İçeriğe geç
Yöntemler

DEHB bahane mi? Sebep ile bahane arasındaki fark

DEHB bahane değil, sebep. Aynı cümle bahaneye dönüşebiliyor. Farkı nasıl anlarsın, sana 'bahane ediyorsun' diyene ne dersin, partnerinde görürsen ne yaparsın?

Cansu9 dakika okumaUzun

Kısa cevap

DEHB bahane değil, gerçek bir sebep.

Uzun cevap

Bir cümleyi bahane yapan şey içinde DEHB'nin geçmesi değil, cümleden sonra ne geldiği: arkasından bir sonraki adım geliyorsa sebep, konuyu kapatıyorsa bahaneye dönüyor. Araştırmalar bahanelerin en çok önemli ve tekrar eden işlerde zarar verdiğini söylüyor, DEHB'de zorlanılan işler de tam böyle işler. Düzenleme istemek bahane değil; işi yapmanın yolunu aramak.

Bu yazıda 10 bölüm var

DEHB bahane değil, sebep. Dünya Federasyonu uzlaşı metni (Faraone ve ark., 2021) tanının geçerli olduğunu ve hayatı ölçülebilir biçimde zorladığını söylüyor. Ama gerçek bir sebep de bahane gibi kullanılabilir. Fark, cümlede DEHB'nin geçip geçmemesinde değil, cümleden sonra ne geldiğinde.

Bu soruyu iki taraf soruyor ve ikisi de farklı bir yerden soruyor. Bir taraf, "acaba kendimi kandırıyor muyum" diye gece kendine soran DEHB'li biri. Öbür tarafta ise yıllardır aynı cümleyi duymaktan yorulmuş bir eş, bir patron ya da bir anne baba var. Yazıyı ikisi için de yazıyorum.

Sorumluluğun ne olduğunu ve suçtan nasıl ayrıldığını kendi hayatının sorumluluğunu almak yazısında uzun uzun yazdım. Orayı burada tekrar etmeyeceğim. Bu yazının işi daha dar: bahane denen şeyi tanımak, sana yöneltildiğinde ne yapacağını ve başkasında gördüğünde nasıl konuşacağını bilmek.

Sebep ile bahane arasındaki fark nedir?

Sebep, bir şeyin neden olduğunu anlatır. Bahane ise o sebepten bir sonuç çıkarır: demek ki benden bir şey beklenmesin.

"Anahtarımı bulamadım, geç kaldım" cümlesi ikisi de olabilir. Ben geç kalan biriyim, anahtarım da sık sık kayboluyor, o yüzden bu cümleyi iyi bilirim. Cümle orada biterse bahaneye yaklaşıyor. Arkasından "anahtara kapının yanında bir yer yaptım" geliyorsa sebep oluyor. Sözcükler aynı, işlevi başka.

Felsefe okurken öğrendiğim en kullanışlı ayrımlardan biri buydu: bir şeyi açıklamak ve onu haklı çıkarmak aynı iş değil. Geçmişe bakıp "neden oldu" diye sormak başka, ileriye bakıp "şimdi kim ne yapacak" diye sormak başka. DEHB birinci soruya gerçek bir cevap veriyor. İkinci soruyu ortadan kaldırmıyor.

Burada psikolojinin eski bir bulgusu da işe yarıyor. Schlenker ve arkadaşları (2001), bahanenin kısa vadede kişiyi koruduğunu ama uzun vadede bir bedeli olduğunu anlatıyor. Bahane, seni olaydan bir adım uzaklaştırıyor. Bu uzaklık bir kez işine yarayabilir. Düşmeden kalkmana izin verir. Sürekli hale geldiğinde ise iki şey oluyor: çevren seni güvenilmez görmeye başlıyor ve sen o eksiği düzeltmekten vazgeçiyorsun.

