DEHB'de unutulan özel günler: niyet ile hafıza arasında
Sevdiğin birinin doğum gününü unutmak, sevgisizlik gibi okunuyor. DEHB'de bu unutkanlığın nereden geldiğini ve hatırlamayı sisteme devretmenin yollarını yazdım.
Bu yazıda 7 bölüm var
Bir sabah telefonu açıyorsun ve bir fotoğraf görüyorsun: pasta, mumlar, gülen yüzler. Sevdiğin birinin doğum günü.
Dünmüş.
O an göğsünde bir şey düşüyor. Hemen mesaj yazıyorsun, özür diliyorsun, telafi etmeye çalışıyorsun. Karşı taraf "önemli değil" diyor. Ama sesinden bir şeyin önemli olduğunu anlıyorsun.
Ve en kötüsü şu: gerçekten seviyorsun. Hatta birkaç hafta önce o gün için ne yapacağını düşünmüştün.
Niyet vardı, hatırlama yoktu
Bu yazının en temel cümlesi bu olabilir. DEHB'de unutulan özel günlerin çoğunda niyet eksik değil. Eksik olan, niyeti doğru anda bilince çağıran mekanizma.
Sözlükte buna niyet-davranış boşluğu deniyor. Bir şeyi yapmak istemek ile onu yapmak arasında bir köprü var ve o köprünün en önemli ayağı hatırlamak.
Ama dışarıdan bakan niyeti görmüyor. Yalnızca sonucu görüyor: gün geçti, kimse aramadı. İnsan bu sonuçtan geriye doğru bir anlam çıkarıyor ve en yakın anlam da "önemsemiyor".
Unutulan bir doğum günü, karşı tarafa bir cümle gibi ulaşıyor. Oysa DEHB'li birinin tarafında o cümle hiç kurulmamış oluyor.
Geleceği hatırlamak
Bellek dendiğinde çoğumuz geçmişi düşünüyoruz: bir bilgiyi, bir anıyı hatırlamak. Ama bir de geleceğe dönük bellek var: yapmak istediğin bir şeyi, onu yapman gereken anda hatırlamak. Buna prospektif bellek deniyor.
Özel günleri hatırlamak tam olarak bu. Bilgi yerinde: sevdiğin kişinin doğum günü ayın on yedisi, bunu biliyorsun. Sorun on yedisinde, ya da daha önemlisi on yedisinden bir hafta önce, o bilginin kendiliğinden aklına gelmesi.
Çocuklarda DEHB ve prospektif bellek üzerine yapılan çalışmaları derleyen bir inceleme ilginç bir ayrıma dikkat çekiyor. İncelenen altı çalışmanın çoğunda belirli bir zamana bağlı hatırlamada (örneğin "saat üçte şunu yap") güçlük bulunmuş, ama belirli bir olaya bağlı hatırlamada (örneğin "şunu görünce şunu yap") aynı güçlük görülmemiş. Derlemeyi yapanlar bu farkın nedeninin henüz bilinmediğini de not ediyor (Talbot ve ark., 2018).
Bu bulgu çocuklardan geliyor ve çalışma sayısı az. Ama gündelik deneyimle çok örtüşüyor. Özel günler neredeyse her zaman zamana bağlı. Hiçbir olay sana "bugün on yedisi" diye seslenmiyor. Takvim sessiz.
Bu ayrım bana pratik bir fikir de verdi. Zamana bağlı bir hatırlamayı, mümkün olduğunda bir olaya bağlamak. "Ayın on yedisinde ara" yerine "sabah kahvemi koyduğumda bugünün tarihine bak". Günün içinde her gün tekrar eden bir olay, zamana bağlı bir görevi taşıyabilecek bir kanca oluyor. Bunun işe yarayıp yaramadığını her insan kendinde denemeli; ama bende sessiz takvimi biraz konuşturduğunu söyleyebilirim.
Hatırlamak yetmiyor, planlamak da gerekiyor
Bir doğum günü yalnızca o gün "iyi ki doğdun" demekten ibaret değil. Hediye düşünmek, bir şey sipariş etmek, yer ayırtmak, bir kart yazmak. Bunların hepsi günden önce yapılması gereken işler.
Yetişkinlerde yapılan bir çalışma bu karmaşık hatırlama türüne yakından bakmış. Uyarıcı ilaç kullanmayan 45 DEHB'li yetişkin, eşleştirilmiş 45 sağlıklı kişiyle bir dizi görevde karşılaştırılmış: görevleri planlamak, planı hatırlamak, doğru anda kendiliğinden başlatmak ve uygulamak. DEHB'li grupta en büyük güçlük planlama aşamasında görülmüş. Araştırmacılar, planlama ve ketleme güçlüklerinin DEHB'li yetişkinlerdeki prospektif bellek sorunlarından sorumlu olduğu sonucuna varmış (Fuermaier ve ark., 2013).
Bu bana şunu düşündürdü: "Doğum gününü unuttum" cümlesi aslında çoğu zaman "doğum gününe hazırlanmayı planlayamadım" demek. Gün geldiğinde hatırlasan bile elinde hiçbir şey olmuyor ve o "bir şey yapamamak" hissi de insanı mesaj atmaktan bile alıkoyabiliyor.
Unutkanlığın genel resmini DEHB'de unutkanlık normal mi yazısında anlatmıştım. Burada bunun ilişkilerdeki en hassas noktalarından birine bakıyoruz.
