İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Felsefenin Tesellisi

Boethius

İdamını bekleyen bir adamın yazdığı bu kitap, acıyı küçültmeye çalışmıyor. Önce hastalığın nerede olduğunu soruyor. Nesir ve şiir iç içe ilerliyor.

8 dakika okuma
Bu yazıda 11 bölüm var

De consolatione philosophiae, yani Felsefenin Tesellisi, Boethius'un hapishanede, ölümü beklerken yazdığı kitap. Latince yazıldı ve beş kitaptan oluşuyor. Kimi bölümler nesir, kimi bölümler şiir. Bu karışıma biçim olarak prosimetrum deniyor ve ben bu kitapta karışımın süs olmadığını düşünüyorum: argüman ilerlerken şiir araya girip nefes aldırıyor, sonra argüman devam ediyor.

Boethius yaklaşık 480'de Roma'da, Anicii adlı soylu bir ailede doğdu. Babası genç yaşta ölünce Symmachus'un yanında büyüdü, Symmachus sonradan kayınpederi oldu. 510'da konsüllük yaptı, 522'de iki oğlu birlikte konsül seçildi. Aynı yıllarda Ostrogot kralı Theodoric'in sarayında magister officiorum, yani saray ve devlet işlerinin başındaki üst düzey memur oldu. Kitap yaklaşık 523'te, tutuklandıktan sonra yazıldı. Ölüm tarihi kaynaktan kaynağa değişiyor: Vikipedi 524 diyor, Stanford Felsefe Ansiklopedisi 526'yı soru işaretiyle veriyor. Ben kesin bir yıl yazmıyorum.

Kitap kamu malı olduğu için bu yazıyı metnin kendisine dayandırdım: H. R. James'in 1897 tarihli İngilizce çevirisine (Project Gutenberg'de açık) ve Stanford Felsefe Ansiklopedisi'ndeki Boethius maddesine. Latince aslını okumadım, Türkçe çeviriyi de satır satır karşılaştırmadım.

Kitapyurdu'nda Kabalcı Yayınları'nın Çiğdem Dürüşken çevirisi görünüyor: 2006, 398 sayfa. Yayınevi bunu Latinceden yapılmış ilk Türkçe çeviri olarak tanıtıyor ve sayfada tükendi yazıyor. Aynı aramada Alfa Yayınları'nın 2025 tarihli, 270 sayfalık bir baskısı da çıkıyor; çevirmenini sayfadan doğrulayamadım.

Düşen adam, gelen kadın

Çıkış noktası kişisel. Boethius iktidarın içindeydi, hainlikle suçlanan eski konsül Albinus'u savundu, sonra kendisi hainlikle ve büyücülükle suçlandı. Kitabın ilk kitabında kendi anlatımı var: Senato'yu kurtarmak istediği için suçlandığını, sahte mektuplarla karalandığını, kendini savunma fırsatı verilmeden ölüme mahkum edildiğini yazıyor. Hukuk eğitimi almış biri olarak bence bu kısmın ağırlığı, hakkında karar verilirken savunmasının alınmamış olmasında.

Sonra bir kadın giriyor odaya. Boyu bir görünüyor insan boyunda, bir görünüyor başı göğe değiyor. Elbisesini kendisi dokumuş ama parçalanmış, her biri bir parçasını koparıp almış. Eteğinde Yunanca bir P, yakasında bir Th harfi var, ikisi arasında merdiven. Notlarda bunların uygulamalı ve kuramsal felsefeyi gösterdiği söyleniyor. Bu, Felsefe'nin kendisi.

Birinci kitap: Muzlar kovuluyor, teşhis konuyor

Kadının yaptığı ilk şey, Boethius'un başucunda ona şiirle ağıt yazdıran Muzları kovmak. Onlara sirenler diyor. Bence kitabın tonunu belirleyen an bu: teselli duyguyu beslemekle başlamıyor, duygunun yanlış kaynaktan beslendiğini söylemekle başlıyor.

