Görünmeyen şey yok sayılıyor: eşyayı göz önüne koyma
Kapalı kapının arkasındaki hiçbir şeyin var olduğuna inanmıyorum. Evi üç görünürlük katmanına ayırdım: nasıl kurdum ve nerede tutmuyor.
Bu yazıda 7 bölüm var
Yıllarca kendimi dağınık sandım. Sonra fark ettim ki dağınık değilim, sadece kapalı bir kapının arkasındaki hiçbir şeyin var olduğuna inanmıyorum.
Vitamin şişesini dolaba koyduğum gün vitamin almayı bırakıyorum. Şişe tezgahta durduğu sürece her gün alıyorum. Aradaki farkı iradem değil, görüş alanım belirliyor.
Bunu anlamam uzun sürdü, çünkü kendime sorduğum soru yanlıştı. “Neden unutuyorum” diye soruyordum. Doğru soru şuydu: hatırlamayı neye bırakmışım?
Adını koyalım, ama dürüst koyalım
Bu deneyimin gündelik dildeki adı nesne kalıcılığı. Bebeklikte herkeste zayıf olan, sonra yerine oturan yeti. DEHB çevrelerinde “bizde zayıf kalıyor” diye anlatılıyor ve tarif ettiği duyguyu çok iyi yakalıyor.
Burada bir kayıt düşmek istiyorum, çünkü bu siteyi kurarken kendime söz verdiğim şey buydu: bu, ödünç alınmış bir benzetme. DEHB'li yetişkinlerde bebeklik dönemindeki anlamıyla nesne kalıcılığının bozuk olduğunu gösteren bir literatür bilmiyorum ve bulamadım.
Araştırmalarda tarif edilen şey daha çok şu: bir niyeti ileriye taşıma, yani ileriye dönük hatırlama zorlanıyor, çalışma belleği zorlanıyor, dikkat o anda ilgi çekene gidiyor (Faraone ve ark., 2021). Sonuç aynı yere çıkıyor. Dolaba giren yiyecek gerçekten yok oluyor; ama sebebi “nesnenin varlığını unutmak” olmuyor. O nesneyi doğru anda akla getirecek zincir kopuyor.
Kavramı kullanıyorum, çünkü yaşadığım şeyi bundan daha iyi anlatan bir kelime bulamadım. Ama bilimsel bir bulgu gibi anlatmıyorum.
Kurduğum düzen
Evi üçe ayırdım.
Görünür katman. Günlük kullandığım her şey açıkta. Tezgahta, duvarda asılı, açık rafta. Görsel olarak idealin epey uzağında, ama çalışıyor. Buraya sadece gerçekten her gün kullandıklarım giriyor, yoksa görsel gürültü olup hepsi görünmez hale geliyor.
Yarı görünür katman. Şeffaf kutular ve açık raflar. Haftada birkaç kez kullandıklarım. İçini görebiliyorsam var sayıyorum.
Kapalı katman. Nadiren lazım olanlar. Buraya koyduğum şeyleri unutacağımı kabul ettim, o yüzden kapağın dışına ne olduğunu yazıyorum.
Üçüncü katmandaki o etiket ilk başta gereksiz geliyordu. Sonra anladım: etiketsiz kapalı bir kutu, benim için boş bir kutuyla aynı şey.
Bunun bir kuramı var
Kendi kendime bulduğumu sandığım şeyin aslında bir adı varmış. Barkley DEHB'yi kendini düzenleme bozukluğu olarak tarif ederken, tedavi ilkelerinden birini şöyle koyuyor: içeride tutulamayan bilgiyi dışarı taşı. Hatırlamayı, zamanı, motivasyonu fiziksel dünyaya yerleştir (Barkley, 1997).
Sözlükte buna dış iskele deniyor. Benim mutfağım, o ilkenin epey görgüsüz bir uygulaması.
Aynı mantığın ikinci yarısı da var: şeyi görünür yapmak yetmiyor, onunla ne yapacağına önceden karar vermiş olmak gerekiyor. “Vitamini her gün alacağım” bir niyet. “Kahve makinesini çalıştırdıktan sonra vitamini alacağım” bir plan. İkincisinin davranışa dönme oranı belirgin biçimde daha yüksek; buna uygulama niyeti deniyor (Gollwitzer, 1999). Şişeyi tezgaha koymam görünürlüğü çözdü, kahveye bağlamam tetiği çözdü.
Kritik detay: yedi sınırı
Görünür katmanın bir üst sınırı var. Bende yedi civarı. Yediden fazla şey açıkta durduğunda hepsi arka plana karışıyor ve sistem çöküyor.
Bu sayı benim gözlemim, ölçülmüş bir eşik değil; senin sayın farklı olabilir. Ama sınırın var olduğuna eminim, çünkü aşıldığı anı her seferinde aynı biçimde yaşıyorum: bir sabah mutfağa giriyorum ve hiçbir şey görmüyorum.
