DEHB'de sık iş değiştirmek: sıkılınca gitmek mi, uymayınca mı?
Yeni işin ilk ayları parlıyor, sonra bir sabah her şey griye dönüyor. DEHB'de sık iş değiştirmenin ardında ne var, araştırmalar ne söylüyor, gitmeden önce ne soruyorum?
Bu yazıda 7 bölüm var
Yeni bir işin, yeni bir projenin ilk haftaları bende hep aynı parlaklıkta geçer. Her şey öğrenilecek, her konuşma bir şey anlatıyor, sabahları uyanmak kolay. Kafamda sistemler kuruyorum, geceleri fikir yazıyorum.
Sonra bir gün, ne zaman olduğunu tam söyleyemediğim bir gün, aynı iş griye dönüyor. Yapacaklarım değişmemiş. Değişen şey, onları yapmak için içimde bir şeyi kaldırmam gerekmesi.
İnsan bazen o griliği işin kendisinden sanıyor ve bir sonrakine bakmaya başlıyor.
Bu yazıda o anı konuşmak istiyorum: sıkılınca gitmek. DEHB'de hangi işlerin daha uyumlu olduğunu ayrı bir yazıda konuştum; burada iş seçiminden çok, bir işten çıkma kararının kendisine bakıyorum.
Araştırmalar ne söylüyor, ne söylemiyor
Önce veriyi koyayım, çünkü "DEHB'liler hep iş değiştirir" cümlesi hem doğru hem eksik.
Çocuklukta DEHB tanısı almış kişileri genç yetişkinliğe kadar izleyen bir çalışma, onları kontrol grubuyla karşılaştırdığında iş hayatında belirgin farklar buldu (Kuriyan ve ark., 2013). DEHB grubunda en az bir kez işten çıkarılmış olanların oranı yüzde 61'di, kontrol grubunda yüzde 43. İşi sevmediği için bırakmış olanlar DEHB grubunda yüzde 53, kontrol grubunda yüzde 36'ydı. İşten çıkarılmada DEHB tanısı ve okul yıllarındaki akademik sorunlar belirleyici çıktı.
Ama aynı çalışmada şu da var: toplam iş sayısında iki grup arasında fark yoktu. Otuzlu yaşlarına gelmiş bu insanlar ortalamada benzer sayıda iş değiştirmişti.
Bu ayrıntı bende uzun süre kalan bir soruyu değiştirdi. Belki asıl mesele, işlerin nasıl bittiği. Kendi isteğimle, planlı ve bir yere doğru mu çıkıyorum, yoksa sıkılmış, tükenmiş ya da çıkarılmış olarak mı?
Barkley ve arkadaşlarının uzun süreli izlem çalışması da benzer bir tablo çiziyor: çocuklukta hiperaktif olan genç yetişkinler daha fazla işten çıkarılmıştı, işverenler de onların iş performansını daha düşük ve iş yerindeki DEHB belirtilerini daha yüksek değerlendirmişti (Barkley ve ark., 2006). Bu çalışmada iş yerindeki belirtilerin hem performansı hem de çıkarılma riskini öngördüğü bildiriliyor.
Burada bir not düşmem gerekiyor. Bu iki çalışmanın örneklemi, çocuklukta klinik olarak tanı almış ve belirtileri görünür olan insanlardan oluşuyor. Benim gibi geç tanı almış, sessiz sunumlu biri o tablonun birebir içinde değil. Yine de örüntü tanıdık.
Aynı insan, farklı iş
Beni en çok düşündüren çalışma, rakamdan çok anlatıya bakan bir çalışma oldu.
Lasky ve arkadaşları, çocukken DEHB tanısı almış 125 genç yetişkinle iş deneyimleri üzerine görüşmeler yaptı (Lasky ve ark., 2016). Katılımcıların yarısından fazlası belirtilerinin bağlama göre değiştiğini anlattı: bazı işlerde neredeyse hiç sorun yaşamazken bazılarında dağıldıklarını söylediler. Onlara iyi gelen iş özellikleri de dikkat çekiciydi: belli bir zorluk ve baskı, yenilik ve çeşitlilik, hızlı tempo, fiziksel ve elle yapılan işler, konuya gerçek bir ilgi.
Bu, sık iş değiştirmeyi iki farklı biçimde okumayı mümkün kılıyor.
Birinci okuma: kişi uyarım arıyor, yenilik bitince ilgi de bitiyor ve bir sonraki yeniliğe koşuyor. Sözlükte buna yakın bir kavram var: yeniliğin sönmesi.
İkinci okuma: kişi kendisine uymayan bir yapıdan çıkıp uyanı arıyor. Bir işin bir yıl sonra gri görünmesinin sebebi, o işin gerçekten sana göre olmaması da olabilir.
Sıkılmak her zaman kaçmak demek değil. Bazen doğru bir ölçüm.
Zor olan, ikisinin içeriden aynı hissettirmesi. İkisinde de sabah ağırlaşıyor, ikisinde de başka ilanlara bakmak aynı küçük heyecanı veriyor.
Gitmenin maliyeti
Sözlükte bu örüntünün adı kariyer zigzağı. Adı biraz sevimli ama bedeli gerçek.
Her yeni başlangıç, birikimin bir kısmını sıfırlıyor: ilişkiler, kurum bilgisi, yıllar içinde kazanılan güven. Bir de görünmeyen bir bedel var: başlangıçların kendisi pahalı. Yeni sistemler, yeni insanlar, yeni kurallar demek. İlk aylardaki o parlaklık, aslında uzun süre dayanılamayacak kadar yüksek bir enerji harcamasının parlaklığı.
