İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Çavdar Tarlasında Çocuklar

J. D. Salinger

Holden Caulfield üç gün New York'ta dolaşıp herkese sahte diyor. Kitabın asıl konusu, adı hiç konmayan bir yasın nereye gittiği.

8 dakika okuma
Bu yazıda 12 bölüm var

The Catcher in the Rye, 16 Temmuz 1951'de Little, Brown tarafından yayımlandı. Yazarı J. D. Salinger. Basımına göre iki yüz otuz dört sayfa civarı. Türkçede Çavdar Tarlasında Çocuklar adıyla biliniyor.

Türkçe basımlar hakkında gördüğüm şu: Kitapyurdu sayfasında Coşkun Yerli çevirisiyle, Can Yayınları künyesiyle ve 2019 tarihli 198 sayfalık bir basım listeleniyor. Aynı sayfadaki tanıtım, kitabın daha önce Gönülçelen adıyla çıktığını ve bu çevirinin İngilizceden yeni yapıldığını söylüyor. Türkçe Vikipedi ise ilk Türkçe çevirinin 1967'de Adnan Benk'ten çıktığını ve Fransızcadan yapıldığını yazıyor. Bu iki bilgiyi başka bir yerden çapraz doğrulayamadım, o yüzden yayınevi ve yıl konusunda kesin konuşmuyorum.

Bu yazı kitabın bölüm düzenine, yayıncı tanıtımlarına ve yayımlanmış değerlendirmelere dayanıyor. Bir okuma günlüğü değil, bir okuma rehberi.

Üç gün, tek bir ses

Roman bir gencin ağzından anlatılıyor. Holden Caulfield on altı yaşında, Pennsylvania'daki Pencey Hazırlık Okulu'ndan atılmış ve Noel tatilinden önce okuldan ayrılıyor. Eve gitmek yerine New York'ta üç gün dolaşıyor. Hikaye, o günlerden sonra bir sanatoryumda ya da dinlenme evinde anlatılıyor; kitabın son sayfalarında Holden bunu açıkça hissettiriyor.

Kitap yirmi altı numaralı bölümden oluşuyor. Bölümlerin başlığı yok. Bu yüzden bölüm bölüm gezinti yaparken olaylara göre ilerliyorum, bölüm adına değil.

Kitap şu cümleyle açılıyor: "If you really want to hear about it" (Salinger). Anlatıcının daha ilk satırda okura sırtını dönmesi, kitabın tonunu kuruyor. Holden anlatmaktan hoşlanmıyor ama durmuyor.

Salinger ve kitabın çıkışı

Jerome David Salinger 1 Ocak 1919'da Manhattan'da doğdu. Valley Forge Askeri Akademisi dahil birkaç okula gitti, Columbia'da Story dergisinin editörü Whit Burnett'in yazı dersine katıldı. İlk öyküsü 1940'ta Story'de çıktı.

1942'de askere alındı ve 4. Piyade Tümeni'nde karşı istihbarat görevlisi olarak D-Day'de, Ardenler'de ve Hürtgen Ormanı'nda bulundu. Vikipedi'ye göre savaş onu derinden etkiledi. Bu bilgiyi kitabın yanına koymak önemli, çünkü bazı eleştirmenler romanı "kılık değiştirmiş bir savaş romanı" diye okudu. David Shields ve Shane Salerno bu yoruma yakın duruyor.

Holden ilk kez 1941'de The New Yorker'a satılan bir öyküde göründü. Savaş yüzünden öykü ancak 1946'da yayımlandı. Romanın bir kısmı da 1945 ve 1946'da yayımlanmıştı.

Kitap çıktıktan sonra Salinger geri çekildi. 1953'te New Hampshire'ın Cornish kasabasına taşındı, çok az yayımladı. En son yayımlanan metni 1965'te The New Yorker'daki "Hapworth 16, 1924" oldu. 2010'da doksan bir yaşında öldü.

