DEHB'de mezuniyet sonrası ilk iş nasıl seçilir?
DEHB'li biri için mezuniyet sonrası ilk iş: aramayı küçük parçalara bölmek, ilanda neye bakmak, mülakatta ne söylemek ve ilk üç ayı nasıl kurmak.
Bu yazıda 7 bölüm var
Diploma elinde, tarayıcıda üç ilan sekmesi açık ve hiçbirine başvurmadın. Bu çoğu zaman tembellik değil. İlk iş aramak, bir sürü küçük kararın aynı anda masaya yatması demek: hangi sektör, hangi şehir, hangi maaş, CV'ye ne yazılacak, mülakatta ne söylenecek. Karar sayısı arttıkça başlamak zorlaşıyor.
Benim kısa cevabım şu: ilk işi "hayatımın mesleği" diye değil, doğru koşullarda bir şeyler öğrenebileceğin ilk durak diye seç. Koşul derken unvanı değil, günün nasıl aktığını kastediyorum. Geri bildirim kimden ve ne sıklıkla geliyor, talimat yazılı mı, nerede oturacaksın. Arama, mülakat ve ilk aylar bu fikrin etrafında daha kolay düzene giriyor.
İlk işten ne beklemek gerçekçi
İlk işten hem tutkuyla yapacağın, hem iyi maaşlı, hem de düzenin hemen oturduğu bir yer beklemek bence gereğinden büyük bir yük. İlk iş çoğunlukla karşılıklı bir tanışma: sen işi, iş seni tanıyor. Bunun iyi tarafı, ilk işin yanlış çıkmasının kariyeri bitirmemesi. Sık iş değiştirmek üzerine yazarken de gördüm: tek bir ayrılık bir örüntü sayılmaz, asıl sorun neden gittiğini bilmeden gitmek.
Kanıt tarafında dürüst olayım. Çocuklukta DEHB tanısı almış kişileri genç yetişkinliğe kadar izleyen çalışmalarda, eğitim ve iş sonuçları ortalamada daha zayıf çıkıyor (Kuriyan ve ark., 2013). Yetişkin DEHB'nin iş performansı ve devamsızlıkla ilişkisini gösteren geniş veriler de var (de Graaf ve ark., 2008). Ama ortalama senin hangi işte nasıl olacağını söylemez. Bu çalışmalar hangi iş koşulunun kime uyduğunu ölçmüyor. Sana asıl yarayacak olan kendi gözlemin: sabah mı akşam mı iyisin, kalabalıkta mı yalnızken mi, net görevle mi açık uçlu işle mi. İlk işin en değerli çıktısı, bu soruların cevabını bir sayfaya yazabilecek hale gelmek.
Aramayı küçük parçalara böl
İş aramanın kendisi görev felci üretiyor. Çünkü "iş bul" diye bir görev yok; ilan bulmak, okumak, CV'yi uyarlamak, e-posta yazmak, beklemek ve takip etmek var. Ben olsam bunu haftalık bir ritme çevirirdim. Örnek bir hafta:
- Pazartesi, 25 dakika: ilan sitelerine bak, uygun bulduğun en fazla üç ilanı tabloya ekle (şirket, bağlantı, son tarih, eksik gördüğün şey).
- Çarşamba, 40 dakika: o üç ilandan ikisine başvuru yaz ve gönder.
- Cuma, 15 dakika: tabloyu güncelle, cevap gelmeyenlere iki satırlık bir takip notu yaz.
Her şey tek tabloda dursun. İlanlar not defterinde, bağlantılar telefonda, başvuru tarihleri kafanda olursa üç hafta sonra hangi şirkete ne yazdığını hatırlamıyorsun. Başvuru metnini bir kez yaz ve şablon yap; her başvuruda yalnızca ilk iki cümleyi şirkete göre değiştir. CV'yi de bir haftada bitmiş say, bir tanıdığa gönderip bakmasını iste ve bırak. Mükemmel CV bekleyerek geçen her hafta, yanlış bir CV ile yapılmış başvurudan daha pahalı.
Başlamayı kolaylaştıran bir şey de "eğer, o zaman" cümleleri. "Çarşamba öğleden sonra ikinci kahveyi alınca başvuru dosyasını açacağım" gibi, zamanı ve tetikleyiciyi önceden belirleyen niyet cümleleri hedefe ulaşmayı genel olarak artırıyor (Gollwitzer ve Sheeran, 2006). Bu bulgu DEHB'li yetişkinlere özel değil, genel nüfustan geliyor, ama mantığı tam bu soruna denk düşüyor.
