İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Tutunamayanlar

Oğuz Atay

Bir adam arkadaşının intiharının ardından onu aramaya başlıyor. Uyum sağlayamayanların kendilerini nasıl anlattığı üzerine.

2 dakika okuma
Bu yazıda 5 bölüm var

Turgut Özben, arkadaşı Selim Işık'ın intihar ettiğini öğreniyor. Sonra onu tanımaya çalışıyor: kimlerle konuşmuş, ne yazmış, neden.

Kitap bu aramayla ilerliyor. Ama bulunan şey bir cevap olmuyor; Turgut'un kendi hayatının da aynı yapıya oturduğunu fark etmesi oluyor.

Tutunamayan ne demek

Atay'ın icat ettiği kelime ve tam olarak şunu anlatıyor: bir yere tutunmayı beceremeyen insan.

Aptallıktan değil. Fazla düşünmekten, fazla ciddiye almaktan, herkesin kolayca yaptığı şeyi kolayca yapamamaktan.

Kitabın en yakıcı yeri, tutunamayanların kendi başarısızlıklarını anlatma biçimi: alay ederek. Kendini gülünç hâle getirerek konuşmak, önce kendini vurmanın bir yolu. Başkası vurmadan.

Bu savunma DEHB ile büyümüş çok insana tanıdık gelir. Beceriksizliğini şakaya çevirmek, onunla suçlanmaktan ucuza geliyor.

Biçim

Kitap düz anlatı değil. İçinde şiir, sözlük maddeleri, dipnotlar, mektuplar, hesaplar ve noktalama işareti olmayan uzun bölümler var.

Sonlara doğru sayfalarca süren, hiç durmayan bir iç konuşma geliyor. Okuması yorucu ve bilerek öyle.

Bu biçim bir gösteriş değil. Bir zihnin gerçekten nasıl aktığını göstermeye çalışıyor: sıçrayarak, kendini keserek, konudan çıkarak.

Neden hâlâ okunuyor

1972'de yayımlandığında pek ilgi görmedi. Atay 1977'de öldü. Kitabın asıl okunma dönemi sonradan başladı.

Sebebi büyük ihtimalle şu: anlattığı şey azalmadı. Uyum sağlayamamak, yerini bulamamak, herkesin bildiği kuralı bilmiyor gibi hissetmek.

Okuması nasıl

Zor. Yedi yüz sayfa ve deneysel bir biçim.

Birkaç öneri işe yarıyor:

  • İlk yüz sayfada bırakma isteği olağan. Kitap orada henüz kendini açmıyor.
  • Baştan sona anlamaya çalışma. Bazı bölümler anlamak için değil, hissettirmek için yazılmış.
  • Bölerek oku. Uzun soluklu bir kitap ve bir oturuşta gitmiyor.
  • Sesli okunan bölümler daha kolay geliyor; özellikle noktalamasız kısımlar.

Türkçe edebiyatın en çok atıf alan kitaplarından biri ve bu ününün altında ezilmeden okumak zor. Beklentiyi düşürerek başlamak iyi geliyor.

Bende ne bıraktı

Bu kitabı iki kez bıraktım, üçüncüde bitirdim. Bunu bir başarı olarak yazmıyorum; kitabın böyle bir kitap olduğunu söylemek için yazıyorum.

Beni tutan şey Selim'in ölümü değildi. Turgut'un onu ararken kendi hayatını fark etmesiydi. Başkasının hikâyesine bakarken kendi tarifini bulmak. Bunu yaparken de o tarifi hiç sevmemek.

En çok altını çizdiğim yer, tutunamayanların kendilerini anlatma biçimi oldu. Alay ederek. Kendi beceriksizliğini şakaya çevirerek. Çünkü önce sen gülersen, başkasının gülmesi seni o kadar yakmıyor.

Bunu tanımayan var mı bilmiyorum ama ben fazlasıyla tanıyorum. Bir işi yetiştirememişsem, anlatırken komik hâle getiriyorum. Randevuyu kaçırmışsam, kendi dağınıklığımla ilgili bir espri yapıyorum. O espri bir savunma ve Atay bu savunmayı kitabın merkezine koymuş.

Biçim tarafı beni bazen zorladı, bazen kurtardı. Noktalamasız uzun bölümlerde kayboldum. Ama o bölümler bana bir şeyi hissettirdi ki hiçbir düz anlatım hissettiremezdi: bir zihnin gerçekten nasıl aktığını. Sıçrayarak, kendini keserek, konudan çıkarak, geri dönmeye çalışıp dönemeyerek.

Kitabın hakkında en çok söylenen şey ünlü olduğu ve zor olduğu. İkisi de doğru ve ikisi de kitabı okumadan önce bilmemem gereken şeylerdi. Beklentiyi düşürerek başlasaydım daha erken bitirirdim.

Tavsiyem şu: anlamak için okuma. Tanımak için oku.