Çıkış fikri

Kitap yetişkinler için yazılmış ama gençler arasında yaşadı. Nedeni Holden'ın hem komik hem öfkeli hem de yalnız bir sesle konuşması. "Sahte" (phony) sözcüğü onun elinde bir ölçü aleti: öğretmenler, sınıf arkadaşları, kızlar, bir taksi şoförü.

Ama kitabın ilginç yanı, bu ölçü aletinin aslında bir savunma olması. Holden başkalarını sahte bulmakla meşgulken kendi kaybettiği şeye bakmak zorunda kalmıyor. Kardeşi Allie lösemiden ölmüş. Roman bu ölümü yan bir ayrıntı gibi geçiriyor ama Holden hangi yöne dönse sonunda Allie'ye çıkıyor.

Pencey: kapıdan çıkmak

Açılış bölümlerinde Holden dört dersten kalmış durumda. Tarih öğretmeni Bay Spencer'ı görmeye gidiyor; Spencer ona kurallara uymak üzerine konuşuyor ve Holden onu içinden sahte bulup dinlemekten çok bir an önce çıkmaya bakıyor. Odasına döndüğünde yan odadaki Ackley sıkıyor, oda arkadaşı Stradlater ise Holden'ın çocukluk arkadaşı Jane Gallagher'la randevuya çıkıyor.

Kitabın bu bölümündeki asıl sahne Holden'ın Stradlater'ın İngilizce ödevini yazması. Konu olarak ölen kardeşi Allie'nin beyzbol eldivenini seçiyor. Stradlater yazıyı ödev kurallarına uymadığı için beğenmiyor ve Holden yazıyı yırtıyor. Tartışma kavgaya dönüşüyor, Stradlater onu yere seriyor.

Bence burada önemli olan şu: Holden'ın okuldan ayrılma kararı bir plan değil, bir refleks. Kavgadan sonra Pencey'den erkenden çıkıp trene biniyor. Kitabın geri kalanı bu refleksin sonuçlarıyla geçiyor.

New York: ilk gece, ikinci gün

Holden Edmont Oteli'ne yerleşiyor. Otelin gece kulübünde Bernice Krebs'le dans ediyor ama onun ve arkadaşlarının yanında çabuk sıkılıyor. Bir taksiye biniyor ve şoföre Central Park'taki gölün ördeklerinin kışın nereye gittiğini soruyor. Bu soru bir şaka gibi geçiyor ama kitabın sonuna kadar dönüp duruyor: değişen şeylerin nereye gittiği.

Otele döndüğünde asansörcü Maurice'in ayarladığı Sunny odasına geliyor. Holden gerginliğinden bir şey yapamıyor, ücret konusunda çıkan tartışma Maurice'in onu dövmesiyle bitiyor. Bu bölüm kitabın en rahatsız edici yerlerinden biri; yazar burada Holden'ı kurtarmıyor, okuru da rahat bırakmıyor.

Ertesi gün Sally Hayes'le buluşuyor. Sally'yi sığ buluyor ama çekici de buluyor. Randevuda her şeyi eleştiriyor, ona birlikte New England'a kaçmayı öneriyor ve sonunda Sally'ye hakaret edip onu kaybediyor. Sonra eski sınıf arkadaşı Carl Luce'la içki içiyor ve ona cinsel hayatı üzerine rahatsız edici sorular soruyor. Luce kalkıp gidiyor.

Gece Holden yalnız kalıyor, parkta kendi ölümünü düşünüyor ve eve, Phoebe'ye gitmeye karar veriyor.

Phoebe, Antolini ve karusel

Kitabın en sıcak yeri Phoebe. Holden, küçük kız kardeşine gizlice görünüyor ve ona batıdaki bir çiftliğe gitmek istediğini söylüyor. Burada kitabın adının kaynağı geliyor: Holden bir çavdar tarlasında oynayan çocukların uçuruma düşmesini engelleyen kişi olmak istiyor. Phoebe ona şarkının sözlerini düzeltiyor: Robert Burns'ün şiirinde sözcükler Holden'ın hatırladığı gibi değil. Kitap, Holden'ın en büyük hayalinin bir yanlış duymadan doğduğunu bu kadar yumuşak bir yolla gösteriyor.

