DEHB'de telefon etmek neden bu kadar zor
İki dakikalık bir aramanın haftalarca ertelenmesi. Telefon kaçınmasının sebepleri ve aramayı gerçekten yapılabilir hale getiren küçük hazırlıklar.
Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français
Bu yazıda 7 bölüm var
Listemde üç haftadır duran bir madde var: bir numarayı aramak. Arama iki dakika sürecek. Üç hafta oldu.
Bu satırı yazarken bile biraz utanıyorum, çünkü dışarıdan bakan biri için burada anlaşılacak bir şey yok. Telefonu al, tuşla, konuş. Ama ben o üç haftayı çok iyi tanıyorum ve sanırım sen de tanıyorsun.
Sözlükte buna telefon kaçınması deniyor. Bu yazıda neden bu kadar pahalı bir iş olduğunu ve bende işi gerçekten iki dakikaya indiren şeyleri anlatacağım.
Telefonun farkı ne
Uzun süre bunu bir karakter özelliğim sandım. Sonra fark ettim ki telefon etmek, mesaj yazmakla kıyaslandığında bambaşka bir iş:
- Gerçek zamanlı. Düşünmek için duraklayamıyorsun. Yazarken beş saniye durmak görünmüyor; konuşurken beş saniyelik sessizlik ortada duruyor.
- Geri alınamaz. Yazdığın cümleyi silip yeniden yazabiliyorsun. Söylediğin cümle söylendi.
- Çift görev. Karşıdakini dinlerken aynı anda cevabını kurman gerekiyor. Bu doğrudan çalışma belleğine yaslanan bir iş ve DEHB'de bu alanın daha sınırlı çalıştığı gösteriliyor (Kofler ve ark., 2010).
- Not tutulamıyor. Randevu saati, isim, adres, referans numarası. Hepsi sesle geliyor ve hepsini tutman bekleniyor.
Üstüne bir de geçmiş biniyor. Daha önce kelime bulamadıysan, konunun ortasında dalıp gittiysen ya da karşındakinin sözünü kestiysen, bir sonraki arama bu anıların üstüne geliyor. Bende en çok işleyen şey bu: aramadan önce, geçmişte kötü giden bir aramanın sesi kafamda çalıyor.
Telefon etmek küçük bir iş gibi görünüyor. İçinde aynı anda yürütülen dört ayrı iş var ve dördü de aynı dar alandan besleniyor.
Kaçınma nasıl büyüyor
Sirois ve Pychyl'in (2013) çerçevesi burada çok iyi oturuyor: ertelemek, o andaki rahatsızlığı anında ortadan kaldırıyor. Rahatlama hemen geliyor, bedeli sonra geliyor ve bu sıralama ertelemeyi pekiştiriyor.
Sonra ikinci katman ekleniyor: gecikmenin kendisi. “Üç haftadır aramadım” bilgisi aramayı daha da zorlaştırıyor, çünkü artık aramanın yanına bir de açıklama borcu ekleniyor. Kafamda cümleyi kuruyorum: “Merhaba, aslında sizi çok daha önce arayacaktım...” O cümle bile yorucu geldiği için bir gün daha geçiyor.
Bu noktada mesele ertelemekten çıkıp kaçınmaya dönüşüyor. Aradaki farkı erteleme mi kaçınma mı yazısında ayrıntılı ele aldım; kısacası ertelemede iş aklında duruyor, kaçınmada zihnin işin varlığını silmeye başlıyor.
Bende işe yarayan hazırlıklar
Aramayı kolaylaştıran şey cesaret değil, hazırlık oldu. Hepsi konuşmadan önce yapılan, kağıt üstünde biten işler.
İlk cümleyi yaz. Sadece ilk cümleyi. “Merhaba, randevu almak için arıyorum.” Konuşmanın en zor kısmı açılış; o kısmı okuyunca gerisi akıyor. Ben bunu bir yıldır yapıyorum ve hala bırakmadım.
Soracaklarını listele. Üç madde yeterli. Konuşurken listeye bakmak hem unutmayı hem de kapattıktan sonra gelen “bir şey soracaktım” pişmanlığını ortadan kaldırıyor.
Kalem ve kağıt önceden hazır olsun. Not alacağın yer hazır değilse konuşmanın ortasında kalem aramaya başlıyorsun ve o saniyelerde söylenenleri kaçırıyorsun. Ben telefonu açmadan önce kağıdı önüme koyuyorum, üstüne de tarihi yazıyorum.
Ayakta ve yürüyerek konuş. Bende gözle görülür fark yaratan bir şey bu. Oturduğumda kelime aramak zorlaşıyor, ayağa kalkıp odada dolaşınca cümleler daha kolay geliyor.
Saatini belirle. “Bugün arayacağım” zayıf bir cümle. “Saat 11.00'de arayacağım” güçlü. Belirsiz niyet, aramanın akşama kadar kaymasına yol açıyor ve akşam olunca da “kapanmıştır” diyorsun.
