DEHB'yi anneanneye ve dedeye nasıl anlatırım?
Anneanne, babaanne, dede ya da hala torunun DEHB'sine inanmıyorsa ne yapılır? On dakikalık bir konuşma düzeni, örnek cümleler ve ortak kurallar.
Bu yazıda 8 bölüm var
Diyelim ki cuma günü torunu anneanne okuldan alıyor. Çocuk eve girer girmez çantayı kapıya bırakıyor, ayakkabıyı yarım çıkarıyor, mutfağa koşup üç şey soruyor, cevap gelmeden salona geçiyor. Anneanne sesini çıkarmıyor ama yüzüne bir şey yerleşiyor. Akşam anne gelince “bu çocuk bizde hiç böyle değildi” cümlesi çıkıyor ortaya. Anne ya özür diliyor ya savunmaya geçiyor. İkisi de bir yere varmıyor.
Bu sahne bir örnek ama tanıdık gelebilir. Çocukla büyükler arasında bir köprü kurmadan önce o cümlenin ne dediğine bakmak lazım.
“Bizim zamanımızda yoktu” cümlesi ne diyor
Cümlenin yüzeyindeki bilgi kısmen doğru. O yıllarda DEHB diye bir kelime gündelik dilde yoktu. Ama dikkatsiz, hareketli ve dürtüsel çocuklar tıp yazınında 19. yüzyıldan beri anlatılıyor (Lange ve ark., 2010). O çocuklar vardı, başka adlarla anılıyorlardı: yaramaz, haşarı, dalgın, tembel. Bu tarihçeyi ve “şimdi herkeste var” itirazını Ailene DEHB'ni anlatmak yazısında ayrıntılı yazdım, burada tekrarlamayacağım.
Torun söz konusu olduğunda ben cümlenin altındaki duyguya bakıyorum. Bir anneanne ya da babaanne için “DEHB var” cümlesi, kendi yetiştirdiği çocuğun, yani anne ya da babanın, bir şeyi kaçırdığı anlamına gelebiliyor. Ya da yetiştirme tarzına bir eleştiri gibi duyuluyor. Bir de kalıtım meselesi var. DEHB'nin kalıtılabilirliği ikiz çalışmalarında yaklaşık yüzde 74 olarak bildiriliyor (Faraone ve Larsson, 2019). Yani torunun tablosunu anlatırken büyükler bir yerde kendilerini ya da çocuklarını duyabiliyor. Bu rahat bir duygu değil. O yüzden tepki çoğu zaman inkardan çok kaygı gibi geliyor bana.
Hala, amca ya da teyzeden ise şu cümle gelebiliyor: “Benim çocuğum da böyleydi, büyüdü geçti.” Bu, kendi tecrübesini paylaşma isteği. Bu cümlenin hemen yanlış olmadığını kabul etmek, konuşmayı yarı yarıya kolaylaştırıyor: bazı çocuklarda hareketlilik gerçekten yaşla azalıyor, ama dikkat ve düzenleme güçlükleri büyük ölçüde sürüyor.
Konuşmayı kurma düzeni: on dakika, çocuk yokken
Benim olsam yapacağım sıra şöyle. Konuşma çocuk yokken olsun, bayram sofrasında değil, telefonda ya da kahve masasında. On dakika yeter, daha uzun sürerse dağılıyor.
Önce bir davranışla başlarım. “Torunumuzda DEHB var” cümlesi daha ilk anda “var mı, yok mu” tartışmasını açıyor. Bunun yerine büyüğün zaten gördüğü bir şeyi söylerim: “Okuldan gelince hemen ödeve oturunca çok zorlanıyor. Yirmi dakika hareket ettikten sonra başlaması çok daha kolay oluyor.” Bu cümleyi büyük de kendi gözleminden tanır. Adı sonra gelir: “Doktorumuz bunun bir adı olduğunu söyledi.”
Sonra tek bir istek koyarım. Üç dört istek bir anda söylenirse hiçbiri tutmuyor. Mesela: “Eve girince önce çantayı yerine koyması ve bir şey içmesi, sonra ödev.” Ya da: “Çıkmadan beş dakika önce haber verelim.”
Son olarak bir de iyi niyeti açıkça söylerim: “Sen onunla çok iyi anlaşıyorsun, o yüzden sana anlatmak istedim.” Bu cümle savunmayı azaltabiliyor, çünkü konuşma bir suçlama olmaktan çıkıp bir görev paylaşımına dönüşüyor.
Sık duyulan cümleler ve benim karşılıklarım
Bu cümleleri duyduğunda tartışmak yerine kısa bir karşılık hazır tutmak işe yarıyor. Sırayla gidiyorum.
