DEHB ve İlişkiler 101: Düşünmeden konuşuyorum, sevgilimin anlattıklarını ağzımdan kaçırıyorum
Sevgilinin anlattıkları ağzından mı kaçıyor? DEHB'de sır tutamamanın nedeni, mahremiyet anlaşması, kırmızı konu listesi ve güveni onaran özür.
Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français
Sevgilinin anlattıklarını korumak için 5 adım5 adım
- Hangi bilginin kime ait olduğunu konuşun Sakin bir anda sevgilinle birlikte otur ve senin ailene, arkadaşlarına, iş arkadaşlarına onun hakkında neyin anlatılabileceğini, neyin hiç anlatılmayacağını konuşun. Sevgilinle ilgili bir ayrıntı açıkça serbest bırakılmadıysa varsayılan kural “aramızda kalır” olsun.
- Kırmızı konu listesini yaz Telefonda tek bir not aç. Kırmızı (kimseyle konuşulmaz), sarı (belirli kişilerle, genel hatlarıyla) ve yeşil (rahatça anlatılır) konuları sevgilin söylesin, sen adıyla yaz.
- Riskli ortamlardan önce listeye bak Kalabalık bir masaya, aile yemeğine ya da geç saate uzayacak bir buluşmaya gitmeden önce iki dakika listeye göz at. Frenin en zayıf olduğu yerde yükün bir kısmını önceden almış olursun.
- Konuşma anında fren cümlesi kullan Sevgilinin adı ağzından çıkmak üzereyken kendine “bu benim anlatacağım bir şey mi?” diye sor. Cümlenin yarısında fark edersen “neyse, o onun anlatacağı bir hikaye” diyerek kapat.
- Kaçtıysa aynı gün söyle ve onar Sevgilin başkasından duymadan, aynı gün kendin söyle. Bahane üretmeden sorumluluk al, konuyu kırmızı listeye ekle ve bir dahaki sefere neyi farklı yapacağını somut olarak anlat.
Bu yazıda 10 bölüm var
Diyelim ki cumartesi akşamı kalabalık bir masada oturuyorsunuz. Sohbet işlere geliyor, biri yöneticisinden yakınıyor ve sen, cümlenin nereye gittiğini fark etmeden, sevgilinin geçen hafta sana anlattığı terfi meselesini masaya koyuyorsun. Cümle bitmeden sevgilinin yüzünü görüyorsun. O an aklına geliyor: bunu kimseye söylememeni istemişti. Sen de “tabii, aramızda” demiştin.
Eve dönüş yolu sessiz geçiyor. İçinden aynı soruyu tekrarlıyorsun: “Neden söyledim ki? Söylemek istemiyordum bile.”
Bu yazı DEHB ve İlişkiler 101 serisinden ve bence serinin en utandıran sorularından birine cevap veriyor. Düşünmeden konuşmak DEHB'li yetişkinlerde çok sık görülüyor. Sevgilinin sana emanet ettiği bir şeyi ağzından kaçırmak da bunun ilişkideki en acı hali. Arkasında çoğu zaman dedikodu merakı ya da sevgilini önemsememek yok. Ama sonuç, niyetten bağımsız olarak, güveni sarsıyor. İkisi de doğru ve ikisini birlikte tutmak gerekiyor.
Ağzından kaçırmak ile sır tutmamak aynı şey değil
Baştan bir ayrım yapmak istiyorum. Sır tutmamak bilerek yapılan bir tercih: kişi bilginin gizli olduğunu biliyor, söylemenin bedelini tartıyor ve yine de söylüyor. DEHB'li birinin yaşadığı çoğu zaman başka bir şey. Bilgi, “söylesem mi” sorusu hiç sorulmadan, sohbetin akışı içinde ağızdan çıkıyor. Fren devreye girene kadar cümle bitmiş oluyor.
