30'lu yaşlarda DEHB tanısı almak ne anlama gelir?
Otuzlu yaşlarda DEHB tanısı alınca ne hissedilir, kayıp yıllar duygusuyla ne yapılır, tanıdan sonraki ilk üç ayda hangi sırayla ilerlenir.
Bu yazıda 7 bölüm var
Diyelim ki otuz dört yaşındasın. Bir işin, belki bir ilişkin ya da evin var, dışarıdan bakınca her şey yerinde. Ama her sabah aynı yorgunlukla kalkıyorsun. Teslimleri son güne bırakıyorsun, toplantı notlarını kaybediyorsun, akşam eve geldiğinde evi toplayacak enerjin kalmıyor. Bir gün bir yazı okuyorsun, bir kayıt dinliyorsun ve cümlelerin içinde kendini buluyorsun. Randevu alıyorsun. Aylar sonra elinde bir tanı oluyor.
O andan sonra başlayan şey, tanının kendisinden daha ağır olabiliyor. Bu yazı o dönem için.
Bir şeyi baştan söyleyeyim: ben tanıyı yirmi üç yaşımda aldım, otuzlu yaşlarda almanın içinden konuşmuyorum. Burada yazdıklarım yetişkinlikte tanı alanların anlattıklarına, bu konudaki nitel çalışmalara ve kılavuzlara dayanıyor. Kendi deneyimimi bu yaşa taşımayacağım.
Otuzlarda tanı neden sık gelir gibi görünüyor
Otuzlu yaşlara özel bir sayı vermeyeceğim, çünkü elimde güvenilir bir sayı yok. Ama yetişkinlikte tanı alanların anlatılarında tekrar eden bir örüntü var. Yıllarca kurulan telafi yöntemleri bir noktada yetmemeye başlıyor.
Üniversite ve ilk iş yıllarında düzeni çoğu zaman dışarıdan biri kuruyor: ders programı, hoca, amir, hatta bir arkadaş grubu. Otuzlarda sorumluluk artıyor ve düzen sana kalıyor. Yönetici oluyorsun, kendi işini kuruyorsun, ev ya da aile sorumluluğu ekleniyor. Üstelik kimse artık sana ne yapman gerektiğini söylemiyor. Önceki yıllarda yeten sistemler bu yük altında tutmamaya başlıyor ve insan ilk kez “benim bir sorunum var” diye başvuruyor.
Bu bana kalırsa bir geç kalma değil, bir sıra meselesi. Ortam kolay olduğu sürece belirtiler görünmez kalabiliyor, ortam zorlaştığında görünür oluyor. Maskeleme yazısında bu mekanizmayı ayrıca anlattım.
Kayıp yıllar duygusu ve neyin yası tutuluyor
Tanıdan sonra gelen sırayı DEHB'de tanı sonrası yas yazısında ayrıntılı yazdım: önce rahatlama, sonra öfke. Otuzlarda bu duygu bir fark taşıyor, çünkü geriye bakacak daha çok yıl var. Bırakılmış bir bölüm, yarım kalmış bir kariyer, tükenmiş bir ilişki. “Bunu on yıl önce bilseydim” cümlesi kolayca akla geliyor.
Yetişkinlikte tanı alanlarla yapılan nitel bir çalışmada (Young ve ark., 2008) katılımcıların tanıya verdiği tepkiler arasında rahatlama ile birlikte geçmişe dair karışık duygular da yer alıyor. Yani yalnız değilsin, bu bir tuhaflık değil.
Bu duyguyla ne yapılacağına dair bir şey önereceğim. Bir akşam yirmi dakika ayır, bir kağıdı ikiye böl. Sol tarafa geçmişte seni kızdıran beş olayı yaz: kaçırdığın bir teslim, yarım bıraktığın bir bölüm, bir kavga. Sağ tarafa her birinin yanına o gün bildiğin şeyi yaz. “O gün bunun bir adı olduğunu bilmiyordum, elimdeki tek açıklama tembel olduğumdu.” Bu cümleyi yazmak pek hoş gelmeyebilir. Ama sol sütunu yeniden okuyunca öfkenin hedefinin değiştiğini görüyorsun: kendine değil, o gün elinde olmayan bilgiye.
