24.09.2026 Günlük XXIV İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına
Atasözü doğru okunduğunda ölçüyü kendinden başlatmayı söylüyor. Ama DEHB'li biri için bu cümlenin ters çalışan bir tarafı var; onu yazdım.
Bu yazıda 5 bölüm var
24.09.2026 Günlük Sayfa XXIV
Ölçüyü kendinden başlatmak iyi bir alışkanlık. Ölçüyü yalnızca kendine uygulamak bir hastalık.
Perşembe. Bugün kafama takılan bir atasözü var: iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.
Söylenmek istediği şey açık ve doğru. Bir şeyi başkasına yapmadan önce kendine yap, acıtıp acıtmadığına bak. Eleştirmeden önce kendine bak. Yargılamadan önce aynaya bak.
İyi bir cümle. Ama bende yıllarca ters çalıştı.
Cümlenin ters çalışan hali
Benim gibi büyüyen biri için bu atasözünün bir sorunu var: iğne kısmı zaten fazlasıyla yapılıyor.
Ben yirmi üç yıl boyunca yalnızca kendime iğne batırdım; tanıdan sonra da bir süre devam etti. Bir iş yarım kaldıysa sebep bendim. Bir randevu kaçtıysa sebep bendim. Birinin yüzü düştüyse muhtemelen ben bir şey yapmıştım.
Bu atasözünü bana söylemeye gerek yoktu. Ben çuvaldızı da kendime batırıyordum.
Geç tanı almış insanların ortak yeri burası. Yıllarca "daha dikkatli ol", "biraz çabala", "potansiyelini kullanmıyorsun" cümlelerini duyduğunda, her aksiliğin sebebini kendinde aramayı öğreniyorsun. Utanç ve öz şefkat yazısında bu birikimi yazdım.
O yüzden bu atasözü herkese aynı şeyi söylemiyor. Kendine karşı cömert olan biri için bir fren. Kendine karşı acımasız olan biri içinse yeni bir kırbaç.
Ölçü meselesi
Atasözünün asıl dediği şey acıtmak değil aslında. Ölçü.
Bir davranışı değerlendirirken kullandığın ölçüyü, o davranış senden geldiğinde de kullanacaksın. Tersi de geçerli: kendine uyguladığın ölçüyü, başkasına da uygulayacaksın.
Asıl sorun ikisinin farklı olması. Ben yıllarca iki farklı cetvel taşıdım.
Başkası bir mesaja üç gün sonra cevap verdiğinde: "Yoğundur, olur böyle şeyler."
Ben üç gün sonra cevap verdiğimde: "Ne biçim insanım."
Aynı olay, iki farklı cümle. Ve bu, iyilik değil. Adaletsizlik.
Babamın anahtarı
Bunu bana en net gösteren örneği çalışma belleği yazısında da yazmıştım: babam anahtarını arayan bir adam. Her seferinde arar, bulur, devam eder.
Ona bir kez bile kızdığımı hatırlamıyorum. Doğal geliyordu. İnsan bir şeyi arar, bulur.
Kendi anahtarımı aradığımda ise olay aynı kalmıyordu. Anahtar bir simgeye dönüşüyordu: dağınıklığımın, beceriksizliğimin, hayatı toparlayamamamın simgesi.
Bu iki muamele arasındaki fark, bana DEHB hakkında öğrendiğim çoğu şeyden daha fazlasını öğretti. Sorun anahtarda değildi. Ölçüde de değildi. Ölçüyü kime uyguladığımdaydı.
Peki ne yapmalı
Atasözünü çöpe atmıyorum, çevirisini değiştiriyorum.
Bana lazım olan hali şu: aynı iğneyi kullan. İkisine de.
Yani birine gösterdiğin anlayışı kendine de göster. Kendine uyguladığın ölçüyü de başkasında test et: "Bu cümleyi bir arkadaşıma söyler miydim?"
Bu soru bende çok işe yarıyor. Çünkü cevap neredeyse her zaman hayır oluyor. Kimseye "ne biçim insansın" demiyorum. Yalnızca kendime diyorum.
O cümleyi kimseye söylemiyorsan, kendine de söyleme hakkın yok. Adalet böyle bir şey: tek yönlü işlemiyor.
Bir de şu var
Bu cümlenin bir tarafı daha var ve onu atlamak istemiyorum: çuvaldız tarafı.
Kendine acımasız olan insanlar, başkasına karşı da her zaman yumuşak olmuyor. Bazen kendine çektirdiği şeyi başkasından da bekliyor. "Ben yapıyorum, o neden yapmıyor?"
Bu da aynı hastalığın öbür yüzü. Çözümü de aynı: ölçüyü indirmek. Herkes için.
Kendine karşı adil olmayı öğrenmek, başkasına karşı da adil olmanın ön koşulu. Bunu geç öğrendim.
Yarın devam edeceğim, çünkü bu konunun bir de "savaşmayı bırakmak" kısmı var.