Metilfenidat kaygıyı artırır mı? Araştırmalar ne diyor
Metilfenidat kaygıyı artırıyor mu, azaltıyor mu? Çocuk ve yetişkin çalışmaları, eşlik eden anksiyete, doz, etki bitişi ve kanıtın sınırları.
Bu yazıda 13 bölüm var
Bu yazıyı Hanife K. için yazdım. Bana özelden metilfenidatın kaygıyı artırıp artırmadığını sordu. Kısa bir cevapla geçiştirmek istemedim, oturup çalışmalara tek tek baktım. Sizin de aklınıza takılan bir soru varsa buradan yazabilirsiniz, elimden geldiğince araştırıp cevaplıyorum.
Sitede bu konuda daha genel bir yazı zaten var: DEHB ilacı kaygıyı artırır mı? Orada kaygının iki yönde de değişebildiğini, bedenden gelen kaygıyla yetişememekten doğan kaygının ayrı şeyler olduğunu yazmıştım. Bu yazı tek bir etken maddeye bakıyor ve daha dar bir soru soruyor: çalışmalar metilfenidat ile kaygı konusunda gerçekte ne ölçmüş, ne bulmuş ve nerede susuyor?
Kısa cevap ne
Kanıt yaşa göre ikiye ayrılıyor.
Çocuk ve ergenlerde plasebo kontrollü çalışmalar, metilfenidatın ve genel olarak uyarıcıların ortalamada kaygıyı artırmadığını gösteriyor. Hatta en sık alıntılanan meta-analizde kaygı, ilaç alan çocuklarda plasebo alanlardan biraz daha az bildirilmiş.
Yetişkinlerde ise uzun etkili metilfenidat çalışmaları, kaygının yan etki olarak plaseboya göre yaklaşık iki kat sık kaydedildiğini gösteriyor.
İki grupta da kanıtın kesinliği düşük. Daha da önemlisi, çalışmaların büyük kısmı belirgin kaygısı olan kişileri baştan almamış. Yani en çok merak edilen kişiler, en az çalışılan kişiler.
Metilfenidat ne yapıyor, kaygıyla neden yan yana anılıyor
Metilfenidat, dopamin ve noradrenalinin sinir hücreleri arasındaki boşluktan geri alınmasını yavaşlatıyor. Ayrıntısını metilfenidat nedir yazısında anlattım. Burada önemli olan noradrenalin tarafı. Noradrenalin, bedenin uyanıklık ve alarm sisteminin parçası. Bu sistem uyarıldığında nabız hızlanıyor, kalp atışı hissedilir hale geliyor, eller titreyebiliyor, insan "tetikte" hissediyor.
Bu belirtilerin hepsi kaygının bedensel belirtileriyle örtüşüyor. Beden çarpıntı sinyali gönderdiğinde zihin bir açıklama arıyor ve en hazır açıklama çoğu zaman "bir şeyler ters gidiyor" oluyor. Ortada bir endişe konusu yokken kaygı hissi böyle kurulabiliyor.
Bir de DEHB'nin kendi huzursuzluğu var. Pek çok yetişkin, çocuklukta görülen hareketliliğin yerini bir tür içsel huzursuzluğun aldığını anlatıyor. Bu his ilaçtan önce de vardı ama ilaçla birlikte fark edilince ilaca yazılabiliyor. Kaygıyı konuşurken bu üç katmanı ayırmak gerekiyor: ilacın bedensel etkisi, DEHB'nin kendisi ve gerçekten ayrı duran bir kaygı.
Çocuk ve ergenlerde ne bulundu
En çok bilinen çalışma Coughlin ve arkadaşlarının 2015 meta-analizi. Yazarlar, DEHB'li çocuklarda uyarıcı ilaçları plaseboyla karşılaştıran çift kör, randomize çalışmaları taramış. 23 çalışmada 2959 çocuğun verisini birleştirmişler. Kaygının yan etki olarak bildirilme riski, uyarıcı alan grupta plasebo grubuna göre daha düşük çıkmış: göreli risk 0,86 (yüzde 95 güven aralığı 0,77 ile 0,95). Daha şaşırtıcı olanı, daha yüksek dozlar plaseboya göre daha düşük kaygı riskiyle ilişkili bulunmuş.
