Flow: The Psychology of Optimal Experience
Mihaly Csikszentmihalyi
Zamanın kaybolduğu, işin kendiliğinden aktığı anlara bilimsel bir ad veren klasik. Hiperodakla yan yana okununca iki ayrı soru çıkıyor.
Bu yazıda 11 bölüm var
Flow: The Psychology of Optimal Experience 1990'da Harper & Row'dan çıktı, 2008'de Harper Perennial Modern Classics serisinde yeniden basıldı. Baskıya göre üç yüz sayfa civarında, kaynakça kısmının kaç sayfa tuttuğu da baskıdan baskıya değişiyor. Yazarın ölümünü anan yazılara göre yirmiden fazla dile çevrilmiş.
Türkçede Akış: Mutluluk Bilimi adıyla Buzdağı Yayınevi'nden çıkıyor. Bir kütüphane kaydında çevirmen Barış Satılmış, 2023 tarihli on birinci baskı ve 412 sayfa olarak görünüyor. Bunu bir satıcı ya da yayınevi sayfasında doğrulayamadım, o yüzden elindeki baskıya göre kontrol et.
Bu yazı kitabın içindekiler listesine, yayınevi ve kütüphane kayıtlarına, yazarın hayatını anlatan yazılara ve akış araştırması üzerine yayımlanmış değerlendirmelere dayanıyor. Kitabı baştan sona okuduğumu söylemeyeceğim.
Yazar ve kitabın yeri
Mihaly Csikszentmihalyi 29 Eylül 1934'te Fiume'de doğdu. Şehir o gün İtalya Krallığı'ndaydı, bugün Hırvatistan'daki Rijeka. Adı Macarca okunuşuyla yaklaşık "Çiksentmihayi". Babası diplomattı, savaştan sonra Macaristan'ın İtalya büyükelçisi oldu. 1949'da Macaristan'da komünistler yönetimi alınca istifa etti, ailenin Macar vatandaşlığı düştü, Roma'da bir restoran açıldı. Csikszentmihalyi okulu bırakıp aileye para kazandırmak zorunda kaldı.
Yirmi iki yaşında Amerika'ya gitti. Chicago Üniversitesi'nde lisans ve doktora yaptı, doktora tezi sanatsal yaratıcılık üzerineydi. Lake Forest College'da ders verdi, 1969'da Chicago'ya profesör olarak döndü, 1999'da emekli olunca Claremont Graduate University'ye geçti ve orada Yaşam Kalitesi Araştırma Merkezi'ni kurdu. 20 Ekim 2021'de, seksen yedi yaşında, Claremont'taki evinde öldü. Ölümünün beşinci yıl dönümü dün geçti.
Flow onun en bilinen kitabı. Akış fikrini ilk kez 1975'te Beyond Boredom and Anxiety ile ortaya atmıştı, 1990 kitabı o fikri akademik okurdan alıp genel okura taşıdı. Sonrasında Creativity (1996), Finding Flow (1997) ve Good Business (2003) geldi; hepsi aynı kavramın başka alanlarda sınanması gibi okunuyor.
Çıkış fikri
Hikayeyi yazarın kendi anlatımından değil, hayatını anlatan yazılardan biliyorum. Savaşta insanların ne hale geldiğini görmüş bir çocuk, hayatı yaşanır kılan şeyin ne olduğunu merak ediyor. Psikolojiye bir Jung konuşması yönlendiriyor. Sonra araştırmada ressamlar çıkıyor karşısına: tuvalin başına geçince yemeği, suyu, uykuyu unutan insanlar. Birkaçı bu halı bir akıntıya kapılmak gibi tarif ediyor. Kavramın adı oradan geliyor.
Yöntemi de anmak gerek, çünkü kitabın hem gücü hem sorunu orada. Deneyim örnekleme yönteminde katılımcılar gün içinde rastgele saatlerde (anlatımlara göre günde sekiz kez) ne yaptıklarını, kiminle olduklarını, nasıl hissettiklerini bir forma yazıyor. Yani akış, laboratuvarda üretilen bir şey olarak değil, hayatın içinde, insanların kendi bildirimleriyle yakalanıyor.
İç sayfalar: bilinç ve keyif
Kitap on bölüm. Aşağıdaki başlıkları bir kütüphane kaydındaki içindekilerden aldım, bölümlerin içine dair yorumlarım başlıklardan ve akış kuramının bilinen çerçevesinden geliyor.
1. Happiness revisited. Kapı bölümü. Alt başlıkları memnuniyetsizliğin kökleri, kültürün kalkanları, deneyimi geri kazanmak ve kurtuluşun yolları. Kitabın iddiasını burada kuruyor: mutluluk dışarıdan gelen olaylara bağlı değil, deneyimin nasıl düzenlendiğine bağlı.