Kadın sonra gözyaşlarını elbisesinin ucuyla siliyor. Boethius onu tanıyor, çocukluğundan beri onun terbiyesinde büyümüş. Felsefe kendi çevresine de saldırıldığını anlatıyor: Sokrates'ten Seneca'ya kadar zulüm gören filozofları sayıyor. Boethius hakkındaki iddiaları tek tek anlatıyor, adıyla: Cyprian, Basilius, Opilio, Gaudentius.

Teşhis altıncı bölümde geliyor. Felsefe ona insanın ne olduğunu soruyor. Boethius akıllı ve ölümlü bir varlık diye cevap veriyor. Felsefe şöyle diyor: "Thou hast ceased to know thy own nature." (James çevirisi, I. kitap). Hastalığın üç ayağı var: kendi doğasını unutmuş, her şeyin gittiği son amacı unutmuş, dünyanın nasıl yönetildiğini anlamıyor. Felsefe tedaviye yumuşak ilaçlarla başlamaya karar veriyor, çünkü hasta henüz güçlü ilaç kaldırmaz.

İkinci kitap: Talih kendini savunuyor

Burada kitabın en akılda kalan sahnesi var. Felsefe Talih'e söz veriyor ve Talih kendi davasını savunuyor: ben sana ödünç verdim, geri alıyorum, sızlanma hakkın yok. Croesus'un ve Makedonya kralı Perseus'un örneklerini veriyor, Zeus'un iki küpünü anıyor, çarkını döndürmenin kendi doğası olduğunu söylüyor.

Divan edebiyatında "felek" ve "çarh" üzerine yazılmış sayısız şikayetin hemen yanında duran bir bölüm bu. Ama burada felek bir muhatap olarak çıkıp cevap veriyor, ve cevabı savunulabilir.

Sonraki bölümler Boethius'un hala sahip olduklarını sayıyor: sağ olan kayınpederi, karısı, oğulları. Servet kimsenin kendi malı değil, makam kötülere de düşüyor, şöhret tek bir noktadan ibaret olan dünyanın küçücük bir kısmında anlam taşıyor. Sekizinci bölümün tezi sert: kötü talih iyi talihten yararlı, çünkü biri aldatıyor, öteki öğretiyor ve kimin gerçek dost olduğunu gösteriyor. Bu kitabın vardığı yer şu: mutluluk dışarıdan gelene bağlanamaz.

Üçüncü kitap: Sahte iyiler, tek iyi

Felsefe bu kitapta yumuşak ilaçları bırakıp asıl tedaviye geçiyor. İnsanlar mutluluğu servette, makamda, iktidarda, şöhrette ve hazda arıyor. Hepsi için bir bölüm ayrılmış ve her birinin sınandığı yer aynı: bu şey sahibini gerçekten yeterli kılıyor mu? Servet yeni ihtiyaçlar doğuruyor, makam kötüleri daha görünür ve daha küçük düşmüş kılıyor, krallar kendi korumalarından korkuyor, soyluluk atalara ait bir itibar, haz pişmanlık bırakıyor.

Dokuzuncu bölümde dönüş geliyor. Yeterlilik, güç, saygı, şöhret ve sevinç ayrı ayrı şeyler değil, tek bir şeyin yüzleri. İnsan hatası onları ayırıyor. Onuncu bölümde bu tek şey Tanrı'yla özdeşleşiyor, on birincide her varlığın kendi iyiliğini ve bütünlüğünü aradığı söyleniyor. On ikinci bölüm ağır bir sonuca bağlanıyor: Tanrı kötülük yapamaz, her şeye gücü yetiyor, o halde kötülüğün gerçek bir varlığı yok.

Kitap Orpheus ve Eurydice şarkısıyla bitiyor. Orpheus ölüler ülkesinden karısını çıkarıyor, çıkış eşiğinde dönüp arkasına bakıyor, kaybediyor. Felsefe bunu, aydınlığa yürürken geri dönen herkesin hikayesi olarak okuyor.