Yazarlar bu bulguyu dikkatli yorumluyor. Bazı çocukların uyarıcıyla daha kaygılı hale gelebileceğini dışlamıyorlar. Söyledikleri şu: kaygısı artan çocuklar, kaygısı azalan çocuklardan sayıca az. Azalmanın muhtemel açıklaması da DEHB belirtilerinin kontrol altına girmesi.
Pozzi ve arkadaşlarının 2018'de yayımlanan, 45 çalışmayı kapsayan meta-analizi de benzer bir yöne işaret ediyor: metilfenidat grubunda sinirlilik ve kaygı riski azalmış görünüyor. Aynı çalışma, metilfenidatın apati (ilgisizlik) ve az konuşma riskini artırdığını da bulmuş. Yani "duygusal yan etki yok" demek doğru olmuyor; kaygı tarafında artış görülmüyor.
Cochrane'in çocuk ve ergenlerde metilfenidat derlemesi (Storebø ve ark., 2023) bu alandaki en geniş tarama: 212 randomize çalışma, 16.302 katılımcı. Derleme, metilfenidatın ciddi olmayan yan etkileri artırdığını buluyor (göreli risk 1,23), en belirgin olanlar uyku sorunları ve iştah azalması. Kaygıya özgü verilere baktığımda şunu gördüm:
- Paralel grup çalışmalarında "endişeli ya da kaygılı görünme" için göreli risk 1,37 (0,84 ile 2,25; 3 çalışma, 596 katılımcı). Güven aralığı 1'i içeriyor, yani anlamlı bir fark yok.
- Çapraz tasarımlı çalışmaların bitiş verilerinde aynı başlık için göreli risk 0,85 (0,66 ile 1,11; 23 çalışma, 3366 katılımcı). Burada da anlamlı fark yok.
Cochrane yazarları kanıtın kesinliğini "çok düşük" olarak derecelendiriyor. Sebeplerden biri körlemenin bozulması: metilfenidatın iştah ve uyku üzerindeki etkisi o kadar belirgin ki, çocuk, aile ve değerlendiren kişi kimin ilaç aldığını çoğu zaman tahmin edebiliyor. Bu, yan etki bildirimlerini her iki yönde de etkileyebilir.
Yetişkinlerde ne bulundu
Yetişkin tarafında tablo değişiyor. Cochrane'in uzun etkili metilfenidat derlemesi (Boesen ve ark., 2022) 24 çalışmayı ve 5066 katılımcıyı kapsıyor; katılımcıların ortanca yaşı 36. Yan etki tablosundaki rakamlar şöyle:
- Kaygı: göreli risk 2,23 (1,40 ile 3,57; 13 çalışma, 3829 katılımcı)
- Gergin, titrek hissetme: 5,52 (2,77 ile 10,99)
- Çarpıntı: 3,67 (2,42 ile 5,57)
- Uykusuzluk: 1,97 (1,51 ile 2,57)
- İştah azalması: 4,08 (3,34 ile 4,98)
Göreli risk 2,23 şunu söylüyor: kaygı, ilaç grubunda plasebo grubuna göre yaklaşık iki kat sık bildirilmiş. Bunun kaç kişiye denk geldiği, plasebo grubunda kaygının ne sıklıkta görüldüğüne bağlı ve bu sıklık çalışmadan çalışmaya değişiyor. Derleme yazarları bütün sonuçlarda kanıtın kesinliğini çok düşük buluyor ve bir şey daha ekliyor: çalışmaların hepsinde genellenebilirliği sınırlayan en az bir tasarım özelliği var. Örneğin depresyon ya da anksiyete gibi eşlik eden bir tanısı olanlar dışarıda bırakılmış ya da yalnızca daha önce ilaca iyi yanıt vermiş kişiler alınmış.
Cortese ve arkadaşlarının 2018 ağ meta-analizi kaygıyı ayrıca ölçmüyor ama yan etki yüzünden tedaviyi bırakmaya bakıyor. Yetişkinlerde metilfenidat, bu açıdan plasebodan daha az tolere edilmiş (olasılık oranı 2,39; 1,40 ile 4,08). Çocuk ve ergenlerde ise metilfenidat bu açıdan plasebodan kötü çıkmamış. Yaş farkı burada da görülüyor.
