İçeriğe geç
Yöntemler

DEHB için planlayıcı ve ajanda nasıl seçilir

Kağıt ajanda mı, telefon uygulaması mı? DEHB'de seçimi markadan çok sürtünme belirliyor. Karar soruları, tek sistem kuralı ve ilk hafta kurulumu.

6 dakika okumaOrta
Bu yazıda 8 bölüm var

Güzel bir ajanda almak, o ajandayı kullanmaya başlamanın yarısı gibi hissettiriyor. Kapağı hoş, kağıdı kaliteli, bölümleri düşünülmüş. İlk sayfaya özenle yazıyorsun, ikinci sayfaya biraz daha az özenle. Üçüncü haftada ajanda çantanın dibinde yatıyor. Bunu bilen biri olarak söylüyorum: sorun ajandanın güzel olması ya da olmaması değil.

DEHB'de planlayıcı seçerken sorulacak asıl soru "hangisi en iyisi" değil, "hangisini gün içinde kaç saniyede açabilirim ve içine her şeyi yazabilir miyim". Bu yazıda kağıt ile dijitali bu iki ölçüyle karşılaştıracağım. Marka ismi vermeyeceğim, çünkü seçimi belirleyen şey markalarda değil.

Planlayıcı tam olarak neyi çözüyor

Bir planlayıcının işi, kafanda tutamadığın şeyi kafandan çıkarıp bir yere koymak. DEHB'de bu iş özellikle önemli, çünkü çalışma belleği ve planlama gibi yürütücü işlevlerde zorlanmak bu tabloda sık görülüyor (Faraone ve ark., 2021). Ben bunu pratikte şöyle yaşıyorum: ileride yapılacak bir şeyi o an hatırlamak, zorlanılan alanlardan biri. Barkley'nin (2015) DEHB'ye yaklaşımında da yönlendirici fikirlerden biri bu: içeride tutulamayan bilgiyi dışarıya, görebileceğin ve dokunabileceğin bir yere taşımak.

Yani planlayıcı bir motivasyon aracı değil. Seni isteklendirmez, sana başlama gücü vermez. Yaptığı tek şey, "bunu yapacaktım" bilgisinin kafandan düşmesini engellemek. Bu mütevazı iş bile pek çok kişinin gününü değiştiriyor ama yazmanın yapmanın yerine geçmediğini baştan bilmek, hayal kırıklığını azaltıyor. Listede yazan işe başlayamıyorsan o ayrı bir mesele ve göreve başlayamamak yazısında ayrıca anlatıyorum.

Kağıt: ne veriyor, ne alıyor

Kağıdın en büyük artısı görünür olması. Masada açık duruyorsa orada. Bildirim göndermiyor, seni başka bir uygulamaya çekmiyor, pili bitmiyor. Sayfayı çevirdiğinde elinde ne varsa o var. Bazı kişiler için elle yazmanın kendisi de bir sakinleştirici. Ben günlük yazan biri olarak kalemin ritmini seviyorum ama bunun herkes için geçerli olduğunu, ya da elle yazmanın hatırlamayı kanıtlanmış biçimde artırdığını söyleyemem. Araştırma bu konuda DEHB'li yetişkinler için sınırlı.

Kağıdın bedeli de belli. Kaybolabiliyor, evde unutulabiliyor, çantada ezilebiliyor. Bir kere kaybolduğunda içindeki her şey de kayboluyor. Arama yapamıyorsun: "geçen ay doktorun söylediği şey neydi" sorusunu sayfa sayfa çevirerek buluyorsun. Tekrarlayan işleri her hafta yeniden yazmak gerekiyor ve bu, sıkıcı olduğu için ilk bırakılan kısım oluyor.

Kağıt sana uyuyorsa, benim önerim ince ve taşıması hafif bir şey almak ve bir de kalemi ona bağlamak. Kalemi arayarak geçen iki dakika, ajandayı açmamak için yeterli bir bahane.

Dijital: ne veriyor, ne alıyor

Dijitalin artıları somut: her yerde seninle, yedekleniyor, arama yapabiliyorsun, tekrarlayan işleri bir kere kuruyorsun, hatırlatıcı belirli bir saatte çalıyor. Zaman körlüğü olan biri için saatinde çalan bir bildirim, kağıdın veremeyeceği bir şey.

Eksisi ise şu: listeyi açmak için telefonu açıyorsun ve telefonun içinde listeden önce karşına çıkan başka şeyler var. Mark ve arkadaşlarının (2008) çalışması kesintiye uğrayan işin hem hızlandığını hem de gerginlik yarattığını bildiriyor. O çalışma DEHB'li kişilerle yapılmamış, ama gündelik gözlemim DEHB'de bunun daha da belirgin olduğu yönünde. Bu bir kanıt değil, bir gözlem. Listeye bakmak için telefona uzandığın an üç bildirim görüyorsan, listeye ulaşma ihtimalin düşüyor.

