İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Tutunamayanlar

Oğuz Atay

İki kez bıraktım, üçüncüde anlamayı bırakınca kitap açıldı. Anlamak için değil tanımak için okunuyor ve tanıdığın yerler fazla olacak.

3 dakika okuma

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Bu yazıda 8 bölüm var

Bu kitabı iki kez bıraktım. Üçüncüde bitirdim ve bunu bir başarı olarak yazmıyorum; kitabın nasıl bir kitap olduğunu söylemek için yazıyorum.

Ne oluyor

Selim Işık intihar ediyor. Kitap onun ölümüyle başlıyor.

Turgut Özben eski arkadaşı. Haberi alıyor ve önce pek etkilenmiyor; yıllardır görüşmüyorlardı. Sonra Selim'i tanımaya çalışmaya başlıyor.

Tanıdıklarını buluyor: kız arkadaşını, ev arkadaşını, iş arkadaşlarını. Her biri farklı bir Selim anlatıyor ve hiçbiri diğerini tutmuyor.

Sonra Selim'in bıraktığı yazılar ortaya çıkıyor: mektuplar, şiirler, defterler, bir ansiklopedi taslağı.

Turgut bunları okudukça kendi hayatına bakmaya başlıyor. Düzenli işi, evi, karısı, çocuğu var. Ve o düzenin içinde ne kadar sıkıştığını fark ediyor.

Kitabın son bölümünde Turgut trene biniyor. Nereye gittiği belli değil. Yolculukta bir yabancıya kendi hikayesini anlatıyor ve anlatı orada dağılıyor.

Tutunamayan kim

Kitap kendi tanımını bir ansiklopedi maddesi biçiminde veriyor: tutunamayanlar, hayata tutunamayan, düzenin gerektirdiği biçime giremeyen insanlar.

Ama Atay bunu bir mağduriyet edebiyatı olarak kurmuyor. Tutunamayanlar sempatik değil. Kibirliler, kendilerini herkesten zeki sanıyorlar, hiçbir şeyi bitirmiyorlar ve bunu bir erdem gibi taşıyorlar.

Selim de öyle. Kitap ilerledikçe onun ne kadar zor bir insan olduğu ortaya çıkıyor.

Alay meselesi

En çok altını çizdiğim yer, tutunamayanların kendilerini anlatma biçimi.

Alay ederek anlatıyorlar. Kendi beceriksizliklerini şakaya çeviriyorlar. Sebep açık: önce sen gülersen, başkasının gülmesi seni o kadar yakmıyor.

Bunu fazlasıyla tanıyorum. Bir işi yetiştirememişsem, anlatırken komik hale getiriyorum. Randevuyu kaçırmışsam kendi dağınıklığım üstüne bir espri yapıyorum ve karşımdaki güldüğünde rahatlıyorum.

O espri bir savunma. Atay bu savunmayı kitabın merkezine koymuş ve komik olduğu için kimse acıttığını fark etmiyor. Kitabın en zalim tarafı bu.

Bir de şu var: sürekli açıklama ihtiyacı

Selim'in mektupları uzun. Çok uzun. Bir şey anlatmaya başlıyor, kendini yeterince açıklamadığını düşünüyor, dönüp baştan açıklıyor, sonra o açıklamayı da açıklıyor.

İlk okuyuşta bunu yazarın fazlalığı sandım. Sonra bunun karakterin bir özelliği olduğunu anladım.

Anlaşılmamaktan o kadar korkuyor ki hiç susmuyor. Ve ne kadar çok konuşursa o kadar az anlaşılıyor.

Biçimle boğuşmak

Kitabın ortasında yüz sayfalık bir şiir var: “Şarkılar”. Dipnotlarıyla birlikte veriliyor ve dipnotlar şiirden uzun.

Bir bölümde noktalama tamamen kalkıyor ve sayfalarca sürüyor. Turgut'un iç sesi, hiçbir yerde durmadan.

Araya ansiklopedi maddeleri, sözlük tanımları, mektuplar, oyun metinleri giriyor.

Zorlandığım yer burasıydı. Bazı bölümlerde tamamen kayboldum ve nerede olduğumu bilmiyordum.

Ama o noktalamasız bölümler bana hiçbir düz anlatımın veremeyeceği bir şeyi verdi: bir zihnin gerçekten nasıl aktığını. Sıçrayarak, kendini keserek, konudan çıkarak, geri dönmeye çalışıp dönemeyerek.

Okurken zorlanmam kitabın kusuru değil. Anlattığı halin kendisi.

Ne zaman yazıldı, ne oldu

1971-72'de yayımlandı ve neredeyse hiç ilgi görmedi. Atay 1977'de öldü, kırk üç yaşında.

Kitap asıl 1980'lerden sonra okunmaya başladı ve bugün Türk edebiyatının en çok konuşulan romanlarından biri.

Bu gecikme kitabın konusuyla fena halde uyuşuyor ve bunu fark ettiğimde tuhaf hissettim.

Beklentiyi düşürerek başla

Bu kitap hakkında en çok söylenen iki şey var: ünlü olduğu ve zor olduğu.

İkisi de doğru ve ikisi de okumaya başlamadan önce bilmemem gereken şeylerdi.

Bir başyapıt okuyacağımı düşünerek açtım. Anlamam gerektiğini sandım. Anlamadığım her yerde kendimi eksik hissettim ve iki kez bu yüzden bıraktım.

Üçüncüde şöyle yaptım: anlamayı bıraktım. Anlamadığım bölümleri geçtim, geri dönmedim, not almadım, kimin ne dediğini takip etmeye çalışmadım.

O zaman kitap açıldı.

Tek tavsiyem

Anlamak için okuma, tanımak için oku.

Tanıdığın yerler yeterince fazla olacak ve asıl mesele orada.

Yedi yüz sayfayı aşıyor. Aylara yayarak okudum ve öyle okunması sorun değil; kitap zaten parçalı.