DEHB'de panik verimliliği: son ana bırakmak
Ancak son gece çalışabilmek. Panik verimliliği neden gerçekten işe yarıyor, bedeli ne ve aciliyeti daha erken üretmenin yolları var mı?
Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français
Bu yazıda 7 bölüm var
Ödevlerimi hep son gece yapardım. Her seferinde. Ve her seferinde yetişirdi.
Okulda bunu bir yöntem sandım. Bir yeteneğim olduğunu bile düşündüm: baskı altında iyi çalışan biriydim. Yıllar sonra aynı örüntünün iş hayatında devam ettiğini görünce, bunun bir yetenek olup olmadığını yeniden düşünmem gerekti.
Bu döngü DEHB'de o kadar tanıdık ki bir adı var: panik verimliliği.
Neden gerçekten işe yarıyor
Bunu bir kusur olarak geçiştirmek yanlış olur, çünkü çalışıyor. Sebebi de anlaşılabilir.
Ödül yakınlaşıyor. Steel'in (2007) erteleme modelinde ödülün uzaklığı, ertelemeyi belirleyen ana etkenlerden biri. Son tarih yaklaştıkça ödül de yaklaşıyor ve davranış başlıyor.
Uyarılma düzeyi yükseliyor. Dikkat, belirli bir uyarılma aralığında en iyi çalışıyor. Aciliyet, bu düzeyi tam da gereken yere çıkarıyor. Sözlükte uyarılma düzeyi.
Seçenek kalmıyor. İki hafta varken hangi işe başlanacağı bir karar. Son gece karar yok, tek bir yol var. Analiz felci ortadan kalkıyor.
Mükemmeliyetçilik susuyor. Zaman olmadığında “yeterince iyi mi” sorusunu sormanın imkanı da olmuyor. Bende son gecenin en büyük faydası buydu ve uzun süre farkında değildim: panik, standardı kendiliğinden düşürüyor.
Sonuga-Barke'nin (2003) modeli bu tabloyu iki yollu bir mekanizmayla açıklıyor: yürütücü işlev güçlükleri ile ödül ve gecikmeye tahammül farklılıkları birlikte çalışıyor.
Sedgwick ve arkadaşlarının (2019) çalışmasında DEHB'li yetişkinlerin bildirdiği güçlü yanlar arasında baskı altında iyi çalışabilmek açıkça yer alıyor. Yani bu deneyim yalnızca bir hikaye olarak dolaşmıyor.
Panik verimliliği bir yetenek gibi taşınıyor. Faturası, yeteneğin kullanıldığı geceden sonra geliyor.
Bedeli nerede
Sürekli stres. Son ana bırakılan her iş, o güne kadar arka planda duran bir yük olarak taşınıyor. On üç gün boyunca hiçbir şey yapmıyorsun ama on üç gün boyunca huzurlu da olmuyorsun. Bu, dışarıdan görünmediği için en çok küçümsenen maliyet.
Uyku. Panik verimliliği genelde geceyi yiyor ve uykusuzluk ertesi günün her belirtisini ağırlaştırıyor.
Kontrol kaybı. Beklenmedik bir şey çıktığında telafi alanı kalmıyor. Hastalanmak, internetin kesilmesi ya da işin sandığından uzun sürmesi doğrudan başarısızlığa dönüşüyor.
Kalite tavanı. Son gecede yapılan iş yeterli olabiliyor ama gözden geçirilemiyor. İyi olan ile çok iyi olan arasındaki fark genelde ikinci okumada oluşuyor ve o ikinci okuma hiç yapılmıyor.
Başkalarına maliyet. Ortak işlerde son ana bırakmak, başkalarının da son ana kalmasına yol açıyor. İlişkilerdeki aşınmanın kaynaklarından biri bu. Kendi işimde en çok bu maddeyi ciddiye alıyorum, çünkü bedelini benden başkası ödüyor.
Okuldan sonra neden daha pahalı
Bir ayrım yapmak istiyorum, çünkü bu yöntem herkeste bir noktada kırılıyor.
Okulda işler tekti: bir ödev, bir sınav, bir teslim. Son gece bir işe yetiyordu. Çalışma hayatında ise aynı anda birden fazla iş yürüyor ve hepsi aynı haftada son tarihe geliyor. Panik verimliliği tek bir işe ayrılmış bir kaynak; ikiye bölünemiyor.
İkinci fark şu: okulda bir ödevin kötü olması yalnızca seni etkiliyordu. Bir işte gecikme başkasının planını bozuyor ve bunun telafisi yok.
Bu yüzden aynı yöntemle devam eden çoğu kişi, yükün arttığı bir noktada duvara çarpıyor. Bende bu, tek başıma çalışmaktan başkalarıyla çalışmaya geçtiğim dönemde oldu.
