İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Nikomakhos'a Etik

Aristoteles

Aristoteles on kitapta iyi yaşamın ne olduğunu, karakterin nasıl kurulduğunu ve dostluğun neden vazgeçilmez olduğunu soruyor. Ders notu tadında bir klasik.

9 dakika okuma
Bu yazıda 12 bölüm var

On kitap, M.Ö. dördüncü yüzyılın ikinci yarısında Atina'da yazılmış. Yayına hazırlanmış bir kitaptan çok ders notlarına benzeyen bir metin ve bu metnin yapısından belli: bazı yerler sıkıştırılmış, bazı yerler "şu da düşünülmeli" diye açık bırakılmış.

Başlıktaki Nikomakhos'un kim olduğu kesin değil. En yaygın okuma Aristoteles'in oğlunu düşünüyor. Babasının adı da Nikomakhos olduğu için başlığın babaya gönderme yaptığını söyleyenler de var, metni oğlun düzenlediğini söyleyenler de. Yazılış tarihi konusunda uzlaşma yok. W. D. Ross gibi klasik okumalar kitabı Aristoteles'in Atina'daki son dönemine, yani M.Ö. 335 ile 322 arasına koyuyor.

Türkçe baskı olarak Kitapyurdu'nda Saffet Babür çevirisini gördüm: Bilgesu Yayıncılık, Ekim 2020, 240 sayfa. Başka çevirileri de var, hiçbirini yan yana koyup karşılaştırmadım. Bu yazıda bölüm ayrıntılarını kitabın kamu malı Ross çevirisini bölüm bölüm izleyerek kuruyorum, o yüzden numaralar Aristoteles'in kendi kitap ve bölüm sırasına göre; senin elindeki baskının sayfalarına göre değil.

Çıkış sorusu: her şey bir iyiyi hedefliyor

İlk cümle bütün kitabı taşıyor: her zanaat, her araştırma, her eylem bir iyiyi hedefliyor gibi görünüyor. Aristoteles hedeflerin birbirine bağlı olduğunu söylüyor. Dizgin yapımı binicilik için, binicilik savaş için. Zincirin bir yerde durması, kendisi için istediğimiz bir son olması gerekiyor. Ona "insan için iyi" diyor ve herkesin buna mutluluk, yani eudaimonia dediğini, ama ne olduğu konusunda ayrıldığını not ediyor.

Yöntemi de baştan açıklıyor: ahlak konusunda matematik kesinliği aramak yanlış, konunun elverdiği kesinlikle yetinmek eğitimli olmanın işareti. Kitabın tonunu bu uyarı belirliyor. Aristoteles kural yazmıyor, "çoğu durumda böyle" diyen bir harita çiziyor.

Birinci ve ikinci kitap: hedef ve alışkanlık

Birinci kitap önce yaşam biçimlerini eliyor. Haz yaşamına sürüye yakışır bir şey diyor, onur yaşamında onurun veren kişinin elinde olduğunu, paranın ise yalnızca bir araç olduğunu söylüyor. Üçüncü yaşam, düşünce yaşamı, henüz bekliyor. Sonra Platon'un tek bir İyi Formu fikrine saygılı ama net bir itiraz geliyor: "iyi" kelimesi çok anlamlı, tek bir ortak biçime indirgenemez ve indirgense bile günlük hayatta işe yaramaz.

Yedinci bölümde ünlü işlev argümanı var: insanın işi akla uygun ruh etkinliği, mutluluk da bunun erdemle, bütün bir ömür boyunca yapılması. Sonra dışsal iyiler ve talih tartışması geliyor. Solon'un "sonu görmeden kimseye mutlu deme" sözü üzerinde uzun duruyor; ölülerin, torunların kaderinin mutluluğa dokunup dokunmadığını soruyor. Cevabı temkinli: etkiler var ama hafif. Bu bölümün insanı en çok şaşırtan yanı Aristoteles'in mutluluğun bir kısmını talihe bıraktığını açıkça söylemesi. Eudaimonia yazısında bu kelimenin içine ayrıca girdim.