Sesli mesaj için de hazırlan. Açılmadığında ne söyleyeceğini yazmak, hazırlıksız yakalanmayı engelliyor. Hazırlıksız bırakılan kötü bir sesli mesaj, sonraki aramaları zorlaştıran anılardan biri oluyor.
Kapattıktan hemen sonra yaz. Konuşmada söylenenler bende beş dakika içinde buharlaşıyor. Kapatır kapatmaz üç satır yazmak, aramayı ikinci kez yapmaktan kurtarıyor.
En pahalı aramalar: kurumlar ve sağlık
Aramaların hepsi aynı ağırlıkta değil. Bende en çok bekleyenler hep aynı iki grup: resmî kurumlar ve sağlık randevuları.
Sebebi şu: bu aramalarda karşı taraf bir ses menüsünden geçiyor, beklemeye alıyor, sonra sana bilmediğin bir terimle soru soruyor. Yani hem bekleme süresi var hem de hazırlıksız yakalanma ihtimali yüksek. Bu iki grubun kendi yazıları var: sağlık randevuları ve kağıt işleri ve bürokrasi.
Bunlarda ek olarak işe yarayan bir şey var: beklemeye alındığın süreyi baştan kabul etmek. Hoparlörü açıp yanına küçük ve sıkıcı bir iş almak, beklemeyi dayanılır kılıyor. Bekleme süresini boş geçirmek zorunda olduğumu sandığım sürece aramayı hiç başlatamıyordum.
Sık yapılan hata: aramayı bir kerede halletmeye çalışmak
Uzun süre şöyle düşünüyordum: madem arayacağım, tek seferde her şeyi halledeyim. Randevuyu alayım, şunu da sorayım, bu meseleyi de kapatayım.
Bu düşünce aramayı büyütüyor. Beş dakikalık bir iş, kafamda yirmi dakikalık bir mesele haline geliyor ve yirmi dakikalık meseleler daha kolay erteleniyor.
Şimdi tersini yapıyorum: bir arama, bir amaç. Randevuyu alıyorum, kapatıyorum. Diğer soru başka bir maddeye giriyor. Çoğu zaman o ikinci arama hiç gerekmiyor, çünkü cevabı zaten birincide öğreniyorum.
Bir şey daha: her aramanın telefon olması gerekmiyor. Kurumların çevrimiçi randevu sistemi varsa onu kullanmak kaçınma sayılmıyor, işi bitiren yolu seçmek sayılıyor. Kanalı değiştirmek, iradeyi zorlamaktan çok daha güvenilir bir çözüm.
Kaçınma ne zaman başka bir şeye işaret ediyor
Telefondan kaçınmak tek başına DEHB'ye özgü bir şey değil. Sosyal kaygı da çok benzer bir tabloya yol açıyor ve ikisi sık sık bir arada bulunuyor (Kooij ve ark., 2019).
Kaba bir ayrım şöyle: DEHB'ye bağlı kaçınmada asıl zorlanma başlamakta ve akılda tutmakta. Sosyal kaygıda ise merkezde karşı tarafın değerlendirmesi duruyor: aptal görüneceğim, kekeleyeceğim, sesim titreyecek.
İkisi birlikte de olabiliyor ve olduğunda tablo ağırlaşıyor. Aramaktan kaçınmak randevularını, işlerini ya da hakkını aramanı engelliyorsa, bunu bir uzmanla konuşmak yerinde olur.
Küçük işin gerçek boyutu
Bu yazıyı yazarken o üç haftalık maddeyi hala aramamıştım. Yazdıktan sonra aradım, üç dakika sürdü ve karşı taraf gecikmeyi hiç sormadı.
Buradan çıkardığım ders “aslında kolaymış” değil. Çünkü kolay olsaydı üç hafta beklemezdim. Çıkardığım ders şu: zorluk konuşmanın içinde değil, konuşmadan öncesinde duruyor. Yükün büyük kısmını kağıda aktardığında geriye gerçekten iki dakikalık bir iş kalıyor.
Yazılı kanalın kendi tuzakları var; onları e-posta ve mesaj felci yazısında anlattım.
Sık sorulanlar
- Telefon etmek neden bu kadar zor?
- Gerçek zamanlı, geri alınamaz ve hazırlanma imkanı düşük bir iletişim biçimi. Hem dinlemek hem cevap kurmak çalışma belleğini zorluyor.
- Ne işe yarıyor?
- Aramadan önce söyleyeceğiniz ilk cümleyi ve soracaklarınızı yazmak. Yazılı ilk cümle, en yüksek eşiği aşmayı sağlıyor.
- En zor aramalar hangileri?
- Kurumlar ve sağlık kuruluşları. Bekleme süresi, aktarmalar ve belirsiz adımlar bu aramaları diğerlerinden pahalı hale getiriyor.
- Aramayı tek seferde halletmek gerekir mi?
- Gerekmiyor ve bu sık yapılan bir hata. Aramayı parçalara bölmek, hiç aramamaktan iyi.
Yeni yazılardan haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.