Bekleme modundaki gün
Panik verimliliğinin en yanlış anlaşılan tarafı, bekleme günlerinin ne olduğu.
Dışarıdan bakan kişi o on üç günü “boş geçen zaman” olarak görüyor. İçeriden ise öyle olmuyor. O günlerde başka bir işe de doğru düzgün başlanamıyor, çünkü zihnin bir kısmı sürekli o teslime ayrılmış durumda. Sözlükte bekleme modu diye geçen şeyin gündelik hali bu.
Yani panik verimliliği aslında iki hafta çalışıp bir gecede yazmak gibi bir şey. Çalışma, kaygı biçiminde yapılıyor ve hiçbir ürün çıkarmıyor.
Bunu görmek bende önemli bir şeyi değiştirdi: artık o günleri “kazanılmış boş zaman” saymıyorum. Onlar da işin maliyetinin bir parçası ve maliyeti hesaba katınca son ana bırakmak eskisi kadar karlı görünmüyor.
Aciliyeti daha erken üretmek
Buradaki mantık şu: aciliyeti yok etmeye çalışmak işe yaramıyor, çünkü çalışmayı sağlayan şey o. İşe yarayan şey, aciliyeti daha erken üretmek.
Ara teslim tarihleri koy. Tek bir büyük son tarih yerine üç küçük tarih. Sözlükte aşamalı teslim. Teslim tarihleriyle çalışmanın tamamını teslim tarihleri yazısında ele aldım.
Söz ver ve tarih söyle. Birine “cuma günü sana göstereceğim” demek, gerçek bir aciliyet üretiyor. Kendine verilen söz nadiren aynı etkiyi yapıyor ve bunu kabul etmek uzun sürdü.
Randevu al. Birlikte çalışılacak bir saat belirlemek, işin o saatte başlamasını sağlıyor. Eşlikçi çalışma burada doğrudan devreye giriyor.
Yanlış tarih koyma. Kendini kandırmak için son tarihi öne çekmek nadiren işe yarıyor, çünkü gerçek tarihi biliyorsun. İşe yarayan aciliyet, dışarıdan gelen aciliyet.
Son tarihi görünür kıl. Duvarda geri sayan bir takvim. Sözlükte görünür sayaç.
Sık yapılan üç hata
Bütün işleri aynı anda öne çekmeye çalışmak. Her işe ara teslim koymak, ara teslimleri de anlamsızlaştırıyor. İki üç önemli işte kullanmak yeterli.
Erken başlayıp erken bırakmak. İşe erken başlamak tek başına yetmiyor; erken başlanan iş, yarım kalıp yine son geceye dönebiliyor. Belirleyici olan başlangıç değil, ara kontrol noktaları.
Kendini panik yokken çalışamaz saymak. Bu inanç, denemeden vazgeçmeyi üretiyor. Aciliyet dışarıdan üretilebiliyor ve üretildiğinde aynı enerjiyi veriyor.
Tamamen bırakmak gerekmiyor
Gerçekçi olmak gerekirse bu döngü tümüyle ortadan kalkmıyor ve her işte kalkması da gerekmiyor.
Ayrım şurada: düşük riskli işlerde son ana bırakmak kabul edilebilir bir strateji. Yüksek riskli işlerde, yani başkalarını etkileyen, telafisi olmayan ya da sağlığını yiyen işlerde bu strateji pahalıya mal oluyor.
Ben artık işlerimi bu iki kategoriye ayırıyorum ve yalnızca ikinci gruba sistem kuruyorum. Birinci grubu son geceye bırakmayı kendime hak olarak görüyorum; bütün enerjiyi her işe yaymaya çalışmak, en çok işe yarayan yerde de enerjisiz kalmak demek.
Erteleme türlerinin genel tablosunu erteleme türleri yazısında ele aldım.
Sık sorulanlar
- Neden sadece son anda çalışabiliyorum?
- Aciliyet uyarılma düzeyini yükseltiyor ve ödülü yakınlaştırıyor. İki eksik birden kapandığı için iş aniden yapılabilir hale geliyor.
- Panik verimliliğinin bedeli ne?
- Kronik stres, uyku kaybı ve kalite üzerinde kontrol kaybı. Ayrıca hata yakalamak için zaman kalmıyor.
- Okuldan sonra neden daha pahalı?
- Çünkü işler tek seferlik değil, sürekli. Okulda sınav bitince dinlenme geliyor; iş hayatında bir sonraki tarih hemen başlıyor.
- Aciliyet daha erken nasıl üretilir?
- Ara teslimler koyarak, başkasına söz vererek ya da işi birine göstereceğiniz bir gün belirleyerek. Aciliyeti kaldırmak değil öne çekmek işe yarıyor.
Yeni yazılardan haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.