İçeriğe geç
Günlük

01.10.2026 Günlük XXXI Entelekheia: potansiyel bir söz değil

Geç tanı almış herkesin duyduğu bir cümle var: potansiyelini kullanmıyorsun. Aristoteles'in imkan ve edim ayrımı o cümlenin neden haksız olduğunu gösteriyor.

6 dakika okumaOrta
Bu yazıda 10 bölüm var

01.10.2026 Günlük Sayfa XXXI

Bir tohum ağaç olmazsa suçlu tohum değildir. Önce toprağa bakılır.

Perşembe. Ayın ilk günü ve masada temiz bir sayfa duruyor.

Temiz sayfanın bana ne yaptığını anlatmak zor. Bir yanı rahatlatıcı: geçen ay bitti, hesap kapandı. Diğer yanı tehditkar: bu sayfa da dolmazsa, bu sefer bahane yok.

Ekimin ilk sabahında aklıma gelen cümle şu oldu. Yirmi yıl boyunca duyduğum, farklı ağızlardan aynı biçimde çıkan cümle:

Potansiyelini kullanmıyorsun.

O cümlenin içindeki varsayım

Bu cümleyi kuran kişi, iyi niyetli olduğunda bile bir şey varsayıyor. Potansiyelin bir stok olduğunu varsayıyor. Depoda duran, istendiği an çekilebilen bir miktar.

Depo doluysa ve çekilmiyorsa, sorun çeken kişide olur. Mantık bu.

Aristoteles bu konuyu, bugün hala kullandığımız üç kelimeyle kurmuş.

Dynamis imkan demek. Bir şeyin başka bir şey olabilme kapasitesi. Tohumun ağaç olabilmesi, mermerin heykel olabilmesi.

Energeia edim demek. Kapasitenin işler halde olması. Tohumun çimlenmesi, mermerin yontulması.

Entelekheia ise tamamlanma. Kelime, ereğini içinde taşımak anlamına gelen parçalardan kurulu: bir şeyin olabileceği şeye varmış hali.

Bu üçlünün önemli tarafı şu: dynamis bir söz değil. Bir borç hiç değil. Bir koşul.

Tohumun şartları

Aristoteles'in tohum örneğinde gözden kaçan yer burası.

Tohumun ağaç olabilmesi onun kapasitesinde duruyor, doğru. Ama o kapasitenin edime geçmesi için toprak gerekiyor, su gerekiyor, ışık gerekiyor, mevsim gerekiyor. Şartlardan biri yoksa tohum ağaç olmuyor.

Ve kimse tohuma kızmıyor. Kimse tohuma "potansiyelini kullanmıyorsun" demiyor.

Bir insan söz konusu olunca mantık tersine dönüyor. Şartlar görünmediği için kapasite tek değişken sayılıyor ve açığın tamamı kişinin hanesine yazılıyor.

Yürütücü işlevler tam olarak o görünmeyen şart. Yürütücü işlevler yazısında bunu ayrıntılı anlattım: başlatmak, sıraya koymak, geçiş yapmak, sürdürmek. Bunlar kapasiteye eklenen süsler değil, kapasitenin edime geçtiği yol.

Yol bozuksa yolcunun gücünü tartışmanın anlamı yok.

Ama burada bir tuzak var

Bu fikri kendime çok kolay ikram edebilirim ve ediyorum da.

"Şartlar yoktu" cümlesi, yapılmamış her şeyin üstüne örtülebilecek bir örtü. Yirmi yılın tamamını o örtünün altına koyabilirim ve altında hiçbir şey görünmez.

Aristoteles buna izin vermiyor. Çünkü onun sisteminde insan, kendi şartlarının bir kısmını kuran varlık. Alışkanlık dediği şey tam da bu: edimi tekrarlayarak kapasiteyi değiştirmek.

Yani tohum olmakla insan olmak arasındaki fark burada. Tohum toprağını seçemiyor. Ben kısmen seçebiliyorum.

Kısmen. Kelimenin tamamı bu.

