İçeriğe geç
Günlük

18.10.2026 Günlük XLVIII Eudaimonia: mutlu hissetmek ile iyi yaşamak

Aristoteles eudaimonia'yı bir ruh hali değil, bir etkinlik saydı. Mutlu hissetmediğim bir pazar gününde iyi yaşıyor olabilir miyim?

6 dakika okumaOrta
Bu yazıda 10 bölüm var

18.10.2026 Günlük Sayfa XLVIII

Mutlu olmak bir his, iyi yaşamak bir iş. İkisini aynı kelimeyle çağırınca ikisi de eksik kalıyor.

Pazar. Sabah acele etmedim, kahveyi yavaş yaptım, pencereye baktım. Ankara'da pazar sabahının bir sessizliği var ve ben o sessizlikte kendime hep aynı soruyu soruyorum: mutlu muyum?

Soruyu her sorduğumda cevap değişiyor. Bir pazar "evet" geliyor, bir pazar "bilmiyorum". Bugün "bilmiyorum" geldi ve ilk defa bu cevabın kötü bir şey olmadığını düşündüm. Belki soru yanlıştı.

Bugünün kelimesi eudaimonia.

Kelimenin içi

Eudaimonia, eu ve daimon kelimelerinden kuruluyor. Eu iyi demek. Daimon ise Yunancada bir tür ruh, bir pay, bir talih anlamına geliyor. Kelimeyi “iyi bir daimon'a sahip olmak” diye açan okumalar var. Daimon'un tam olarak ne olduğu Yunan düşüncesinde de tek bir şey değil, o yüzden bunu kesin bir tanım gibi yazmıyorum, yalnızca kelimenin içindeki ses bu.

Dilimize çoğu zaman mutluluk diye geçiyor. İngilizcede de uzun süre happiness diye çevrildi, sonra “human flourishing” yani insanca gelişmek, çiçek açmak daha yaygın oldu. Çevirmenlerin bu kadar didinmesi, kelimenin bizim mutluluğumuzla örtüşmediğini gösteriyor.

Aristoteles ne diyor

Nikomakhos'a Etik'in birinci kitabı bu kelimeyle açılıyor. Aristoteles daha dördüncü bölümde bir tespit yapıyor: herkes en yüksek iyiye eudaimonia diyor, onun iyi yaşamak ve iyi eylemek olduğunu da söylüyor. Ama ne olduğuna gelince insanlar ayrılıyor. Kimine göre haz, kimine göre onur, kimine göre para.

Beşinci bölümde üç yaşam biçiminden söz ediyor: haz yaşamı, siyasal yaşam, düşünce yaşamı. Hazzı seçenlere biraz sert davranıyor, sürü gibi yaşamayı seçmiş sayıyor. Onuru seçenlere de bir itiraz getiriyor: onur, verenin elinde, yani dışarıda.

Burada bir cümle çok dikkatimi çekti ve bugün onunla oturdum: eudaimonia bir ruh hali olarak kurulmuyor. Bir durum değil, bir etkinlik.

Ergon

Yedinci bölümde Aristoteles ünlü işlev argümanını kuruyor. Yunancada işlev, iş, görev anlamında ergon.

Fikir şöyle. Flüt çalanın, heykeltıraşın, her zanaatkarın bir işi var ve onlar için iyi, o işi iyi yapmaktan ibaret. Göz için, el için, ayak için de öyle: her birinin bir işlevi var. Öyleyse insan olarak insanın da bir işi olmalı. İnsanın işi neden ibaret? Yalnızca yaşamak değil, çünkü bitkiler de yaşıyor. Duyumsamak da değil, hayvanlar da duyumsuyor. Geriye aklı olan bir yaşam kalıyor.

Sonuç şu biçimde aktarılıyor: insan için iyi, ruhun erdeme uygun etkinliği, erdemler birden fazlaysa en yetkin olanına uygun etkinliği. Aristoteles bir şey daha ekliyor: tam bir ömür boyunca. Bir kırlangıç bahar getirmez, bir gün de insanı mutlu kılmaz, diyor. Cümleyi kelimesi kelimesine değil, anlamıyla aktarıyorum.