İkinci kitap karakterin nasıl kurulduğunu anlatıyor. Ahlaki erdem doğuştan gelmiyor, alışkanlıkla oluşuyor: inşa ederek inşaatçı olunuyor. Erdem bir his de değil, yetenek de değil, kalıcı bir durum, yani hexis. Bu bölümü hexis yazısında ayrıntılı işledim. Ortalama öğretisi de burada: cesaret korkaklıkla gözü karalık arasında, cömertlik savurganlıkla cimrilik arasında. Ortanın herkes için aynı yerde olmadığını, "bize göre" ortanın söz konusu olduğunu söylüyor. Ve bir sınır çiziyor: zina, hırsızlık, cinayet gibi bazı eylemlerin ortası yok, kendileri yanlış.

Dokuzuncu bölümde uygulama tavsiyesi var. Eğilimin hangi uca doğruysa ters yana yönelmeni öneriyor, eğri bir değneği düzeltir gibi. Öfkelenmek kolay, doğru kişiye, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru sebeple öfkelenmek zor.

Üçüncü ve dördüncü kitap: seçim ve tek tek erdemler

Üçüncü kitap sorumluluğun nerede başladığını arıyor. Zorlama altında ya da bilgisizlikle yapılan şey isteyerek yapılmış sayılmıyor. Seçim isteyerek yapılandan daha dar bir şey: tartışmak ancak elimizde olan şeyler üzerine olur ve amaçlar üzerine değil, araçlar üzerine tartışırız. Beşinci bölümde sert bir sonuç var: erdem de kötülük de bizim elimizde, çünkü karakter tek tek eylemlerin tekrarından çıkıyor. Tekrar tekrar haksızlık eden, kendini haksız biri yapıyor.

Ardından iki erdem işleniyor: cesaret ve ölçülülük. Cesaret için savaştaki asil ölümü örnek seçip sahte türlerini sayıyor: yurttaş askerin, deneyimlinin, tutkulunun, ümitvarın ve cahilin cesareti. Ölçülülükte dokunma ve tat duyularına bağlı hazlara bakıyor ve ilginç bir hüküm veriyor: aşırılık korkaklıktan daha fazla isteyerek yapılan bir şey, o yüzden daha ayıplanır.

Dördüncü kitap bir erdem kataloğu: cömertlik, büyük harcama, ruh büyüklüğü, onur konusundaki isimsiz orta, yumuşak huyluluk, dostça davranmak, doğruluk, nükte ve utanç. Kitabın en eskimiş bölümü bu bence, ama onu atlamak da yanlış olur, çünkü ortalama düşüncesinin mutfağı burası.

Beşinci ve altıncı kitap: adalet ve pratik akıl

Beşinci kitap adaleti işliyor. Adalet bir anlamda tam erdem, ama başkasına karşı olan tam erdem. Daha dar anlamıyla ise haklıya hakkını vermek. Dağıtıcı adalet payın liyakate göre verilmesi, düzeltici adalet ise hakimin zararı denkleştirmesi. Mübadelede paranın talebin temsilcisi olduğunu söylüyor. Doğal ve yasal adalet ayrımı da burada: biri her yerde aynı güçte, öbürü anlaşmayla değişiyor. Onuncu bölümdeki hakkaniyet fikrini ayrıca sevdim: yasa genelleme olduğu için aksayan yerde yasayı düzelten adalet.

Altıncı kitap akıl türlerini ayırıyor. Ruhun hakikate ulaştığı beş durum sayılıyor: zanaat, bilim, pratik akıl, felsefi bilgelik ve sezgisel akıl. Pratik akıl, yani phronesis, kendimiz ve bütün bir iyi yaşam için iyi tartışabilme gücü olarak tanımlanıyor. Gençlerin geometride usta olup pratik akılda çok nadir usta olmasının nedeni deneyim. On ikinci ve on üçüncü bölümlerde kitabın en önemli tezlerinden biri var: becerikli olmak, yani hedefe ulaşmayı bilmek, hedef kötüyse yalnızca "açıkgözlülük". Pratik akıl ahlaki erdem olmadan olmaz, ahlaki erdem de pratik akıl olmadan tam olmaz. Phronesis günlüğünde bu ayrımın hiçbir yöntemin tutmadığı bir günde bana ne söylediğini yazdım.

