İçeriğe geç
Yöntemler

DEHB iş görüşmesinde söylenmeli mi?

Söylemenin ve söylememenin bedelleri. Damgalanma verisi, tanı yerine ihtiyacı söyleme yöntemi ve karar verirken kendine soracağın tek soru.

5 dakika okumaOrta

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Bu yazıda 9 bölüm var

Bu soruyu bana en çok tanısını yeni almış insanlar soruyor ve sorarken sesleri hep aynı oluyor: biraz suçlu.

Sanki söylememek bir yalanmış gibi. O yüzden en baştan bunu düzeltmek istiyorum: söylemek zorunda değilsin.

Tanı özel bir sağlık bilgisi ve paylaşımı senin kararın. Bunu bir dürüstlük meselesi gibi görmek yanlış ve bu çerçeveyi genelde kimse bize dayatmıyor, biz kendimize kuruyoruz.

Ben kendi işimi kurduğum için bu soruyu bir görüşme masasında yaşamadım. Ama müşteri toplantılarında aynı düğümü çok kez yaşadım: söylesem mi, söylemesem mi, söylersem ne olur? Aşağıdakiler hem o düğümden hem okuduklarımdan çıktı.

Görüşmede neden genellikle işe yaramıyor

Görüşme, seni tanımayan insanların kısa sürede bir karar verdiği bir ortam.

O anda verilen bilgi bağlamsız kalıyor. Karşı taraf senin nasıl çalıştığını görmüş değil; elinde yalnızca bir etiket oluyor ve o etiketi kendi bildiğiyle dolduruyor. Kimin aklında ne varsa oraya gidiyor: sınıfta duramayan bir çocuk, izlediği bir video, tanıdığı bir kişi.

Damgalanmanın gerçek olduğunu da eklemek gerekiyor. Masuch ve arkadaşlarının (2019) çalışması, DEHB'li yetişkinlerde beklenen ayrımcılık ve içselleştirilmiş damgalanma düzeylerinin azımsanmayacak ölçüde olduğunu bildiriyor. Mueller ve arkadaşlarının (2012) derlemesi de damgalanmanın hem toplumsal hem içsel düzeyde işlediğini ortaya koyuyor.

Yani risk hayalî değil ve “ben açık olayım, anlayış gösterirler” beklentisi çoğu zaman karşılık bulmuyor.

Görüşmede söylenen tanı, bir bağlam kazanmadan önce bir izlenime dönüşüyor.

Bunun yerine ne yapılabilir

En işe yarar yaklaşım: tanıyı söylemeden ihtiyacı söylemek.

Görüşmede kullanılabilecek cümleler:

  • “En verimli çalıştığım ortam, sessiz ve kesintisiz blokların olduğu bir düzen.”
  • “Toplantı çıktılarının yazılı paylaşılması benim için çok işe yarıyor.”
  • “Uzun projelerde ara teslimlerle çalışmak bende en iyi sonucu veriyor.”
  • “Sabahları geç, akşamları verimli çalışıyorum; esnek saat mümkün mü?”

Bu cümleler tanı gerektirmiyor, kimseye açıklama borcu doğurmuyor ve seni profesyonel gösteriyor. Ayrıca sana asıl gereken bilgiyi de veriyor: bu iş yeri esnek mi, değil mi?

Karşı tarafın bu sorulara verdiği cevap, işin sana uyup uymadığını daha görüşmede öğrenmeni sağlıyor. Bu, bence görüşmenin en değerli kısmı. Ben bir işin bana uymadığını üç ay sonra anlamayı çok pahalı buluyorum.

Nasıl çalıştığını önceden yazmak

Bunu kendim için yapmam yıllarımı aldı ama çok işe yaradı: nasıl çalıştığımı bir sayfaya yazdım.

İçinde şunlar var: hangi saatlerde iyi düşünüyorum, hangi tür işi nasıl bölüyorum, nasıl verilen geri bildirim işime yarıyor, ne tür bir talep beni kilitliyor.

