İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Dört Bin Hafta

Oliver Burkeman

Bitmeyen yapılacaklar listesini bitirmeye değil, bitmeyeceğini kabul etmeye çağıran bir zaman kitabı. DEHB kitabı değil ama zamanla kavgalı biri için yerinde.

8 dakika okuma
Bu yazıda 9 bölüm var

Bu bir DEHB kitabı değil ve öyle davranmıyor. Zaman yönetimi rafına konuyor ama zaman yönetimine karşı yazılmış bir kitap. Bu yazı kitabın içindekiler listesine, yayınevi tanıtımına ve yayımlanmış değerlendirmelere dayanıyor; bölüm bölüm anlattıklarım, doğrulayabildiğim başlıklardan ve o başlıkların altında anlatılanlardan geliyor.

Kitap ve yazar

Oliver Burkeman İngiliz bir gazeteci, 1975'te Liverpool'da doğmuş, Cambridge'de okumuş. 2006'dan 2020'ye kadar The Guardian'da haftalık This Column Will Change Your Life köşesini yazdı. Yani on dört yıl boyunca insanların hayatını düzeltmeye çalışan fikirleri denedi, anlattı ve bir kısmının neden işe yaramadığını yazdı.

İlk kitabı Help! 2011'de çıktı ve alt başlığı biraz daha mutlu olmayı, biraz daha çok iş bitirmeyi vadediyordu. Ardından 2012'de The Antidote, olumlu düşünmeye tahammülü olmayanlar için bir mutluluk kitabı. Four Thousand Weeks: Time Management for Mortals ise 10 Ağustos 2021'de Farrar, Straus and Giroux'dan çıktı. Sayfa sayısı baskıya göre 245 ile 288 arasında değişiyor. New York Times çok satanlar listesinde üç hafta kaldı, Time de 2021'in okunması gereken yüz kitabı arasına aldı.

Türkçesi Dört Bin Hafta: Ölümlüler İçin Zaman Yönetimi adıyla Epsilon Yayınevi'nden, 2023'te, 256 sayfa olarak çıkmış; D&R sayfasında bu bilgileri gördüm. Çevirmenin adını o sayfada göremedim, o yüzden yazmıyorum.

Çıkış fikri

Başlık bir aritmetik. Seksen yıl yaşarsan, kabaca dört bin hafta yaşamış olursun. Rakam korkutmak için orada değil; kulağa fazla küçük geldiği için orada.

Kitabın iddiası kısaca şu: verimlilik arttıkça rahatlamıyoruz, çünkü kazanılan her boşluk yeni bir talebe dolduruluyor. Bir tane daha uygulama, bir tane daha yöntem, hepsi bu yarışı hızlandırıyor. Çözüm daha çok yetiştirmek değil. Hepsini yetiştirmenin mümkün olmadığını kabul etmek ve neyi ihmal edeceğini bilerek seçmek.

Felsefi dayanak Heidegger. Sınırlı bir zamanın sahibi değiliz, bizzat sınırlı bir zamanız; seçtiğin her şey, seçmediğin bir sürü şeyin kapısını kapatıyor. ODTÜ'de felsefe okumuş biri olarak Heidegger'i bir zaman yönetimi kitabının merkezine oturtmayı cesur buluyorum. Bu çeşit kitaplarda genelde son bölümde bir alıntı olarak durur; burada taşıyıcı kolon.

İç sayfalar: ilk altı bölüm

Kitap bir giriş, iki yarı, bir sonsöz ve bir ekten oluşuyor, toplam on dört numaralı bölümle. Giriş, Keynes'in meşhur cümlesine gönderme yapan In the Long Run, We're All Dead başlığını taşıyor.

İlk bölüm The Limit-Embracing Life, sınırı kucaklayan hayat. Saatin ve saat ücretinin zamanı bir kaynağa, hatta paraya benzettiğini, zaman baskısının modern bir alışkanlık olduğunu anlatıyor. Sınırı kabul etmek burada pes etmek değil, işin başlangıç noktası.

İkinci bölüm The Efficiency Trap, verimlilik tuzağı. Verimli olduğunda talepler de büyüyor; kapasiteyi artırmak hissedilen yükü azaltmıyor. Kolaylık kültürünün, insanın değer verdiği şeylerin içini boşalttığı da burada geçiyor. Önerilen beceri tuhaf: bunalmış hissetmeye tahammül etmek.

Üçüncü bölüm Facing Finitude, sonluluğa bakmak. Heidegger burada devreye giriyor. Ölümü gözden kaçırmak hayattan heyecan götürüyor, her seçimin bir feda olduğunu kabul etmek ise seçimi gerçek yapıyor.

