DEHB hakkında en yaygın 12 yanlış bilgi
Erkek çocuk hastalığı, çocuklukta geçer, herkes biraz öyle, ilaçlar bağımlılık yapar. En sık duyulan iddialar ve araştırmaların söylediği.
Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français
Bu yazıda 14 bölüm var
Tanı aldığımı söylediğim ilk haftalarda aynı cümleleri o kadar çok duydum ki, sonunda hangisinin hangi ağızdan çıktığını karıştırmaya başladım. “Ama sen hiç hareketli değildin.” “Herkes biraz öyle zaten.” “Sen çok iyi bir öğrenciydin, olamaz.”
Bu cümleleri söyleyenlerin hiçbiri bana zarar vermeye çalışmıyordu. Eski bilgiler, eksik anlatımlar ve iyi niyetli genellemeler olarak dolaşıyorlar. Sonuçları ise somut: tanı gecikiyor, tedavi ertelenirken insanlar kendilerini suçlamaya devam ediyor. Benim tanım yirmi üç yaşıma kadar bekledi ve o gecikmenin bir kısmı bu listedeki cümlelerin içinde duruyor.
1. “DEHB bir erkek çocuk tablosudur”
Klinik örneklemlerde erkek çocuk oranı uzun süre çok yüksekti. Ancak toplum örneklemlerinde aradaki fark belirgin biçimde daralıyor.
Sebebi kızların daha az DEHB'li olması değil, daha az fark edilmeleri. Dikkatsizlik ağırlıklı tablo hiperaktiviteye göre çok daha az göze batıyor; sessizce dalıp giden bir çocuk kimsenin dersini bölmüyor. Ayrıntısı kadınlarda DEHB yazısında.
2. “Çocuklukta geçer”
Belirtiler yaşla birlikte değişiyor: hiperaktivite azalıyor, yerini dışarıdan görünmeyen bir iç huzursuzluk alıyor. Dikkat ve yürütücü işlev güçlükleri ise büyük ölçüde devam ediyor.
Dünya Federasyonu uzlaşı metni (Faraone ve ark., 2021), DEHB'nin önemli bir bölümde yetişkinlikte de sürdüğünü ve yetişkin DEHB'nin geçerli bir tanı olduğunu ortaya koyuyor.
Bu mitin sinsi tarafı şu: yetişkin biri yardım aramaya kalktığında “bu çocuk işi” cevabıyla karşılaşıyor ve kendi gözlemine güvenmeyi bırakıyor.
3. “Herkes biraz öyle”
Herkes bazen unutuyor, dağılıyor, erteliyor. Tanıyı belirleyen şey sıklık, süre ve yol açtığı işlev kaybı: belirtilerin birden fazla ortamda bulunması ve hayatı ölçülebilir biçimde etkilemesi gerekiyor.
Sözlükte işlevsellik kaybı başlığı bu ayrımı anlatıyor. Bana bu cümle söylendiğinde şunu düşünüyorum: herkes bazen öksürür, bu zatürreyi tartışmalı hale getirmiyor.
4. “Zeki insanlarda görülmez”
DEHB ile zeka arasında böyle bir ilişki bulunmuyor. Yüksek bilişsel kapasite belirtileri örtmeye yardım edebiliyor ve bu da tanıyı geciktiriyor.
“Ama sen çok başarılısın” cümlesinin arkasında genelde yıllardır sürdürülen bir telafi stratejisi duruyor: son gece çalışmak, panikle yetiştirmek, açığı zekayla kapatmak. Bu stratejiler iş yükü büyüyene kadar çalışıyor, sonra çöküyor.
5. “Kötü ebeveynlikten kaynaklanır”
Faraone ve Larsson'un (2019) derlemesi, DEHB'nin kalıtsallığının yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Aile, ikiz ve evlat edinme çalışmaları tutarlı biçimde güçlü bir genetik katkıya işaret ediyor.
Ebeveynlik tarzı belirtilerin şiddetini ve sonuçlarını etkileyebiliyor. Sebebi olmuyor. Bu mitin bedelini en çok ebeveynler ödüyor; kendi çocuğunun tanısını konuşurken savunmaya geçmek zorunda kalıyorlar.
6. “Şeker yüzünden”
Kontrollü çalışmalarda şekerin DEHB belirtilerine yol açtığına dair bir bulgu elde edilmiyor. Beslenmenin ne yapıp ne yapamadığını DEHB ve beslenme yazısında ayrı ayrı yazdım.
7. “Ekranlar sebep oluyor”
DEHB, ekranların hayatımıza girmesinden çok önce tanımlanmış bir tablo. Ekran kullanımı ile DEHB arasında bir ilişki bildiriliyor ancak yönü belirsiz: DEHB'li kişilerin ekrana daha çok yönelmesi de mümkün.
Ekranın belirtileri ağırlaştırabildiği ayrı bir konu ve bunu sonsuz kaydırma yazısında ele aldım.
8. “İlaçlar bağımlılık yapar”
Wilens ve arkadaşlarının (2003) meta analizi, çocuklukta uyarıcı ilaçla tedavi edilen kişilerde ilerleyen yıllarda madde kullanım riskinin artmadığını bildiriyor. Uzlaşı metni de hekim gözetiminde uygun kullanımın güvenlik profilini olumlu değerlendiriyor.
Kötüye kullanım ayrı bir konu ve reçete izlemi tam da bunun için var. Hangi ilacın, kime, hangi dozda uygun olduğuna hekim karar veriyor.