İlanı okurken ne sorulur
İlan metni genellikle işin sana nasıl hissettireceğini söylemez, unvanı ve beklenen beceri listesini söyler. O yüzden ilanın altına kendi sorularını yaz. Hangi işlerin daha uygun olduğu yazısında anlattığım özelliklerin ilk işe uyarlanmış hali şöyle:
Birincisi, ilk haftalarda kimin yanında çalışacağın belli mi? Yeni mezun için en kritik şey, takıldığında soru sorabileceğin ve işini düzenli kontrol eden bir kişi. İkincisi, işin döngüsü ne kadar uzun? Haftalık teslimler olan bir iş ile altı aylık tek bir projeye gömüldüğün iş çok farklı hissettirir. Üçüncüsü, talimat nasıl geliyor: bir görev takip aracı, e-posta, yoksa koridorda söylenen cümle mi? Dördüncüsü, fiziksel ortam. Açık ofis birçok kişiyi yoruyor, ama hibrit ya da sessiz bir odası olan açık ofis çok farklı bir yer olabiliyor. Beşincisi, yol. Her gün bir buçuk saat ulaşım, sabah saatinde zaten zorlanan biri için geç kalmanın hazır sebebi.
Küçük şirket mi büyük şirket mi diye de sorabilirsin. Genelde büyük şirketlerin yeni mezun programları daha yapılı oluyor, küçük yerlerde görev tanımı bulanık ama geri bildirim çabuk geliyor. İstisnası çok, o yüzden bunu genelleme olarak değil, sorulacak bir soru olarak al: "Yeni başlayan biri ilk ay boyunca neyi, kimden öğrenir?"
Mülakatta ne söylenir
Tanıyı söyleyip söylememe kararını ayrı bir yazıda uzun uzun yazdım. İlk iş için kısa hali şu: henüz kimse seni çalışırken görmedi, anlattığın şeyin çerçevesini sen belirleyemezsin. Bu yüzden ben olsam ihtiyacı söyler, tanıyı sonraya bırakırdım. "Ara teslimlerle çalışınca en iyi sonucu alıyorum" ya da "toplantı kararları yazılı gelirse hata yapma ihtimalim çok azalıyor" cümleleri hem doğru, hem profesyonel.
Mülakat öncesi hazırlık tarafında üç şey işe yarıyor. Bir dakikalık "kendinden bahset" cevabını yazılı hale getir ve sesli oku. Okuldan üç somut örnek seç (bir proje, bir staj ya da gönüllülük, bir grup çalışması) ve her birini "durum, ben ne yaptım, ne çıktı" diye üç cümleyle anlat. Bir de yolu bir gün önce hesapla, mümkünse aynı saatte dene ve on beş dakika erken orada ol. Geç kalmak ilk izlenimi hızlı bozan şeylerden biri ve DEHB'de zaten sık yaşanıyor.
Ben ödevleri son geceye bırakan biriydim ve yine de teslim ederdim. Bunu mülakatta "baskı altında iyi çalışırım" diye pazarlamak cazip geliyor, ama dikkatli olurdum. İşte teslimi bekleyen başka insanlar var ve ara kontroller var. Son geceye yaslanan bir düzen okulda sana işlemiş olabilir, iş yerinde ise genellikle ekibe yük oluyor.
İlk üç ayı kurmak
İşe başladığında ilk hafta, işi öğrenmenin yanında kendi sistemini kurma haftası. Pratik olan şeyler şunlar: yeni bir görev aldığında "bu iş hangi halde, hangi tarihe kadar teslim edilirse doğru olur?" diye sor. Sözlü verilen her işi aynı gün iki satırlık bir e-postayla geri yaz: "Anladığım şu, doğru mu?" Toplantıdan sonra kararları kendi notlarına tek cümleyle ekle, bu konuyu toplantılar yazısında daha ayrıntılı yazdım. Günün sonunda son on dakikayı ertesi günün ilk üç işini yazmaya ayır, gün sonu kapanışı bunun için var.
İlk ayın sonunda yöneticinle yirmi dakikalık bir görüşme iste. Şu iki soru yeter: "Neler iyi gidiyor?" ve "Önümüzdeki ay neyi farklı yapmamı istersin?" Düzenleme taleplerini de bu görüşmede, işin çıktısına bağlayarak getirmek en kolayı. Hangi düzenlemelerin genelde makul karşılandığını iş hayatında DEHB ve düzenlemeler yazısında topladım. Yazılı bir iz bırak: görüşmeden sonra "konuştuklarımızı şöyle anladım" diye kısa bir e-posta yeter.
Evrak ve para tarafını da ayrı bir görev olarak takvime yaz, yoksa ilk ay içinde kaybolur. Sözleşmeyi imzalamadan oku, deneme süresi maddesine ve görev tanımına özellikle bak, bir kopyasını sakla. İlk aylarda iş sözleşmesinin sonlanması genellikle daha kolay oluyor, bu yüzden hangi şartlarda çalıştığını bilmek önemli. Belge işlerinde kağıt işleri ve bürokrasi yazısındaki yöntemler iş görüyor. İlk maaş gelmeden de kira, fatura ve abonelikleri maaş gününden iki gün sonrasına otomatik ödemeye bağla; bunun neden işe yaradığını para yönetimi yazısında anlattım.