Bu argümanın zayıf yerlerini tartışan çok yazı var. İnsanın tek bir işlevi olduğu varsayımı zorlama bulunuyor, bir türün işlevinden bireyin iyisine geçiş de. Bu itirazları biliyorum. Yine de argümanın bende bıraktığı his şu: iyi yaşam, bana bir şeyin olmasıyla değil, benim bir şey yapmamla ilgili.

Hissetmek ve yapmak

Bu ayrım işime yarıyor, çünkü bana kendi içimdeki iki sesi ayırt ettiriyor.

Birinci ses mutluluğu bir hava durumu gibi ölçüyor. Bugün hafif miyim, ferah mıyım, içim açık mı? İkinci ses başka bir şey soruyor. Bugün neyi iyi yaptım, neye özen gösterdim, nasıl biri gibi davrandım?

Aristoteles ikincisini seçiyor. Haz da gerekli, o bunu inkar etmiyor. Etkinlik iyi yapıldığında haz ona eşlik ediyor, der. Ama haz bir ödül olarak peşinden gelen şey, hedef değil. Hedefi hazza çevirince, tuhaf biçimde, hedefi kaçırıyorsun.

Daha önce yazdığım iki kavramla bunun akrabalığı var. Hexis yazısında karakterin tekrarla kurulduğunu yazmıştım. Eudaimonia, o kurulan karakterin yaşanmasının adı gibi duruyor. Hexis zemin, eudaimonia o zeminin üstünde yürümek.

DEHB ve duygu durumu

DEHB'li biri olarak mutluluğu his olarak ölçmenin neden yorucu olduğunu çok iyi biliyorum. Duygu durumum gün içinde bile değişiyor. İlgi açılınca içim canlanıyor, ilgi kapanınca sönüyor. Sabah güçlü bir plan kuruyorum, öğleden sonra aynı plan bir yük gibi duruyor.

Eğer iyi yaşamı bu dalgalanan ölçüyle sınarsam her gün başarısız bir sınav oluyor. Bir günün ruh hali çok şey söylüyor ama iyi yaşamın bütününü söylemiyor. Aristoteles'in kırlangıç cümlesi burada rahatlatıcı: bir gün hükmü belirlemiyor.

Tanı aldığımdan beri, yani yirmi iki yaşından beri, kendimi ölçmeyi öğrenmem gereken şeyler arasında bu da var. Duygu durumu veri, ama hüküm değil. Epokhe yazısında hüküm vermeyi askıya almaktan söz etmiştim. Mutluluk hissi söz konusu olduğunda bunu uygulamak istiyorum: bugünkü hissime bakıyorum ama yaşamım hakkında hüküm vermiyorum.

İlacı yirmi sekiz yaşında ikinci kez denediğimde de bu soru yeniden önüme geldi. Bunun tıbbi bir değerlendirmesini yapamam. Yalnızca şunu not ediyorum: yapabilmek ile hissetmek ayrı iki şey ve ben çoğu zaman ikincisini birincisinin yerine koymuşum.

Yürümek

Yürümeyi sevmemin bu kavramla bağı var gibi geliyor.

Yürümek ne zaman mutlu ediyor, bilemiyorum. Bazı yürüyüşlerde ferahlıyorum, bazılarında kafamdaki cümlelerle kavga ediyorum. Yürüyüş bittiğinde ise neredeyse hep aynı şeyi söylüyorum: iyi ki yürüdüm. Bu cümle, yürürken hissettiğimden bağımsız geliyor.

Bunun Aristoteles'in dediği şeyle ilgisi olabilir. İyi yaşam, o anda duyduğum hazdan değil, o anda yaptığım şeyin bana uygun olmasından geliyor. Yürümek bende bir şeyi yerine oturtuyor. Bunu hissedemediğim günlerde bile yapıyorum ve yaptığım için iyi.