Dördüncü bölüm kitabın en tanıdık yeri benim için: Becoming a Better Procrastinator, daha iyi bir ertelemeci olmak. Ertelemeyi yok edemeyeceğini kabul edip neyi erteleyeceğini seçmek fikri. Üç ilke var: önce kendine öde, yani gün içinde önemli olandan bir parçayı taleplerden önce yap; yürüyen iş sayısını sınırla; orta halli önceliklere direnme. Bu bölümde ihmal etmenin yarattığı hafiflik için joy of missing out kavramı da geçiyor. Sitede erteleme türleri üzerine yazdığım yazıyla yan yana okumak ilginç: orada ertelemenin neden tek bir şey olmadığına bakıyorum, Burkeman ise ertelemeyi yönetilecek bir kaynak olarak ele alıyor.

Beşinci ve altıncı bölüm dikkat dağınıklığına ayrılmış: The Watermelon Problem ve The Intimate Interrupter. Dikkatin hayatın malzemesi olduğunu, dağıtıcıların çoğunun başkaları tarafından tasarlandığını, ama dağılmaya meyilli olmamızın da kendi sınırsızlık hayalimizden geldiğini söylüyor. Kendi kendini kesmek, can sıkıntısından ve kontrolsüzlükten kaçma yolu. Yazarın burada gerçek bir çare sunmadığı, bir miktar rahatsızlığın insan olmanın parçası olduğunu söylediği aktarılıyor.

İç sayfalar: ikinci yarı ve ek

İkinci yarının adı Beyond Control, yani kontrolün ötesi.

We Never Really Have Time geleceğin planlanamazlığıyla başlıyor. Hofstadter yasası, işlerin her zaman beklenenden uzun sürdüğünü, bunu hesaba kattığında bile uzun sürdüğünü söyler. Plan, geleceğin garantisi değil, şu an verilmiş bir niyet beyanı; dikkat bu yüzden şimdiye ait. Hemen ardından You Are Here, şimdiyi hep sonraki bir şeyin aracı yapmanın, mutluluğu sürekli ileri atmanın bedelini anlatıyor.

Rediscovering Rest dinlenmenin de bir üretkenlik aracına dönüştürüldüğünü söylüyor. Aristoteles'in kendi başına değerli saydığı boş vakit ile bugün tanıdık olan, dinlenmeyi bir sonraki iş için şarj olmaya indirgeyen bakış karşılaştırılıyor. Filozof Kieran Setiya'nın telik olmayan, yani bir sonuca varmak için değil kendisi için yapılan etkinlikler fikri burada duruyor. Hobinin vasat olma hakkıyla birlikte gelmesi, bence kitabın en insani fikirlerinden biri.

The Impatience Spiral, hızlanan dünyanın sabırsızlığı beslediğini, sabırsızlıktan hızlanarak kaçmaya çalışmanın daha çok kaygı ürettiğini söylüyor. Onun cevabı Staying on the Bus: sabır, sorunlardan hoşlanmayı öğrenmek, küçük adımlarla ilerlemek. Burada psikolog Robert Boice'ın akademisyenlerin yazma alışkanlıkları üzerine çalışması geçiyor; yazmayı günün küçük ama düzenli bir parçası yapanlar zamanla daha çok üretiyor.

The Loneliness of the Digital Nomad zamanı özgürce kullanabilmenin, başkalarıyla ortak zaman olmadan çok şey ifade etmediğini söylüyor. Zamanın bir ağ ürünü olduğu, değerinin başkalarının takvimiyle ne kadar örtüştüğüne bağlı olduğu fikri buradan.

Cosmic Insignificance Therapy kitabın en sert, ama bana kalırsa en rahatlatıcı bölümü: evren bu hayatı nasıl harcadığına aldırmıyor, o halde baskının büyük kısmı kendi önemini şişirmekten geliyor. Son numaralı bölüm The Human Disease, zamana hükmetme ve iz bırakma arzusunu hastalık olarak adlandırıyor, ve tek çare olarak çarenin olmadığını kabul etmeyi gösteriyor.

Sonsöz Beyond Hope. İçeriğini doğrulayamadığım için hakkında bir şey söylemeyeceğim.

Kitabın hemen arkasından gelen ek, Ten Tools for Embracing Your Finitude, sınırı kucaklama araçlarının listesi: sabit hacimli çalışma (her şeyin yazıldığı açık bir liste ile on kadar işle sınırlı kapalı bir liste), bir seferde tek büyük proje, neyde başarısız olacağını önceden seçmek, yapılanlar listesi, önemsediklerini toplulaştırmak, sıkıcı ve tek amaçlı teknoloji, gündelik hayatta yenilik aramak, ilişkilerde araştırmacı gibi davranmak, cömert dürtüyü hemen uygulamak ve hiçbir şey yapmamak.

En güçlü yönleri

Birincisi dürüstlüğü. Bir yöntem satmıyor; bir yönteme güvenmeyi bırakmanızı öneriyor. Liste bitmeyecek, çünkü her bitirdiğin iş yenisini getiriyor.

İkincisi, fikirlerin kaynağı. Heidegger, Aristoteles, Setiya, Boice gibi isimlerden, üretkenlik literatürünün alışık olmadığı bir derinlik geliyor. Bir zaman kitabı felsefeyle çalışınca, “nasıl daha çok yaparım” sorusunun altındaki “neden yapıyorum” sorusuna inebiliyor.

