İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Sisifos Söyleni

Albert Camus

Teselli aramak için açtım, bulamadım ve iyi ki bulamamışım. Camus bir yerde anlam var demiyor; kayayı yeniden itmek zorunda olman itmeyi anlamsız yapmıyor.

3 dakika okuma

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Bu yazıda 8 bölüm var

Camus kitaba tek bir soruyla başlıyor: hayat yaşamaya değer mi?

Ona göre asıl felsefi soru bu. Dünyanın kaç boyutu olduğu, zihnin nasıl çalıştığı, hepsi sonra geliyor.

Bu soruyu mecaz olsun diye de sormuyor. Kitabı doğrudan intiharı tartışarak açıyor.

Beklediğim yumuşatma hiç gelmedi

Bu kitabı bir teselli aramak için açtım ve teselli bulamadım. İyi ki bulamamışım.

Camus hiçbir yerde “aslında bir anlam var” demiyor. Yok diyor ve devam ediyor.

Bu dürüstlük bana iyi geldi, çünkü çoğu metin önce sorunu kabul ediyor, sonra bir şekilde geri alıyor: aslında şurada bir anlam varmış, aslında bakış açısı meselesiymiş.

Camus geri almıyor. Kitabın ağırlığı da buradan geliyor.

Saçma nerede duruyor

Camus'nün “saçma” dediği şey hayatın kendisi değil. Bu ayrımı ıskalamak kolay ve ıskalanınca kitap yanlış anlaşılıyor.

İnsan anlam arıyor. Evren cevap vermiyor.

Saçma bu ikisinin karşılaşması: talep ile sessizliğin çarpışması.

Yani saçma dünyada değil, aradaki boşlukta duruyor. Ne insanı ne evreni tek başına suçlayabilirsin; ikisi bir araya geldiğinde ortaya çıkıyor.

Bu ayrım önemli, çünkü Camus çözümü de orada arıyor: boşluğu kapatmaya çalışmak yerine, boşlukta durmayı öğrenmek.

Üç seçenek

Camus bu boşlukla karşılaşan birinin önündeki yolları sıralıyor.

Bedensel intihar. Soruyu ortadan kaldırmak. Camus bunu reddediyor: bu, saçmayı çözmüyor, sadece soran kişiyi ortadan kaldırıyor.

Felsefi intihar. Bir inanca sığınıp boşluğu kapatmak. Bunu da reddediyor ve burada sertleşiyor: ona göre bu bir kaçış, üstelik dürüst olmayan bir kaçış. Kierkegaard'ı bu yüzden eleştiriyor.

İsyan. Anlamsızlığı kabul edip yine de yaşamaya devam etmek.

Camus'nün seçtiği yol üçüncüsü ve buradaki isyan bir öfke değil, cevabın gelmeyeceğini bilerek soruyu sormayı sürdürmek.

Aşağı iniş

Efsanede Sisifos bir kayayı tepeye çıkarmakla cezalandırılıyor. Kaya her seferinde yuvarlanıyor, o yeniden başlıyor. Sonsuza kadar.

Camus'yü ilgilendiren, kayanın yuvarlandığını gördükten sonra aşağı inerken geçen süre.

Sisifos'un durumunu bildiği an. Hiçbir umudu olmadığını, yarın da aynı şeyi yapacağını bildiği an.

Bu bölümü okurken kurduğum düzenlerin çöktüğü anları düşündüm.

Aylarca işleyen bir sistem bozuluyor ve baştan kurmak gerekiyor. O ana kadar bunu bir başarısızlık olarak okuyordum: demek ki yapamıyorum, demek ki bende bir sorun var.

Camus'nün yaptığı şey o anı yenilgi olmaktan çıkarmak. Kayayı yeniden itmek zorunda olman, itmeyi anlamsız yapmıyor.

Ünlü son cümle

Sisifos'un mutlu olduğunu düşünmemiz gerektiğini söylüyor.

Bu cümle sık yanlış anlaşılıyor ve bir iyimserlik ilanı gibi dolaşıyor. Değil.

Söylediği şey daha dar: sonucu değiştiremiyorsan, ona nasıl baktığın hala senin.

Camus durumu güzelleştirmiyor. Kayanın hafiflediğini, tepenin alçaldığını söylemiyor. Durumun içinde kalan tek seçimi gösteriyor ve o seçim küçük.

“Pozitif düşün” tavsiyesinden bambaşka bir yerde duruyor ve farkı görmek önemli. Biri gerçeği değiştirmeni istiyor, öbürü gerçeği kabul ettikten sonra ne kaldığını gösteriyor.

Don Juan, oyuncu, fatih

Kitabın az konuşulan bir bölümü var: Camus “saçma insan” örnekleri veriyor.

Don Juan: hiçbir aşkın kalıcı olmadığını bilerek sevmeye devam eden. Oyuncu: her gece başka biri olan, hiçbirinin kendisi olmadığını bilen. Fatih: kazandığı her şeyin geçici olduğunu bilerek savaşan.

Ortak noktaları: sonuçtan umut kesmiş ama eylemden vazgeçmemiş olmaları.

Bu bölüm bana kitabın en zayıf yeri gibi geldi. Örnekler fazla romantik ve fazla erkek; Camus burada felsefeden edebiyata kayıyor.

Atladığım yerler

İlk kısmın ortasında felsefe tarihine dair bölümler var: Kierkegaard, Husserl, Şestov, Jaspers tartışmaları.

Dürüst olayım, bazılarını hızlı geçtim ve bir şey kaybetmedim. Kitabın omurgası ilk ve son bölümlerde.

Nasıl okudum

Yüz elli sayfa ama bir oturuşta okunmuyor.

Deneme biçiminde yazılmış, bölümler kendi içinde bitiyor. Ben bölerek okudum ve bu hiç sorun olmadı; hatta zaten öyle okunmak için yazılmış gibi geldi.

Camus'nün dili edebi. Argüman kurmaktan çok ikna etmeye çalışıyor ve bu, felsefe metni bekleyen okuru bazen rahatsız ediyor. Beni etmedi.

1942'de yazıldı, işgal altındaki Fransa'da. Camus 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı, 1960'ta bir trafik kazasında öldü.