DEHB ilacı kaygıyı artırır mı?
DEHB ilaçlarının kaygı üzerindeki iki yönlü etkisi: kimde artırıyor, kimde azaltıyor, doz ve saatin rolü, eşlik eden anksiyete bozukluğunda ne yapılıyor.
Bu yazıda 7 bölüm var
Bu sorunun tek bir cevabı yok ve cevabın iki yönlü olması insanları şaşırtıyor: aynı ilaç bir kişide kaygıyı artırırken başka birinde azaltabiliyor.
İkisinin de mantıklı bir açıklaması var. Bu yazı o iki yolu ayırıyor. Doz ve tedavi kararları hekiminle verilecek şeyler.
Kaygıyı artırdığı yol
Uyarıcılar sempatik sinir sistemini uyarıyor. Bunun bedendeki karşılığı, kaygının fiziksel belirtileriyle örtüşüyor: nabzın hızlanması, gerginlik, huzursuzluk, ellerde titreme.
Beden bu sinyalleri gönderdiğinde zihin bir açıklama arıyor ve elindeki en hazır açıklama kaygı oluyor. Yani bazen ortada bir endişe konusu bile yokken kaygı hissi kuruluyor.
Bu tablo genellikle şu özellikleri taşıyor:
- Doza bağlı: doz arttıkça belirginleşiyor.
- Zamana bağlı: etkinin en yoğun olduğu saatlerde.
- Ayarla düzeliyor: doz düşürüldüğünde ya da form değiştirildiğinde geriliyor.
Geri tepme dönemi de karışıklık yaratıyor. Etki inerken ortaya çıkan huzursuzluk, kaygı sanılıyor. Mekanizması farklı; bırakma yazısında bu kısmı anlattım.
Kaygıyı azalttığı yol
İkinci yol daha az konuşuluyor ama en az onun kadar yaygın.
DEHB'de kaygının önemli bir kısmı, yaşanan zorluklardan üretiliyor. Yetişememek, unutmak, son ana bırakmak, teslim tarihini kaçırmak, söyleneceği bilinen bir şeyi bekleyerek yaşamak. Bu, serbest yüzen bir kaygı değil; sonucu olan bir kaygı.
Belirtiler hafiflediğinde bu zeminin bir kısmı zayıflıyor. Kaygı da onunla birlikte geriliyor.
Bazılarında ilaç kaygıyı üretiyor. Bazılarında ise kaygıyı üreten şeyi azaltıyor. Hangisinin senin tablon olduğu, deneyerek ve ölçerek anlaşılıyor.
Bu ayrımı DEHB mi anksiyete mi ve DEHB ve anksiyete neden birlikte görülüyor yazılarında daha geniş ele aldım.
Eşlik eden anksiyete bozukluğu varsa
DEHB ile anksiyete bozukluklarının birlikte görülmesi seyrek değil. Bu durumda soru "hangisi gerçek" değil, "hangisi önce ele alınacak" oluyor.
Kılavuzlar tek bir sıra dayatmıyor. Avrupa uzlaşı bildirisi (Kooij ve ark., 2019), hangi tablonun işlev kaybına daha çok yol açtığına bakılarak planlama yapılmasını öneriyor. NICE (NG87) de eşlik eden tabloların tedavi planında birlikte değerlendirilmesini istiyor.
Pratikte konuşulan seçenekler: DEHB tedavisine dikkatli ve düşük dozla başlamak, anksiyete tedavisini önce oturtmak, uyarıcı olmayan bir DEHB ilacını tercih etmek ya da ikisini paralel yürütmek.
Bunların hangisinin uygun olduğu senin tablona bağlı ve hekimle belirleniyor.
Ne zaman doz, ne zaman başka şey
Kaygı arttığında sorulacak sorular:
- Ne zaman oluyor? Dozdan kaç saat sonra? Aynı saatte mi tekrarlıyor?
- Doz artışından sonra mı başladı?
- Kafein var mı? Uyarıcı üstüne kafein, kaygı şikayetlerinin sık sebebi. Kafein yazısı bu konuda.
- Uyku nasıl? Uykusuzluk kaygıyı büyütüyor; ikisi birbirini besliyor.
- Yeni bir stres kaynağı var mı? İlaç, o dönemde başlayan tek şey olmayabiliyor.
Bu soruların cevabı, doz ayarı mı yoksa başka bir müdahale mi gerektiğini belirliyor.
Ölçmenin yolu
Kaygı, "arttı galiba" ile tarif edildiğinde üzerine karar verilemeyen bir şey. Ölçülebilir hale getirmek gerekiyor.
İki hafta boyunca günde üç satır:
- Dozu kaçta aldım.
- Gün içinde kaygı ne zaman yükseldi, neye benziyordu (bedensel mi, düşünce mi).
- Kafein, uyku ve o güne özel bir olay.
Bu, kontrol randevusunda "kaygım arttı" demekten çok farklı bir konuşma üretiyor.
Sık yapılan hata
En sık hata, ilacı sessizce bırakmak. Kaygı yükselince kişi ilacı kesiyor, hekime söylemiyor ve dosyada "ilaç işe yaramadı" diye kalıyor.
Oysa kaygı, ayarlanabilir kalemlerin başında geliyor: doz, saat, form, kafein yükü, uyku. Bu beş kalem konuşulmadan verilen "bu ilaç bana uymadı" kararı erken bir karar.
Bana kalan
Bu konuda öğrendiğim şey, kaygının nereden geldiğini ayırmanın tedaviden önce geldiği.
Bedenden gelen bir kaygıyla, yetişememekten üretilen bir kaygı aynı şey değil ve aynı çözümle gitmiyor. Birincisi doz konuşmasını, ikincisi sistem konuşmasını gerektiriyor.
Hangisi olduğunu anlamanın tek yolu da yazmak. Üç satır, iki hafta. Gerisi hekiminle konuşulacak.