09.10.2026 Günlük XXXIX Aile benzerliği: ortak tek bir şey yoksa
Wittgenstein'a göre 'oyun' kelimesinin altında ortak tek bir özellik yok. DEHB tanısının belirti listesi için bunun ne anlama geldiğini yazdım.
Bu yazıda 11 bölüm var
09.10.2026 Günlük Sayfa XXXIX
Bir ipin gücü, baştan sona uzanan tek bir lifte değil, lifler birbirine geçtiği için.
Cuma. Bir belirti listesi okuyordum ve bir şey dikkatimi çekti. Liste dokuz maddeden oluşuyordu. Tanı için bunların beşi ya da altısı yeterliydi. Hangi beşi ya da hangi altısı olduğu önemli değildi.
Bir an durup hesabı yaptım. Dokuz maddeden beşini seçmenin yüz yirmi altı yolu var. İki kişi aynı tanıyı alabilir ve ortak tek bir belirtiyi paylaşmayabilir.
Bu bir mantık hatası gibi görünüyor. Değil. Bu, tam olarak Wittgenstein'ın tarif ettiği şey.
Oyun
Felsefi Soruşturmalar'ın altmış altıncı bölümünde Wittgenstein şunu soruyor: "oyun" dediğimiz şeylerin hepsinde ortak olan nedir?
Tahta oyunları var, kağıt oyunları, top oyunları, olimpiyat oyunları. Hepsinde eğlence mi var? Satranca bak, sonra tic-tac-toe'ya. Hepsinde kazanan ve kaybeden mi var? Tek başına oynanan iskambil falında kazanan yok. Hepsinde rekabet mi var? Bir çocuğun duvara top atıp yakalamasında rakip kim?
Wittgenstein'ın verdiği öğüt çok ünlü: "Düşünme, bak!" Bir tanım uydurma; gerçekte nasıl kullanıldığına bak. Bakınca ortak bir özellik değil, üst üste binen benzerlikler görüyorsun. Bazı oyunlar birbirine bir yönüyle, bazıları başka bir yönüyle benziyor ama hepsini tek bir çizgi bağlamıyor.
Bunun adını altmış yedinci bölümde koyuyor: aile benzerlikleri. Bir ailenin üyeleri arasında boy, göz rengi, yürüyüş, mizaç gibi özellikler birbirine geçiyor. Hiçbiri hepsinde ortak değil ama hepsi aynı ailede.
İp benzetmesi
Aynı bölümde bir ip imgesi var ve onu daha çok seviyorum. Bir iplik, bir lifin baştan sona uzanmasıyla güçlü olmaz. Birçok lifin uç uca eklenip birbirine dolanmasıyla güçlü olur.
Kavramlar da böyle. Bir kavramı bir arada tutan şey, tek bir ortak özellik değil; birbirini tutan çok sayıda küçük benzerlik.
Bu fikir, bir şeyin ne olduğunu tanımlamak için gereken ve yeterli koşulları aramaya çalışan eski felsefe geleneğine karşı çıkıyor. Sokrates'ten beri "adalet nedir", "bilgi nedir" diye tek bir tanım arıyorduk. Wittgenstein, çoğu kavramda böyle bir tanım olmadığını söylüyor ve bu bir eksiklik değil.
Belirti listesi
Bu fikri DEHB'ye taşıdığımda ilginç bir şey oldu.
Tanı ölçütlerinin yapısı tam olarak aile benzerliği biçiminde. Dikkatsizlik tarafında dokuz belirti var, hiperaktivite ve dürtüsellik tarafında dokuz. Çocuklarda altısı, yetişkinlerde beşi yeterli. Bu tür ölçütlere, belirtilerin tümünün değil bir bölümünün gerekli olduğu anlamında çok ölçütlü deniyor.
Sonuç: dikkatsizlik ağırlıklı sunumu olan biri ile hiperaktif ve dürtüsel sunumu olan biri aynı tanıyı alabilir ve ölçütlere göre tek bir belirtiyi bile paylaşmayabilir. Biri dalıp giden, unutkan, işlerini yarım bırakan; öbürü yerinde duramayan, söz kesen, sabırsız. İkisi de DEHB.
Dikkatsiz tip yazısında bu sunumu ayrıntılı yazdım. Burada fark ettiğim şey, bunun bir kusur değil, kavramın doğası olduğu.
"Bende var mı" sorusu
Bir belirti listesi okuyan çoğu insanın ilk tepkisi iki yönde birden çalışıyor.
Bir yanı "hepsi bende var" diyor. Diğer yanı "yok, yalnızca bazıları, o zaman bende yok" diyor.
İkinci düşünce ölçütlerin yapısını yanlış anlıyor. Hepsinin olması gerekmiyor. Ama birinci düşünce de yanlış: hepsinin bende olması, tanıyı kanıtlamıyor. Tanı yalnızca listeyle konmuyor; belirtilerin şiddeti, süresi, ne kadar ortamda göründüğü ve işlevi ne kadar bozduğu da hesaba giriyor.
Yetişkinlerde belirtiler yazısında bu noktayı vurguladım: listeye uymak yetmiyor, sonuçlara bakmak gerekiyor.
Wittgenstein'ın fikri bu tablo için bir rahatlık veriyor. "Bende tipik DEHB yok" cümlesinin dayanağı yok, çünkü tipik bir DEHB yok. Bir aile var ve üyeleri birbirine benziyor.
Tehlike: kimlik
Bu fikrin bir yan etkisi var ve onu da yazmak gerekiyor.
Aile benzerliği, bir kavramın sınırlarını esnek yapıyor. Esnek sınır, her şeyi içine alabilir. Sosyal medyada DEHB içerikleri tam bu esneklikten besleniyor: kısa, çarpıcı bir tarif, herkesin bir yanını yakalıyor. Sosyal medya yazısında bunu ele aldım.
