DEHB'liler neden çok konuşur?
Söz kesmek, konudan konuya atlamak, aşırı paylaşmak. Bunların altındaki mekanizma ve ilişkilerde neye mal olduğu.
Bu yazıda 5 bölüm var
"Sözümü kesme." "Bırak da bitireyim." "Sen hep kendinden bahsediyorsun."
Bu cümleleri çok duyan biri, bir noktada susmayı öğreniyor. Ama sorunun ne olduğunu genellikle öğrenmiyor.
Üç ayrı mekanizma
1. Fren zayıf çalışıyor.
Barkley'nin (1997) kuramsal çerçevesinde DEHB'nin merkezine konan şey davranışsal ketleme: bir tepkiyi geri tutabilme becerisi.
Konuşmada bunun karşılığı şu: aklına gelen cümle ile ağzından çıkan cümle arasındaki mesafe kısalıyor. Söz kesmek burada bir saygısızlık kararı olmuyor; karar aşaması atlanıyor.
2. Söylemezsen kayboluyor.
Kofler ve arkadaşlarının (2010) çalışması, DEHB'de çalışma belleği kapasitesinin daha sınırlı olduğunu gösteriyor.
Pratik sonucu şu: söyleyeceğin şeyi karşındaki konuşmayı bitirene kadar tutamayacağını biliyorsun. O yüzden hemen söylüyorsun. Beklemek, düşünceyi kaybetmek anlamına geliyor.
Bunu bilmek çok şeyi değiştiriyor: söz kesen kişi aslında acele etmiyor, kurtarmaya çalışıyor.
3. İlgi hızlandırıyor.
İlgi duyulan bir konu açıldığında konuşma hızlanıyor, uzuyor ve ayrıntılanıyor. Karşıdaki kişinin ilgisinin bittiğini gösteren küçük işaretler ise gözden kaçabiliyor.
Söz kesmek genellikle "seni dinlemiyorum" demek değil. "Bunu şimdi söylemezsem gidecek" demek.
Görünen sonuçlar
- Söz kesme. En sık şikâyet edilen.
- Konu atlama. Bir cümle diğerini çağırıyor ve konuşma nereden başladığını unutuyor.
- Aşırı paylaşım. Yeni tanışılan biriyle çok özel şeyler paylaşmak. Sözlükte aşırı paylaşım.
- Konuşma tekeli. Konuşmanın uzun bölümünü doldurmak.
- Dinlerken kaçırma. Konuşurken değil, dinlerken kaybolmak da aynı tablonun parçası.
Wehmeier ve arkadaşlarının (2010) derlemesi, DEHB'de sosyal ve duygusal alandaki zorlukların yaşam kalitesi üzerinde belirgin etkisi olduğunu ortaya koyuyor. Yani bu, küçük bir görgü meselesi değil.
Ne işe yarıyor
Kâğıda not al. Konuşma sırasında yanında bir kâğıt olsun ve aklına geleni tek kelimeyle yaz. Bu tek şey, "söylemezsem kaybolacak" baskısını kaldırıyor ve beklemeyi mümkün kılıyor.
Karşıdakinin cümlesini bitirmesini bekle, sonra üçe say. Yapay geliyor ve işe yarıyor. Zamanla otomatikleşiyor.
Konuşmadan önce sor. "Bir şey anlatacağım ama uzun sürebilir, şimdi uygun mu?" Bu cümle, konuşma tekelini bir sorun olmaktan çıkarıyor.
Bir kez soru sor. Kendi anlattığından sonra karşıdakine bir soru sormayı kural hâline getirmek, karşılıklılığı dengeliyor.
Yakınlarınla bir işaret belirle. Partnerinle ya da yakın bir arkadaşınla, "şu an çok uzattım" demenin sessiz bir yolunu kararlaştırmak. Uyarı utandırıcı olmaktan çıkıp bir sisteme dönüşüyor.
Kendini fazla kısma. Bu listedeki en önemli madde olabilir. Tamamen susmak bir çözüm gibi görünüyor ama kendi olmaktan vazgeçmek anlamına geliyor. Amaç susmak değil, karşılıklılığı kurmak.
Utanç kısmı
Çok konuşmak, geriye dönük utancın en sık kaynaklarından biri. Eve gelip konuşmayı tekrar tekrar zihinde oynatmak yaygın bir deneyim.
Bu döngü hakkında DEHB'de utanç ve öz şefkat yazısında yazdım. İlişkilerdeki karşılığını ise DEHB ve ilişkiler yazısında ele aldım.
Özet
Çok konuşmak, dürtüselliğin ve sınırlı çalışma belleğinin birlikte ürettiği bir tablo. Nezaketsizlik olarak okunuyor ama mekanizması farklı.
Beklemeyi mümkün kılan tek şey, söyleyeceğini kaybetmeyeceğini bilmek. Elindeki kâğıt bunu sağlıyor.