“Biraz sertlik lazım, şımarmış.” Çocuğun kuralı bilmesi ile o anda uygulayabilmesi ayrı şeyler. Davranışsal ebeveyn eğitimi programları sertliği artırmaya değil, kuralları azaltıp netleştirmeye ve geri bildirimi hemen vermeye dayanıyor (Daley ve ark., 2018). Bu daha “yumuşak” bir yol değil, daha net bir yol.
“Sen de böyleydin, bir şey olmadı.” Doğru olabilir. Ben buna “belki öyleydin, o zaman bilmiyorduk, şimdi biliyoruz” diye karşılık veririm. Geçmişi tartışmaya açmadan bugünü konuşmanın yolu bu.
“Şeker yüzünden.” Kontrollü çalışmalarda şekerin DEHB'ye yol açtığına dair bulgu yok. Bu ve benzer iddiaları DEHB hakkında en yaygın yanlış bilgiler yazısında topladım, büyüğe göndermek için kullanışlı bir liste.
“İlaç verme, bağımlı olur.” Bunu büyüğün karar vereceği bir mesele olarak görmüyorum. İlaç kararı ebeveyn ve hekim arasında. Büyük endişeliyse hekimin randevusuna dinleyici olarak gelmesi, soru sorması iyi bir yol. İlaç ayarını hekimle konuş.
Büyüklerin evinde ortak kurallar
Çocuğa bakan büyük varsa, kuralların aynı olması gerekmiyor. Birkaç çekirdek şeyin benzer olması yetiyor. Burada bir açıklama yapayım: büyüklerin evi için özel olarak DEHB'li torunlarda yapılmış bir çalışma bilmiyorum. Aşağıdakiler davranışsal ebeveyn eğitiminin genel ilkelerinden geliyor ve bu ilkelerin kanıtı çocuklarda ebeveyn bildirimlerine dayanıyor, çekirdek belirtiler üzerindeki etkisi tartışmalı (Sonuga-Barke ve ark., 2013). Kılavuzlar yine de ilk basamak olarak öneriyor (NICE NG87).
Önerdiğim üç çekirdek:
- Geçiş uyarısı. “Beş dakika sonra çıkıyoruz” iki evde de aynı cümleyle söylensin. Çocuk işin ortasından kopmakta zorlanıyor, haber verilince direnç azalıyor.
- Ödül aynı gün. “Haftaya alırız” çalışmıyor. Küçük, hemen gelen karşılık işe yarıyor. Ayrıntısı ödül sistemi yazısında.
- Öfke anında aynı tepki. Bağırma karşılığında bağırma da, sonradan gelen ağır ceza da işe yaramıyor. Çocuk sakinleşince konuşulsun. Bu konuyu DEHB'li çocuğa nasıl davranılmalı yazısında anlattım.
Bunların dışında büyüklerin evi büyüklerin evi olarak kalsın. Orada ekran biraz daha uzun olabilir, yemek saatleri daha esnek olabilir. Ekran konusu ayrı bir tartışma, ben o kısmı çocuklarda ekran ve DEHB yazısında yazdım. Herkesin aynı cümleyi kurması şart değil, ama çocuğun kafasındaki tablo iki evde de tutarlı olsun.
Kuralı sözle bırakmak da yetmiyor. Üç satırlık bir kağıdı büyüklerin buzdolabına asmak, çocuğun da okuyabileceği bir yere koymak daha çok tutuyor.
Gün sonunda iki dakikalık devir notu
Bir de en çok işe yaradığını düşündüğüm küçük bir alışkanlık var. Çocuğu teslim alırken ya da bırakırken iki dakikalık, dört satırlık bir not: bugün nasıl uyudu, ne yedi, bugün zor olan an hangisiydi ve iyi giden ne oldu. İlaç kullanıyorsa saat ve yöntem, hekimin söylediği şekilde, yazılı. Not mesajla da olabilir.
Bu not neden iyi? Not olunca “bugün uykusuz” bilgisi bir bahane gibi değil, bir açıklama gibi duruyor. İyi giden şeyi yazmak da büyüğe bir şey veriyor: “Bugün ayakkabılarını kendi giydi” cümlesi, büyüklerin gözünde çocuğun iyi yanlarını da görünür kılıyor.
Kalabalık ziyaretleri ayrıca planlamak gerekiyor. Diyelim ki bayramda on beş kişilik bir sofra var. Çocuğun sofrada yirmi dakika oturması beklenmesin, masadan kalkıp bir iş yapabileceği bir görev (tabak taşımak gibi) verilsin. Sessiz bir oda ya da balkon önceden belirlensin. Erken çıkma planı konuşulsun. Bunların amacı gürültü ve yoğunluğun yükünü azaltmak, ayrıca kimsenin yüzünün düşmesine gerek bırakmamak.