Hemen salınımlı metilfenidat için yetişkin verisi çok daha zayıf. Cochrane'in bu konudaki derlemesinde (Candido ve ark., 2021) kaygıyı bir ölçekle ölçen tek bir çalışma var, o da 19 kişiyle yapılmış ve net bir etki bulamamış. Almanya'da 433 yetişkinle yapılan COMPAS çalışmasında da (López-Pinar ve ark., 2023) metilfenidat ile plasebo arasında kaygı belirtileri açısından kalıcı bir fark çıkmamış; duygusal belirtilerdeki düzelme çoğu grupta DEHB belirtilerindeki azalmayla birlikte gitmiş.
Çocuklarla yetişkinler arasındaki bu fark neden çıkıyor, kesin bilmiyoruz. Bana kalırsa ölçme biçimi önemli bir parça. Çocuk çalışmalarının bir kısmında kaygı öğretmen ya da ebeveyn gözüyle, "endişeli görünüyor mu" diye işaretleniyor. Yetişkin ise çarpıntısını, iç titremesini kendisi fark edip söylüyor. Bu bir tahmin; araştırma bu soruyu doğrudan sınamamış.
Çalışmalar tek tabloda
| Çalışma | Kimde | Ne buldu |
|---|---|---|
| Coughlin ve ark., 2015 | 23 çalışma, 2959 çocuk | Uyarıcı alan grupta kaygı bildirimi plasebodan az (göreli risk 0,86) |
| Storebø ve ark., 2023 (Cochrane) | 212 çalışma, çocuk ve ergen | Kaygı başlıklarında plaseboyla anlamlı fark yok; kanıt çok düşük kesinlikte |
| Boesen ve ark., 2022 (Cochrane) | 24 çalışma, yetişkin | Kaygı yan etkisi plasebodan sık (göreli risk 2,23); kanıt çok düşük kesinlikte |
| Cortese ve ark., 2018 | 133 çalışma, tüm yaşlar | Yan etki nedeniyle bırakma yetişkinde artmış, çocukta artmamış |
| March ve ark., 2000 (MTA) | 579 çocuk, üçte birinde anksiyete | Kaygı, ilaca yanıtı kötüleştirmemiş |
| Abikoff ve ark., 2005 | DEHB ve anksiyete bozukluğu olan çocuklar | Daha önce ilaç almamış 32 çocuk metilfenidat almış, 26'sında DEHB belirtileri düzelmiş |
| Garcia-Argibay ve ark., 2025 | İsveç'te 189.699 kişi | Yetişkinlerin yüzde 74'ü ilaç çalışmalarına alınamayacak özellikte |
DEHB ile birlikte anksiyete bozukluğu olduğunda
Bu sorunun cevabı için en değerli veri MTA çalışmasından geliyor. MTA, DEHB'li çocuklarda ilaç, davranışçı tedavi ve ikisinin birlikte uygulanmasını karşılaştıran büyük bir çalışma. March ve arkadaşlarının 2000 yılındaki analizinde çocukların yüzde 33'ü bir anksiyete bozukluğu ölçütlerini karşılıyordu. Daha önceki bazı küçük çalışmalar, kaygılı çocukların uyarıcılara daha zayıf yanıt verdiğini düşündürmüştü. MTA bunu doğrulamadı: kaygının ilaca yanıtı kötüleştirdiğine dair bir bulgu çıkmadı. Kaygılı çocuklarda ise tedaviye psikososyal destek eklemek, ebeveynin bildirdiği sonuçlarda belirgin bir fark yarattı.
Abikoff ve arkadaşlarının 2005 çalışması doğrudan bu gruba bakıyor: hem DEHB hem anksiyete bozukluğu tanısı olan çocuklar. Daha önce ilaç kullanmamış 32 çocuk metilfenidatla tedavi edilmiş, 26'sında (yüzde 81) DEHB belirtileri düzelmiş. Kaygısı süren çocuklara ilaca ek olarak bir antidepresan ya da plasebo verilmiş ve iki grup arasında kaygı açısından fark çıkmamış. Yazarların sonucu: bu çocukların uyarıcılara yanıtı, genel DEHB'li çocuklarınkine benzer.
Kılavuzlar da bu çizgide. NICE NG87 (öneri 1.7.18), DEHB ile birlikte anksiyete bozukluğu olan kişilere diğer DEHB'li kişilerle aynı ilaç seçeneklerinin sunulmasını söylüyor. Aynı kılavuz (öneri 1.7.28), anksiyete bozukluğu eşlik ediyorsa doz ayarının daha yavaş, takibin daha sık yapılmasını istiyor.