Bu ayrımı seni aklamak için yapmıyorum. Sevgilin için sonuç aynı: anlattığı şeyi artık başkası da biliyor. Ama ayrım çözümü belirliyor. Sorun niyette olsaydı “bir daha yapmam” demek yeterdi. Sen zaten yapmak istemiyorsun. Eksik olan, istemediğin cümleyi tam çıkacağı anda durduracak bir düzen.
Bir şey daha söyleyeyim: bunu dert edip arıyorsan, büyük ihtimalle sevgilinin güvenini önemsiyorsun. Umursamayan biri bu soruyu sormazdı.
Neden oluyor: cümle frenden hızlı
DEHB'nin tanımında dürtüsellik var ve bunun en sık görülen hallerinden biri sözel: soru bitmeden cevap vermek, başkasının sözünü kesmek, sırasını beklemekte zorlanmak. Uluslararası uzlaşı bildirgesi bu belirtilerin çocuklukla sınırlı kalmadığını, birçok kişide yetişkinlikte de sürdüğünü söylüyor (Faraone ve ark., 2021). Sevgilinin anlattıklarını ağzından kaçırmak bu tablonun ilişkiye yansıyan yüzü. Birkaç mekanizma üst üste biniyor.
Fren geç devreye giriyor. Barkley'nin modelinde DEHB'nin merkezinde ketleme var: bir uyaran ile ona verilen cevap arasına kısa bir duraklama koyabilmek (Barkley, 2015). Konuşmadaki adı tepki ketlemesi, yani ağzından çıkmak üzere olan cümleyi son anda yutabilmek. Bu duraklama kısaldığında, aklına gelen ile söylediğin arasında neredeyse hiç mesafe kalmıyor. Dürtüsellik yazısında bunun başka yüzlerini anlattım; söz kesmek de, sır kaçırmak da aynı ailenin üyeleri.
“Aramızda” notu yolda düşüyor. Bir bilgiyi hatırlamak başka, o bilginin üstündeki “bunu kimseye söyleme” notunu hatırlamak başka. Bana kalırsa DEHB'de ikincisi daha kırılgan. Bilginin kendisi aklında duruyor ama kimden geldiği, nasıl bir ses tonuyla anlatıldığı sohbetin hızında siliniyor. O an elinde yalnızca ilginç bir bilgi kalıyor. Bunu DEHB'de doğrudan ölçen bir araştırma bilmiyorum; bu benim gözlemim ve araştırma tarafı sınırlı.
Bağ kurma isteği. Sohbet ısındığında DEHB'li biri çoğu zaman masaya bir şey koymak istiyor: bir hikaye, bir benzerlik, “bizde de aynısı oldu” diye başlayan bir anı. Sözlükte bunun adı aşırı paylaşım: dürtüsellik ile bağ kurma isteğinin birleşimi. Sevgilinle ilgili hikayeler de en yakında duran hikayeler. Kendi hayatını anlatırken onun hayatına geçtiğini fark etmiyorsun, çünkü ikisi senin için iç içe.
Ortam freni gevşetiyor. Kalabalık bir masa, hızla akan bir grup sohbeti, gece geç saat, yorgunluk ya da birkaç kadeh. Bunların hepsi zaten zayıf olan freni iyice gevşetiyor. Aynı kişi sakin bir ikili sohbette bilgiyi rahatça saklayabiliyor, kalabalıkta saklayamıyor.
Duygu taşıyor. Bir de sevgilinle aranızdaki bir sorunu, öfkeliyken ya da kırgınken bir arkadaşına dökmek var. Duygu yükseldiğinde ne söylediğini süzmek daha da zorlaşıyor. Bu, ağızdan kaçırmaktan biraz farklı, çünkü söylerken bir parçan ne yaptığını biliyor. Ama sevgilinin gözünde ikisi aynı yere düşüyor.
Sevgilinin gözünden nasıl görünüyor
Sandra Petronio'nun iletişimde mahremiyet yönetimi kuramı bence bu durumu çok iyi anlatıyor. Kurama göre biri sana özel bir şey anlattığında, o bilginin ortak sahibi oluyorsun. Bilgi artık yalnızca onun sınırları içinde değil, ikinizin sınırları içinde. Ortak sahiplerin de bilgiyi kime, ne kadar anlatacakları konusunda kurallar üzerinde anlaşması gerekiyor. Kurallar konuşulmadığında ya da çiğnendiğinde ortaya çıkan sarsıntıya Petronio “sınır türbülansı” diyor (Petronio, 2002).
