İçeriğe geç
Yöntemler

DEHB'de zaman körlüğü: saati bilip zamanı hissedememek

Zaman körlüğü, sürenin geçtiğini bedende hissedememek. Nereden geldiği, nelere yol açtığı ve süreyi dışarıdan görünür kılan yöntemler.

5 dakika okumaOrta

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Bu yazıda 7 bölüm var

Saate bakıyorum, “kırk dakikam var” diyorum. Sonra bir daha bakıyorum ve kırk dakika geçmiş, ben hala evdeyim. Arada ne yaptığımı da tam olarak söyleyemiyorum.

Bilgi yerindeydi. Hissedilmedi.

Bu yazı o ikisinin arasındaki boşlukla ilgili. Sözlükte adı zaman körlüğü ve tanıdan sonra öğrendiğim en açıklayıcı kavram bu oldu. Çünkü o güne kadar geç kalmamı bir saygısızlık olarak açıklamış, buna kendim de inanmıştım.

Bilgi ile his arasındaki fark

Zaman algısı iki katmanda çalışıyor. Birincisi bilgi: saat kaç, ne kadar kaldı, ne zaman çıkmam gerekiyor. İkincisi his: sürenin akıp gittiğini bedende duymak.

DEHB'de birinci katman genelde sağlam. Ben saati biliyorum, hatta fazlasıyla biliyorum; geç kalmaktan korktuğum için sürekli bakıyorum. Zorlanan taraf ikincisi.

Barkley ve arkadaşlarının süre kestirme çalışmalarında DEHB'li katılımcıların verdiği tahminler hem daha isabetsiz hem daha değişken çıkıyor; araya dikkat dağıtıcı bir şey girdiğinde fark büyüyor (Barkley ve ark., 1997).

Ptacek ve arkadaşlarının derlemesi de aynı yere işaret ediyor: zorlanma saati okumakta çıkmıyor, iç saatin ölçüsünde çıkıyor (Ptacek ve ark., 2019).

Barkley'in (1997) daha geniş modelinde bu, yürütücü işlevlerin bir parçası olarak ele alınıyor: davranışı geleceğe göre düzenleyebilmek, zamanı zihinde tutabilmeyi gerektiriyor.

Nelere yol açıyor

Geç kalmak. Niyet var, hesap yok. “Yola çıkmam yirmi dakika sürer” cümlesi bende hiçbir zaman doğru çıkmadı, çünkü hazırlanmak da yirmi dakika ve o yirmi dakika hesaba hiç girmiyor. Bu örüntünün ayrıntısını kronik gecikme yazısında ele aldım.

Süre tahmininin şaşması. İşler hep tahmin edilenden uzun sürüyor ve defalarca yanılmak bile tahmini düzeltmiyor. Sözlükte zaman tahmini diye geçiyor. Kendi işimde fiyat verirken bunun bedelini doğrudan ödedim: bir işin kaç saat süreceğini neredeyse her zaman az söylüyordum.

Gelecekteki tarihin gerçek olmaması. Üç hafta sonraki teslim tarihi bugünkü davranışı hiç etkilemiyor. Bir gün aniden gerçek oluyor ve panik başlıyor. Teslim tarihleriyle nasıl çalışılabileceğini teslim tarihleri yazısında anlattım.

Zaman deliği. Nereye gittiği anlaşılmayan saatler. Telefon, sekme, video zinciri. Sonrasında gelen ilk şey suçluluk olmuyor; önce şaşkınlık oluyor: gerçekten iki saat mi geçti?

İlişkilerde yanlış anlaşılmak. “Beş dakika” dediğinde karşı tarafın beklediği süreyle senin kastettiğin süre aynı olmuyor. Bu, kolayca bir güven meselesine dönüşüyor; ilişkide zaman körlüğü yazısı bu tarafa ayrılmış.

Zaman körlüğü tembellik üretmiyor. Panik üretiyor ve panik bir süre iş görüyor.

Ne işe yarıyor

Ortak nokta şu: hissedilmeyen şeyi görünür kılmak. Bunların hiçbiri zamanı hissettirmiyor, hepsi zamanı gösteriyor.

Sesli sayaç. Kafadan saymak çalışmıyor. Sayaç bittiğinde ses çıkarmalı, çünkü ekrana bakmayı zaten unutuyorsun. Sessiz sayaç bende hiç işe yaramadı.

Analog gösterim. Dijital rakam süreyi anlatmıyor; daralan renkli bir dilim anlatıyor. Kum saati de aynı işi görüyor. Sözlükte görünür sayaç diye geçiyor ve masamda duran şey tam olarak bu.

Zaman bloklama. Yapılacaklar listesi süre içermiyor ve bu yüzden yanıltıcı. Takvime isimli bir aralık koymak, işi gerçek bir maliyetle eşleştiriyor. Yöntemin ayrıntısını pomodoro ve zaman bloklama yazısında anlattım.

Ölçüp yazmak. İşlerin gerçekte ne kadar sürdüğünü birkaç hafta not etmek, kişisel bir katsayı çıkarıyor. Bende bu katsayı işe göre değişiyor ama hiçbir zaman birin altına inmiyor. Artık tahminimi söyledikten sonra üstüne ekleme yapıyorum, çünkü tahminimin yanıldığı yönü biliyorum.

Gün içinde çapa. Sabit saatli iki üç olay günü bölüyor ve zamanın nerede olduğunu hatırlatıyor: öğle yemeği, yürüyüş, bir alarm. Çapasız bir gün bende akşama kadar tek parça halinde akıp gidiyor.