Geçmişi okurken iki tuzak
Birincisi her şeyi DEHB'ye bağlamak. Tanıdan sonra insan geçmişin her sahnesini yeni gözlükle okuyor ve bu bir noktaya kadar iyi geliyor. Ama kaygı, depresyon, uykusuzluk, yoğun dönemler ve sıradan hayat koşulları da o yılların içinde. DEHB'yi diğer tablolardan ayırmak zor olabiliyor. Bir olayın tamamen DEHB yüzünden olduğunu söylemek çoğu zaman mümkün değil ve söylemek zorunda da değilsin.
İkincisi tersi: tanıyı bahaneye çevirmek korkusuyla küçümsemek. “Herkes dağınık, ben abartıyorum” cümlesi tanı sonrasında bile dönüp geliyor. Tanıyı bir hekim koydu ve ölçütlerle koydu. Şüphe duyuyorsan ikinci bir görüş almak mümkün (DEHB tanısında ikinci görüş), ama şüpheyi kendi kendine tartışmak yerine hekime taşımak daha verimli.
Bir üçüncü şey de ekleyeyim: güçlü yanlar anlatısı bu dönemde çok cazip geliyor. “Aslında bu bir süper güç” cümlesi acıyı kapatmak için kullanılabiliyor. Doğru tarafını da zarar veren tarafını da güçlü yanlar meselesi yazısında yazdım. Bana kalırsa yas tutmak yasak değil, hemen parlak bir yan bulmak da zorunlu değil.
Tanı yaşı belirtilerin seyrini söylemez
Otuz beşinde tanı alan biri “belki ergenlikte geçmişti, şimdi geri geldi” diye düşünebiliyor. Uzun izlem çalışmaları bu düşünceyi desteklemiyor. Sibley ve arkadaşlarının (2022) on altı yıl süren çalışmasında çocuklukta tanı alanların büyük bölümünde yetişkinlikte de belirti sürdü ve tablo dalgalandı. Ayrıntısı DEHB geçer mi yazısında. Burada önemli olan şu: belirtiler çoğu zaman yıllardır var, yalnızca sen ya da çevren ona bu adı vermemişti.
Geç tanının pratik tarafı da var. Yetişkin DEHB için ayrı bir Avrupa uzlaşı metni bulunuyor (Kooij ve ark., 2019) ve tedavi yetişkinlikte de başlatılıyor. Kaç yaşında olduğunun bu kapıyı kapattığını gösteren bir şey yok. Elli yaşından sonra tanı alanlar da var, elli yaşından sonra DEHB yazısı o uçtan bakıyor.
İlk üç ay için sıra önerisi
Şimdi somut kısım. Benim önerim şu sırayla ilerlemek, hepsini aynı hafta yapmak şart değil.
- İlk iki hafta: Sadece oku, dinlen, gerekirse yaz. Kimseye bir şey kanıtlama. Duygular yüksekken verilecek büyük kararları ertele. İş bırakmak, ilişkiyi bitirmek, taşınmak gibi kararlar için bir tarih koy: üç ay sonra yeniden bakacağım.
- Üçüncü ve dördüncü hafta: Tedavi seçeneklerini hekiminle konuş. İlaç, terapi ya da koçluk; ne beklemen gerektiğini DEHB ilaç tedavisinde ne beklemeli yazısında topladım. İlaç ayarını hekimle konuş, bu yazıdan karar çıkarma.
- İkinci ay: Tek bir küçük sistem kur. Mesela sadece anahtar, cüzdan ve telefon için kapıya yakın bir tabak ya da sabah çıkmadan önce bir sesli kontrol listesi. Bir şeyi tutturmak, beş şeyi yarım bırakmaktan iyi. İlk günlerin planı için tanıdan sonraki ilk otuz gün yazısına bakabilirsin.
- Üçüncü ay: Kime anlatacağına karar ver. Partnere, yakın bir arkadaşa, belki işyerinde bir kişiye. Anlatma biçimi ve zamanlaması için tanını açmak yazısı var. Hekimle konuşmaya hazırlanırken doktora hazırlık sayfasından yararlanabilirsin.