Yetişkinlerde bu soruyu doğrudan sınayan metilfenidat çalışması az. 2025'te yayımlanan bir sistematik derleme (Tripodi ve ark.), yetişkin DEHB ilaçlarının eşlik eden bozukluklar üzerindeki etkisinin değişken olduğunu, bazı anksiyete türlerinde yarar görüldüğünü ama kanıtın net bir yol çizmeye yetmediğini yazıyor. Panik bozukluğu için durum daha da belirsiz: Cochrane çocuk derlemesindeki 23 çalışma, panik bozukluğu ya da ağır anksiyetesi olan veya değerlendirende "çok kaygılı, gergin" izlenimi bırakan çocukları baştan dışarıda tutmuş.
Kaygının DEHB'nin sonucu mu, ayrı bir tablo mu olduğunu ayırmak bu yüzden önemli. Bunu DEHB ve anksiyete neden birlikte görülüyor ve DEHB mi anksiyete mi yazılarında ayrıntılı anlattım.
Doz, saat ve etki bitişi
Doz ile kaygı arasındaki ilişki sezgilere ters düşebiliyor. Coughlin'in çocuk meta-analizinde daha yüksek doz, plaseboya göre daha düşük kaygı riskiyle ilişkili çıkmıştı. Bunu "doz yükselince kaygı azalır" diye okumamak gerekiyor; grup ortalamasından söz ediyoruz ve belirtiler daha iyi kontrol edildikçe kaygının da gerilemesiyle açıklanabilir.
Yetişkinlerde ise 2026'da yayımlanan doz-etki ağ meta-analizi (Nourredine ve ark.), metilfenidatta belli bir dozun üzerinde yan etki nedeniyle tedaviyi bırakma olasılığının arttığını, çocuklarda ise belirgin bir dozla ilişkili risk görülmediğini buldu. Bu çalışma kaygıya özel değil, genel tolerabiliteye bakıyor. Doz kararı her durumda hekimin; bu yüzden ilacı başlarken dozu basamak basamak ayarlama sürecine, yani titrasyona önem veriliyor.
Saat konusu en az doz kadar önemli. Kaygı iki farklı anda gelebiliyor:
- Etkinin en yoğun olduğu saatlerde. Nabız, iç titreme ve "tetikte olma" hissi bu dönemde öne çıkıyor.
- Etki inerken. Buna geri tepme deniyor: ilaç çekilirken huzursuzluk, sinirlilik, ağlamaklılık ya da gerginlik görülebiliyor.
Geri tepmenin ne kadar sık olduğuna dair veri sınırlı. Carlson ve Kelly'nin 2003 çalışmasında hastanede yatan ve kısa etkili uyarıcı alan 149 çocuğun yüzde 30'unda en az bir dozda akşam saatlerinde davranışsal bozulma görülmüş, ama bu yalnızca yüzde 8,7'sinde tedaviyi kesmeyi gerektirecek kadar ciddiymiş. Yetişkinlerde benzer bir sistematik ölçüm bulamadım.
Etkinin ne zaman başlayıp ne zaman bittiği formdan forma değişiyor. Kısa etkili ve değiştirilmiş salınımlı formlar arasındaki farkı Ritalin ile Medikinet farkı yazısında, gün boyu salınımı Concerta yazısında anlattım. Kaygının hangi saate denk geldiğini bilmek, hekimin form ya da zamanlama konusunda düşünmesine yardım ediyor.
Kaygı artmış gibi hissediliyorsa: olası sebepler
Kaygı arttığında akla ilk gelen ilaç oluyor. Bazen haklı bir tahmin, bazen değil. Aşağıdaki tabloyu not tutarken kontrol listesi gibi kullanabilirsin.