Elbette bir görüşmede bunu kağıttan okur gibi aynen söylemiyorum. Ama yazılı olması, o anda doğru cümleyi bulmamı sağlıyor. Hazırlıksız girdiğim her konuşmada ya çok fazla açıklıyorum ya hiçbir şey söyleyemiyorum.

Ne zaman söylemek anlamlı oluyor

Somut bir düzenlemeye ihtiyacın varsa ve o düzenleme resmî bir işlem gerektiriyorsa.

Bu durumda:

  • İşe girdikten sonra konuş. Performansın görüldükten sonra bilgi bambaşka bir yere oturuyor. Aynı cümle, çalıştığını gören biri için tamamen farklı bir anlam taşıyor.
  • Doğrudan ilgili birimle konuş. İnsan kaynaklarıyla ya da iş yeri hekimiyle konuşmak, tüm ekibe anlatmaktan daha korunaklı.
  • Talebi net söyle. “DEHB'im var” cümlesi tek başına havada kalıyor. “Toplantı notlarının yazılı paylaşılmasını istiyorum” bir talep oluyor.
  • Yazılı yap. Sözlü konuşulan düzenlemeler unutuluyor; unutulduğunda da kimse kötü niyetli olmuyor, sadece kayıt yok.
  • Yöneticini tanı. Aynı bilgi iki ayrı yöneticide bambaşka sonuçlar doğurabiliyor. Yöneticin DEHB'ni bilmiyorsa yazısında bu kısmı ele aldım.

Zemini var mı

Var. de Graaf ve arkadaşlarının (2008) çok ülkeli iş gücü verileri, DEHB'nin iş performansı ve devamsızlık üzerinde ölçülebilir etkileri olduğunu ortaya koyuyor.

Yani düzenleme istemek ayrıcalık istemek değil; belgelenmiş bir ihtiyaca dayanıyor. Bunu bilmek, talebi dile getirirken sesin titremesini azaltıyor.

İş yerlerinin sağlık durumu nedeniyle hangi düzenlemeleri yapmak zorunda olduğu ülkeden ülkeye değişiyor. Bu konuda güncel bilgi için bir hukukçuya ya da yetkili kuruma danışmak gerekiyor; bu yazı hukuki bir kaynak değil.

Söylememeyi seçersen

Bu tamamen meşru bir seçim ve suçluluk duymanı gerektiren bir şey değil.

Damgalanmanın gerçek olduğu bir ortamda susmak, kendini korumanın bir yolu. Sözlükte açıklama kararı başlığı bu dengeyi anlatıyor.

Söylemeden de çok şey yapılabiliyor: kulaklık kullanmak, yazılı talimat istemek, odak saatleri belirlemek, uzun işleri parçalara bölmek, toplantı sonrası kendi notunu paylaşmak. Bunları iş hayatında DEHB ve düzenlemeler yazısında topladım.

Söylersen karşılaşabileceğin tepkiler

Bunu önceden bilmek hazırlıklı olmayı kolaylaştırıyor. En sık karşılaşılan üç tepki şöyle.

“Herkes biraz öyle.” Genelde küçümseme niyeti olmadan söyleniyor ama etkisi aynı: talebini bir tercihe indirgiyor. Buna karşı tartışmaya girmek yerine somut talebe geri dönmek işe yarıyor.

Aşırı koruyuculuk. Bu daha sinsi. Sorumluluk verilmemeye başlıyor, zor projeler başkasına gidiyor, “seni yormayalım” cümlesi dolaşıma giriyor. İyi niyetle geliyor ama kariyerini durduruyor.

Sessizlik. Bir şey söylenmiyor ama bir şey değişiyor. Bunun olduğunu kanıtlaman da mümkün olmuyor. İnsanların bu ihtimalden en çok korkmasının sebebi bu.