Yazarlara göre bahaneler en çok önemli ve tekrar eden işlerde sorun çıkarıyor. Şimdi DEHB'de zorlandığımız işleri düşün: geç kalmak, faturayı unutmak, mesaja dönmemek, teslimi kaçırmak. Hepsi tekrar eden işler. Yani bu konu DEHB'li biri için tam da tuzağın kurulduğu yerde duruyor.

İnsanlar neden DEHB'ye bahane diyor?

Çünkü DEHB görünmüyor ve dışarıdan bakınca kişinin kontrolünde gibi duruyor.

Weiner ve arkadaşlarının (1988) stigma üzerine klasik çalışması bu mekanizmayı iyi anlatıyor. İnsanlar bedensel durumları kişinin elinde olmayan şeyler gibi görüyor, acıyor ve yardım etmeye yöneliyor. Zihinsel ve davranışsal durumları ise kişinin kontrolünde sanıyor, öfkeleniyor ve yardım etme isteği düşüyor. Aynı çalışmada bedensel durumlar kalıcı, zihinsel ve davranışsal durumlar ise çoğunlukla geri döndürülebilir, yani istenirse düzelecek şeyler gibi görülüyordu. "Biraz gayret etse geçer" cümlesinin kökü de bu algıda. Çalışmanın ikinci kısmı daha da ilginç: insanların kontrol algısı değişince duygusal tepkileri de değişebiliyor. Bu yüzden "bacağı kırık birine koş demiyorsun" benzetmesi bu kadar sık kullanılıyor. Anlatmaya çalıştığımız şey aslında tam olarak bu kontrol algısı.

DEHB'de işi zorlaştıran bir şey daha var: performans dalgalanıyor. Salı günü üç saatlik işi bir oturuşta bitiren biri, çarşamba bir e-postaya cevap yazamıyor. Bunu izleyen kişi doğal olarak şu sonuca varıyor: demek ki yapabiliyor, yapmak istemiyor. Hiperodak dediğimiz durum dışarıdan bakana irade gösterisi gibi geliyor.

Bu damgalanma ölçülmüş de. Masuch ve arkadaşlarının (2019) 104 yetişkinle yaptığı çalışmada katılımcıların yüzde 88,5'i gündelik hayatta ayrımcılık beklediğini söyledi. En sık algılanan kalıp yargı, DEHB'nin gerçek bir bozukluk olduğundan şüphe edilmesiydi. Lebowitz'in (2016) derlemesi bu olumsuz tutumların her yaşta görüldüğünü, Mueller ve arkadaşlarının (2012) derlemesi de tanının güvenilirliğine dair toplumsal belirsizliğin damgalanmayı beslediğini anlatıyor.

Aynı çalışmada katılımcıların yüzde 23,3'ü damgayı yüksek düzeyde içselleştirmişti. İçselleştirilmiş damga ve ayrımcılık beklentisi; belirtilerin şiddeti, psikolojik sıkıntı, düşük benlik saygısı ve yaşam kalitesiyle birlikte gidiyordu. Bu bir neden sonuç ilişkisi değil, ama "bahane ediyorsun" cümlesinin neden bu kadar derine işlediğini açıklamaya yardım ediyor: o cümle çoğu insanın içinde zaten yankısı olan bir sesi büyütüyor.

Yani "bahane" kelimesini duyduğunda karşındaki sana özel bir şey söylemiyor olabilir. Toplumda hazır duran bir kalıbı tekrar ediyor olabilir. Bunun tarihini ve bedelini DEHB'de damgalanma yazısında anlattım.

DEHB'yi bahane ettiğimi nasıl anlarım?

Tek bir testi yok, ama kendime sorduğum birkaç soru var. Bunlar araştırmadan çıkmış bir ölçek değil, benim kullandığım bir kontrol.

Cümleden sonra ne geliyor? En belirleyici soru bu. "Unuttum, DEHB işte" derken nokta koyuyorsan dur. "Unuttum, bundan sonra telefonuma yazacağım" diyorsan yoldasın.