Wittgenstein bunu da düşünmüş. Aile benzerliği, her şeyin her şeye benzediği anlamına gelmiyor. Bir sınır var; sadece keskin değil. Oyun kavramı satrançla başlıyor ve bir çocuğun duvara top atışına uzanıyor; ama bir deprem oyun değil.
Sınırın bulanık olması, sınırın olmadığı anlamına gelmiyor. Sorites yazısında aynı şeyi başka bir yoldan yazmıştım.
DEHB için bu şu demek: kavram esnek, ama işlev kaybı ölçütü o esnekliğin sınırını çiziyor. Belirtilerin varlığı değil, sonuçları hesaba giriyor.
Kuralı izlemek
Wittgenstein'ın aynı eserinde, aile benzerliğine yakın bir başka tartışma var: bir kuralı izlemek ne demek? Bu sitede kural izleme üzerine ayrı bir metin yazdım.
İki fikir arasında bir bağ var. Bir kavramın kullanımını öğrenmek, bir tanımı ezberlemek değil; örnekler görüp benzerlikleri sezmek. Bir çocuk "oyun" kelimesini tanım öğrenerek değil, oynayarak öğreniyor.
Tanıyı öğrenmek de buna benziyor. Yıllar sonra bir listeye bakıp "ah, bu bendenmiş" demek, tanımı kavramak değil; örneklerin içinde kendini tanımak. Bu tanıma, sınırları keskin bir tanımdan çok, bir aileye girmeye benziyor.
Anlam kullanımda
Wittgenstein'ın aynı eserindeki bir başka cümle, bu fikrin neden önemli olduğunu açıyor: bir sözcüğün anlamı, dildeki kullanımıdır.
Bir sözcüğün arkasında bir tanım ya da bir öz aramak yerine, insanların onu nasıl kullandığına bakmak gerekiyor. "Oyun" kelimesini kullanan herkes, tanımı bilmeden onu doğru kullanıyor.
"DEHB" kelimesi de böyle kullanılıyor. Hekim ölçütlere bakarak kullanıyor, sosyal medyada bir kişi kendini tarif etmek için kullanıyor, aile bir çocuğu anlatmak için kullanıyor. Üç kullanım örtüşüyor ama aynı değil. Hangisinin "gerçek" kullanım olduğunu sormak yanlış soru olabilir; hangi bağlamda hangi kullanımın geçerli olduğunu sormak daha işe yarıyor.
Bu, tanı kararı için tıbbi ölçütlerin neden belirleyici olduğunu açıklıyor: hukuki ve tıbbi bağlam, kelimenin ne anlama geleceğini bir kural olarak sabitliyor. Gündelik konuşmada ise kelime esniyor.
Geç tanı ve tanıyamamak
Geç tanı alan birinin sık yaşadığı bir şey var: başka DEHB'lileri tanımakta zorlanmak.
Okuduğu hikayelerin bir kısmı kendisine hiç benzemiyor. Yerinde duramayan çocuklar, sınıfı dağıtanlar, ceza alanlar. O kişi hiç böyle değildi; sessiz, dalgın, idare eden biriydi. Hikayelerde kendini bulamayınca, tanıdan şüphe ediyor.
Aile benzerliği bu şüpheye iyi bir cevap veriyor. Aynı ailede iki kardeşin birbirine hiç benzemediği olur; ikisi de aynı annenin çocuğu. Hikayelerde kendini bulamamak, aileden olmamak anlamına gelmiyor.
Sitenin Senin Deneyimin bölümü bu yüzden önemli bence. Tek bir DEHB anlatısı değil, birbirinden farklı anlatılar yan yana duruyor. Okur kendini birinde bulamasa bile, benzerlik ağının bir yerinde bulabilir.
Etiketin sınırları
Bu felsefi fikrin bir uyarısı da var: etiket, kişinin kendisi değil.
"DEHB'liyim" cümlesi bir benzerlik ailesine bağlanmak demek ve bu çok yararlı: destek, bilgi ve toplulukla bağlantı sağlıyor. Ama aynı cümle, kişinin kendini yalnızca bu aileye göre tanımlamasına da yol açabiliyor.
Aile benzerliğinde üyelik, birbirine geçen benzerliklerin sonucu; bir kimlik kartı değil. Aynı ailenin üyesi olmak, ailenin her özelliğini taşımak demek değil.
Bu, yararlı bir çerçeve: belirtilerden bazıları bende, bazıları yok; bazılarını hiç yaşamadım, bazılarını çok yaşadım. Bu bir eksiklik değil, ailenin kendi yapısı.
Bugün dinlediğim
Arvo Pärt: Credo.
1968 tarihli, koro, piyano ve orkestra için. Bach'ın do majör prelüdünü alıp çevresini sert, parçalı bir müzikle kuşatıyor. Parça Sovyet yönetimince yasaklanmış.
Credo'yu Fratres'in yanında dinlediğimde bunların aynı bestecinin eseri olduğuna inanmak zor geliyor. Biri sertliğin ve parçalanmanın içinden geçiyor; öbürü sakin, tekrarlı, neredeyse hareketsiz. Ortak tek bir yüzey özelliği bulamıyorum.
Ama ikisinin de Pärt olduğunu biliyorum. Aralarında bir yol var ve o yolun adım adım gidildiği duyuluyor. Aile benzerliği, bir bestecinin ömrü için de işliyor.
Yarına
Yarın cumartesi. Haftanın bir yerinde kendime sorduğum "benim gibi biri" sorusunun, tek bir doğru cevabı olmadığını bugün görmüş oldum. Bir aile var; ben de içindeyim.
Yeni yazılardan haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.