Uzun vadeli tabloya da bakmak gerekiyor. Norveç'te klinik tanılı 414 yetişkinle yapılan bir çalışmada çalıştığını bildirenlerin oranı yüzde 24'tü, genel nüfustan kontrol grubunda ise yüzde 79 (Halmøy ve ark., 2009). Bu, klinik başvuru yapmış ve muhtemelen zorlandığı için yardım aramış bir örneklem; bütün DEHB'li yetişkinleri temsil etmiyor. Ama bir işten diğerine savrulmanın her zaman bir üste çıkmakla bitmediğini hatırlatıyor. Aynı çalışmada çocuklukta tedavi almış olmak, yetişkinlikte çalışıyor olmanın en güçlü öngörücüsüydü.
Kendi işimde bu nasıl görünüyor
Kendi şirketim var ve bu bana tuhaf bir özgürlük veriyor: işi değiştirmeden işin içini değiştirebiliyorum. Dijital strateji işinin her projesi başka bir marka, başka bir veri, başka bir soru. Bu yapının benim için neden bu kadar uygun olduğunu artık daha iyi anlıyorum; yenilik işin tanımında var.
Ama aynı örüntü burada da çalışıyor, sadece başka bir kılıkta. Yeni bir hizmet fikri, yeni bir proje türü, yeni bir alan... Mevcut işin sıkıcı ama gerekli kısmına geldiğimde zihnimin bir sonraki parlak şeye kaydığını fark ediyorum. İş değiştirmiyorum ama iş değiştirme dürtüsü, yeni bir şey başlatma dürtüsüne dönüşüyor. Bunun hobi mezarlığı yazısında anlattığım şeyle aynı kökten geldiğini düşünüyorum.
Gitmeden önce sorduğum sorular
Karar anını yavaşlatmak için kendime bir liste kurdum. Amacı beni bir sonuca bağlamak değil; griliğin kaynağını ayırmak.
Neyin söndüğünü tek cümleyle yazabiliyor muyum? "Sıkıldım" yeterince bilgi değil. "Aynı raporu her ay hazırlamaktan sıkıldım" ile "bu işte hiçbir şey öğrenmiyorum" farklı kararlar gerektiriyor. İlki işin bir parçasının değişmesiyle çözülebilir, ikincisi belki çözülemez.
Sönen şey iş mi, yenilik mi? Kendime şunu soruyorum: bu işi ilk ayındaki gibi olmasa da, bir yıl önceki hâlime göre hâlâ ilginç buluyor muyum? Cevap evetse, eksik olan yenilik olabilir ve yenilik işin içinde de üretilebilir: yeni bir sorumluluk, yeni bir proje, işin bir kısmını başkasına devretmek.
Uyku, yük ve dönem ne durumda? Tükenmiş olduğum bir dönemde her iş gri görünüyor. Son aylarda her şeye yetişmeye çalışıp yorulduğumu yazmıştım; o dönemde verdiğim kararlara şimdi daha temkinli bakıyorum. Tükenmişlikten çıkış kararını tükenmişken vermek riskli. İşaretlerini tükenmişlik yazısında topladım.
Gittiğim yer neyi farklı yapıyor? Yeni işin cazibesi büyük ölçüde henüz bilinmemesinden geliyor. Lasky ve arkadaşlarının listesindeki özelliklere bakıp somut olarak sormak işe yarıyor: yeni iş daha çeşitli mi, daha hızlı geri bildirim veriyor mu, gerçekten ilgilendiğim bir alan mı? Yoksa sadece yeni mi?
Gidilecekse nasıl gidilir
Bazen bütün sorulardan sonra cevap yine "git" oluyor. O zaman da gitmenin biçimi önemli.
DEHB'de en riskli çıkış, bir sabah aniden verilen karar. Kötü bir toplantının ardından yazılan istifa mesajı, bir anlık öfkeyle kapatılan kapı. Sözlükte bunun adı ani karar: karar bazen doğru çıkıyor, süreç yine de riskli.
Denemeye değer bulduğum çıkış düzeni üç adımdan oluşuyor. Önce gideceğim yeri, en azından yönü belirlemek; boşluğa atlamak yerine bir sonraki adımı görmek. Sonra yarım kalan işleri bir listeye dökmek ve devredilebilir hâle getirmek, çünkü DEHB'de bir işten çıkarken en kolay unutulan şey arkada bırakılan dağınıklık. En son da ilişkileri korumak: kısa bir teşekkür, açık bir devir notu. İş dünyası küçük ve bugün kapattığın kapı, birkaç yıl sonra açmak isteyeceğin kapı olabiliyor.
Kalmak da her zaman erdem değil
Bu yazının "iş değiştirme" demek olmadığını söylemeliyim. Uymayan bir işte kalıp kendini düzeltmeye çalışmanın da ağır bir bedeli var. Bazen gitmek doğru karar, bazen hayatın en iyi kararı.
Benim için değişen şey, gitme isteğine artık bir karakter kusuru gibi bakmamam. Bir sinyal gibi bakıyorum. Sinyal bazen "burası sana göre değil" diyor, bazen "yenilik bitti, bir şey kurman gerekiyor". İkisini ayırmak birkaç hafta sürüyor. O birkaç hafta, yıllar içinde verdiğim en ucuz yatırım gibi geliyor.