Bu cümleyi kaçıncı kez kuruyorsun? İlk seferinde bilgi olan şey, onuncu seferde başka bir şeye dönüşüyor. Aynı sorun için aynı cümleyi kuruyor ve hiçbir şey denemiyorsan karşındakinin yorulması haklı.

Kimin maliyetini kim ödüyor? Geç kalmanın bedelini sadece sen ödüyorsan bu senin meselen. Başkasının saati, parası ya da emeği gidiyorsa açıklama onu geri vermiyor.

Tanıyı yalnızca zor anda mı hatırlıyorsun? İşe yarar bir sistem kurarken aklına gelmeyen DEHB, yalnızca hesap sorulduğunda aklına geliyorsa bir sorun var.

Bir şey denedin mi? Değerlendirme, tedavi, bir hatırlatıcı, birinden destek. Denediklerin tutmamış olabilir, bu başarısızlık değil. Hiç denemediysen ise cümlen farklı duyuluyor.

Örnek cümlelerle bakınca fark daha net:

Durum Bahaneye dönen cümle Sebep olarak söylenen cümle
İşte teslim gecikti "Ben DEHB'liyim, böyle olur" "Teslimi kaçırdım. Perşembe öğlene kadar bitiriyorum, bundan sonra ara tarih koyalım"
Partnerin konuştu, dinlemedin "Biliyorsun aklım gidiyor" "Kaçırdım. Telefonu bırakıyorum, baştan anlatır mısın?"
Fatura ödenmedi "Benim kafam böyle şeylere basmıyor" "Unuttum. Otomatik ödemeye alıyorum"
Ödev yapılmadı "Dikkat eksikliğim var, yapamıyorum" "Başlayamadım. İlk beş dakikayı birlikte yapabilir miyiz?"

Sağ sütundaki cümleler kusursuz insanların cümlesi değil. Hepsinde hata duruyor. Fark, hatanın konuşmayı bitirmemesi.

Tanı almadan DEHB'yi sebep göstermek bahane mi?

Tanı almamış olman seni otomatik olarak yalancı yapmıyor. Birçok insan yıllarca tanısız yaşıyor. Yine de "bende galiba DEHB var" cümlesi, değerlendirme olmadan bir hesap kapatma aracına dönüşmeye çok elverişli.

Benim önerim şu: şüpheleniyorsan bunu cümle olarak değil, randevu olarak kullan. Sosyal medyada gördüğün bir videoya dayanarak iş arkadaşına "DEHB'im var" demek hem seni hem gerçekten tanı almış insanları zor durumda bırakabiliyor. Bu tartışmanın ne kadarının gerçek olduğunu sosyal medyada DEHB neden bu kadar arttı yazısında ele aldım. Yanında şunu da söyleyeyim: tanın olsa da olmasa da sağ sütundaki cümleleri kurabilirsin. Onlar için kimseden rapor istenmiyor.

Düzenleme istemek bahane mi?

Değil. Bu ikisini ayıran çizgi bence çok net: bahane seni işin dışına çıkarmaya çalışır, düzenleme seni işin içinde tutmaya çalışır.

"Toplantıdan sonra görevleri yazılı alabilir miyim?" diyen kişi işi bırakmıyor. İşi yapabileceği koşulu tarif ediyor. Sınavda ek süre isteyen öğrenci sınavdan kaçmıyor. Aynı sınava, kendisine uygun bir koşulla giriyor. Ne istenebileceğini ve nasıl söyleneceğini iş hayatında düzenlemeler yazısında anlattım.

Düzenleme konuşmasını bahane gibi duyulmaktan kurtaran şey somutluk. "DEHB'im var, anlayış bekliyorum" karşı tarafa bir şey vermiyor, ondan belirsiz bir şey istiyor. "Şu işi şu biçimde alırsam şu tarihte teslim ederim" ise iki tarafın da görebileceği bir teklif. Bir teklif tutmazsa yenisini yazarsın. Anlayış beklentisi tutmazsa elinde kırgınlık kalır.

