Strateji, ne yapmayacağını seçmektir
Strateji ile plan aynı şey değil. Kaynağın sınırlı olduğunu kabul etmekle başlayan bir düşünme biçimi ve vazgeçmenin neden merkezde durduğu.
Bu yazıda 7 bölüm var
"Stratejimiz büyümek." "Stratejimiz kaliteli hizmet vermek." "Stratejim daha disiplinli olmak."
Bu cümlelerin hiçbiri strateji değil. Hepsi dilek.
Aradaki farkı en net söyleyen Porter oldu: strateji, ne yapmayacağını seçmektir. Bir şeyi yapmayı seçmek kolay; ondan vazgeçtiğin şeyi söyleyemiyorsan, seçim yapmamışsın demektir.
Neden vazgeçmek merkezde
Strateji kavramının doğduğu yer savaş ve oradaki temel gerçek şu: kaynak sınırlı.
Sınırsız kaynağın olsaydı stratejiye ihtiyacın olmazdı. Her cepheye asker yığar, her ihtimale hazırlanır, her fırsatı değerlendirirdin. Strateji tam olarak bunun mümkün olmadığı yerde başlıyor.
Clausewitz'in ağırlık merkezi dediği fikir buradan geliyor: rakibin gücünün toplandığı nokta neresi, senin gücünü nereye yığacaksın. Her yere yığamazsın.
Rumelt'in iyi strateji ile kötü strateji ayrımı da aynı yerde duruyor. Kötü strateji hedeflerin listesi oluyor; iyi strateji ise bir teşhis, bir yön ve tutarlı bir dizi eylem içeriyor. Listede her şey varsa, orada strateji yok.
Bir planın neyi dışarıda bıraktığını söyleyemiyorsan, o bir plan değil bir temenni.
Plan ile strateji farkı
Bu ikisi sürekli karıştırılıyor.
Plan, bir işin nasıl yapılacağını anlatır: adımlar, sıra, takvim. Strateji, hangi işin yapılacağını ve daha önemlisi hangisinin yapılmayacağını belirler.
Plan "nasıl" sorusunun cevabı. Strateji "hangisi" sorusunun.
Bir yılda on hedefi olan birinin planı olabilir ama stratejisi yoktur. Çünkü on hedef, hiçbirinin diğerinden önce gelmediği anlamına geliyor ve öncelik yoksa strateji de yok.
Sun Tzu'nun az konuşulan tarafı
Savaş Sanatı genellikle kurnazlık kitabı gibi okunuyor. Oysa metnin büyük kısmı kaynak muhasebesi: seferin maliyeti, ikmal hatlarının uzunluğu, uzayan savaşın orduyu yıpratması.
Kitabın en sık alıntılanan fikri, savaşmadan kazanmanın en iyi zafer olduğu. Bunu romantik bir bilgelik olarak okumak yerine kaynak hesabı olarak okuduğunda anlamı değişiyor: her çatışmanın bir bedeli var ve kazanılan çatışma bile seni zayıflatabiliyor.
Gündelik hayatta bunun karşılığı şu: girmeye değmeyen tartışmalar, kabul edilmeyecek işler, açılmaması gereken cepheler.
Bireysel hayatta strateji
Şirketler için yazılmış bir kavramı kişisel hayata taşımak çoğu zaman zorlama oluyor. Ama burada taşınabilir bir çekirdek var: sınırlı kaynak.
Kişisel hayatta kaynak para değil çoğu zaman. Dikkat, enerji ve zaman.
Bu üçü sınırlı olduğunda soru şu hale geliyor: neyi yapmayacağım?
Bu soru, "neyi yapacağım" sorusundan çok daha zor. Çünkü ikincisi heyecan verirken birincisi kayıp hissettiriyor. Bir şeyi listeden çıkarmak, onu yapabilecek bir hayatın ihtimalinden vazgeçmek gibi geliyor.
Oysa listeden çıkarılmayan her madde, kalan maddelerden çalıyor.
Kısıt neden iyi bir şey
Strateji okumalarının bende değiştirdiği asıl fikir bu oldu: kısıt, engel değil bilgi.
Sınırsız seçenek verildiğinde insan seçemiyor. Dar bir çerçeve verildiğinde ise çalışmaya başlıyor. Divan şiirinde vezin ve kafiyenin şairi kısıtlayıp aynı zamanda üretime zorlaması gibi.
Bunun pratik karşılığı, kendine bilerek kısıt koymak: bu ay tek bir yeni şey, bu hafta tek büyük iş, bu gün üç madde.
Kısıtı kendin koymazsan hayat zaten koyuyor; ama o zaman seçim senin olmuyor.
Kötü stratejinin üç işareti
Rumelt'in ayrımından yola çıkarak, bir "strateji"nin aslında strateji olmadığını gösteren işaretler:
Hedef listesi. "Büyüyeceğiz, kalite artıracağız, maliyeti düşüreceğiz." Hepsi iyi şeyler ve hiçbiri seçim değil.
Teşhis yokluğu. Sorunun ne olduğu söylenmeden çözüm anlatılıyorsa, orada strateji değil iyimserlik var.
Vazgeçilenin söylenmemesi. "Neyi yapmayacağız" sorusuna cevap yoksa, geriye yalnızca dilekler kalıyor.
Bir itiraz
Bu kavramın kişisel hayata taşınmasının bir sınırı var ve onu yazmadan bırakmak istemem.
Herkes kendi hayatının stratejisini kurabilecek durumda değil. Kaynağı kısıtlı olan, bakım yükü taşıyan, geçim derdi olan biri için "neyi yapmayacaksın" sorusu lüks bir soru olabiliyor: seçenekler zaten seçilmiş halde geliyor.
Strateji dili, bunu unuttuğunda zalimleşiyor. "Doğru seçimleri yapsaydın" cümlesi, seçim imkânı olmayan birine söylendiğinde bir açıklama değil, bir suçlama oluyor.
O yüzden bu yazının iddiası şu kadar: seçim imkânın varsa, onu kullanmanın yolu daha fazla şey eklemekten değil, çıkarmaktan geçiyor.