DEHB'liler neden çok konuşur?
Söz kesmek, konudan konuya atlamak, fazla paylaşmak. Bu davranışların altındaki mekanizma ve ilişkilerde gerçekte neye mal olduğu.
Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français
Bu yazıda 6 bölüm var
“Sözümü kesme.” “Bırak da bitireyim.” “Bir de beni dinle.”
Bu cümleleri çok duydum ve her birinde aynı şeyi hissettim: haklılar ve ben bunu yapmak istememiştim.
Bir noktada susmayı öğreniyorsun. Ama sorunun ne olduğunu genelde öğrenmiyorsun ve öğrenmediğin için de çözemiyorsun; sadece kendini kısıyorsun. Bu yazı, arada ne olduğunu anlatıyor.
Üç ayrı mekanizma
1. Fren zayıf çalışıyor.
Barkley'in (1997) kuramsal çerçevesinde DEHB'nin merkezine konan şey davranışsal ketleme: bir tepkiyi geri tutabilme becerisi.
Konuşmadaki karşılığı şu: aklına gelen cümleyle ağzından çıkan cümle arasındaki mesafe kısalıyor. Söz kesmek burada bir saygısızlık kararı değil; karar aşaması hiç yaşanmıyor, cümle doğrudan çıkıyor. Cümle çıktıktan sonra “bunu neden söyledim” diye düşünme fırsatın oluyor, öncesinde değil.
Bu mekanizmanın daha geniş halini DEHB'de dürtüsellik yazısında anlattım.
2. Söylemezsen kayboluyor.
Kofler ve arkadaşlarının (2010) çalışması, DEHB'de çalışma belleği kapasitesinin daha sınırlı olduğunu gösteriyor.
Pratik sonucu şu: söyleyeceğin şeyi, karşındaki cümlesini bitirene kadar tutamayacağını biliyorsun. O yüzden hemen söylüyorsun. Beklersen düşünceyi kaybediyorsun.
Bunu öğrendiğimde çok şey yerine oturdu. Söz kesen kişi acele etmiyor; kurtarmaya çalışıyor. Bende bu o kadar belirgin ki, karşımdakini dinlerken aklımdaki cümleyi tekrarlıyorum ve tekrarladığım için de söylediklerini kaçırıyorum. Yani susmak bile dinlememe yol açabiliyor.
3. İlgi hızlandırıyor.
İlgi duyulan bir konu açıldığında konuşma hızlanıyor, uzuyor ve ayrıntılanıyor. Karşıdakinin ilgisinin bittiğini gösteren küçük işaretler ise gözden kaçıyor: kısalan cevaplar, saate bakış, gövdenin kapıya dönmesi.
Bende bu en çok sevdiğim konularda ve tam olarak kendimi en iyi hissettiğim anda oluyor. Sonradan bakınca en çok utandığım konuşmalar da onlar oluyor; çünkü o an karşımdakine bakmayı bırakıp konuya bakıyorum.
Söz kesmek çoğu zaman “seni dinlemiyorum” anlamına gelmiyor. “Bunu şimdi söylemezsem gidecek” anlamına geliyor.
Görünen sonuçlar
- Söz kesme. En sık şikayet edilen davranış. Ayrıntısını tartışırken söz kesmek yazısında ele aldım.
- Konu atlama. Bir cümle diğerini çağırıyor ve konuşma nereden başladığını unutuyor. “Neyden bahsediyorduk?” sorusunu ben soruyorum.
- Aşırı paylaşım. Yeni tanıştığın biriyle çok özel şeyler paylaşmak. Sözlükte aşırı paylaşım diye geçiyor ve ertesi gün en çok pişmanlık üreten kalem bu.
- Konuşma tekeli. Konuşmanın büyük bölümünü doldurmak ve bunu ancak eve döndüğünde fark etmek.
- Dinlerken kaçırmak. Konuşurken değil, dinlerken kaybolmak da aynı tablonun parçası.
Wehmeier ve arkadaşlarının (2010) derlemesi, DEHB'de sosyal ve duygusal alandaki zorlanmanın yaşam kalitesini belirgin biçimde etkilediğini gösteriyor. Yani bu küçük bir görgü meselesi değil; ilişkilerin kendisini etkiliyor.
Ne işe yarıyor
Kağıda not al. Konuşma sırasında yanında bir kağıt olsun ve aklına geleni tek kelimeyle yaz. Bu tek şey “söylemezsem kaybolacak” baskısını kaldırıyor ve beklemeyi mümkün kılıyor. Toplantılarda bunu yapmaya başladığımdan beri söz kesme sayım gözle görülür biçimde azaldı.
Cümlenin bitmesini bekle, sonra içinden üçe say. Yapay geliyor ve işe yarıyor. Birkaç hafta sonra sayma ihtiyacı azalıyor, çünkü bekleme alışkanlık haline geliyor.