Sevgilinin yaşadığı tam olarak bu. Sana bir şey anlattığında, onu nasıl taşıyacağına güvendi. Ağzından kaçtığında kaybolan şey yalnızca o bilgi olmuyor. Sevgilin, sana anlattığı her şeyin aynı yere gidebileceğini düşünmeye başlıyor.
Bunun en sessiz sonucu şu: sevgilin sana daha az anlatıyor. Kavga etmeden, bir şey söylemeden, yalnızca bazı konuları açmayarak. Bence ilişki için asıl tehlike o tek akşamki ifşadan çok bu geri çekilme. Çünkü yakınlık büyük ölçüde birbirine anlatılan küçük, korunaklı şeylerle kuruluyor.
Bir de “niyetim kötü değildi” cümlesinin karşı tarafta nasıl duyulduğu var. Sen bunu açıklama olarak söylüyorsun. Sevgilin ise, özellikle aynı şey birkaç kez olduysa, “o zaman bir daha da olacak” diye duyabiliyor. Niyetinin iyi olduğuna inanmak, onun canını daha az yakmıyor.
Önce konuşun: hangi bilgi kimin
Petronio'nun kuramındaki en işe yarar fikir bence şu: ortak sahiplerin kuralları açıkça konuşması. Çoğu ilişkide bu hiç konuşulmuyor. Herkes bir şeyin “belli ki” gizli olduğunu varsayıyor. DEHB'li biri için “belli ki” yetmiyor. Kuralın söylenmiş, hatta yazılmış olması gerekiyor.
Sakin bir anda, ortada bir sorun yokken, ikiniz bir mahremiyet anlaşması konuşabilirsiniz. Ben olsam şu soruları birlikte geçerdim:
- Ailemle, arkadaşlarımla, iş arkadaşlarımla senin hakkında hangi konularda konuşabilirim?
- Hangi konuları hiç kimseyle konuşmamamı istiyorsun?
- Bir şey anlatırken “bu aramızda” demeyi alışkanlık edinebilir misin? Ben de emin olmadığımda sana sorabilir miyim?
- Bir şey ağzımdan kaçarsa bunu sana ne zaman ve nasıl söylememi istersin?
Örnek bir anlaşma metni şöyle olabilir:
Mahremiyet anlaşmamız: Birbirimizin sağlığı, ailesi, parası ve işiyle ilgili ayrıntılar varsayılan olarak aramızda kalıyor. Bir konuyu paylaşmak serbestse, anlatan kişi bunu açıkça söylüyor. Emin olmadığımızda sormadan anlatmıyoruz. Bir şey kaçarsa, kaçıran aynı gün söylüyor. Ayda bir, listemizi birlikte güncelliyoruz.
“Varsayılan olarak aramızda” kısmı önemli. Bu kural, her bilgi için ayrı ayrı karar verme yükünü ortadan kaldırıyor. Sohbetin ortasında tartman gereken bir şey kalmıyor: sevgilinle ilgili bir ayrıntı açıkça serbest bırakılmadıysa anlatılmıyor.
Kırmızı konu listesi
Anlaşmanın en somut parçası bir liste. Kafada tutulan kural sohbetin hızında kayboluyor. Adıyla yazılmış bir listeye ise hiç değilse sohbete girmeden önce bir kez göz atabiliyorsun. Ben olsam telefonda tek bir not açar, adını da sade koyardım.
