İçeriğe geç
Günlük

23.09.2026 Günlük XXIII Bazen olmuyor, bu seninle ilgili değil

Her şeyi doğru yaptığın halde olmayan işler var. Sorumluluk almakla her şeyi üstlenmek arasındaki farkı ve payını ayırmayı yazdım.

6 dakika okumaOrta
Bu yazıda 11 bölüm var

23.09.2026 Günlük Sayfa XXIII

Her sonucun bir sebebi var ama her sebebin adı sen değilsin.

Çarşamba. İki gün önce sorumluluk almayı, suçlamanın vasatlığını yazdım. Bugün o yazının karşısına oturmam gerekiyor. Çünkü tek başına bırakılırsa o yazı insanı yanlış bir yere götürür.

Şuraya: "Demek ki olmuyorsa benim yüzümden."

Hayır. Bazen ne yaparsan yap olmuyor. Ve bu da seninle ilgili değil.

Önce şunu kabul edelim

Elimizde bir inanç var. Doğru yaparsan olur. Yeterince çalışırsan olur. İyi niyetliysen olur. Hazırlıklıysan olur.

Bu inancı sevmemizin sebebi belli: dünyayı öngörülebilir yapıyor. Formül varsa korku azalıyor.

Ama bu inancın bir bedeli var. Doğru yaptığın halde olmadığı gün, elinde tek bir açıklama kalıyor: yeterince doğru yapmamışsındır.

Oysa gerçek şu: sonuçlar tek bir kişinin elinde değil.

Gördüğüm tablolar

Kişileri anlatmıyorum, tabloları anlatıyorum.

İşin en iyi hazırlanmış teklifi kazanmayabiliyor. Karar verenin o hafta canı sıkkındır, bütçe değişmiştir, birinin tanıdığı vardır, ya da gerçekten daha uygun bir iş vardır ve sana söylenmez.

En düzgün yapılmış iş, sen hiç duymadığın bir sebeple rafta kalabiliyor. Şirket yön değiştirir, proje kapanır, o kişi işten ayrılır. Ürettiğin şeyin kalitesiyle hiçbir ilgisi yoktur.

En dürüst konuşma, karşındakinin hazır olmadığı bir güne denk gelebiliyor. Aynı cümleyi bir yıl sonra kurarsan ağlayarak sarılır, bugün duvara konuşuyorsundur.

En iyi hazırlandığın gün hasta olabiliyorsun. Uykusuzluk, adet dönemi, bir yakının derdi, evdeki bir aksilik. Sen aynı sensin, o günkü kapasiten değil.

Bunların hiçbiri "yeterince çabalamadın" ile açıklanmıyor.

Bir işin sonucu neyin toplamı

Bunu kendime şöyle anlatıyorum.

Bir işin sonucunda üç şey var: senin yaptığın, karşındakinin yaptığı, bir de ikinizin elinde olmayan.

Üçüncüsü herkesin sandığından büyük. Zamanlama, ekonomi, o gün kimin nerede olduğu, kimin neye ihtiyacı olduğu, tesadüf. Buna talih diyebilirsin, koşullar diyebilirsin, adını koymak da şart değil.

Senin payın bu üçünden yalnızca biri. Sorumluluk o birinin içinde geçerli. Diğer ikisini de üstlenmeye kalkarsan, kaldıramayacağın bir yükü sırtlanmış olursun.

İlginç olan şu: bu yükü sırtlayan insanlar genelde en sorumlu olanlar. Umursamayan zaten üstlenmiyor.

Kendi payını ayırmak

Peki nasıl ayıracağız? Ben şöyle deniyorum.

Sonuca değil sürece bak. Söz verdiğim şeyi zamanında teslim ettim mi? Elimdeki bilgiyle en iyisini yaptım mı? Dürüst davrandım mı? Bunlar benim payım. Karşımdakinin evet demesi değil.

Tekrar eden bir örüntü var mı? Bir kez olduysa koşullardır. Aynı şey beşinci kez aynı biçimde olduysa, orada benim de bir payım var demektir. Örüntü varsa bak, tek seferlikse bırak.

Bilgiyi zamanında mı istiyorum? Sonradan öğrendiğim bir şeyle o günkü kendimi yargılamak haksızlık. O gün bilmediğim bir şeyi bugün biliyor olmam, o günkü kararımı kötü yapmıyor.

Aynı durumda bir arkadaşıma ne derdim? Bu soru neredeyse her seferinde işi çözüyor. Çünkü arkadaşıma "demek ki yeterince istememişsin" demezdim.

DEHB'nin buradaki payı

Bu ayrımı yapmak DEHB'li biri için daha zor. Sebebini biliyorum.

Yıllarca geri bildirim almışsın. Dağınıksın, geç kalıyorsun, unutuyorsun, yapabilirdin ama yapmadın. Bunların bir kısmı haklı, bir kısmı haksız, ama hepsi aynı yere birikiyor: sorun bendeyim.

Sonra bu bir alışkanlığa dönüşüyor. Ne olursa olsun önce kendine bakıyorsun. Bir iş bozulduğunda, bir ilişki soğuduğunda, bir mesaj cevapsız kaldığında ilk sorduğun soru "ben ne yaptım" oluyor.

Buna hazır bir zemin denir. Üstüne ne düşerse tutuyor.

Bunun bir de ters yüzü var: reddedilmeye karşı duyarlılık. Küçük bir olumsuz cevabın insanda orantısız bir çöküntü yaratması. O çöküntü anında "bu benimle ilgili değil" cümlesini kurmak neredeyse imkansız geliyor.

O yüzden bu ayrımı duygusu geçtikten sonra yapıyorum. Aynı gün değil. Ertesi sabah. Sabah kurduğum cümleler akşamkilerden hep daha adil.