İşler yolunda gitmezse
İlk iki ayda hata yapmak neredeyse kaçınılmaz, kimsenin sana kusursuz başlamanı beklemediğini kendine hatırlat. Asıl izlenmesi gereken şey, yorgunluğun gidişatı. İlk haftalar herkes için yorucu. Ama üçüncü, dördüncü ayda hala her akşam çöküyorsan, hafta sonunu yalnızca toparlanmak için kullanıyorsan ve yaptığın düzenlemeler fark yaratmıyorsa, bu iş ile aranda bir uyumsuzluk olabilir. Bunu işi bırakma sebebi olarak değil, bir veri olarak not et.
Neyin zorladığını ayırmak da yardımcı oluyor: işin içeriği mi, ofis ortamı mı, yöneticinin iletişim biçimi mi, yol mu? Ortam ve iletişim kaynaklı sorunlar çoğu zaman düzenlemeyle hafifliyor, içeriğin kendisi ise gerçekten sana uymayan bir şeye işaret ediyor. Tedavi görüyorsan, iş saatlerinin değişmesi ilaç zamanlamasını da etkileyebilir; bunu hekimle konuş.
Bana kalan
İlk işi seçerken ben olsam parlak bir unvan yerine iyi bir yönetici ve yazılı bir iş akışı ararım. Yeni mezun için bu ikisi, DEHB'li ya da değil, işin geri kalanını belirliyor. Mülakatta karşımdaki kişiye "ilk ayda neyi nasıl öğreteceksiniz?" diye sorar, cevabın somutluğuna bakardım. Cevap belirsizse bunu bir bilgi sayardım.
İlk işe bir tarih de koyardım: en az bir yıl, ama gerçekten kötüyse daha erken çıkış hakkı. Bir yıl, öğrenmek için yeterli, ama sonsuz bir zorunluluk gibi hissettirmeyecek kadar kısa. Bu süre içinde kendi çalışma koşullarını bir sayfaya yazmak, ikinci işi çok daha bilinçli seçmeni sağlıyor.
Son olarak şunu söyleyeyim: mezuniyet sonrası ilk iş bir sınav değil. Dönüp bakınca çoğunun hayat hikayesinde küçük bir paragraf olduğunu görüyorsun. O paragrafta en çok işe yarayacak şey, kendini nasıl yönettiğini öğrenmek.
Sık sorulanlar
- DEHB'li biri ilk işini nasıl seçmeli?
- Meslek adından çok işin özelliklerine bakmak daha işe yarıyor: geri bildirimin sıklığı, görevlerin çeşitliliği, ofis düzeni ve talimatların yazılı olup olmadığı. İlanı okurken bir günün nasıl geçeceğini kafanda canlandırmaya çalış, canlandıramadığını mülakatta sor.
- İlk iş görüşmesinde DEHB'yi söylemek gerekir mi?
- Gerekmiyor. İhtiyacı tanı söylemeden de ifade edebilirsin: yazılı talimat, ara teslim, esnek başlangıç saati gibi. Tanıyı açma kararı geri alınamadığı için, ilk işte çalışırken görüldükten sonra karar vermek çoğu zaman daha rahat oluyor.
- Başvuru yapmaya başlayamıyorsam ne yapabilirim?
- İşi küçült. Haftada üç kısa blok koy: ilan tarama, başvuru yazma, takip. Başvuru metnini bir kez yazıp şablon yap, tek bir tabloda her şeyi tut. CV'yi mükemmel yapmayı beklemek başlamayı geciktiriyor.
- İlk işte düzenleme ne zaman istenmeli?
- İlk iki hafta işi tanımak için kullanılabilir. Ardından birinci ayın sonunda yöneticinle yapacağın kısa görüşmede somut bir talebi yazılı olarak istemek iyi bir zaman. Talebi 'toplantı kararları yazılı gelirse daha doğru teslim ederim' gibi işin çıktısına bağlamak kabul görme şansını artırıyor.
- İlk işte zorlanıyorsam hemen ayrılmalı mıyım?
- Bence önce neyin zorladığını ayır: iş mi, ortam mı, yönetici mi, yol mu. Ortam ve iletişim kaynaklı olanlar çoğu zaman düzenlemeyle hafifler. Birkaç ay boyunca yorgunluk artıyor ve düzenlemeler yetmiyorsa ayrılmak da meşru bir karar.
Yeni yazılardan haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.