Üçüncüsü ek bölüm. Kuramdan sonra tutulabilecek şeyler var. Özellikle kapalı liste fikri, sitedeki tek liste kuralı ile aynı yerden başlıyor gibi geliyor bana: listenin sınırsız olması yükü büyütüyor, sınır koymak yükü hafifletiyor.

Zayıf yanları

Bu bir DEHB kitabı değil, ve bunun bir bedeli var. Kitabın sorunu, fazla taahhüt altında ezilen birinin sorunu: çok şey yapmak istiyorsun ve hepsini yetiştiremiyorsun. DEHB'de çoğu zaman bunun yanında bir de tersi var: başlayamamak, işin ne kadar süreceğini hissedememek, planı kurup yürütememek. Zaman körlüğü bu ikinci şeye ait ve kitabın içindekiler listesinde, gördüğüm kadarıyla, buna ayrılmış bir yer yok. Bence “yetiştirmek mümkün değil” cümlesi, bu zorlukla yaşayan biri tarafından “o halde denemenin anlamı yok” diye de okunabilir. Kitabın niyeti bu değil, ama okuyucunun onu bu yöne çekebileceğini bilmek gerek.

İkincisi, kanıt düzeyi. Bu bir araştırma kitabı değil, bir deneme. Hofstadter yasası zaten bir espri; Boice'ın anlatılan çalışması tek bir araştırma; “kozmik önemsizlik terapisi” bir felsefi öneri, sınanmış bir müdahale değil. DEHB'ye uyarlanmış bir sınama da bildiğim kadarıyla yok. Önerilen araçların hiçbirinin DEHB'de işe yaradığını gösteren bir veri görmedim. Kitap da öyle bir iddiada bulunmuyor.

Üçüncüsü, kimin kendi zamanı üzerinde söz hakkı olduğu sorusu. Bir okur incelemesinde, iki işte çalışıp çocuk büyüten bir tek ebeveyn için zaman yönetiminin bir şaka olduğu söylenmiş. Kitabın bu soruya ne kadar yer verdiğini içindekilerden çıkaramadım. Önerilerin ağırlıkla seçimi eline alabilen okura gittiği izlenimini aldım. Bu bir hata değil, bir sınır; bilmek faydalı.

Kimin için, kimin için değil

Listesi hiç bitmeyen, her gün kendini yetersiz hissederek yatan, bir şeyi seçince ötekileri kaybettiği için seçemeyen birine. Şirketi olan, “her şeyi bir ben yapabilirim” baskısını tanıyan birine. Mükemmeliyetçilikle ya hep ya hiç arasında gidip gelenlere de iyi gelebilir; sitedeki yazılarda defalarca bu kalıbın etrafında dönüyorum.

Tanıyı yeni almış ve “şimdi ne yapacağım” diye adım adım yol isteyen biri için erken. Ona önce ne olup bittiğini anlamaya yarayan bir kitap daha uygun. Başlamakta zorlanan biri de bu kitaptan hazır bir sistem çıkaramaz; kitap sistem kurmuyor, tutumu değiştirmeye çalışıyor.

Rafın içindeki yeri

Rafta üç kitapla yan yana düşünüyorum.

Derin Çalışma neredeyse tam zıttı: Newport odağı derinleştirmeyi, Burkeman sınırı kabul etmeyi öğütlüyor. İkisini birlikte okumak, hırs ile kabul arasında bir yer bulmaya yarıyor.

Atomik Alışkanlıklar bir sistem kitabı; Burkeman ise o sistemin üstüne düşen sorunun cevabı: hepsini yapamazsan hangisini bırakacaksın?

The Adult ADHD Tool Kit ise bu kitapta olmayan şeyi veriyor: DEHB'ye uyarlanmış, sınanmış bileşenlere yaslanan araçlar. İkisi birbirini tamamlıyor; biri nasıl, öteki neden.

Felsefe tarafında Sisifos Söyleni ile akrabalık görüyorum: ikisi de çözümü olmayan bir durumun içinde nasıl durulacağını soruyor. Burkeman'ın bunu Camus'ye dayandırdığını doğrulamadım; bu benim yan yana koyuşum. Günlükte kairos ve kronos üzerine yazdığım sayfa da aynı soruya başka bir kapıdan giriyor: saatin ölçtüğü zaman ile doğru an arasındaki fark.

Tavrım

Bu kitap bir yöntem değil, bir cesaret çağrısı. Bitiremeyeceğin listeyi bitirmeyi bırakmak, ama bırakmanın kendisini de bir bahane yapmamak. DEHB'li biri için doğru okuma bence şu: sınırı kabul et, ama sınırı kendin çiz. Yanına ise kendi sistemlerini, hatırlatıcılarını, dış yapını koy. Kitap sana neyi bırakacağını söylemiyor. O karar yine seninle kalıyor.