| Olası sebep | Nasıl görünebilir | Not edilecek şey |
|---|---|---|
| Doz ya da hızlı doz artışı | Doz değiştikten sonraki günlerde başlayan gerginlik | Doz değişikliğinin tarihi |
| Etkinin en yoğun saati | İlaçtan bir süre sonra çarpıntı, iç titreme | İlacı aldığın saat, kaygının başladığı saat |
| Etki bitişi | Öğleden sonra ya da akşam huzursuzluk, sinirlilik | Kaygının günün hangi saatine yığıldığı |
| Kafein | Kahveden sonra artan çarpıntı ve tetikte olma | Fincan sayısı ve saatleri |
| Uyku açığı | Az uyuduğun günün ertesinde artan kaygı | Yatış ve kalkış saati |
| Öğün atlamak | Uzun süre aç kaldığında titreme, halsizlik, gerginlik | Ne zaman ve ne yediğin |
| Eşlik eden anksiyete bozukluğu | İlaçtan bağımsız, belli konulara takılan endişe | Endişenin konusu, ilaçsız günlerde de olup olmadığı |
| Tanının eksik kalması | Kaygı ön plandaysa dikkat sorunları kaygıdan da kaynaklanabilir | İlaç öncesi dönemde kaygının nasıl olduğu |
| Yeni stres | Taşınma, sınav, iş değişikliği gibi dönemlerle çakışma | O hafta olan önemli olaylar |
Kafein konusunda biraz durmak istiyorum, çünkü ben de kahveyle çalışan biriyim. Kahve de bir uyarıcı ve iki uyarıcının bedendeki etkileri üst üste binebiliyor. Bu ikilinin kaygıya etkisini doğrudan ölçen çalışma az, ama hekimlerin sorduğu ilk sorulardan biri genelde bu oluyor. Ayrıntısını kafein ve kendi kendine ilaçlama yazısında bulabilirsin.
Öğün konusu da önemli. Metilfenidatın iştahı azalttığı iyi biliniyor; Cochrane derlemelerinde iştah azalması en tutarlı yan etkilerden biri. İştahsız geçen bir öğlenin ardından gelen titreme ve halsizlik, kaygıyla kolayca karışabiliyor. Bu bağlantıyı doğrudan inceleyen araştırma sınırlı; yine de not tutarken öğünleri de yazmak bana mantıklı geliyor.
Uyku da aynı şekilde. Uykusuzluk hem metilfenidatın sık yan etkilerinden biri hem de kaygıyı kendi başına artıran bir durum. İlaç ve uykusuzluk yazısında bu döngüyü anlattım.
Hekiminle nasıl konuşursun
"Kaygım arttı" cümlesi hekime fazla bilgi vermiyor. "Son iki haftada, ilacı sabah sekizde aldığım günlerin çoğunda saat on bir gibi çarpıntı ve iç titreme başladı, öğleden sonra üçte geçti; o günlerde üç fincan kahve içmiştim" cümlesi ise hemen bir konuşma başlatıyor.
Bunun için iki hafta boyunca, her gün birkaç satır yazmak yeterli:
- İlacı kaçta aldın
- Kaygı kaçta başladı, kaçta geçti, 0 ile 10 arasında ne kadar şiddetliydi
- Kaygı bedensel miydi (çarpıntı, titreme, mide) yoksa düşünce mi (bir konuya takılmak)
- Kaç fincan kahve ya da çay, hangi saatlerde
- Kaçta yattın, kaçta kalktın, nasıl uyudun
- Öğle yemeği yedin mi
- O günün özel bir olayı var mıydı
Elinde ilaçtan önceki dönemden de birkaç günlük not varsa daha iyi. Kaygı ilaçtan önce de aynı düzeydeyse, bu hekimin değerlendirmesini değiştiren bir bilgi.
Sitedeki belirti günlüğü bu tür notları gün gün tutmak için hazırlandı. Randevuya gitmeden önce doktora hazırlık sayfasındaki sorulardan da yararlanabilirsin. İlacın dozunu, saatini ya da kullanımını değiştirmeyi kendi başına değil, bu notlarla birlikte hekiminle konuşarak kararlaştırmak en sağlıklısı.
Kaygı azaldığında neden azalıyor
Çocuk çalışmalarındaki düşük kaygı oranı ilk bakışta tuhaf görünüyor. Bir uyarıcı neden kaygıyı azaltsın?
Cevap, DEHB'deki kaygının önemli bir kısmının nereden geldiğinde yatıyor. Teslim tarihini kaçırma korkusu, yine bir şeyi unutmuş olma ihtimali, son geceye kalan iş, "bu sefer de yetişemeyeceğim" hissi. Bunlar serbestçe dolaşan bir kaygı değil, sonucu olan bir kaygı. Ben de ödevi son geceye bırakan ama yine de yapan biri olarak bu kaygıyı iyi tanıyorum.
Belirtiler hafifleyince bu kaygının zemini de zayıflıyor. Coughlin ve arkadaşları da kaygıdaki azalmayı muhtemelen DEHB belirtilerinin daha iyi kontrol edilmesine bağlıyor. COMPAS çalışmasında duygusal belirtilerdeki iyileşmenin DEHB belirtilerindeki azalmayla birlikte gitmesi de aynı yöne işaret ediyor.