Sevgilim DEHB'yi bahane ediyor, ne yapmalıyım?

Önce şunu söyleyeyim: yorulman anlaşılır bir şey. DEHB'li biriyle yaşayan insanın yükü gerçek ve "o elinde değil" cümlesi senin yorgunluğunu azaltmıyor.

Sorunu tanı üzerinden değil, davranış üzerinden konuşmanı öneririm. "DEHB'ni bahane ediyorsun" cümlesi tartışmayı hemen tanının gerçekliğine taşıyor ve karşındaki savunmaya geçiyor. Bunun yerine tek bir olay seç: "Bu ay kira iki kez gecikti. Sebebini anlıyorum, ama bundan sonra ne yapacağımızı konuşmak istiyorum." Burada sebebe itiraz etmiyorsun. Yalnızca sebebin konuşmanın sonu olmasını kabul etmiyorsun.

Bir sınırı da açık yazayım. DEHB geç kalmayı, unutmayı, dağınıklığı açıklayabilir. Hakaret etmeyi, korkutmayı, seni kontrol etmeyi, aldatmayı ve yalan söylemeyi meşru kılmaz. Bu davranışların arkasında dürtüsellik olsa bile bedeli sana yüklenemez. Kendini güvende hissetmiyorsan konu artık DEHB konuşması olmaktan çıkmıştır, destek al.

Karşı tarafı dinlemek isteyen DEHB'li okur için sevgilim hiç değişmiyorsun diyor yazısı bu konuşmanın öbür yüzünü anlatıyor.

Çocuk DEHB'yi bahane ederse ne yapılır?

Diyelim ki on iki yaşındaki bir çocuk ödevini yapmadı ve "benim DEHB'im var, yapamam" dedi. Bu cümle çoğu zaman tembellikten çok, onu tanıya yetişkinlerin nasıl tanıttığını yansıtıyor. Burada DEHB'li çocuklarda doğrudan sınanmış bir yöntemden değil, genel ebeveynlik ilkelerinden söz ediyorum.

Ben olsam ne "bahane etme" derdim ne de ödevi kaldırırdım. "Evet, başlamak sana zor geliyor. Hangi kısmını birlikte yapalım?" derdim. Çocuk böylece zorlanmasının ciddiye alındığını ve beklentinin ortadan kalkmadığını aynı anda duyuyor. Tanıyı çocuğa nasıl anlatacağını çocuğa DEHB tanısını anlatmak yazısında ayrıca yazdım.

Hiç bahane etmeyip sürekli özür dilemek daha mı iyi?

Bahane kaygısı bazı insanları tam ters uca itiyor. DEHB'nin adını hiç anmıyorlar, her aksaklıkta uzun uzun özür diliyorlar ve kendilerini suçlamayı sorumluluk sanıyorlar. Dışarıdan bakınca bu daha olgun bir tavır gibi duruyor. Çoğu zaman öyle değil.

Uzun bir özür de, bahane gibi, konuşmayı bir sonraki adıma geçmeden bitirebiliyor. Karşındaki seni teselli etmek zorunda kalıyor, sorun da yerinde duruyor. Üstelik tekrar eden her özür, bir sonrakinde biraz daha az inandırıcı oluyor. Ölçü yine aynı: cümleden sonra ne geliyor? "Kusura bakma, geciktim. Yarın on dakika erken çıkacağım" kısa bir özür ve bir fiil. Bundan fazlası çoğu zaman kimseye bir şey kazandırmıyor.

Bu döngünün ilişkideki halini ve özrün yerine konabilecek düzeltme sistemini sürekli özür dilemekten yoruldum yazısında ayrıntılı anlattım.

"DEHB'yi bahane ediyorsun" diyene ne cevap verilir?

