31.10.2026 Günlük LXI Mono no aware: ekim biterken
Japonca bir söz: geçip gittiği için güzel olan şeylerin verdiği hafif hüzün. Ekimin son günü, kiraz çiçekleri ve bir ayı kapatmak.
Bu yazıda 7 bölüm var
31.10.2026 Günlük Sayfa LXI
Her şey geçiyor. Bu hem kötü haberin hem iyi haberin kendisi.
Cumartesi. Ekimin son günü.
Bu ay otuz bir sayfa yazdım, hepsi bir kelimenin çevresinde. Yunanca, Latince, bir kere de kendi şirketimin adı. Bugün son kelimeyi başka bir uçtan aldım.
Mono no aware
Mono no aware Japonca bir söz. Çevirmesi zor. Mono, şeyler. Aware ise aslında bir iç çekişe, bir "ah" ünlemine yakın. Yani şeylerin ahı. Geçip gittikleri için bize dokunmaları.
Sözü bir kavram olarak öne çıkaran kişi on sekizinci yüzyılda yaşamış bir bilgin, Motoori Norinaga. Genji'nin Hikayesi'ni okurken, o kitabın asıl kalbinin ahlak dersi değil, bu duyarlılık olduğunu savunuyor. Bin yıllık bir romanı bir ah sözcüğüyle okuyor.
En sık verilen örnek kiraz çiçeği. Çok kısa açar, sonra dökülür. Kiraz ağacı yıl boyu çiçekli kalsaydı bu kadar insan altında toplanır mıydı? Çiçeğin güzelliği ile gidişi aynı şey.
Kenko on dördüncü yüzyılda yazdığı Tsurezuregusa'da aşağı yukarı şunu söylüyor: insan hiç solmasaydı, dünya bize hiçbir şey hissettirmezdi, hayatın en değerli yanı belirsizliği. Bugün bu cümleyle oturuyorum.
Ekim
Ekim benim için ağır bir aydı. İkinci yaşını gördü şirketim, bir canı uğurladık, altmıştan fazla sayfa birikti.
Ayın başında entelekheia ile başlamıştım: bir şeyin kendi içinde taşıdığı olma gücü. Bitmeye yakın anladığım şey şu: bir şeyin kendi olması da zamana bağlı ve zaman geçince o da geçiyor. Hexis'i yazarken alışkanlığın kalıcılığını anlatıyordum. Bugün hiçbir şeyin kalıcı olmadığını yazıyorum. Çelişki değil. Kalıcı olmayan bir şeyi kurmaya çalışmak, insanın yaptığı en güzel işlerden biri.
Tutmaya çalışmak
DEHB'li biri olarak geçen zamanla iki türlü kavgam var.
Biri, geçtiğini fark etmemek. Eylül ne ara bitti, ekim nereye gitti. Zoe ve bios sayfasında bunu yazmıştım.
Öbürü, fark edince tutmaya çalışmak. Her şeyi kaydetmek, hiçbir açık sekmeyi kapatmamak, kitabı bitirmemek, çünkü bitince gidecek. Elimdeki şeyin geçip gideceğini hissettiğim an panikle yapışıyorum. Bu da hayattan keyif almanın bir başka engeli.
Mono no aware ikisinin ortasında bir yer gösteriyor sanki. Geçtiğini fark ediyorsun ve tutmuyorsun. Bakıyorsun. Küçük bir ah. Sonra çayını içiyorsun.
Hüzün mü neşe mi
Bu hafta neşeyi aradım, hayatı aradım, dostluğu aradım. Sonunda elimde kalan şey üçünün de aynı kaynağa bağlı olduğu.
Neşe geçicidir, bu yüzden neşedir. Dostluk bir gün biter, biri önce gider. Bu yüzden bir sofrada birlikte oturmak o kadar değerlidir. Hayat, sonu olduğu için bir hikayedir. Sonu olmasaydı bios olmazdı, zoe akar giderdi.
Amor fati yazısında kaderi sevmekten söz etmiştim. Eylüldeki halim bunu biraz dişlerini sıkarak yazıyordu. Bugünkü hali daha yumuşak. Sevmek zorunda değilim belki. Yalnızca bakabilmek, ah diyebilmek yetiyor.
Pofik'e, bir kere daha
Bugün onuncu gün. Bu kelime sayesinde yeni bir şey söyleyebiliyorum. Yas hep bitmesi gereken bir şey gibi anlatılıyor. Oysa belki de yas, sevdiğin şeyin geçip gidici olduğunu sonunda kabul etmenin uzun bir ah sesi.
Evdeki sessizlik azalmadı. Ama ona bakabiliyorum.
Kavramın yanına bir parça
Ryuichi Sakamoto: Andata.
2017'de çıkan async albümünde. Sakamoto bu albümü, hastalığının ardından yaptı. Parça, orga benzeyen yavaş akorlarla ilerliyor, sonunda gürültü gibi bir sese karışıyor. Adı İtalyancada gidiş demek. Sakamoto 2023'te öldü.
Bir insanın gidişi düşünürken yaptığı müzik. Bu ayı bununla kapatıyorum.
Yarına
Yarın kasım. Yeni bir ay, yeni bir defter yaprağı. Kelimeyi seçmedim, acelem yok. Ağaçlar da acele etmiyor.
Yeni yazılardan haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.