| Renk | Ne demek | Örnek |
|---|---|---|
| Kırmızı | Kimseyle konuşulmaz | Sağlık durumu, terapi, aile içi bir sorun, maaş, iş değiştirme planı |
| Sarı | Yalnızca belirli kişilerle, genel hatlarıyla | Ailesiyle yaşadığı bir gerginliğin varlığı, ama ayrıntısı değil |
| Yeşil | Rahatça anlatılabilir | Yeni başladığı hobi, gittiği bir konser, sevdiği bir dizi |
Listeyi sevgilin söylesin, sen yaz. Kırmızı konular az olsun ama net olsun. “Hassas şeyler” gibi genel bir başlık işe yaramıyor, “annesinin ameliyatı” gibi adıyla yazılmış bir başlık yarıyor. Sevgilin yeni bir şey anlattığında, konuşmanın sonunda kısaca sormak da iyi bir alışkanlık: “Bu kırmızı mı?”
Diyelim ki cumartesi kalabalık bir aile yemeğine gidiyorsun. Çıkmadan önce iki dakika listeye bakarsan, o akşamki frenin bir kısmını önceden kurmuş olursun. Kalabalıkta fren zaten zayıflayacak; yükün bir kısmını şimdiden almak işini kolaylaştırıyor.
Konuşma anında frenler
Listeyi bilmek her şeyi çözmüyor. Asıl zor an, cümlenin çıkmak üzere olduğu an. Orada işe yarayan birkaç küçük şey var.
Sevgilinin adını bir uyarı ışığı yap. Ağzından sevgilinin adı ya da “bizimki” gibi bir söz çıkmak üzereyken bunu bir işaret say ve cümleye girmeden bir nefes al. İçinde sevgilin geçen her hikaye zaten sarı bölgede.
Kendine tek bir soru sor. “Bu benim anlatacağım bir şey mi?” Kendi hayatından bir şey anlatıyorsan cevap çoğu zaman evet. Sevgilinin hayatından bir şeyse, o sana açıkça izin verene kadar cevap hayır.
Hazır kaçış cümlelerin olsun. Cümleye başladın ve yarısında fark ettin. Susmak tuhaf görünecek diye devam etme. Şöyle kapatabilirsin: “Neyse, o onun anlatacağı bir hikaye.” Ya da: “Ayrıntısı bende kalsın, başka bir şey anlatayım.” Bu cümleler ilk birkaç seferde garip gelebilir. Ama yarım kalmış bir cümle, bitmiş bir sırdan çok daha az iz bırakıyor.
Yazarken göndermeden önce bekle. Grup sohbetlerinde dürtüsellik daha da hızlı çalışıyor. Sevgilinle ilgili bir şey yazdığını fark ettiğinde mesajı bir dakika beklet. Hala göndermek istiyorsan, önce sevgiline sormak çoğu zaman en kısa yol.
Riskli ortamlarını tanı. Senin frenin hangi koşullarda gevşiyor: kalabalıkta mı, gece geç saatte mi, birkaç kadeh sonra mı, kendini sohbetin dışında kalmış hissettiğinde mi? Bunu bilirsen listeye ne zaman bakman gerektiğini de bilirsin.
Tartışırken söz kesmek yazısında anlattığım yöntemlerin birçoğu burada da işe yarıyor, çünkü ikisinin altında aynı mekanizma çalışıyor.
Ağzından kaçtıysa: özür ve onarım
Bütün bu düzene rağmen bir gün bir şey kaçacak. O zaman ne yaptığın, kaçan şeyin kendisi kadar önemli.
Önce sen söyle. Sevgilin bunu başkasından duymadan, mümkünse aynı gün. Kendi hakkındaki bir şeyin dolaştığını üçüncü birinden öğrenmek, insanı en çok kıran şeylerden biri. Senin ağzından duymak acıyı belki azaltmıyor ama güvenin bir kısmını koruyor. Susup “belki fark etmez” diye ummak ise kaçırmayı saklamaya çeviriyor.