Önce kendine sor: bu kişi haklı olabilir mi? Bazen haklı oluyor. Aynı hatayı üçüncü kez yaptıysan ve bir şey değiştirmediysen en güçlü cevap kısa bir kabul: "Haklısın, bu kez şunu değiştiriyorum."

Haklı değilse, karşındakini ikiye ayırırım. Merak eden birine anlatmaya değer: "Yapmamayı seçmiyorum, başlamakta gerçekten zorlanıyorum. Yardımı olan şey bana net bir tarih vermen." Hüküm vermiş birine ise uzun bir ders anlatmak bende hiç işe yaramıyor, genelde enerjimi bitiriyor. Orada kısa kalmak yeterli: "Seninle aynı fikirde değilim, ama işi perşembe teslim edeceğim."

Dikkat ettiğim bir tuzak var. Bu cümleyi duyunca içimden hemen tanımı savunmak geliyor. Çalışmalar, nörobilim, dopamin, hepsini masaya dökmek istiyorum. Oysa sorun gerçekten teslimse, karşımdakinin duymak istediği şey beyin değil tarih. Tanını kanıtlamak zorunda değilsin. Ne yapacağını söylemen çoğu zaman yeter. Utanç ve öz şefkat yazısı, bu cümle içine oturduğunda ne yapılacağı için yanında dursun.

Bana kalan

Ben "bahane" kelimesinden tamamen kurtulmak istemiyorum. Biliyorum, bu yazıyı okuyan birçok insan o kelimeyle yıllarca dövüldü. Ama onu büsbütün yasaklarsam kendi işime yarayan bir uyarı lambasını da söndürmüş olurum. Ben bazı cümlelerimin bahane olduğunu biliyorum ve bunu bilmek bana kötü gelmiyor. Bana bir sonraki adımı hatırlatıyor.

Karşıma "sen her şeyi bahane ediyorsun" diyen biri çıktığında da aynı şey geçerli: önce kendi cümleme bakarım, sonra cevap veririm. Haklıysa kabul ederim, haksızsa kısa keserim. İkisinde de uzun bir savunmaya girmem.

Pratik önerim şu: bu hafta "DEHB" kelimesini kurduğun bir cümleyi yakala ve sonuna bir fiil ekle. Yazacağım, soracağım, kuracağım, arayacağım. Tek bir fiil. Cümle yine doğru kalır, artık bir yere de gider.

Sık sorulanlar

Tanı aldıktan sonra her şeyi DEHB'ye bağlamaya başladım, bu normal mi?
Bir süre normal. Yıllarca açıklamasız kalmış şeyler bir anda yerine oturuyor ve her anıyı bu gözle okumak istiyorsun. Sorun, bu okuma aylar sonra hala bir şeyi değiştirmeye değil, değiştirmemeye yarıyorsa başlıyor.
İş yerinde hata yaptığımda DEHB'imi söylemeli miyim?
Hatanın hemen ardından söylemek çoğu zaman savunma gibi duyuluyor. Ben olsam önce hatayı düzeltir, tanı konusunu ayrı ve sakin bir zamanda, ne istediğimi bilerek açardım. Söyleyip söylememek senin kararın.
Bahane etmemek için kendime daha mı sert davranmalıyım?
Hayır. Sertlik işi başlatmıyor, çoğu zaman daha çok kaçınma üretiyor. Aradığın şey kendini cezalandırmak değil, bir sonraki küçük adımı yazmak.
Karşımdaki gerçekten anlıyor mu, yoksa idare mi ediyor?
Bunu anlamanın yolu sözlerinden çok davranışına bakmak. Yazılı hatırlatma ya da net bir tarih gibi somut bir ricaya nasıl karşılık verdiğine bak. Her seferinde aynı tartışma çıkıyorsa daha fazla açıklamak yerine başka bir yol düşünmek gerekebilir.

Yeni yazılardan haberdar ol

Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.