Dijitalin ikinci tuzağı ayar sayısı. Renk, etiket, filtre, görünüm, şablon. Kurulum keyifli olduğu için kurmak asıl işin yerine geçebiliyor. Bu örüntüyü uygulama avcılığı yazısında ayrıntılı anlattım.

Seçerken kendine soracağın üç soru

Aracın özelliklerini karşılaştırmayı bırak, kendi davranışına bak.

Bir şey aklıma geldiğinde kaç saniyede yazıyorum? Eğer cevap on saniyenin üstündeyse o madde yazılmayacak. Kağıt defter yanındaysa ve açıksa hızlı. Telefon uygulaması ana ekranın en alt sırasındaysa hızlı. Bir klasörün içinde, üç dokunuş ötedeyse yavaş.

Bugünün sayfası kendiliğinden açılıyor mu? Uygulamayı açtığında "bugün" ekranını görmen gerekiyor, yarım saat sürecek bir aramayı değil. Ajandada da aynı: ayraç ya da lastik bugünün sayfasında duruyor mu?

Dağınık kalırsa bozulur mu? Bir hafta atladığında araç seni cezalandırıyor mu? Geçmiş günlerin kırmızı kalıp yığılması bir uygulamada motive edici olabilir, sende utanç yaratıyorsa kapat. Kağıtta boş sayfa utanç yaratmıyor, o yüzden bazı kişilerde daha dayanıklı.

Bu üç soruya cevap vermek, bir mağazada ya da uygulama mağazasında geçireceğin saatlerden daha değerli. Ben olsam iki seçenek arasında kalınca ikisini de ikişer hafta, sırayla denerdim ve hangisinde daha az günü kaçırdığıma bakardım.

Tek sistem kuralı

Planlayıcı seçmekten daha önemli bir karar var: kaç tane. Cevap bir. Randevuların ve yapılacakların iki ayrı yerde durduğu bir düzende her sabah ilk iş "hangisine bakacağım" diye karar vermek oluyor ve karar vermek tam da yorucu olan şey. Bütün işlerin neden tek bir yere girmesi gerektiğini tek liste kuralı yazısında uzun uzun anlattım.

İki araç kullanmak isteyenlere şu çizgiyi öneririm: biri zaman bağlı şeylerin yeri (randevu, toplantı, teslim günü), diğeri zamanı olmayan şeylerin yeri (yapılacaklar). Ama bir maddenin yalnızca tek bir yerde yaşaması şart. Aynı şeyi ikisine birden yazarsan, birini güncellemeyi unuttuğun gün çelişki başlıyor.

Üç ay kuralı da önemli. Aracı en az üç ay değiştirmeyeceğine söz ver. Üç ay sonra "bu bana uymuyor" diyebilirsin, ama bu karar ilk hafta sıkıldığın için değil, üç ay boyunca yapılan kullanımdan çıkan bilgiyle verilmiş olur.

İlk hafta nasıl kurulur

Kurulumu kısa tut. İlk gün sadece iki şeyi yap: bugünkü randevuları ve bugün yapılması gerekenleri yaz. Kategori, renk, proje yapısı sonra, gerekirse.

Ajandanın yeri bir karar gerektirmesin. Kahveyi yaptığın masada, ya da telefonun ana ekranında. Bu, eşyayı göz önüne koyma fikrinin planlayıcıya uygulanmış hali, ayrıntısı görünür yer sistemi yazısında. Bir de açma zamanını sabitle: "sabah ilk kahveyi koyduktan sonra ajandayı açıyorum" gibi bir cümle. Gollwitzer ve Sheeran'ın (2006) derlemesi, ne zaman ve nerede yapılacağı baştan belirlenmiş niyetlerin daha sık uygulandığını gösteriyor.

Haftada bir de on beş-yirmi dakika oturup listeyi temizlemek gerekiyor. Yapılmayacak maddeleri silmek, geçen haftanın yarım kalanlarını taşımak ya da bırakmak. Bunu atlarsan her planlayıcı sonunda bir çöplüğe dönüşüyor. Nasıl yapıldığı haftalık gözden geçirme yazısında. Aklındakini ajandaya taşımadan önce boşaltmak istersen beyin boşaltma iyi bir ilk adım.

Nerede tutmuyor

Planlayıcı iş yükü çok büyük olduğunda tek başına yetmiyor. Günde yirmi randevusu olan birinin sorunu ajanda değil, takvimin kendisi. Bir de depresyon ya da yoğun tükenmişlik döneminde en iyi sistem bile açılmayabilir. O dönemde "neden kullanmıyorum" diye kendini sorgulamak yerine, ilaç ya da terapi gibi bir tedavi söz konusuysa bunu hekimle konuşmak daha doğru. Planlayıcı tedavinin yerine geçen bir şey değil, yanında duran bir araç.