Yedinci kitap: bildiğini yapamamak, haz

Yedinci kitap akrasia'yı işliyor, yani biliyor ve yapmıyor halini. Sokrates böyle bir şeyin olamayacağını, bilen insanın yanlış yapmayacağını söylemişti. Aristoteles bunun gözlemlenen olgulara aykırı olduğunu söylüyor ve çözüm öneriyor: bilgiye sahip olmak ile onu o an kullanmak aynı şey değil. Uyuyan, sarhoş, deli birinin bilgisi gibi. Genel ilke elinde, ama bu somut durumda görünmüyor. Ayrıca zayıf düşenle (düşünüp eyleme geçemeyen) aceleciyi (hiç düşünmeyen) ayırıyor. Akrasia'yı sara hastalığına benzetiyor: aralıklı bir durum, kötülük ise kalıcı. Kendini tutamayan pişman olur, bu yüzden düzelebilir. Akrasia yazısında DEHB'de en çok duyulan "biliyorum ama yapamıyorum" cümlesinin bu tartışmayla nasıl örtüştüğünü yazdım.

On birinci bölümden sonra kitap hazza dönüyor ve ona bakışı şaşırtıcı biçimde yumuşak. Haz kötüdür diyenleri tek tek cevaplıyor, hazzı engellenmemiş etkinlik olarak yeniden tanımlıyor ve yedinci kitabı dostluğa kapı açarak bitiriyor.

Sekizinci ve dokuzuncu kitap: dostluk

Kitabın en sıcak yeri burası. Sekizinci kitap, başka bütün iyilere sahip olsa bile dostsuz yaşamayı kimsenin seçmeyeceğini söyleyerek açılıyor. Sonra dostluğu üçe ayırıyor: fayda, haz ve erdem üzerine kurulu. İlk ikisi neden bittiğinde bitiyor. Üçüncüsü kalıcı, ama zaman istiyor: birlikte tuz yememiş iki kişi birbirini tanımış sayılmaz. Yetkin dostlukta çok insan olmaz. Siyasal düzenlere ve aile ilişkilerine de bakıyor: baba-oğul, karı-koca, yönetici-yönetilen arasındaki dostluk eşit olmadığı için sevginin liyakatle orantılı olması gerekiyor. Tiranlıkta dostluk neredeyse yok, çünkü adalet yok.

Dokuzuncu kitap ince ayrıntılara iniyor. Eşit olmayan dostlukta karşılıklı denkleştirme, dostluğun nasıl biteceği, iyi insanın kendisiyle uyumu ("dost başka bir benliktir"), iyi niyetin "eyleme geçmemiş dostluk" olması, minnet alanın değil iyilik yapanın daha çok sevmesi. Sekizinci bölümde iyi insanın kendini sevmesinin savunulması dikkat çekici: asıl bencilliğin servet ve onur kapmak olduğunu, iyi insanın ise soylu olandan payını artırmak için bunlardan vazgeçebileceğini söylüyor. Dokuzuncu bölüm mutlu insanın da dosta ihtiyacı olduğunu savunuyor, onuncuda dost sayısına sınır koyuyor, on birinci ve on ikincide dostların kötü ve iyi günlerdeki yerini ve birlikte yaşamanın dostluğun özü olduğunu işliyor. Philia günlüğünde bunu kendi hayatıma çevirmeye çalıştım.

Onuncu kitap: haz, düşünce, yasalar

Son kitap önce hazza dönüyor. Eudoksos'un hazzın iyi olduğu savını tartıyor: haz seçilmeye değer ama başka iyilere eklendiğinde yalnızca bir iyi olduğunu gösteriyor. Hazzı hareket sanan görüşe karşı, hazzın her anda tamam olduğunu söylüyor ve etkinliği "gençliğin çiçeği gibi" tamamlayan bir son diye anlatıyor.

Altıncı bölümde mutluluğun bir durum değil etkinlik olduğunu, eğlencede aranmaması gerektiğini söylüyor. Yedinci ve sekizinci bölüm kitabın şaşırtan tepesi: en yüksek mutluluk aklın, yani insandaki en iyi parçanın seyir etkinliği, theoria. Siyasal ve ahlaki hayat ikincil, ona göre daha çok dışsal iyilere muhtaç bir mutluluk. Tanrıların da seyirle uğraştığını söylüyor. Dokuzuncu bölüm kitabı yasa koymaya bağlıyor: erdemi bilmek yetmez, yaşamak gerekir; çoğu insanı sözle değil alışkanlık ve yasa iyileştirir. Aristoteles sonunda "bunu bizim incelememiz belki en iyisi" deyip siyasete geçiyor.

En güçlü yanları

Birincisi, karakteri eylemlerin birikimi olarak kurması. Kim olduğunu soran bir kitap, yaptığına bak diyor. Bu fikir iki bin üç yüz yıl sonra da çalışıyor.