Hatırlatıcı kurmak romantik değil mi
Çoğu insanın içinde şöyle bir inanç var: gerçekten seven biri hatırlar. Hatırlatıcıyla hatırlanan bir doğum günü, "sahici" değildir.
Bu inancı sorgulamak istiyorum.
Bilişsel yükü azaltmak için dış dünyayı kullanmaya araştırmacılar "bilişsel yük aktarımı" diyor. Bu konudaki bir derleme, bir randevu için telefona hatırlatıcı kurmayı tam da bu davranışın örneği olarak veriyor. Aynı derleme, insanların ne zaman hatırlatıcıya başvuracağının kısmen kendi hafızalarına ne kadar güvendiklerine bağlı olduğunu ve bu güvenin her zaman isabetli olmadığını söylüyor: bazen hafızamıza gereğinden fazla güvenip hatırlatıcı kurmuyoruz (Risko ve Gilbert, 2016).
DEHB'li biri için bu çok tanıdık. "Bunu unutmam" diye düşünüyorsun, çünkü şu an çok önemli geliyor. Önemli gelmesi, hatırlanacağı anlamına gelmiyor.
Bunu yakınlarına açıkça söylemek de işe yarayabiliyor. "Önemli günleri telefonuma yazıyorum, çünkü hafızama güvenemiyorum" demek, bir gün hatırlatıcı çaldığında yakalanmış gibi hissetmeni engelliyor. Karşı taraf da bunun bir zayıflık olmadığını, bir özen biçimi olduğunu görüyor.
Bence hatırlatıcı kurmak sevginin eksikliğini göstermiyor. Tam tersine, "bu gün benim için o kadar önemli ki hafızamın insafına bırakmıyorum" demek.
Hatırlamayı bir sisteme devretmek
Benim için anlamlı olan, denemeye değer bulduğum bir düzen şöyle:
Yıllık tarih listesi. Bütün önemli günleri tek bir yere yaz: doğum günleri, yıl dönümleri, önem verdiğin insanların önem verdiği günler. Takvim uygulaması, bir not, bir kâğıt; hangisi olursa, yalnızca bir tane. Birden fazla yer, hiçbirine güvenmemek demek. Tek liste kuralı burada da geçerli.
İki aşamalı hatırlatıcı. Her tarih için iki hatırlatıcı kur. Birincisi günden bir ya da iki hafta önce, üzerinde "hazırlık" yazsın: ne yapacağım, ne alacağım, kime haber vereceğim. İkincisi günün sabahı. Yalnızca günün kendisine kurulan hatırlatıcı, planlama güçlüğünü hiç çözmüyor.
Hatırlatıcıya bir eylem yaz. "Doğum günü" yazan bir bildirim kolayca kaydırılıp geçiliyor. "Bugün hediyeyi sipariş et" yazan bir bildirim ise bir sonraki adımı söylüyor. Bu küçük fark, görevi başlatmayı çok kolaylaştırıyor.
Bir hazırlık kutusu. Yıl içinde gördüğün, birine iyi gelecek küçük şeyleri bir kutuda biriktir: bir kart, bir kitap, bir not. O gün geldiğinde elinde bir şey olur ve "hazır değilim" diye mesaj atmaktan kaçınmazsın.
Bir de şunu eklemek istiyorum: sistemin kendisi de unutulabiliyor. Listeye hiç yazılmamış yeni bir tanıdığın doğum günü, telefon değişince kaybolan hatırlatıcılar, yıllar içinde değişen tarihler. Bu yüzden yılda bir kez, örneğin yılın ilk haftasında, listeye yeniden bakmak ve eksikleri tamamlamak iyi bir alışkanlık. Sistemin bakımı da sistemin bir parçası.
Karşı taraf için
Bu yazıyı unutulan tarafın okuyor olma ihtimali de var. Senin kırgınlığın gerçek; bir günün unutulması, seninle ilgili bir şeyin unutulması gibi hissettirebiliyor.
Yalnızca şunu eklemek istiyorum: DEHB'li birinin sevgisini ölçmek için hafızası çok yanıltıcı bir araç. Unutulan günden sonra neler olduğuna bakmak daha adil olabilir. Özür dileniyor mu, telafi ediliyor mu, bir dahaki sefer için bir sistem kuruluyor mu? Bunlar niyetin görünür hâlleri.
Eğer istersen hatırlatıcı kurmasına yardım etmek de bir destek biçimi. Ama bu işi tamamen senin üstlenmen, DEHB ve arkadaşlık yazısında da anlattığım gibi, zamanla ilişkiyi eşitsiz bir yere taşıyabiliyor.
Kendime sorduğum soru
Yıllarca kendime "nasıl bu kadar önemli bir şeyi unutabilirim" diye sordum. Soru hep bir karakter sorusuydu ve cevabı hep utançtı.
Şimdi soruyu değiştirmeye çalışıyorum: bu önemli şeyi hatırlamak için hafızama ne kadar yük bindirdim, ne kadarını bir sisteme bıraktım?
İkinci sorunun bir cevabı var. Ve o cevabı değiştirmek, karakterimi değiştirmekten çok daha kolay.
Sevgi hatırlamak zorunda değil. Ama sevdiğin birinin gününü hatırlamak için bir dış hatırlatıcı kurmak, sevginin kendine bir yol bulması olabilir.