Bunun da bir adı var: alışma. Tekrarlanan uyaran fark edilmez hale geliyor. Kağıt duvarda kalmaya devam ediyor ama artık görünmüyor. Görünür sistemlerin zamanla işlevini yitirmesinin sebebi bu.
Yeni bir şey ekleyeceksem birini çıkarmam gerekiyor. Zorlayıcı ama işe yarar bir zorlama: neyin gerçekten günlük olduğunu düşünmek zorunda kalıyorum.
Alışmaya karşı ikinci bir şey daha yapıyorum: yerini değiştiriyorum. Aynı hatırlatıcı aynı yerde bir ay durduğunda görünmez oluyor; on santim sağa aldığımda birkaç hafta daha görünüyor. Kalıcı bir çözüm sayılmaz; süre kazandıran bir hile.
Sistemin düzenlediği şey eşya değil, dikkatim.
İki ek kural
Giriş noktası. Eve girer girmez anahtar, cüzdan ve kart tek bir yere gidiyor. Kapının yanında bir kase. Bu tek kural, aramaya harcadığım süreyi bir başına yarıya indirdi. Ayrıntısı sözlükte giriş noktası başlığında.
Kasenin işe yaraması için tek şart var ve onu öğrenmem birkaç kez anahtarımı kaybetmeme mal oldu: kase başka hiçbir işe yaramayacak. İçine bir gün posta koyarsan, ertesi hafta o kase posta kasesi olur ve anahtar başka bir yere gider.
Çift kopya. Sürekli kaybettiğim şeylerden bilerek iki tane alıyorum. Makas, şarj aleti, tırnak makası. Bir tanesini bulmaya çalışmak yerine ikincisini satın alıyorum. Kulağa savurgan geliyor; aramaya harcanan süreyi hesaba katınca ucuz kalıyor.
Ne zaman tutmuyor
Üç yerde elimde patladı.
Ortak alanlarda. Benim görünür katmanım, birlikte yaşadığın kişinin dağınıklığı. Burada mesele tasarımdan çıkıp müzakereye dönüyor. Ortak alanda sistemi tek başına kuramıyorsun.
Geçici yığınlarda. “Şimdilik buraya koyayım” diye başlayan yığının geçiciliği hiçbir zaman gerçekleşmiyor. Yatay her yüzey doluyor. Buna karşı bulduğum tek şey, yığına bir yer ayırmak: bir kutu, ve haftada bir onu boşaltmak. Yığını yasaklamak işe yaramıyor; ona bir yer vermek yarıyor.
Kötü haftalarda. Sistemin kendi kendini toplama gibi bir huyu yok. Hasta olduğum ya da art arda bölündüğüm haftalarda görünür katman on beş parçaya çıkıyor ve çöküyor. O zaman baştan kurmak gerekiyor, ki bu da ayrı bir iş ve tam da halsizken gerekiyor.
Bu üçüncüsü için tek bulduğum şey, çöküşü sisteme dahil etmek: ayda bir, yirmi dakikalık bir toplama. İyi hissettiğim bir günde yapmıyorum, takvimde sabit bir gün olarak duruyor.
Kural ve takas
Kural şu: görmediğim şey yok, o halde görmem gerekeni göz hizasına koy.
Bunu bir düzen tavsiyesi olarak yazmadım. Dışarıdan dağınık görünen bir evin, içeriden neden işlediğinin açıklaması olarak yazdım. Aynı mantığın işlere uygulanmış hali iki dakika kuralı yazısında; eşya kaybetmenin kendisini DEHB'de eşya kaybetme yazısında, evin görünmeyen iş yükünü ise DEHB'de ev işleri yazısında ele aldım.
Misafir geliyor, “ne kadar kalabalık” diyor. Eskiden utanırdım. Artık şöyle düşünüyorum: mutfağım biraz kalabalık ama vitaminimi alıyorum, faturalarımı ödüyorum, anahtarımı kaybetmiyorum. Takas fena değil.
Sık sorulanlar
- Neden gözümün önünde olmayan şeyi unutuyorum?
- Kapalı bir dolaba giren şey zihinde var olmaktan çıkabiliyor. Hatırlama ortama yaslandığı için görünürlük belirleyici oluyor.
- Görünür yer sistemi nasıl kurulur?
- Ev üç görünürlük katmanına ayrılıyor: her gün kullanılanlar tamamen açıkta, haftalıklar şeffaf kutuda, nadir olanlar kapalı ama etiketli.
- Her şeyi açıkta tutmak çözüm mü?
- Değil. Görünür katmanda yediden fazla şey biriktiğinde hepsi arka plana karışıyor ve sistem çöküyor.
- Sistem ne zaman bozuluyor?
- Görünür katman kalabalıklaştığında ve etiketler güncellenmediğinde. İkisi de düzenli bakım gerektiriyor.