Yani bazı kişilerde ilaç kaygıyı üretiyor, bazı kişilerde kaygıyı üreten durumu azaltıyor. İkisi aynı anda da olabiliyor: sabah çarpıntı artarken, gün sonunda "yine yetişemedim" kaygısı azalmış olabilir. Not tutmanın bir faydası da bu iki etkiyi birbirinden ayırmak.
Atomoksetin ve öteki seçenekler: kanıt ne diyor
Kaygı konuşulurken uyarıcı olmayan atomoksetin sık sık gündeme geliyor. Burada yalnızca araştırmaların ne bulduğunu aktarıyorum; hangi ilacın kime uygun olduğu hekimin kararı.
- Çocuk ve ergenlerde: Geller ve arkadaşlarının 2007 çalışmasında DEHB ile birlikte yaygın anksiyete, ayrılık kaygısı ya da sosyal fobisi olan 8-17 yaş arası 176 çocuk ve ergen, 12 hafta boyunca atomoksetin ya da plasebo almış. Atomoksetin grubunda hem DEHB belirtileri hem de kaygı puanları plasebodan daha çok düzelmiş.
- Yetişkinlerde: Adler ve arkadaşlarının 2009 çalışmasında DEHB ile birlikte sosyal anksiyete bozukluğu olan 442 yetişkin 14 hafta tedavi görmüş. Atomoksetin grubunda hem DEHB hem sosyal kaygı belirtileri plasebodan daha çok azalmış.
- Doğrudan karşılaştırma: Snircova ve arkadaşlarının 2016'da 69 çocukla yaptığı küçük bir çalışmada iki ilaç da kaygıyı azaltmış, dördüncü haftadan itibaren atomoksetin grubunda kaygı puanları daha düşük seyretmiş.
Bu çalışmaların çoğu atomoksetini plaseboyla karşılaştırıyor, metilfenidatla değil. Tek doğrudan karşılaştırma küçük. Bu yüzden "kaygısı olan herkes için şu ilaç daha iyi" diyecek bir kanıt yok. Cortese'nin ağ meta-analizinde atomoksetin de yetişkinlerde yan etki yüzünden bırakma açısından plasebodan daha az tolere edilmiş. Her seçeneğin kendi yan etki profili var.
Neyi bilmiyoruz
Bu yazıyı yazarken en çok dikkatimi çeken şey, kanıtın en önemli noktada zayıf kalması oldu.
Kaygısı olanlar çalışmalarda az. Cochrane çocuk derlemesindeki 23 çalışma panik bozukluğu ya da ağır kaygısı olanları dışarıda tutmuş. Yetişkin derlemesindeki çalışmaların hepsinde, eşlik eden tanısı olanları dışlamak gibi genellenebilirliği daraltan kısıtlar var. İsveç'te 189.699 kişiyle yapılan çalışma (Garcia-Argibay ve ark., 2025), DEHB ilacına başlayan yetişkinlerin yüzde 74'ünün tipik bir ilaç çalışmasına alınamayacak özellikte olduğunu gösterdi. Çalışmaya alınamayacak kişilerde, ilaca başladıktan sonraki bir yıl içinde anksiyete nedeniyle uzmana başvurma oranı, uygun olanlara göre çok daha yüksekti. Yani kaygı sorusu en çok kimi ilgilendiriyorsa, çalışmalar en az onu temsil ediyor.
Süreler kısa. Cochrane çocuk derlemesinde ortalama tedavi süresi 28,8 gün. Yetişkin derlemesinde ortanca süre sekiz hafta. Aylar ya da yıllar içinde kaygının nasıl seyrettiğini bu çalışmalardan çıkaramıyoruz.
Kaygı çoğu zaman ölçülmemiş, kaydedilmiş. Çalışmaların çoğu kaygıyı bir yan etki olarak listeye işliyor, kaygı ölçeğiyle ölçmüyor. Hemen salınımlı metilfenidatta ölçekle yapılmış plasebo karşılaştırması 19 kişiden ibaret; COMPAS gibi kaygıyı ölçekle izleyen büyük yetişkin çalışmaları ise parmakla sayılacak kadar az.
Körleme bozuluyor. Metilfenidatın belirgin yan etkileri yüzünden katılımcılar ilaç aldıklarını çoğu zaman anlayabiliyor. Bu da kaygı bildirimini etkileyebilir.
