru soruyorum. Cevaplayamadıklarım ertesi günün ilk işi oluyor. Sınavdan önceki gece ise yeni bir şey öğrenmemeye, yalnızca bu soruları bir kez daha geçmeye çalışıyorum. Uyku da bu planın parçası; son gece uyumamanın bedelini sınav anında dikkatimle ödüyorum.
Sınavdan sonra
Bir de sınavdan sonrası var. Kağıdı verdiğim anda zihnim beyaz alanda kaybettiğim soruları sıralamaya başlıyor ve bu sıralama çoğu zaman bir iddianameye dönüşüyor.
Şimdi o iddianame yerine iki soru yazmaya çalışıyorum. Hangi soruda kilitlendim ve o an ne oldu? Bir dahaki sefere o anda neyi farklı yapabilirim? Cevaplar genelde küçük çıkıyor: soruyu atlamadım, ilk üç dakikayı kullanmadım, bir gece önce uyumadım. Küçük cevaplar değiştirilebiliyor. “Ben zaten sınavda hep dağılırım” cümlesi ise değiştirilemiyor, çünkü bir hüküm gibi kurulmuş.
İnsan bazen bir anın hükmünü bütün hayatına yazıyor. Bildiğini sınavda gösterememek, bilmediğin anlamına gelmiyor. Ben bunu yıllarca karıştırdım ve her beyaz alanı zekam hakkında bir karar gibi okudum. Oysa o dakikada ölçülen şey bilgimden çok dikkatimin nerede olduğuydu.
Sık sorulanlar
- Bildiğimi sınavda neden unutuyorum?
- Kaygı dikkati görevden alıp tehdide yöneltiyor. Çalışma belleği zaten zorlanan biri için bu, bilginin o anda erişilemez hale gelmesi demek olabiliyor.
- DEHB'de sınav kaygısı daha mı sık?
- DEHB'li üniversite öğrencileri akranlarına göre daha fazla kaygı, özellikle de akademik kaygı bildiriyor.
- Kaygı mı, hazırlıksızlık mı?
- İkisini ayırmak gerekiyor. Hazırlıksızlığın alarmı gerçek bir bilgi veriyor; kaygı ise hazırlıklı olduğun konularda da aynı sesle çalıyor.
- Ek süre kaygıyı çözer mi?
- Tek başına yetmeyebiliyor. DEHB belirtileri ve kaygı ayrı konular; ikisine ayrı ayrı bakmak gerekiyor.
Yeni yazılardan haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.