Bir şeyin acıması onun senin hatan olduğunu göstermez. Acı bir kanıt değil.

Başarı hikayeleri bizi yanıltıyor

Bir şey daha var, bence en çok kandıran şey bu.

Biz yalnızca olan işleri duyuyoruz. Kitaplar, röportajlar, sahnede konuşanlar. Hepsi aynı yapıda anlatıyor: zordu, vazgeçmedim, sonunda oldu.

Aynı yolu yürüyüp olmayanlar konuşmuyor. Onların kitabı yok. Aynı cesareti göstermiş, aynı geceyi yaşamış, aynı riski almış ve olmamış. Sonuç farklı olduğu için hikaye anlatılmıyor.

Böyle olunca elimizde yanlış bir formül kalıyor: vazgeçmezsen olur. Oysa doğrusu şu: vazgeçmemek ihtimali artırıyor, sonucu garanti etmiyor.

Bunu bilmek insanı karamsar yapmıyor. Tam tersi, olmadığı gün kendini daha az yargılıyorsun. Çünkü yürüdüğün yolun bir sürü kişide olmadığını, onların da senin gibi çabaladığını biliyorsun.

Zamanlama meselesi

Bir de zamanlama var. Kimsenin hakkını veremediği şey.

Aynı fikir bir yıl önce kimsenin umurunda olmuyor, bir yıl sonra tam ihtiyaç haline geliyor. Aynı cümle bir gün ağır geliyor, başka bir gün tam yerine oturuyor. Aynı iş, gönderildiği güne göre başka karşılık buluyor.

Bunun üzerinde hiçbir hakimiyetimiz yok. Elimizdeki tek şey, hazır olmak ve denemeye devam etmek. Yani kapıyı çalmaya devam etmek, kapının ne zaman açılacağını bilmeden.

Kapının açılmaması, kapıyı yanlış çaldığın anlamına gelmiyor. Bazen içeride kimse yoktur.

Peki teslim mi olacağız

Hayır. Burada ince bir yer var.

"Bazen olmuyor" cümlesi bir teslim bayrağı değil, bir gerçeklik payı. İkisi arasındaki fark, cümleden sonra ne yaptığın.

Teslim olan kişi bir daha denemiyor. Payını ayıran kişi tekrar deniyor, ama kendini yerden kaldırarak.

Ben bunu şöyle düşünüyorum: elindeki tek şey oyunu doğru oynamak. Kazanmayı garanti eden bir oyun yok. Doğru oynamak kazanma ihtimalini artırıyor, garanti etmiyor.

Bu cümle insanı biraz üzer. Ama içine yerleşince rahatlatıyor. Çünkü bir sonraki kayıpta kendini yıkmana gerek kalmıyor.

Elimde olanların listesi

Bir dönem, olmayan şeyleri saymaktan yorulunca kendime ters bir liste yaptım. Elimde olanların listesi.

Ne kadar hazırlandığım. Söz verdiğim tarihe sadık kalıp kalmadığım. Konuşurken dürüst olup olmadığım. Yorulduğumda dinlenip dinlenmediğim. Bir işi bırakma kararını korkuyla mı yoksa düşünerek mi verdiğim. Kendime nasıl davrandığım.

Bu listede tek bir sonuç yok. Hepsi davranış.

Sonra bir de karşısına diğer listeyi yazdım: elimde olmayanlar. Karşımdakinin ruh hali. Bütçesi. O gün trafikte kaç saat kaldığı. Bir şirketin stratejisi. Ekonomi. Hastalık. Tesadüf.

İkinci listeye bakınca insan şaşırıyor, çünkü hayatımızı belirleyen şeylerin ne kadar çoğu orada duruyor.

Kötü giden bir işten sonra bu iki listeyi hatırlamak işe yarıyor. Birinci listeye bakıp "burada eksiğim var mı" diye soruyorum. Varsa düzeltiyorum. İkinci listeyi okuyup bırakıyorum, çünkü orada yapabileceğim bir şey yok. Yıllarca ikinci listedeki maddeler için kendimi yargıladığımı fark ettim.

Olmayan bir şeyin arkasından

Bir şey olmadığında yapmaya çalıştığım küçük bir sıra var.

Önce üzülüyorum. Atlamıyorum. "Önemli değil" demek işe yaramıyor, sonra bir yerden çıkıyor.

Sonra kendi payıma bakıyorum. Tek bir soru: bir dahaki sefere farklı yapacağım somut bir şey var mı? Varsa yazıyorum. Yoksa yok diyorum ve bunu kendime söylemekten utanmıyorum.

Sonra bırakıyorum. Bu en zor kısım. Çünkü zihin o dosyayı kapatmak istemiyor, tekrar tekrar açıyor. Her açılışta aynı cümleyi söylüyorum: bu dosyaya bakıldı, payım şu kadardı, gerisi benim elimde değildi.

Bazen on kez söylemek gerekiyor. Sorun değil.

Bugün kendime yazdıklarım

Her olmayan şeyin bir sebebi var ama sebeplerin hepsinin adı sen değilsin.

Payını ara, payının fazlasını alma. Fazlasını almak erdem değil, yorgunluk.

Örüntü varsa bak, tek seferlikse bırak.

Kararını sonuçla değil, o gün elinde olan bilgiyle değerlendir.

Ve bir şey ne kadar acıdıysa, o kadar senin hatan demek değil. Acı bir ölçü aleti değil.

Bazen ne yaparsan yap olmuyor.

Bunu kabul etmek yenilmek değil. Sadece dünyanın senin etrafında dönmediğini kabul etmek. Garip ama bu, insanı rahatlatan bir şey.