2. The anatomy of consciousness. Kuramsal temel. Bilincin sınırları, dikkatin bir tür ruhsal enerji olması, benliğin sahneye girişi. Sonra iki karşıt kavram: bilinçte bozulma olarak ruhsal entropi, bilinçte düzen olarak akış. Bölüm benlik karmaşıklığının büyümesiyle bitiyor. Dikkati harcanan sınırlı bir enerji olarak görmek bence kitabın en güçlü çerçevesi.
3. Enjoyment and the quality of life. Haz ile keyif ayrılıyor. Keyfin ögeleri sayılıyor, sonra kitabın anahtar sözcüğü geliyor: öz amaçlı (autotelic) deneyim, yani sonucu için değil kendisi için yaşanan iş.
4. The conditions of flow. Hangi etkinliklerin akışa uygun olduğu, kültürün buna etkisi, öz amaçlı kişilik ve akış insanları. Akış kuramının genel çerçevesine göre koşullar şunlar: net hedef, anında geri bildirim, algılanan zorlukla algılanan beceri arasında denge. Bu üç koşul kitabın DEHB'li okur için en çok kullanılabilir tarafı.
İç sayfalar: beden, düşünce, iş
5. The body in flow. En geniş bölümlerden biri. Daha yüksek, daha hızlı, daha güçlü; hareketin keyfi; akış olarak cinsellik; yoga ve dövüş sanatlarında en uç denetim; görmenin, müziğin, tatmanın keyfi. Bu bölümü yürümeyi seven biri olarak ilgiyle okurdum. Bence Ankara'da bir sokağı ezbere yürüyerek geçmek ile bir yokuşu hedefli çıkmak arasındaki fark, kitabın tam da sorduğu fark.
6. The flow of thought. Düşünmenin akışı: bilimin anası olarak merak, zihin oyunlarının kuralları, sözcüklerle oynamak, tarihin ilham perisi Clio ile dost olmak, bilimin zevkleri, bilgelik sevgisi (felsefe), amatörler ile profesyoneller, ömür boyu öğrenmenin meydan okuması. Felsefe okumuş biri olarak buradaki "Loving wisdom" başlığını sevdim; okuma ve düşünmenin de bir beceri-zorluk dengesi olarak anlatılması, Aristoteles'in eudaimonia'yı bir etkinlik saymasıyla aynı yöne bakıyor.
7. Work as flow. Öz amaçlı çalışanlar, öz amaçlı işler, çalışmanın paradoksu ve boş zamanın israfı. Bu bölümün bilinen iddiası şu: insanlar akışı çoğu zaman boş zamandan çok işte yaşıyor ama yine de işi bırakıp dinlenmek istiyor. Kitabın en tartışmaya açık bölümlerinden biri bu. Şirketi olan biri olarak ben buraya özellikle dönüp bakardım.
İç sayfalar: insanlar, kaos, anlam
8. Enjoying solitude and other people. Yalnız olmak ile başkalarıyla olmak arasındaki çatışma, yalnızlığın acısı, yalnızlığı evcilleştirmek, aile, arkadaşlar ve geniş topluluk. Akışı bireysel bir hal sanan okura karşı bölümün söylediği şey, akışın ilişkilerde de kurulabildiği.
9. Cheating chaos. Trajedilerin dönüşmesi, stresle baş etmek, enerji harcayarak düzenini koruyan yapıların gücü (fizikten alınan "dissipative structures" kavramı), ve öz amaçlı benliğin özeti. Kitabın iyimserliğinin en çok sınandığı yer burası.
10. The making of meaning. Anlamın ne olduğu, amaç geliştirmek, kararlılık oluşturmak, uyumu geri kazanmak ve yaşam temalarının birleşmesi. Kitap akışı keyif ve verimlilikten çıkarıp anlam sorusuna bağlıyor. Burada iş, felsefeye çok yaklaşıyor.
Akış hiperodakla aynı şey mi
Kitabın DEHB'li okur için asıl sorusu bu, kitap ise bu soruyu sormuyor. İçindekiler listesinde DEHB ya da dikkat bozukluğu başlığı yok ve 1990'da yazılmış. Dolayısıyla aşağıdakiler kitabın değil, benim çıkarımım.
Akış araştırmasını gözden geçiren yayınlar, akışın hiperodakla birçok özelliği paylaştığını söylüyor: zamanın bozulması, işe tam gömülme, ihtiyaçların silinmesi. Hiperodak ise bazen olumsuz sayılıyor, örneğin gereken işi bırakıp bir ekranda ya da bir ayrıntıda kaybolmak. Hupfeld ve arkadaşlarının yetişkin çalışmasında DEHB belirtileri yüksek olanlar okulda, hobide ve ekran başında daha sık hiperodak bildirdi. Ashinoff ve Abu-Akel'in Psychological Research'teki derlemesi ise hiperodağın tanımının bile oturmadığını, çalışmaların farklı şeyler ölçtüğünü ve mekanizmanın bilinmediğini söylüyor. Yani iki hal aynı mı, ayrı mı, tartışılıyor.