Geri sayımı çıkışa kur. Alarmı randevu saatine kurmayı bırakıp evden çıkma saatine kurmak. Bu tek değişiklik, geç kalma sayımı en çok azaltan şey oldu.

Ne işe yaramıyor

Daha çok uğraşmak. Zaman körlüğü bir dikkat eksikliği gibi durmuyor; bir algı farkı gibi duruyor ve iradeyle kapanmıyor. Yıllarca “daha dikkatli olacağım” diye söz verdim; hiçbiri bir saniye kazandırmadı.

“Önemli işi son güne bırakma” tavsiyesi. Doğru bir tavsiye ama uygulanabilir olmadığı için boşa gidiyor. Son gün geldiğinde çalışan şey panik ve o panik her seferinde biraz daha az iş çıkarıyor. Panik verimliliği yazısında bu mekanizmayı ayrıca ele aldım.

Saati her yere koymak. Bir dönem evin her odasında saat vardı. Hiçbir işe yaramadı, çünkü sorun bilgiye ulaşmakta değildi. Bakmayı hatırlamak gerekiyordu ve onu hatırlatan şey saat olmuyor.

Başkasının zamanı meselesi

Zaman körlüğünün en çok utandıran tarafı, bedelinin çoğu zaman başkasına çıkması. Kendi işimi geciktirdiğimde bunu yalnız taşıyorum. Birini beklettiğimde durum farklı.

Bu yüzden zamanla ilgili tek kuralım şu oldu: başkasının beklediği bir saat söz konusuysa tahminime güvenmiyorum, düzenek kuruyorum. Alarm, takvim uyarısı, çıkış saati, hepsi orada devreye giriyor. Kendi işimde daha esnek davranabiliyorum, çünkü gecikmenin muhatabı benim.

Bu ayrımı yapmak enerji de kazandırdı. Bütün hayatımı saniyesi saniyesine kurmaya çalışmak bir tür tükenme üretiyordu. Şimdi düzenekleri yalnızca gerektiği yere koyuyorum.

Hiperodakla ilişkisi

Zaman körlüğünün en çarpıcı hali, bir işe dalıp gittiğin saatlerde ortaya çıkıyor. Bende bu saatler genelde iyi geçiyor: en verimli işlerimi orada çıkarıyorum.

Sorun şu ki o durumdan çıkmak için bir sinyal yok. Ne açlık ne yorgunluk ne de saat, o kapıyı çalmıyor. Dışarıdan bir uyarıcı olmadığında akşam oluyor.

Bu yüzden benim için sayaç bir sınırlama aracı sayılmıyor; bir koruma aracı. Dalmayı engellemek istemiyorum; dalıp çıkamamayı engellemek istiyorum.

Son olarak, kendime dair bir not

Zaman körlüğünü öğrendikten sonra geç kalmalarım bir gecede bitmedi. Hala oluyor.

Değişen şey, geç kaldığımda kendime söylediğim cümle oldu. Eskiden “yine yaptım, umursamıyorum demek ki” diyordum. Şimdi “hangi adımı hesaba katmadım” diye soruyorum. İkinci sorunun bir cevabı oluyor ve o cevap bir sonraki sefer için bir düzenek üretiyor.

Bu kavramın en çok işe yarayan tarafı bana bir çözüm sunması olmadı. Bir suçlamayı ortadan kaldırması oldu.

Sık sorulanlar

Zaman körlüğü nedir?
Zamanın geçtiğini hissedememek. Saat bilgisi yerinde duruyor ama beş dakika ile kırk beş dakika aynı geliyor ve gelecekteki bir tarih gerçek görünmüyor.
Neden sürekli geç kalıyorum?
Sürenin ne kadar olduğunu hissetmek ayrı bir beceri ve DEHB'de bu beceri zorlanıyor. Yola çıkma anı, hazırlığın ne kadar süreceği yanlış tahmin edildiği için kayıyor.
Zaman körlüğü için ne işe yarıyor?
Süreyi gözle görülür hale getirmek: sesli sayaçlar, kum saati ve gün içinde sabit çapa noktaları. İradeyi artırmaya çalışmak işe yaramıyor.
Hiperodak ile zaman körlüğü ilişkili mi?
İlişkili. Hiperodakta saatlerin fark edilmeden geçmesi, aynı zaman algısı sorununun diğer ucu.

Bu yöntem sende ne yaptı?

İşaretin bu tarayıcıda saklanıyor. Sunucuya yalnızca sayı gidiyor, kim işaretledi tutulmuyor.

Yazar hakkında

Cansu, DEHB ile yaşayan bir yetişkin. Uzmanlığı yok; elindeki tek şey kendi denediği yöntemler ve kendi gündelik deneyimi. Bir yöntem onda tuttu diye sende tutar mı, bilinmez. Ondan gitmeyen bir şey senin işine yarayabilir.

Buradaki hiçbir şey tıbbi tavsiye, tanı ya da tedavi yerine geçmez. İlaç, doz ve tedavi kararları hekiminle konuşulacak şeyler. Daha fazlası.

Kaynaklar3
  1. Barkley, R. A., Koplowitz, S., Anderson, T., & McMurray, M. B. (1997). Sense of time in children with ADHD. Journal of the International Neuropsychological Society, 3(4), 359-369.↩
  2. Ptacek, R., Weissenberger, S., Braaten, E. ve ark. (2019). Clinical implications of the perception of time in ADHD: A review. Medical Science Monitor, 25, 3918-3924.↩
  3. Barkley, R. A. (1997). Behavioral inhibition, sustained attention, and executive functions. Psychological Bulletin, 121(1), 65-94.↩

Bu yazı 16 Eylül 2026 tarihinde güncellendi.

Yeni yazılardan haberdar ol

Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.