Konuşmadan önce sor. “Bir şey anlatacağım ama uzun sürebilir, şimdi uygun mu?” Bu cümle konuşma tekelini bir sorun olmaktan çıkarıyor, çünkü karşı tarafa bir seçenek veriyor.
Bir soru sormayı kural yap. Kendi anlattığından sonra karşıdakine bir soru sormak, karşılıklılığı dengeliyor. Ben bunu bir kural haline getirdim, çünkü içimden kendiliğinden gelmiyor. Sebebi ilgisizlik değil; konuya dalmış olmam.
Yakınlarınla bir işaret belirle. Güvendiğin biriyle “şu an çok uzattım” demenin sessiz bir yolunu kararlaştırmak. Uyarı böylece utandırıcı olmaktan çıkıp bir sisteme dönüşüyor.
Sesli mesaj kullan. Uzun anlatılacak bir şey varsa, karşı tarafın istediği zaman dinleyebileceği bir kanala taşımak ikimizi de rahatlatıyor. Anlatma ihtiyacını bastırmadan zamanlamayı karşı tarafa bırakıyor.
Kendini fazla kısma. Listedeki en önemli madde bu olabilir. Tamamen susmak bir çözüm gibi görünüyor ama aslında kendin olmaktan vazgeçmek demek. Hedef sessizleşmek değil; karşılıklılığı kurmak.
Bunun iyi tarafı
Bu yazıyı yalnızca düzeltilecek bir kusur listesi gibi bırakmak istemiyorum, çünkü tablonun yarısı o değil.
Çok konuşan biri, konuşmayı başlatan kişi de oluyor. Sessiz kalan bir odada ilk cümleyi kuran, tanımadığı biriyle sohbeti açan, ortamdaki gerginliği dağıtan. Bu da aynı mekanizmadan geliyor.
Hızlı çağrışım kurmak da öyle. Bir konudan başka bir konuya atlamak, bazen dağılmak oluyor; bazen de kimsenin kurmadığı bağlantıyı kurmak. Kendi işimde en iyi fikirlerim tam olarak o atlamalardan çıkıyor.
Bana kalırsa mesele bu özelliği yok etmek değil. Mesele, karşımdakinin de odada olduğunu hatırlatacak küçük düzenekler kurmak.
Ne zaman başka bir şeye bakmak gerekiyor
Konuşmanın hızlanması her zaman DEHB'yle açıklanmıyor ve bunu yazmak önemli.
Alışılmadık biçimde hızlanmış, uyku ihtiyacı azalmış, fikirlerin ard arda geldiği ve kişinin kendini olağandışı enerjik hissettiği bir dönem varsa bu tablo ayrı bir değerlendirme gerektiriyor. Ayrımı DEHB mi bipolar mı yazısında ele aldım.
Ayırt edici nokta genelde süreklilik: DEHB'de konuşma hızı çocukluktan beri aynı ve dönemden döneme değişmiyor. Belirgin bir dönem halinde ortaya çıkıyorsa, bunu bir uzmana anlatmak gerekiyor.
Utanç kısmı
Çok konuşmak, geriye dönük utancın en sık kaynaklarından biri. Eve gelip konuşmayı zihinde tekrar tekrar oynatmak yaygın bir deneyim ve bende genelde gece yarısı başlıyor.
Kendi kendine yapılan o tekrarın bir işlevi yok: konuşma bitti, karşı taraf büyük ihtimalle unuttu, geriye yalnızca senin taşıdığın bir ağırlık kaldı. Bende işe yarayan şey, o geceyi bir değerlendirme anı saymayı bırakmak oldu. Gerçekten bir şeyi düzeltmem gerekiyorsa sabah aklıma zaten geliyor.
Bu döngüyü DEHB'de utanç ve öz şefkat yazısında, ilişkilerdeki karşılığını ise DEHB ve ilişkiler yazısında ele aldım.
Bir şeyi söyleyerek bitireyim: beklemeyi mümkün kılan tek şey, söyleyeceğini kaybetmeyeceğini bilmek. Elindeki kağıt bunu sağlıyor ve o kağıt bende iradeden çok daha güvenilir çıktı.
Sık sorulanlar
- Konuşmayı kesmek neden bu kadar zor?
- Çünkü söyleyeceğini tutamayacağını bilen kişi hemen söylüyor; beklerse kaybolacağını biliyor. Bu, çalışma belleğindeki güçlüğün doğrudan sonucu.
- Çok konuşmak dürtüsellik mi?
- Büyük ölçüde evet. Söz, beklemeden çıkıyor; niyetle ilgili bir seçim yapılmıyor.
- Ne işe yarıyor?
- Söylenecek şeyi yazmak. Kaybolmayacağını bilmek, hemen söyleme baskısını azaltıyor.
- Bunun iyi tarafı var mı?
- Var. Konuşmayı başlatmak, ortamı canlandırmak ve ilgi duyulan konuyu aktarmak aynı özellikten geliyor.
Yeni yazılardan haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.