Büyüklerin elindeki şey: zaman
Büyükleri hep bir engel gibi görmek haksızlık. Birçoğunun elinde, çalışan ebeveynlerin bulmakta zorlandığı bir şey var: zaman ve yavaş tempo. Torunla bahçede dolaşmak, birlikte yemek hazırlamak, aynı hikayeyi üçüncü kez dinlemek. DEHB'li çocuklar için evde etkinlikler yazısındaki fikirlerin çoğu büyükle birlikte de yapılabilir.
Bunun DEHB'li torunlarda ölçülmüş bir etkisi olup olmadığını bilmiyorum. Ama aceleyle bitirilmeyen bir ortak iş, çocuğa da büyüğe de iyi geliyor diye düşünüyorum ve bunu bir kaynak sayıyorum.
Çocuğun yanında konuşmak
Tanıyı çocuğa nasıl ve ne zaman anlatacağına ebeveynler karar veriyor ve bunu çocuğa DEHB tanısını anlatmak yazısında konuştum. Büyüklerden istenecek iki şey var: çocuğun yanında tartışmamak ve etiket koymamak. “Yine başladı” cümlesi bir günü anlatıyor gibi görünüyor ama çocuk onu kimliğine dair bir cümle olarak kaydediyor.
Bana kalan
Benim tanım yirmi üç yaşında geldi, yani bu konuşmanın bir türünü çocukken yapmak mümkün olmadı. Bu yüzden bugün çocuğun yanında konuşan büyüklerin tavrı bana ayrıca önemli geliyor: çocuğa bakan her yetişkin “bu çocuk bozuk” değil, “bu çocuk bazı şeylerde yardım istiyor” cümlesine yaklaştıkça iş kolaylaşıyor.
Büyükleri ikna etmeyi bir hedef olarak görmüyorum. Hedef, çocuğun iki evde de benzer bir zemin bulması. Anneanne ya da dede “DEHB” kelimesini hiç kullanmayabilir ve bu tamam. Çantayı yerine koyma kuralına uyuyor, geçiş uyarısı veriyor, ödülü aynı gün veriyorsa iş görülmüş demektir.
Ve konuşma kısa kalsın. Bir akşamda her şey çözülmüyor. Birkaç hafta sonra büyüğün kendiliğinden “bugün ayakkabılarını kendi giydi” diye anlatması, konuşmanın tuttuğunun işareti. Tutmuyorsa da, bunu kimseye karşı bir yenilgi saymamak gerekiyor. Çocuğun asıl ihtiyacı, o evde en az bir yetişkinin onu anlamaya çalışması.
Sık sorulanlar
- Anneanne DEHB'ye inanmıyorsa ısrar etmeli miyim?
- İkna etmeye çalışmak yerine ihtiyacı olan şeyi istemek daha verimli. Tanıya inanması şart değil, “akşam yemeğinden önce ekran yok” kuralına uyması yeterli. Zamanla davranışın değiştiğini görünce tutum yumuşayabiliyor.
- Büyükler çocuğa ceza verirse ne yapılır?
- Önce niyeti ayır: çoğu zaman çocuğu düzeltmek istiyorlar. Hangi sonuçların uygun olduğunu, hangilerinin işe yaramadığını bir kez sakin biçimde konuşmak yeterli. Ceza kısa vadede davranışı durduruyor ama yerine ne yapılacağını öğretmiyor.
- Büyükler çocuğa ilaç verebilir mi?
- Bu, ilacı yazan hekimle ve ebeveynle konuşulacak bir mesele. Saat ve yöntem yazılı olursa karışıklık azalıyor. İlaç ayarı ya da atlanan doz konusunda büyüklerin tahminine bırakmak yerine hekime sormak gerekiyor.
- Çocuğun yanında DEHB'den söz edilmeli mi?
- Tanıyı çocuğa nasıl ve ne zaman anlatacağına ebeveynler karar veriyor. Büyüklerden çocuğun yanında “şu hasta çocuk” ya da “yine başladı” gibi etiketlerden kaçınmaları istenebilir.
- Büyüklerin evinde kurallar farklı olursa sorun olur mu?
- Küçük farklar sorun değil. Önemli olan geçiş uyarısı, ödülün zamanı ve öfke anına verilen tepki gibi birkaç çekirdek şeyin benzer olması.
Yeni yazılardan haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.