Son iki yıl içinde işin değiştiyse, ilişkin değiştiyse ya da çocuğun olduysa bunları hekime söylemek faydalı olabilir, çünkü belirtilerin dalgalanmasında yaşam değişiklikleri rol oynayabiliyor.
Çevrene ve çocuklarına ne olacak
Otuzlu yaşlarda tanı alan birinin çevresinde genellikle başkaları da oluyor: eş, çocuk, iş arkadaşı. Eşine anlatırken en çok işe yarayan şey, tanıyı bir özür gibi değil bir bilgi gibi sunmak: “Şu şu şeyler hakkında bir açıklama buldum, bundan sonra bazı şeyleri birlikte farklı yapabiliriz.”
Çocuğun varsa, DEHB'nin ailelerde sık görüldüğü biliniyor (Faraone ve ark., 2021). Bu, çocuğunda da olduğu anlamına gelmiyor. Ama dikkat, hareketlilik ya da okuldaki uyum açısından seni düşündüren bir şey varsa bir çocuk psikiyatristine başvurmak makul. DEHB kalıtsal mı yazısında bu kısmı daha ayrıntılı bulabilirsin.
Bana kalan
Otuzlu yaşlarda tanı almak bana kalırsa iki ayrı şey birden: bir kayıp ve bir başlangıç. İkisini birbirinden ayırmaya çalışmıyorum. Kayıp gerçek, yas tutmak için bir sebep var ve bunu acele geçirmek gerekmiyor.
Ama yılların hepsinin boşa gittiğini düşünmüyorum. O yıllarda kurduğun düzen, geliştirdiğin yöntemler, bir şekilde yürüttüğün hayat senin. Tanı onların yerine geçmiyor; onlara bir isim ve bir destek ekliyor.
Benim tavrım şu: geçmişe bir kez dürüstçe bak, yirmi dakika ver, kağıda yaz, sonra kapat. Sonra enerjini ileriye ayır. Tek bir küçük sistem, bir hekim görüşmesi ve güvendiğin bir kişi yeterli bir başlangıç.
Sık sorulanlar
- Otuzlu yaşlarda DEHB tanısı almak çok geç mi?
- Hayır. Yetişkin DEHB için ayrı tanı ve tedavi kılavuzları var ve tedavi yetişkinlikte de başlatılıyor. Geç tanı geçmişteki yıllar için bir kayıp duygusu getiriyor ama bundan sonraki yılların aynı kalacağı anlamına gelmiyor.
- Tanıdan sonra neden öfkeli ya da üzgün hissediyorum?
- Çoğu kişi önce rahatlıyor, sonra bu bilginin daha önce de bulunabileceğini düşünüyor ve kayıp yıllara yas tutuyor. Bu, yetişkinlikte tanı alanların anlatılarında sık geçen bir sıra. Haftalar içinde yumuşaması beklenir; geçmiyorsa bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmak iyi olur.
- Tanıdan sonra işten ayrılmak ya da büyük karar almak mantıklı mı?
- Bana kalırsa ilk üç ayda hayır. Tanı sonrası duygular yüksekken verilen büyük kararlar sonradan yeniden değerlendirmeyi gerektirebiliyor. Önce bir tedavi planı ve küçük düzenlemeler, büyük karar bir süre sonra.
- Geçmişteki her zorluğu DEHB'ye bağlayabilir miyim?
- Hayır. DEHB birçok şeyi açıklıyor ama her şeyi değil. Kaygı, depresyon, uyku sorunu ya da yaşam koşulları da aynı yılların içinde yer almış olabilir.
- Çocuğum için de değerlendirme yaptırmalı mıyım?
- DEHB'nin ailelerde sık görüldüğü biliniyor. Çocukta dikkat ya da hareketlilik açısından seni düşündüren bir şey varsa bir çocuk psikiyatristine başvurmak makul. Bu bir otomatik karar değil, bir değerlendirme isteği.
Yeni yazılardan haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.