9. “İlaç kişiliği değiştirir”
Beklenen etki dikkat, dürtüsellik ve huzursuzluk üzerinde. Kişilik değişimi ya da duygusal küntleşme hissi bildiriliyorsa bu, doz ya da ilaç uyumunun gözden geçirilmesi gereken bir işaret. Ayrıntısı DEHB ilaç tedavisi yazısında.
10. “DEHB moda oldu, aşırı tanı konuyor”
Polanczyk ve arkadaşlarının (2007) dünya çapındaki prevalans meta analizi, DEHB'nin bölgeler arasında benzer oranlarda görüldüğünü ve tanı oranlarındaki farkların büyük ölçüde yöntemsel farklılıklardan kaynaklandığını gösteriyor.
Farkındalığın artması tanı sayısını yükseltiyor. Bu, tanının uydurma olduğu anlamına gelmiyor. Sözlükte aşırı tanı tartışması başlığı tartışmanın iki tarafını da toparlıyor.
Bu iddiayı duyduğumda aklıma gelen soru şu: eğer tanı bu kadar kolay dağıtılıyorsa, benimki neden yirmi üç yıl bekledi?
11. “Odaklanabiliyorsan DEHB olamaz”
En sık yapılan yanlış çıkarım bu. DEHB, dikkatin yokluğu olarak değil, dikkatin düzenlenmesindeki güçlük olarak tanımlanıyor. İlgi duyulan bir konuda saatlerce çalışabilmek tabloyla çelişmiyor; sözlükte hiperodak olarak geçiyor.
Beni en çok yanıltan mit buydu. İlgimi çeken bir konuya saatlerce dalabildiğim için yıllarca “demek ki bende yok” diye düşündüm. Sorun dikkatimin açılmaması değildi; nereye açılacağını seçemiyor olmamdı.
12. “Sadece daha çok çalışman gerekiyor”
Bu cümle, yıllarca zaten daha çok çalışmış insanlara söyleniyor ve en çok zarar veren cümlelerden biri. Sorun çabanın miktarı olmuyor; çabanın başlatılması ve sürdürülmesi oluyor.
Listede olmayan, ama sık duyduğum bir tane daha
Son yıllarda yaygınlaşan yeni bir cümle var: “DEHB aslında bir süper güç.” Bunu söyleyenlerin niyeti iyi; yıllardır eksiklik üzerinden konuşulan bir tabloyu olumlu bir yere taşımak istiyorlar.
Ama bu cümle de tam olarak doğru değil ve kendine göre bir bedeli var. DEHB bir tanı ölçütü listesine bağlı; o listenin içinde işlev kaybı şartı duruyor. Yani tanının tanımında zaten “hayatı zorlaştırıyor” maddesi var. Zorlanmayı romantikleştiren bir anlatı, destek istemeyi zorlaştırıyor: “madem süper güç, neden yardım istiyorsun” sorusu geliyor.
Güçlü yanlar meselesinin nereye kadar gerçek olduğunu DEHB'de güçlü yanlar yazısında ayrı ayrı ele aldım. Kısaca benim durduğum yer şu: ilgimi çeken bir işe saatlerce dalabilmem gerçek bir avantaj, ama onu ne zaman açacağımı seçemiyor olmam gerçek bir engel. İkisini aynı cümlede tutabilen bir anlatı bana daha dürüst geliyor.
Sebep tarafındaki kanıt durumunu, neyin ilişki neyin nedensellik olduğuyla birlikte DEHB neden olur yazısında topladım.
Bu cümleleri duyduğunda
Yanlış bilgilerin çoğu iyi niyetle dolaşıyor ve tam bu yüzden düzeltilmesi zor. Karşındaki seni incitmeye çalışmadığı için kızmak da tuhaf geliyor, susmak da içeride birikiyor.
Bende işe yarayan üç şey oldu. Birincisi, tartışmaya girmemek: bu cümleleri söyleyen çoğu kişi bir tezi savunmuyor, sadece duyduğunu tekrarlıyor. İkincisi, doğru bilgiyi elimin altında hazır tutmak; okuduğum bir kaynağı göndermek, aynı konuşmayı yirminci kez yapmaktan hem hızlı hem daha az yıpratıcı. Üçüncüsü, kimin gerçekten merak ettiğini ayırmak. Merak edene anlatmaya değer. Sadece görüş bildirene anlatmak, benim enerjimi bitiriyor ve karşı tarafta hiçbir şeyi değiştirmiyor.
Sık sorulanlar
- DEHB sadece erkek çocuklarda mı görülür?
- Görülmüyor. Toplum örneklemlerinde cinsiyet farkı, kliniğe başvuranlardakinden belirgin biçimde daha küçük. Aradaki boşluk daha az DEHB'li olmakla değil, daha az fark edilmekle açıklanıyor.
- Şeker ve ekran DEHB'ye yol açar mı?
- Açmıyor. İkisi de belirtileri zorlaştırabiliyor ama tablonun sebebi değiller. DEHB büyük ölçüde kalıtsal, nörogelişimsel bir tablo.
- Odaklanabiliyorsam DEHB olamaz mı?
- Olabilir. Sorun odaklanamamak değil, odağın nereye gideceğini seçebilmek. İlgi çeken bir işte saatlerce kalmak tabloyla çelişmiyor.
- DEHB kötü ebeveynlikten mi kaynaklanıyor?
- Kaynaklanmıyor. Ebeveynlik belirtilerin seyrini etkileyebiliyor ama tabloyu üretmiyor. Bu inanç ailelerde gereksiz suçluluk üretiyor ve yardım aramayı geciktiriyor.
Yeni yazılardan haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.