25.09.2026 Günlük XXV Kendimle savaşmayı bıraktım
Yıllarca kendi kafamla güreştim ve hiç kazanamadım. Savaşı bırakmanın pes etmek olmadığını, cephenin yer değiştirmesi olduğunu yazdım.
Bu yazıda 6 bölüm var
25.09.2026 Günlük Sayfa XXV
Savaşı bırakmak pes etmek değil. Yanlış düşmanla dövüşmeyi bırakmak.
Cuma. Dün ölçüyü yazdım, iğneyi kendine batırma meselesini. Bugün onun devamı var.
Çünkü o ölçüyü yıllarca kendime uygulamamın bir adı vardı: kendimle savaşmak.
Savaş neye benziyordu
Sabah kalkacağım, kalkamıyorum. Kendimle pazarlık. Kalkmam gerektiğini biliyorum, bilmek yetmiyor, kendime kızıyorum.
Oturup çalışacağım, oturamıyorum. Yine pazarlık. "Bu kadar basit bir şeyi neden yapamıyorsun."
Erken yatacağım, yatmıyorum. Gece yarısı kendime verilen sözlerin listesi uzuyor.
Bu, yıllar süren bir iç savaştı. Ve bir kez bile kazanmadım.
Kazanmadım çünkü savaş kurgusu baştan yanlıştı. Ben kendimi iradesi zayıf bir insan olarak görüyordum ve çözüm olarak daha çok irade üretmeye çalışıyordum. Olmayan bir kaynaktan daha fazlasını çekmeye çalışmak gibi.
Tanı ne değiştirdi
Tanı günü bir şeyin adı vardı artık. Ama en büyük değişiklik bilgi değildi. Cephenin yer değiştirmesiydi.
Sorun benim karakterim değilse, karakterimle dövüşmenin de anlamı yok. Sorun bir sistem sorunuysa, sistemle uğraşılır.
Bu cümle kolay görünüyor ama bir şeyi yıkıyor: suçlu arayışını. Suçlu yoksa savaş da yok. Elinde yalnızca çözülecek bir problem kalıyor ve problem kişisel değil.
Savaşı bırakmak ne demek değil
Burada bir yanlış anlaşılma var ve sık görüyorum.
Savaşı bırakmak "hiçbir şey yapmıyorum" demek değil. "DEHB'liyim, olan bu" diyerek oturmak değil. Kendini akıntıya bırakmak değil.
Tersine: savaş bırakıldığında ortaya çıkan enerji, işe yarar şeylere gidiyor.
Kendimle güreştiğim saatlerde hiçbir iş yapmıyordum. Bütün enerji ikna etmeye, kızmaya, pişman olmaya, yeniden söz vermeye gidiyordu. O saatleri toplasam bir meslek öğrenirdim.
Savaşı bıraktığımda o saatler boşaldı. Onları sisteme harcadım: tek liste kuralına, eğer-o-zaman planlarına, görünür yer sistemine.
Somut olarak ne değişti
Üç şey.
Bir. Yapamadığım bir şeyi karakter sorunu olarak okumayı bıraktım. Onun yerine soruyorum: bu iş neden başlamıyor? Belirsiz mi, büyük mü, sıkıcı mı, ilk adımı görünmüyor mu? Görev felci yazısında bu soruları yazdım.
İki. Kendime söz vermeyi bıraktım, ortam kurmaya başladım. "Yarın erken kalkacağım" bir söz. Telefonu odanın öbür ucuna koymak bir ortam. Söz tutmuyor, ortam tutuyor.
Üç. Kötü günü kanıt saymayı bıraktım. Bir gün çöktüğünde bu artık "demek ki hiçbir şey değişmiyor" değil. Bir gün. Ölçüyü aylık tutuyorum.
Bugün hâlâ zor olan
Dürüst olayım: savaşı tamamen bırakmadım. Bazı günler eski cümleler geri geliyor, özellikle yorgunken.
Fark şu: artık o cümleleri fark ediyorum. "Ne biçim insanım" cümlesi kurulduğunda, arkasından ikinci bir cümle geliyor: "Bu cümle işe yaramıyor, bunu biliyorsun."
Bu bir zafer değil ama bir fren. Frenin olması, olmamasından iyi.
Neden bunu yazıyorum
Çünkü bu sitede en çok okunan şeylerin yöntemler olduğunu biliyorum, ama yöntemlerin öncesinde bir şey var.
Kendine karşı savaş halindeyken hiçbir yöntem tutmuyor. Çünkü her yöntem, o savaşta yeni bir cephe oluyor: tutmadığında bir kanıt daha, bir suç daha.
Sıralama şöyle: önce savaşı bırak, sonra sistem kur. Tersi işlemiyor.
Ben bunu tersten denedim, yıllarca. Onun için yazıyorum.