Bahane değil, sorumluluk. Affetme üzerine yapılmış çok sayıda çalışmayı bir araya getiren bir meta analizde, özür affetmeyle en güçlü bağlantısı olan etkenler arasında çıkmış. Kırılan kişinin, kendisine yapılanın kasıtlı olup olmadığına dair yargısı da öyle (Fehr, Gelfand ve Nag, 2010). Bu çalışma DEHB'ye ya da sır meselesine özgü değil. Ama bence iki şey söylüyor: özür gerçekten işe yarıyor ve kasıt olmadığının anlaşılması önemli. Yalnız kasıt olmadığını göstermek ile “DEHB'den oldu” deyip konuyu kapatmak aynı şey değil.
Örnek bir cümle: “Bu akşam sana söz verdiğim bir şeyi masada anlattım. Fark ettiğimde iş işten geçmişti. Sana yanlış yaptım ve bunun seni nasıl hissettirdiğini anlıyorum.”
Onarımı somutlaştır. Özrün arkasından neyi değiştireceğini söyle. “Bir daha olmayacak” bu konuda en sık verilen ve en kolay bozulan söz; neden tutulmadığını düşünmeden söz veriyorum yazısında anlattım. Onun yerine bir değişiklik söyle: “Bu konuyu kırmızı listeye ekliyorum. O arkadaşlarla buluşmadan önce listeye bakacağım.” Sevgilin isterse, bilgiyi duyan kişiyle konuşup konunun orada kalmasını rica etmek de onarımın parçası olabilir. Ama bunu ona sormadan yapma; bazen konuyu yeniden açmak onu daha da büyütüyor.
Sevgiline alan bırak. Özür diledikten sonra hemen affedilmeyi beklemek, ona bir yük daha bindiriyor. Kırgınlığı bir süre sürebilir ve bu çok doğal.
Utanca boğulma. DEHB'li birinin burada sık düştüğü bir tuzak var: kendini o kadar yerden yere vurmak ki sevgilin seni teselli etmek zorunda kalıyor. O zaman kırılan kişi, bir de seni toparlayan kişi oluyor. Özür sevgilinin kırgınlığı etrafında dönmeli, senin utancın etrafında değil. Bu dengeyi sürekli özür dilemekten yoruldum ve utanç ve öz şefkat yazılarında daha ayrıntılı konuşuyorum.
Sevgiline nasıl anlatırsın
Bu konuşmayı bir şey kaçtığı akşam değil, birkaç gün sonra, ortalık sakinken yap. Kırgınlık tazeyken yapılan açıklama savunma gibi duyuluyor.
Şöyle cümleler kurabilirsin:
“Bana anlattıklarını önemsemediğim için olmuyor. Konuşurken bazen cümle, ben ne dediğimi düşünmeden çıkıyor. Bu senin anlattıklarında da oluyor ve seni ne kadar kırdığını biliyorum.”
“Bunu mazeret olarak söylemiyorum. Senden bir şey rica ediyorum: bir şey anlatırken ‘bu aramızda’ dersen benim için çok daha kolay oluyor.”
“Bir liste tutmak istiyorum. Hangi konuların kimseyle konuşulmamasını istediğini sen söyle, ben yazayım.”
“Bir şey ağzımdan kaçarsa bunu senden saklamayacağım. Aynı gün söyleyeceğim.”
Son cümle bence en önemlisi. Sevgiline hiçbir şeyin bir daha kaçmayacağını vaat edemezsin. Ama kaçtığında ne yapacağını vaat edebilirsin ve bu, tutulabilir bir vaat. DEHB'yi genel olarak nasıl anlatabileceğine dair daha fazlası partnerine DEHB'ni anlatmak yazısında.
Bir de şunu açıkça söyle: sana bir şeyler anlatmaktan çekinmesini anlıyorsun, ama bunun böyle kalmasını istemiyorsun. İkisini birlikte söylemek, onun geri çekilmesini suçlamadan kapıyı açık tutuyor.
Ne zaman yardım almak gerekir
Aynı şey tekrar tekrar oluyorsa ve sevgilin artık sana bir şey anlatmıyorsa, çift terapisi güveni yeniden konuşmak için iyi bir ara yer olabilir. Düşünmeden konuşmak işte, arkadaşlıklarında ve ailende de sürekli başını ağrıtıyorsa, DEHB'yi bilen bir hekim ya da terapistle konuşmak da düşünmeye değer.