Pazar günleri bu fikir daha belirgin. Hafta içi her şey bir işe bağlı. Pazar, işe bağlanmamış bir gün olduğu için etkinliğin kendisini görebiliyorum: kahve yapmak, yemeği kendim pişirmek, yürümek, yazmak. Hiçbiri bir sonuca hizmet etmiyor. Hepsi yine de bir etkinlik, hepsinde özen var.

Dışarıdan gelen

Aristoteles'in saf bir etkinlik anlayışı olduğunu düşünmek yanlış olur. Birinci kitapta dışsal iyilerin de gerektiğini söylüyor: sağlık, dostlar, belli bir maddi rahatlık, şans. Bunlar olmadan erdem etkinliği zorlaşıyor ve çok büyük felaketler eudaimonia'yı bozabiliyor.

Bunu dürüstçe yazmak gerekiyor. Bazı günlerde bozulan şey kendi çabam değil, koşullar. O günlerde “iyi yaşamadım” demek haksızlık olabilir. Aristoteles de yalnızca iradeye yaslanmıyor.

Bu, amor fati yazısında yazdığım şeyle birlikte okunabilir. Koşullar elimde olmayabilir ama koşullara karşı nasıl bir etkinlik göstereceğim kısmen elimde. "Kısmen" kelimesini bilerek kullanıyorum.

Kendime soracağım soru

Mutlu muyum sorusunu bırakmıyorum, ama yanına ikinci bir soru koyuyorum. Bugün neyi özenle yaptım?

Bugünün cevabı küçük. Kahveyi acele etmeden yaptım. Pencereye baktım. Bu yazıyı yazarken her cümleyi bir kez daha okudum.

Mutluluk puanım ne, bilmiyorum. Ama bu cevap bana “bugün boş geçti” demeye izin vermiyor. Pazar günü iyi yaşamak, bu kadar sade olabilir. Haftalık gözden geçirme yazısında pazar akşamının bir yöntem olarak nasıl kullanılabileceğini yazmıştım. Bugün ona yöntem olarak değil, bir soru olarak yaklaştım.

Kavramın yanına bir parça

Beethoven: 6. Senfoni "Pastoral", ikinci bölüm.

Senfoni 1808'de, Viyana'da, Theater an der Wien'deki uzun bir konserde ilk kez çalındı. İkinci bölümün adı "Dere kenarında sahne". Yavaş, akıcı, sürekli dalgalanan bir bölüm; sular, yaprak sesi, yumuşak bir ilerleyiş. Bölümün sonunda Beethoven, partisyonda kuş seslerini adıyla yazmış: bülbül, bıldırcın, guguk. Beethoven senfoninin başına da, ezgiyi bir resim olarak değil duyguların ifadesi olarak anlamak gerektiğini belirten bir not düşmüş.

Eudaimonia ile bağı, bence, bölümün hiçbir yere yetişmemesinde. Bölüm bir sonuca doğru gitmiyor, akmanın kendisi bölüm. Yürümeyi seven biri için de tanıdık: yol, varılacak yerden bağımsız bir etkinlik.

Yarına

Yarın pazartesi. Bugün tek başına bir insanın iyi yaşamını yazdım ve fark ettim ki Aristoteles'in kendisi bunu yalnız düşünmüyor. Etik'in sekizinci ve dokuzuncu kitapları tamamen başka bir kelimeye ayrılmış: philia. Dostluk, bağlılık, birini sevmek. Yarın o kapıyı aralıyorum.

Yazar hakkında

Cansu, DEHB ile yaşayan bir yetişkin. Uzmanlığı yok; elindeki tek şey kendi denediği yöntemler ve kendi gündelik deneyimi. Bir yöntem onda tuttu diye sende tutar mı, bilinmez. Ondan gitmeyen bir şey senin işine yarayabilir.

Buradaki hiçbir şey tıbbi tavsiye, tanı ya da tedavi yerine geçmez. İlaç, doz ve tedavi kararları hekiminle konuşulacak şeyler. Daha fazlası.

Bu yazı 18 Ekim 2026 tarihinde güncellendi.

Yeni yazılardan haberdar ol

Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.