Sonra eski İngilizce öğretmeni Bay Antolini'nin evine gidiyor. Antolini ona katı ve yargılayıcı olmamasını öğütlüyor. Holden kanepede uykuya dalıyor ve uyandığında öğretmeninin elinin başında olduğunu fark edip kaçıyor. Sahnenin nasıl okunacağı bugüne kadar tartışılıyor: kimi eleştirmenler bunu cinsel bir yaklaşım sayıyor, kimleri tam tersini söylüyor. Ben kitabın bu konuda bilerek kapalı bırakıldığını düşünüyorum.

Grand Central'da uyuyup sabah Phoebe'ye okulunda bir not bırakıyor. Doğa Tarihi Müzesi'nde iki küçük oğlanla Mısır mumyaları üzerine konuşuyor, sonra tuvalette bayılıyor. Phoebe bavuluyla geliyor ve onunla gitmek istediğini söylüyor. Holden planın ne kadar anlamsız olduğunu o an görüyor. Onu hayvanat bahçesine ve karusele götürüyor, Phoebe karusele biniyor, kırmızı avcı şapkasını Holden'a geri veriyor. Holden kaçmayacağına söz veriyor.

Son bölüm çerçeve hikaye: Holden bir dinlenme evinde, bir ruh sağlığı uzmanıyla çalışıyor, okula dönüp dönmeyeceğinden emin değil ve herkese bu kadar anlatmış olduğuna pişman.

En güçlü yanları

Ses. Kitabı yetmiş beş yıl sonra hala okunur kılan şey bu. Holden'ın dili, günlük konuşmanın yarı sinirli, yarı komik ritmini yakalıyor. Eleştirmenler kitabın sözlüğünü, "phony" gibi gençlik argosunu hep övdü.

İkincisi, yası düz söylememesi. Allie'ye dair hiçbir cümle "o öldü ve ben çok üzgünüm" biçiminde gelmiyor. Yas, bir ödevin konusunda, bir kavgada, ördeklerde, Phoebe'ye duyulan korumacılıkta kendini gösteriyor.

Üçüncüsü, bence, kitabın sonunun cevap vermemesi. Louis Menand sonu iyimser okuyor. Bruce Brooks ise Holden'ın hiç değişmediğini söylüyor. İkisi de kitaptan çıkıyor. Bir romanın iki zıt okumayı taşıyabilmesi bence güç.

Zayıf yanları ve eleştiriler

Kitabın orta kısmı tekrar ediyor. Holden bir yere gidiyor, birine kızıyor, sahte diyor, ayrılıyor. Bunu bir kusur olarak da okuyabilirsin, bir durumun yorgunluğu olarak da. Bence ikisi de doğru.

Jonathan Yardley 2004'te kitabı yeniden okumanın acı verici olduğunu, öğretmenlerin neden hala okuttuğunu anlayamadığını yazdı. Haksız bulmuyorum, ama kitabın hala okutulmasının nedeni bence tam olarak gençlikte ilk kez "kimse beni anlamıyor" duygusuna bir ad verebilmesi.

Kadın karakterler de Holden'ın gözünden, kısıtlı biçimde görünüyor. Jane, Sally, Bernice, Sunny kendi sesleriyle konuşmuyor. Phoebe bu konuda istisna.

Kitap Amerika'da yıllarca yasaklanmaya çalışıldı. Vikipedi'ye göre 1961 ile 1982 arasında ABD liselerinde ve kütüphanelerinde en çok sansürlenen kitaptı. Gerekçeler küfür, cinsellik ve isyanın özendirilmesiydi. Daha karanlık bir yan: John Lennon'ı öldüren Mark David Chapman tutuklandığında elinde kitabın bir kopyası vardı. Bir romanı bir okurun yaptıklarından sorumlu tutmak bana haksızlık gibi geliyor; yine de bu olay kitabın adına eklenen en ağır gölge.