Bana kalan
Bana kalırsa bu konunun en zor yanı, niyetin ile sonucun arasındaki mesafeyi kabul etmek. Kötü bir şey yapmak istemedin, ama kötü bir şey oldu. DEHB'li birinin ilk refleksi çoğu zaman bunlardan yalnızca birini seçmek oluyor. Ya “niyetim iyiydi, neden bu kadar büyütüyorsun” diye savunmaya geçiyor ya da “ben güvenilmez biriyim” diye kendini yerden yere vuruyor. İkisi de sevgiline bir şey vermiyor.
Hukuk eğitimi almış biri olarak bana en tanıdık gelen fikir, bir bilginin bir sahibi olduğu. Sevgilin sana bir şey anlattığında o bilgi sana geçmiyor, sana emanet ediliyor. Emanetin kuralları da konuşulmadıkça belirsiz kalıyor. Bence DEHB'li birinin yapabileceği en iyi şey o kuralları belirsiz bırakmamak: konuşmak, yazmak, listeye bakmak ve bir şey kaçtığında aynı gün söylemek.
Kendine de aynı açıklıkla bak. Düşünmeden konuşmak çoğu zaman sıcak bir yerden geliyor: bağ kurmak, sohbete katılmak, sevdiğin insandan söz etmek istiyorsun. Bu isteği kaybetmene gerek yok. Yalnızca yanına bir fren koyman gerekiyor. O freni de kafanda değil, bir listede, kısa bir soruda ve hazır bir cümlede taşıman.
Sık sorulanlar
- DEHB'de sır tutamamak normal mi?
- Düşünmeden konuşmak DEHB'de çok sık görülüyor ve sevgilinin anlattıklarını ağzından kaçırmak bunun ilişkideki hali. Yaygın diye zararsız sayılmaz, ama çoğu zaman bir karakter kusurundan değil, sözel dürtüsellikten kaynaklanıyor.
- Sevgilimin anlattıklarını neden ağzımdan kaçırıyorum?
- Aklına gelen ile söylediğin arasındaki duraklama kısa olduğu için cümle, frenin devreye girmesinden önce çıkıyor. Buna sohbette bağ kurma isteği, kalabalık ve yorgunluk eklenince bilginin üstündeki “aramızda” notu kolayca kayboluyor.
- Sır tutamadığım için sevgilimden nasıl özür dilerim?
- Sevgilin başkasından duymadan, aynı gün kendin söyle. Ne yaptığını açıkça adlandır, onu nasıl hissettirdiğini kabul et ve “bir daha olmayacak” yerine neyi değiştireceğini anlat. Hemen affedilmeyi bekleme.
- Sevgilim artık bana bir şey anlatmıyor, ne yapmalıyım?
- Bu çok anlaşılır bir tepki ve onu suçlamadan konuşmak gerekiyor. Geri çekilmesini anladığını ama istemediğini söyle, sonra birlikte bir mahremiyet anlaşması ve kırmızı konu listesi kurmayı öner. Güven, tutulan küçük kurallarla zaman içinde geri geliyor.
- Kırmızı konu listesi nasıl hazırlanır?
- Listeyi sevgilin söyler, sen yazarsın. Sağlık, aile, para ve iş gibi konularda kimseyle konuşulmayacakları kırmızıya, genel hatlarıyla anlatılabilecekleri sarıya, serbest olanları yeşile koyun. “Hassas şeyler” gibi genel başlıklar yerine adıyla yazılmış konular işe yarıyor.
- Düşünmeden konuşmayı tamamen durdurabilir miyim?
- Tamamen durdurmak gerçekçi bir hedef değil. Ama frenin zayıf olduğu anları tanımak, listeye önceden bakmak ve hazır kaçış cümleleri kullanmak kaçan şeylerin sayısını belirgin biçimde azaltabiliyor. Kaçtığında aynı gün söylemek de güveni korumanın en güçlü yolu.
Yeni yazılardan haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.