İkincisi, ahlakı kural listesi yapmaması. Yöntem bölümlerinde ve altıncı kitapta kural yetmediği yerde algının devreye girdiğini söylüyor. Bu bana DEHB'de yöntem yığmanın tavanını anlatıyor gibi geliyor. Elbette Aristoteles'in DEHB'den haberi yok ve bunu bir kanıt gibi okumuyorum; bir okuma biçimi olarak çok verimli buluyorum. Karakter kurma fikrini alışkanlık kurma yazısında pratik tarafından işledim.

Üçüncüsü, dostluğa iki koca kitap ayırması. Bir etik kitabının beşte biri dostluksa, o kitabın "iyi yaşam" dediği şey yalnız başına olmayan bir şey.

Zayıf yanları ve eleştiriler

Kitap bir ders notu. Bazı bölümler kısa, bazıları dağınık ve yer yer tekrar ediyor. Beşinci, altıncı ve yedinci kitaplar Eudemos Etiği'yle ortak ve bunun nedeni tartışmalı: kayıp kitapların yerine konulmuş olabilir ya da bir editör iki metni de biçimlendirmiş olabilir.

Kapsam dar. Kitabın erdemli insanı boş zamanı ve parası olan özgür erkek yurttaş. Birinci kitapta mutlu olmak için dışsal iyiler gerektiğini açıkça söylüyor, sekizinci kitapta karı-koca ve yönetici-yönetilen hiyerarşilerini doğal veri olarak alıyor. Dördüncü kitaptaki ruh büyüklüğü, yani kendi büyük onuruna hakkı olduğunu bilmek, bence en yabancı geleneksel kısım. Yorumcular bunun Atinalı beyefendinin değerlerinden mi ibaret olduğunu, yoksa genel bir sonuca mı varıldığını tartışıyor.

Ayrıca işlev argümanı tartışmalı. İnsanın tek bir işlevi olduğu varsayımı zorlama bulunuyor, türün işlevinden bireyin iyisine geçiş de.

Asıl büyük gerilim birinci ile onuncu kitap arasında. Birinci kitap mutluluğu erdeme uygun etkinlik olarak kuruyor ve erdemler birden fazlaysa en yetkin olanından söz ediyor. Onuncu kitap bu en yetkin erdemi seyir olarak adlandırıyor. Bu iki kitabın nasıl uzlaştırılacağı konusunda yorumcular ayrılıyor. Ben ikisinin tam oturduğunu düşünmüyorum ve Aristoteles'in bunu kendi de görmüş olabileceğini düşünüyorum, çünkü onuncu kitapta ahlaki hayata "ikincil mutluluk" diyor.

Kime, kime değil

Kendi hayatına "iyi yaşıyor muyum" sorusunu sormaktan yorulmamış herkese. Özellikle bir yöntem tutmadığında neden tutmadığını bilmek isteyenlere. Felsefeye ilk giriş için de yanlış bir kapı değil, ama bir şartla: bütün kitabı sırayla okumak zorunda değilsin. Birinci, ikinci, altıncı, sekizinci ve dokuzuncu kitapla başlamak yeter.

Kime göre değil? Ahlak kuralları listesi arayana. Kitap sana ne yapman gerektiğini söylemiyor, nasıl bir insan olursan nasıl bir yaşamın çıkacağını söylüyor. Ayrıca hızlı hazır bir cevap isteyen biri için de sabır isteyen bir okuma.

Rafın içindeki yeri

Sitedeki felsefe rafının merkezinde duruyor. Sisifos Söyleni anlamın verilmediğini kabul edip devam etmekle ilgili, bu kitap ise anlamın yapılanda arandığını söylüyor. İkisini art arda okumak gerilimli ve verimli bir sıra. İnsanın Anlam Arayışı ise aynı soruya sınır koşullarında cevap veriyor. Günlükte Eudaimonia, Philia, Akrasia ve Phronesis yazıları bu kitabın içinden çıktı.

Kapanış

Bence bu kitabın bugüne verdiği en dürüst şey, iyi yaşamın bir ruh hali olmadığını söylemesi. Mutlu hissetmediğim günde de iyi yaşıyor olabilirim, ama bunun için o gün neyi tekrar ettiğime bakmam gerekiyor. Aristoteles rahatlatmıyor, sorumluluğu geri veriyor.