Üçünü de duyan insanlar var. Üçünü de duymayan, açtıktan sonra rahatlayan insanlar da var. Sonucu belirleyen şey büyük ölçüde kurum kültürü oluyor ve bunu görüşme aşamasında tahmin etmek çok zor.

Karar verirken tek soru

Bütün mesele şu soruya iniyor:

Bu bilgiyle karşı tarafın ne yapmasını istiyorum?

Cevabın somutsa (yazılı not, esnek saat, sessiz oda) söylemek işe yarayabiliyor.

Cevabın “anlaşılmak” ise sonuç çok daha değişken. Anlayış istemek meşru bir ihtiyaç; ama karşı taraf onu vermeyebiliyor ve o zaman elinde bilgi kalıyor, sonuç kalmıyor.

Bu soruyu kendime sormaya başladığımdan beri çok daha az şey açıklıyorum ve çok daha az pişman oluyorum.

Son bir not

Bu kararın geri dönüşü yok. Söylediğin bilgiyi geri alamıyorsun ve kimin kime ne anlattığını kontrol edemiyorsun.

Bu yüzden acele etmeye değmiyor. Bir hafta daha beklemenin bir maliyeti yok; erken söylemenin olabiliyor.

Genel çerçeveyi DEHB tanısını kime, ne zaman açmalı yazısında ele aldım.

Sık sorulanlar

Mülakatta sağlık durumu sorulabilir mi?
Tanı özel bir sağlık bilgisi ve paylaşmak zorunda değilsiniz. Soru gelirse işin gereklerini nasıl karşıladığınızı anlatmak, tanıdan söz etmeden yeterli oluyor.
Görüşmede açmak neden işe yaramıyor?
Karşı taraf sizi henüz tanımıyor ve bilgi bağlamsız kalıyor. Aynı cümle, performansınız bilindikten sonra bambaşka karşılanıyor.
Söylemeden ne yapılabilir?
İhtiyacı söylemek: yazılı talimat, toplantı notu, esnek başlangıç saati. Nasıl en iyi çalıştığınızı anlatmak tanıya gerek bırakmıyor.
Ne zaman söylemek anlamlı oluyor?
Somut bir düzenlemeye ihtiyaç varsa ve bunun için tanı gerekiyorsa. O durumda da işe girdikten sonra, ilişki kurulduğunda konuşmak daha iyi sonuç veriyor.

Bu yöntem sende ne yaptı?

İşaretin bu tarayıcıda saklanıyor. Sunucuya yalnızca sayı gidiyor, kim işaretledi tutulmuyor.

Yazar hakkında

Cansu, DEHB ile yaşayan bir yetişkin. Uzmanlığı yok; elindeki tek şey kendi denediği yöntemler ve kendi gündelik deneyimi. Bir yöntem onda tuttu diye sende tutar mı, bilinmez. Ondan gitmeyen bir şey senin işine yarayabilir.

Buradaki hiçbir şey tıbbi tavsiye, tanı ya da tedavi yerine geçmez. İlaç, doz ve tedavi kararları hekiminle konuşulacak şeyler. Daha fazlası.

Kaynaklar3
  1. Masuch, T. V., Bea, M., Alm, B., Deibler, P., & Sobanski, E. (2019). Internalized stigma, anticipated discrimination and perceived public stigma in adults with ADHD. ADHD Attention Deficit and Hyperactivity Disorders, 11(2), 211-220.↩
  2. Mueller, A. K., Fuermaier, A. B. M., Koerts, J., & Tucha, L. (2012). Stigma in attention deficit hyperactivity disorder. ADHD Attention Deficit and Hyperactivity Disorders, 4(3), 101-114.↩
  3. de Graaf, R., Kessler, R. C., Fayyad, J. ve ark. (2008). The prevalence and effects of adult ADHD on the performance of workers. Occupational and Environmental Medicine, 65(12), 835-842.↩

Bu yazı 16 Eylül 2026 tarihinde güncellendi.

Yeni yazılardan haberdar ol

Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.