Ortalama kişiyi anlatmıyor. Göreli risk 0,86 ya da 2,23 bir grubun ortalamasını söylüyor. Senin bedeninde ne olacağını söylemiyor.
Bana kalan
Bana kalırsa "metilfenidat kaygıyı artırır mı" sorusu, sorulabilecek en iyi soru değil. Çalışmalar bu soruya ortalama bir cevap veriyor: çocuklarda artmıyor gibi, yetişkinlerde artıyor gibi, ikisinde de kanıt zayıf. Asıl işe yarayan soru "bende ne yapıyor" ve bunun cevabı hiçbir meta-analizde yazmıyor.
Hanife'nin sorusunu düşünürken en çok şunu söylemek istedim: kaygı arttığında bunu bir hüküm gibi değil, bir veri gibi görmek. Kaçta geldi, kaçta gitti, o gün kaç fincan kahve vardı, gece kaç saat uyunmuştu. Ben günlük tutan biriyim ve yazmanın, "kötü hissediyorum" ile "salı ve perşembe öğleden sonra kötü hissediyorum" arasındaki farkı yarattığını biliyorum. İkinci cümleyle hekime gidildiğinde konuşma bambaşka bir yere varıyor.
Bir de şunu açıkça söylemeliyim: 22 yaşında tanı aldım, 28 yaşında ilaçla ikinci kez tanıştım ve sonra bıraktım. Bu yazıyı kendi deneyimime dayanarak değil, çalışmalara bakarak yazdım. Kendi tecrübemi genellemek istemedim, çünkü bu konuda bir kişinin hikayesi kolayca kural sanılıyor. Çalışmalar da tek başına cevap vermiyor, ama en azından nerede bilgi olduğunu ve nerede olmadığını dürüstçe gösteriyor.
Sık sorulanlar
- Metilfenidat kaygı yapar mı?
- Bazı kişilerde yapabiliyor. Yetişkin çalışmalarında kaygı, yan etki olarak plaseboya göre daha sık bildirildi. Çocuk ve ergen çalışmalarında ise ortalamada artış görülmedi, hatta kaygı plasebo grubunda daha sık kaydedildi.
- Anksiyete bozukluğum varsa metilfenidat kullanabilir miyim?
- Bu, hekiminin vereceği bir karar. Çocuklarda yapılan çalışmalar, anksiyete bozukluğu eşlik ettiğinde de DEHB belirtilerinin metilfenidata benzer oranda yanıt verdiğini gösteriyor. NICE kılavuzu bu durumda aynı ilaç seçeneklerinin sunulmasını, ama doz artışının daha yavaş ve takibin daha sık yapılmasını öneriyor.
- İlaç bitince gelen huzursuzluk kaygı mı?
- Her zaman değil. Etki inerken bazı kişilerde huzursuzluk, sinirlilik ve gerginlik görülebiliyor; buna geri tepme deniyor. Ne zaman başladığını not etmek, ilacın en yoğun saatine mi yoksa bitişine mi denk geldiğini ayırmayı kolaylaştırıyor.
- Kaygım ilaçtan mı, başka bir şeyden mi, nasıl anlarım?
- Birkaç hafta boyunca ilacı aldığın saati, kaygının başladığı saati, şiddetini, kahve miktarını, uykunu ve öğünlerini yaz. Kaygı her gün ilaçtan belli bir süre sonra geliyorsa ilaçla ilişkili olma ihtimali artıyor; dağınık bir düzen başka sebeplere işaret edebiliyor.
- Metilfenidat kaygıyı azaltabilir mi?
- Azaltabiliyor. Kaygının bir kısmı DEHB'nin sonuçlarından besleniyor: yetişememek, unutmak, son ana bırakmak. Belirtiler hafifleyince bu zeminin bir kısmı da zayıflıyor; çocuk çalışmalarındaki düşük kaygı oranının bir açıklaması bu.
- Atomoksetin kaygı için daha mı iyi?
- Atomoksetin, DEHB ile birlikte anksiyete bozukluğu olan çocuk ve yetişkinlerde plaseboya karşı denenmiş ve kaygıda da düzelme bulunmuş. Metilfenidatla doğrudan karşılaştıran güçlü çalışma az, bu yüzden hangisinin daha iyi olduğunu söyleyecek kanıt yok.
Yeni yazılardan haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.