Holden'a tanı koymak

Bu yazıyı kurgu bir karaktere DEHB tanısı koymak için yazmıyorum. Kurgu bir karakterin tanısı olmaz ve okurlar kendilerini bir sayfada bulduğunda bu bir teşhis sayılmaz.

Yine de DEHB'li bir yetişkin olarak şunu söyleyebilirim: dört dersten kalıp okuldan atılmak, bir ödev yüzünden kavgaya sürüklenmek, ertesi gün için hiçbir planın tutmaması, DEHB'li okurun tanıyacağı sahneler olabilir. Ama aynı sahneler yas, depresyon, travma ya da sıradan bir ergenlik bunalımıyla da açıklanabilir, kitap da bu konuda bir şey söylemiyor. Sitedeki DEHB mi travma mı yazısında bu ayrımı daha ayrıntılı anlattım. Ergenlikte DEHB yazısı da gençlik dönemindeki belirtileri tanımak isteyenler için.

Bence kitabın DEHB okuru için asıl değeri başka yerde: sınavdan ya da okuldan çıktıktan sonra kendi hakkında kurduğun hikayenin ne kadar sert olabildiğini görmek. Holden kendine "sahte" demiyor ama herkese diyor. Başarısızlığın hemen ardından kurulan o sert hikaye için sitedeki sınav sonrası toparlanma yazısına da bakabilirsin.

Kime, kime değil

Gençken okumadıysan ya da okuyup anlamadıysan, yetişkin olarak okumak farklı bir deneyim. Holden'ın öfkesine tahammül edemediğin yerler olacak; bu da kitabın bir parçası.

Yalnızlık üzerine yazılmış bir romanı arıyorsan iyi bir başlangıç. Kalabalıkta yalnız olmayı Holden kadar sade anlatan az kitap var.

Olay örgüsü arayana göre değil. Üç gün içinde olan şey çok az.

Yasın tam ortasındaysan ve şimdi buna dokunmak istemiyorsan başka bir zaman açabilirsin. Kitap yası doğrudan ele almıyor ama sayfalar arasında dönüp geliyor.

Rafta nereye oturuyor

Aynı rafta Tutunamayanlar ile yan yana okunabilir. İkisinde de anlatıcı çevresine ait olmadığını biliyor, ikisi de bu duyguyu mizahla taşıyor. Fark bence şu: Atay yetişkin bir aydının uyumsuzluğunu kuruyor, Salinger bir gencin kendi diliyle konuşuyor.

Camus'nün Yabancı'ıyla da bir bağ var. İkisi de birinci tekil kişiyle yazılmış, ikisinde de anlatıcı çevresinin beklediği duyguyu göstermiyor. Meursault duygusuzluğuyla yargılanıyor, Holden fazla duygusuyla kendini boğuyor.

Günlük tarafında Aristoteles'in dostluk üzerine söylediklerini anlattığım Philia yazısı var. Holden'ın o üç gün boyunca kimseyle gerçek bir temas kuramaması, kitabı o yazıyla birlikte okumaya değer kılıyor. Bir de Utanç ve öz şefkat yazısı: Holden'a söylenebilecek en iyi şey bence, kendine de biraz yumuşak davranması.

Benim tavrım

Bu kitabı sevip sevmeme sorusunu zor buluyorum. Holden'dan hoşlanmak zorunda değilsin. Ama bir çocuğun kardeşinin ölümünden sonra nasıl yalnız kaldığını, bunu hiçbir yetişkine söyleyemediğini bu kadar sessiz anlatan başka bir roman bilmiyorum. Salinger bunu karusel sahnesine kadar bekletiyor ve sonra bile açıklamıyor. Okuyacaksan cevap bekleyerek başlama. Kitap bir cevap vermiyor, sormaya devam edeceğin bir soru bırakıyor.