Benim pratik ayrımım şu: akışta koşullar vardı (net hedef, geri bildirim, doğru zorluk) ve ben bu koşulları kurabilirim. Hiperodakta çoğu zaman koşulları ben kurmuyorum, hal beni buluyor ve çıkış yolu görünmüyor. Bunu hiperodak yazısında daha ayrıntılı anlattım. Csikszentmihalyi de akışın bağımlılık yapabileceği konusunda uyarmış: kişi bir düzenin tutsağına dönüşebilir, yani "the self becomes captive of a certain kind of order". Bu cümle hiperodağı yaşayan biri için kitabın en tanıdık yeri.
En güçlü yanları
İlk güçlü yan, dikkati harcanan bir kaynak olarak göstermesi. "Hayatın, dikkatini ne için harcadığından ibaret" fikri ders kitabı tonuna kaçmadan kuruluyor.
İkincisi, akışın koşullarını sayması. Hedef, geri bildirim, zorluk dengesi. Bu üçü DEHB'li biri için gerçekten bir araç kutusu: sayaç yarışı, oyunlaştırma ve görevi parçalamak, aslında anında geri bildirimi ve net hedefi dışarıdan eklemek. Hiperodakla kendi kendine öğrenmek yazısında yazdığım şeylerin bir kısmı bu üç koşulun sade bir uyarlaması.
Üçüncüsü, keyfin de çalışmak gerektirdiğini söylemesi. Akış fikri sonraki kitaplarda da dolaşımda kaldı. Çalınan Dikkat bunun örneği: Hari akışa ayrılan bölümünde Csikszentmihalyi'ye yaslanıyor ve yayımlanmış bir değerlendirmeye göre ekrana bakmayı akışı en az veren işlerden sayıyor.
Zayıf yanları ve eleştiriler
Önce kanıt meselesi. Akış kuramı büyük ölçüde kişilerin kendi bildirimlerine dayanıyor. Yayımlanmış eleştiriler ölçüm yönergelerinin tutarsız olduğunu, bildirimlerin sonradan verilmesi yüzünden anlık akışın yakalanamadığını ve zorluk ile beceri dengesinin öznel deneyimdeki değişimin yalnızca küçük bir kısmını açıkladığını söylüyor. Akış anketinin maddelerinin farklı yapıları ölçtüğünü savunanlar da var.
İkincisi, kuramın olumlu yanlara yaslanıp çatışma, olumsuz duygu ve tükenmişliği geri planda bırakması eleştirisi. Üçüncüsü, kitabın okurun kendi dikkatini yönetebileceğini varsayması. Bölüm başlıklarından biri öz amaçlı kişiliğe ayrılmış ve bu kişi, bilincini ustalıkla yönlendirebilen biri olarak çiziliyor. Dikkati yönetmenin zor olduğu bir beyin için bu, çıkış noktası değil varış noktası.
DEHB bağlamında dürüst bir not daha: akış koşullarını kurmanın DEHB belirtilerini azalttığına dair kitap kanıt vermiyor. Bu incelemeyi hazırlarken sınanmış böyle bir çalışmaya da rastlamadım. Akışı bir tedavi gibi okumak yanlış olur.
Kime, kime değil
Dikkatin nereye gittiğini merak eden, işini ya da çalışma biçimini daha keyifli kurmak isteyen, okuduğu şeyin arkasındaki kuramı da görmek isteyen okura. Hiperodak yaşayıp bunu anlamlandırmaya çalışan DEHB'li için de iyi bir yan kaynak, ama yan kaynak olarak.
Kime değil: bugün işe başlayamayan ve hemen bir yöntem arayan okura. O kişi için kitap fazla geniş. Önce başlama tarafını anlatan kitaplara bakmak daha verimli. Ayrıca bilimsel bir DEHB metni arıyorsan burası değil.
Rafın içindeki yeri
Rafta üç komşusu var. Derin Çalışma odaklanmayı bir çalışma biçimine çeviriyor, ama Newport'un önerdiği dört saatlik bloklar herkese uymuyor. Çalınan Dikkat akışın neden ellerimizden alındığını soruyor. Dört Bin Hafta ise zamanı ölçmeyi bırakıp nasıl geçtiğine bakmayı öneriyor; Csikszentmihalyi'nin keyfi, Burkeman'ın sonlulukla yaşamasıyla yan yana duruyor.
Csikszentmihalyi bu üçünden de eski ve daha kuramsal. Hiçbiri kadar sıkı tavsiye vermiyor.
Benim tavrım
Bu kitabı bir DEHB kitabı olarak değil, dikkat üzerine temel bir metin olarak rafa koyuyorum. Akışın koşullarını almak ve hiperodakla yaşayan biri olarak "bu hal hangi koşullarda bana iyi geliyor, hangilerinde bana zarar veriyor" sorusunu sormak, kitabın bana verebileceği en işe yarar şey. Akışı hedef yapmak, hiperodağı aklamak ya da bastırmak değil.