Dördüncü kitap: Kötüler neden güçlü görünür

Boethius burada asıl itirazını yapıyor: iyi bir Tanrı varsa kötüler neden kazanıyor? Felsefe cevabı tersten kuruyor. Herkes iyiyi istiyor, yalnızca iyiler ona ulaşabiliyor, o halde güç iyilerde, kötüler güçsüz. Kötülük bir güç değil bir başarısızlık. Kötülerin mutsuzluğu, istediklerini yapabildiklerinde daha da artıyor. Cezasız kalmak ceza çekmekten daha kötü.

Üçüncü bölümde Circe şarkısı var: Odysseus'un adamları domuza dönüşüyor. Felsefe bunu ahlaki bir iddiaya çeviriyor, kötülüğe gömülen insan insan olmaktan çıkıyor. Açgözlü kurda, kavgacı köpeğe, hilekar tilkiye, şehvetli domuza benziyor. Dördüncü bölümde Felsefe suçluya öfke yerine hasta muamelesi yapmayı öneriyor, çünkü haksızlık yapan haksızlığa uğrayandan daha çok acınacak durumda.

Altıncı bölüm Providence ile Fate'i ayırıyor: Providence ilahi aklın kendisi, değişmez ve yalın. Fate aynı düzenin zaman içinde açılmış hali. Eşmerkezli çemberler imgesi burada: merkeze yakın olan kaderden daha özgür, dışa yakın olan daha bağlı. Yedinci bölümün iddiası rahatsız edici: her talih ya iyiyi ödüllendiriyor, ya sınıyor, ya düzeltiyor, ya da kötüyü cezalandırıyor, o yüzden her talih iyi. Felsefe bu sonuçların çoğu insana aykırı geleceğini kendisi de kabul ediyor.

Beşinci kitap: Rastlantı, özgür irade, ezeli bilgi

Son kitap iki şeyi birlikte işliyor. Önce rastlantı: Felsefe Aristoteles'in tanımına dayanıyor, rastlantı nedensiz bir şey değil, iki ayrı nedenin kesişmesi. Tarlayı süren çiftçinin gömülü altını bulması örneği burada. Sonra özgür irade soruyor. Üçüncü bölümde Boethius itirazı net kuruyor: Tanrı her şeyi yanılmadan önceden biliyorsa, olacak şey zorunlu, o zaman özgürlük, ödül, ceza ve dua anlamsız.

Felsefe dördüncü bölümde cevabı bilginin yapısında arıyor: bilinen şey, bilenin yetisine göre kavranır. Aynı yuvarlak nesne gözle bir bütün, dokunuşla parça parça algılanıyor. Duyu, imgelem, akıl ve sezgisel kavrayış birbirinin üstüne kuruluyor. Altıncı bölümde sonuç: ezeli olmak, sonsuz hayatı tek bir anda bütün ve eksiksiz sahip olmak. Tanrı geleceği önceden tahmin etmiyor, zamanın dışında bir şimdide görüyor. Şartlı zorunluluk ile mutlak zorunluluk ayrılıyor: yürüyen birinin yürüdüğünü görmek onu yürümeye zorlamıyor. Kitap, yargıcın her şeyi gördüğü bir dünyada erdemi seçmeye çağrıyla kapanıyor.

En güçlü yanları

Birincisi, tedavi sırası. Felsefe yumuşakla başlıyor, ağır olanı sonraya bırakıyor, hastanın hazır olduğunu görünce bir sonrakine geçiyor. Bence iyi bir terapistin çalışma sırasına benziyor.

İkincisi, Talih bölümü. Acıya karşı en güvenilir tepki kendine acımak değil, neyin ödünç olduğunu ayırmak. Bu ayrım bugün de çalışıyor.

Üçüncüsü, biçim. Argüman ağırlaşınca şiir araya giriyor ve her şarkı bir nefes alma yeri gibi çalışıyor. Orpheus şarkısı bir argümanın yapamayacağı şeyi yapıp üçüncü kitabı kapatıyor.