Araştırma tarafında da dürüst olmam gerekiyor. Yetişkin DEHB'de organizasyon ve planlama becerilerini hedefleyen programların işe yaradığına dair çalışmalar var (örneğin Solanto ve arkadaşlarının 2010 tarihli randomize çalışması), ama bunlar çoğunlukla bir terapistin eşlik ettiği yapılandırılmış programlar. Tek başına bir ajanda almanın aynı etkiyi verdiğini söyleyecek veri yok.

Bana kalan

Bana kalırsa en doğru planlayıcı, seni en az utandıran ve en az uğraştıran olanı. Güzel olması bir artı ama hiçbir zaman asıl şart değil. Kağıt da dijital de işe yarıyor, ikisi de bırakılıyor. Fark, hangisinin senin bırakma sebeplerine daha az yer bırakması.

Benim önerim şu: bu hafta ikisinden birini seç, sadece birini. Kararı kısa tut, çünkü seçimi uzatmak da bir tür erteleme. Üç ay sonra elindeki araca bakınca "hala açıyorum" diyebiliyorsan doğru seçimi yapmışsın demektir, markası ne olursa olsun.

Daha somut bir başlangıç istersen sitedeki kontrol listeleri sayfası var, oradan günlük bir listeyle başlayabilirsin. Kağıt ya da ekran fark etmez.

Sık sorulanlar

DEHB için kağıt ajanda mı, dijital planlayıcı mı daha iyi?
İkisinin de güçlü ve zayıf yanı var, tek bir doğru cevap yok. Kağıt görünür kalır ama kaybolabilir, dijital her yerdedir ama dikkat dağıtıcı kapılarla birlikte gelir. Seçimi aracın özelliği değil, senin gün içinde onu kaç saniyede açabildiğin belirliyor.
Hangi marka ya da uygulamayı almalıyım?
Marka önermiyorum, çünkü belirleyici olan marka değil. Bakacağın şeyler şunlar: yeni bir madde eklemek kaç dokunuş ya da kaç saniye sürüyor, bugünün sayfası hemen açılıyor mu, sistem seni ayarlarla uğraştırıyor mu.
Hem kağıt hem dijital kullanabilir miyim?
Görev ve randevu tutan iki ayrı sistem kurarsan genelde ikisi de bozuluyor, çünkü hangisine bakacağına her seferinde karar vermen gerekiyor. İkisini kullanacaksan rolleri kesin ayır ve bir maddenin yalnızca bir yerde yaşamasını şart koş.
Planlayıcıyı kullanmayı sürekli bırakıyorum, ne yapmalıyım?
Önce bırakma anına bak: ilk iki haftadan sonra mı, bir günü kaçırdıktan sonra mı oluyor? Çoğu zaman sorun kaçırılan günü telafi etmeye çalışmaktan çıkıyor. Boş günü olduğu gibi bırakıp ertesi gün yeni bir sayfadan devam etmek bu döngüyü kırıyor.
Planlayıcı kullanmam DEHB tedavisinin yerine geçer mi?
Geçmez. Planlayıcı işlevi dışarıya taşımaya yarayan bir araç, tedavi değil. İlaç ya da terapi konusunda karar vermek için hekimle konuşman gerekir, planlayıcı bunlarla birlikte ya da onlardan ayrı kullanılabilir.

Bu yöntem sende ne yaptı?

İşaretin bu tarayıcıda saklanıyor. Sunucuya yalnızca sayı gidiyor, kim işaretledi tutulmuyor.

Yazar hakkında

Cansu, DEHB ile yaşayan bir yetişkin. Uzmanlığı yok; elindeki tek şey kendi denediği yöntemler ve kendi gündelik deneyimi. Bir yöntem onda tuttu diye sende tutar mı, bilinmez. Ondan gitmeyen bir şey senin işine yarayabilir.

Buradaki hiçbir şey tıbbi tavsiye, tanı ya da tedavi yerine geçmez. İlaç, doz ve tedavi kararları hekiminle konuşulacak şeyler. Daha fazlası.

Kaynaklar5
  1. Barkley, R. A. (2015). Attention-Deficit Hyperactivity Disorder: A Handbook for Diagnosis and Treatment (4. baskı). Guilford Press.↩
  2. Gollwitzer, P. M. ve Sheeran, P. (2006). Implementation intentions and goal achievement: A meta-analysis of effects and processes. Advances in Experimental Social Psychology, 38, 69-119.↩
  3. Mark, G., Gudith, D. ve Klocke, U. (2008). The cost of interrupted work: More speed and stress. CHI 2008 Proceedings, 107-110.↩
  4. Solanto, M. V., Marks, D. J., Wasserstein, J. ve ark. (2010). Randomized controlled trial of metacognitive therapy for adult ADHD. American Journal of Psychiatry, 167(8), 958-968.↩
  5. Faraone, S. V. ve ark. (2021). The World Federation of ADHD International Consensus Statement: 208 evidence-based conclusions about the disorder. Neuroscience & Biobehavioral Reviews, 128, 789-818.↩

Bu yazı 20 Ekim 2026 tarihinde güncellendi.

Yeni yazılardan haberdar ol

Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.