Tanının yaptığı şey

Tanıyı yirmi üç yaşımda aldım ve o gün kapasitem değişmedi. Değişen şey, şartların görünür hale gelmesiydi.

Tanıdan önceki hesapta tek bir değişken vardı ve o değişken bendim. Tanıdan sonra ikinci bir değişken belirdi ve denklem ilk defa çözülebilir hale geldi.

Bunun bir rahatlama olduğunu söyleyebilirim ama tam değil. Çünkü ikinci değişkenin belirmesi, birinci değişkeni ortadan kaldırmıyor. Hala ben varım, hala seçimler var, hala bir şeyleri yapmıyorum ve sebebi her seferinde yürütücü işlevler değil.

Tanı sonrası yas yazısında bu ikisinin arasında kalmayı anlatmıştım. Ekimin ilk günü yine aynı yerde duruyorum, biraz daha az acıyarak.

Potansiyel kelimesini ne yapacağım

Bu kelimeden tamamen vazgeçmeyi düşündüm, vazgeçemedim. Çünkü içinde doğru bir şey var: bir insanın yapabileceği ile yaptığı arasında gerçekten bir aralık olabiliyor ve o aralığı görmek bazen iyi geliyor.

Kelimeyi atmak yerine kullanımını değiştirdim.

Eskiden potansiyel benim için bir borç senediydi. Bir yerde duruyordu ve ben ödemiyordum.

Şimdi bir harita. Nereye gidilebileceğini gösteriyor, gidişin kendisi hakkında hiçbir şey söylemiyor. Yol şartlarını haritadan okuyamıyorsun.

Fark küçük görünüyor ama sabah masaya oturduğumda değişen şey bu oluyor. Borçlu oturmakla haritası olan biri olarak oturmak aynı şey değil.

Bugün ne yaptım

Ekim için hedef listesi yapmadım. Bunun yerine şartlar listesi yaptım.

Üç madde. Birincisi: sabahın ilk saatinde ekran açmamak. İkincisi: her işin yanına, o işi yapacağım yeri yazmak. Üçüncüsü: haftada bir gün hiçbir şey planlamamak.

Üçü de kapasiteyle ilgili değil. Üçü de toprakla ilgili.

Bunun işe yarayıp yaramadığını ay sonunda göreceğim. Ama bir şeyi şimdiden biliyorum: bu liste, "daha çok çalışacağım" listesinden daha dürüst.

Bilmek ile yapıyor olmak

Aristoteles'in bu konuda bir ayrımı daha var ve bende asıl işe yarayan o oldu.

Ona göre bir kapasitenin iki ayrı "gerçekleşmiş" hali bulunuyor.

Gramer bilen bir insan düşün. Uyuyorken bile gramer biliyor; bilgisi kaybolmuyor. Bu, kapasitenin ilk gerçekleşmesi: öğrenilmiş, yerleşmiş, hazır duruyor.

İkinci gerçekleşme ise o insanın şu anda konuşuyor olması. Bilgiyi kullanıyor. Aradaki fark, bir şeye sahip olmakla onu işletiyor olmak arasındaki fark.

İkisini birbirine karıştırmak, DEHB'li birinin başına gelen en sık yanlış anlaşılma sanıyorum.

Çünkü dışarıdan bakan kişi birinci haldeki kapasiteyi görüyor. Zeki olduğunu, konuyu bildiğini, daha önce benzerini yaptığını görüyor. Sonra ikinci halin ortaya çıkmamasını, birinci halin yokluğuyla değil kişinin tercihiyle açıklıyor.

Oysa benim zorlandığım yer tam olarak birinciden ikinciye geçiş. Bilgi duruyor. Kullanıma sokulması gereken anahtar, her seferinde başka bir cebin içinde çıkıyor.

Aristoteles bu geçişi kendiliğinden saymış, çünkü gramer bilen insan konuşmak istediğinde konuşabiliyor. Onun sisteminde geçiş bir sorun değil, bir kapı. Benim yaşadığım şey o kapının bazen açılmaması.