Zayıf yanları ve eleştiriler

Hıristiyanlık eksikliği başlı başına tartışma konusu. Boethius Hıristiyan teolojisi üzerine ayrı risaleler de yazmıştı; ama bu kitapta açık bir Hıristiyan öğreti yok. Stanford maddesine göre bunu okumanın birkaç yolu var: metin olduğu gibi felsefi bir vasiyet, ya da Felsefe'nin otoritesinin eksik olduğunu sezdiren bir oyun. Relihan'ın ironik okuması uçta kalıyor, Marenbon'un ölçülü okuması Boethius'un Felsefe'nin argümanlarına katıldığını ama Felsefe'nin Tanrı'yı kavramada eksik kaldığını gösterdiğini söylüyor. Ben bu tartışmanın kesin olarak kapandığını düşünmüyorum.

Argümanlar da sorunsuz değil. Beşinci kitaptaki ezeli bilgi argümanını kimi yorumcular kapsam hatası olarak okuyor, kimi aşkın bir argüman. Kader anlatısı iradenin nedensel olarak belirlenmiş olduğu izlenimini veriyor. Mutluluğun Tanrı olduğu iddiasıyla iyi eylemin iyiye ulaştırdığı iddiası arasındaki boşluğu da Stanford maddesi işaret ediyor.

Bir de benim itirazım var. Felsefe, Boethius'a elinde kalanları hatırlatıyor ve acının en çok bir zamanlar mutlu olmuş olmaktan geldiğini kabul ediyor, ama bence acının üstünde hızlı geçiyor. Yeni bir kayıp yaşamış biri için iki sayfa içinde argümana dönmek sert gelebilir.

Bu kitapta DEHB yok. Terapistle yürütülen yapılandırılmış programların etkisi sınanmış durumda, bir felsefe kitabını okumanın DEHB belirtilerini azalttığını gösteren bir çalışma bilmiyorum. Bilişsel davranışçı terapi yazısında bu ayrımı daha ayrıntılı anlattım.

Kimin için, kimin için değil

Bir kayıp, bir haksızlık ya da bir düşüş yaşamış ve bunun ne kadarının kendi elinde olduğunu düşünmek isteyen okur için. İlk üç kitap bunun için yeterli. Felsefe tarihine ilgisi olan, Orta Çağ'ın en çok okunan kitaplarından birini ana metninden görmek isteyen biri için de.

Kısa soluklu, parçalı okuma gerektiriyor: bir nesir bölümü, ardından şiir. Bir seferde okunan bir kitap değil. Şiirler bazen sabırsızlık yaratabilir; geçmek mümkün, ama kitabın ritmi onlarla birlikte kuruluyor.

Tanıyı yeni almış ve yas dönemindeki biri için henüz erken olabilir. Böyle bir dönemde tanı sonrası yas yazısı daha uygun bir başlangıç.

Rafın içindeki yeri

Felsefe rafında en yakın komşusu Kendime Düşünceler. Marcus kendine yazıyor, Boethius bir başkasının sesini kendi içinden çıkarıyor. İkisi de iktidarı tanımış ve onun geçiciliğini yazmış adamlar. Camus'nün Sisifos Söyleni daha çıplak: orada kimse gelip hastalığı teşhis etmiyor.

Aristoteles'in Nikomakhos'a Etik kitabı da buraya yakın duruyor: mutluluğun ne olduğu sorusuna Boethius üçüncü kitapta başka bir yoldan, kendi ölçüleriyle cevap veriyor. Günlükte eudaimonia ile anamnesis yazılarını, üçüncü kitabın on birinci şiirindeki hatırlama fikriyle yan yana okumak mümkün. Amor fati ise Talih bölümüne başka bir kapıdan giriyor.

Benim tavrım

Bu kitabı bir teselli kitabı olarak değil, bir teşhis kitabı olarak saklarım. Felsefe ağlayana "geçecek" demiyor; "kendini unutmuşsun" diyor. Bu daha zor bir cümle ve daha uzun süre işe yarıyor. Boethius'un cevaplarının hepsine katılmıyorum, ama soruyu doğru yerden sormuş olması yeterince önemli.