Buraya kadar olan kısım beni rahatlatıyor. Rahatlamayı bozan tarafı da yazayım.

Eğer bilgi birinci halde hazır duruyorsa, bir şeyi "öğrenmek" için harcadığım zamanın bir kısmı aslında kaçış olabilir. Yeni bir kurs, yeni bir kitap, yeni bir yöntem. Hepsi birinci kutuyu şişiriyor ve ikinciye geçmeyi erteliyor.

Uygulama avcılığı yazısında bunun dijital halini anlatmıştım. Bugün gördüğüm şey, aynı davranışın bilgiyle de yapılabildiği. Öğrenmek, yapmamanın en saygın biçimi.

Ereği kim koyuyor

Aristoteles'in sisteminde her şeyin bir ereği var. Meşe palamudunun ereği meşe ağacı; bıçağın ereği kesmek.

İnsan söz konusu olunca iş zorlaşıyor ve Aristoteles bunu biliyor. Onun cevabı eudaimonia: insanın kendine özgü işini iyi yapması.

Burada benim takıldığım yer şu. Palamudun ereğini palamut seçmiyor. Peki benimkini kim seçiyor?

"Potansiyelini kullanmıyorsun" cümlesini kuran kişi, bu soruya çoktan cevap vermiş oluyor. Erek belli; sen ona gitmiyorsun.

Oysa o cümlenin içindeki erek genelde benim koyduğum erek değil. Belirli bir meslek, belirli bir hız, belirli bir görünürlük. Başkasının benim için çizdiği meşe ağacı.

Bunu fark ettiğimde "potansiyel" tartışmasının yarısı buharlaştı. Çünkü tartışmanın asıl konusu kapasite değilmiş, hedefin kime ait olduğuymuş.

Strateji ne yapmayacağını seçmektir yazısında bunun karar tarafını yazmıştım. Bugün ekleyeceğim şey şu: bir ereği reddetmek, potansiyelini çöpe atmak değil. Hangi ağaç olacağına karar vermek.

Ekimin ilk gününde kendime sorduğum soru bu oldu. Bu ay yapacaklarımın kaçı benim ereğim, kaçı birinin yıllar önce benim için çizdiği şey?

Cevabı tam veremedim. Ama soruyu sorduğum için liste kısaldı.

Bugün dinlediğim

Arvo Pärt — Variationen zur Gesundung von Arinuschka.

Solo piyano için, çok kısa. Aynı küçük yapı tekrar tekrar dönüyor, her dönüşte bir şey değişiyor. Değişiklikler o kadar az ki ilk dinlemede fark edilmiyor.

Bugüne uygun bulmamın sebebi şu: parçanın adında iyileşme geçiyor ve müzik iyileşmeyi bir sıçrama olarak değil, aynı şeyin biraz farklı tekrarı olarak kuruyor.

Potansiyelin edime geçmesi de böyle bir şey sanırım. Bir sabah uyanıp başka biri olunmuyor. Aynı yapı tekrar ediyor ve tekrarların içinde bir yerde, ölçülemeyen bir kayma oluyor.

Yarına

Yarın cuma ve haftanın artığı masada duruyor. Bu hafta üç kere açıp kapattığım bir iş var.

Yarın onu açacağım. Bitireceğimi söylemiyorum. Açacağımı söylüyorum, çünkü şartlar listesinin ilk maddesi o işle ilgili ve maddeyi dün yazdım.

Yazar hakkında

Cansu, DEHB ile yaşayan bir yetişkin. Uzmanlığı yok; elindeki tek şey kendi denediği yöntemler ve kendi gündelik deneyimi. Bir yöntem onda tuttu diye sende tutar mı, bilinmez. Ondan gitmeyen bir şey senin işine yarayabilir.

Buradaki hiçbir şey tıbbi tavsiye, tanı ya da tedavi yerine geçmez. İlaç, doz ve tedavi kararları hekiminle konuşulacak şeyler. Daha fazlası.

Bu yazı 1 Ekim 2026 tarihinde güncellendi.